İnsan, kendilik değerini dışarıdan almaya çalışır. Sonra hayatı boyunca bunu telafi edecek aynaları arar. Ve fakat olgunlaşma dediğimiz şey, aynalara ihtiyaç duymamak değil aynalar kırıldığında da kendilik bütünlüğünü koruyabilmektir. ✍🏻
Terapötik hedef, kişiye “Artık koşma!”demek değildir. Amaç, kişinin ilk kez güvenilir bir kendilik nesnesi ilişkisi içinde şunu deneyimlemesidir: “Koşmadan da ayakta kalabiliyorum.”
İşte o zaman koşmak bir zorunluluk olmaktan çıkar ve bir seçeneğe dönüşür.
‘Bazen düşmemek için koşmak gerekir’ cümlesi, Kohut’un kendilik psikolojisi açısından oldukça güçlü bir metafor.
Kohut’a göre insan, her zaman ‘iyi hissetmek’ için değil kendiliğin dağılmasını önlemek için de hareket eder. Bu nedenle koşmak, her zaman büyümeye ya da başarıya yönelik bir eylem değil, bazen psikolojik bütünlüğü korumaya yönelik zorunlu bir savunmadır.
Görülmeyen Kendilik üzerine ✍🏻
Travma odaklı çalışan bir terapist olarak çoğu zaman şahit olduğum en önemli nokta: “olan şey” değil, “olmayan şey”dir.
Bazen ‘fark edilmeyen çaba’, bazen ‘söylenmeyen bir aferin’, bazen ‘verilmeyen temas’ ve bazen de ‘adı konmayan bir duygu’.
“Bu büyülü bir dünya, Hobbes, ahbap… Haydi keşfe çıkalım!”
-Bill Watterson-
(31 Aralık 1995’te yayınlanan Calvin and Hobbes çizgi romanının en son satırı)
Kendi gerçekliğimizi yaratmak üzerine ✍🏻
“Aklın kendine ait bir yeri vardır ve akıl, kendi içinde cehennemi cennete, cenneti de cehenneme çevirebilir.”
(Milton, 2007, s.76)
İyi hissetme ve kötü hissetmeme arasında gidip gelen böyle bir yaşam, tüm diğer olası değerli etkinlikleri dışlayarak çok daha fazla acıya sebep olabilir (Chawla ve Ostafin, 2007).
Değerli bir yaşam üzerine ✍🏻
“İyi yaşam, bir süreçtir, var olma durumu değil… İyi yaşamı oluşturan yön, herhangi bir tarafa hareket etmek için psikolojik özgürlüğün etkisiyle bütün organizma tarafından seçilen yöndür.”
-Carl Rogers (1961, s.186-187)
İnsan tıpkı bir elma gibi, bozulma eğilimindedir. İnsan, zamanla fiziksel ve zihinsel olarak dağılır. Ve elmadan farklı olarak insan için işin özü, değişebilmek,
dönüşebilmektir aslında.
Şu meşhur Batman’in Kara Şövalye filminde, Joker karakteri kaosu şu sözüyle ifade ediyor: “Ya iyi olarak ölürsün ya da kötüye dönüşecek kadar uzun yaşarsın.”
-Entropi Yasası-
İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi.
-Annemin Uyurgezer Geceleri, Ayfer Tunç, sf. 158.-
Mesleki hayatımda belki de ilk kez bu kadar çok sosyolojik olguların terapi odasına sızdığına şahitlik ediyorum. Ekonomik belirsizlik, politik kutuplaşma, toplumsal travmalar ve afetler gibi, toplumsal gerilimler yükseldikçe, bunların terapi sürecini etkilemesi de kaçınılmaz oluyor. Aynı tarihsel süreci deneyimleyen ben ve terapist meslektaşlarım ise klinik refleksiyonumuza yeni bir boyut kazandırmanın deneyimini yaşıyoruz. Çünkü ne de olsa hepimiz aynı gemideyiz.
-Bir terapistin not defterinden ✍🏻-