KAMUOYUNA DUYURU
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Kamuoyuna…
2009 yılında Chp grup başkanı iken tvlerde yapmış olduğunuz, belgeye dayalı ve Akp’li rakiplerinizi adeta terlettiğiniz,istifaya zorladığınız ve iktidarın yolsuzluklarını yüzlerine vuran, sakin, kendinden emin, dürüst tavrınızla,muhalif kitlelere umut olduğunuz duruşunuzla sevmiştik sizi…
Hayatı boyunca halkının sorunlarına yakın duyarlı,ihtiyaç duyulan her emek, barış, demokrasi ve özgürlük eksenli eylemlilik ve platformlarda bulunmuş, bu çizgide şarkılar da bestelemiş, sol değerlere sahip bir sanatçı olarak ,beni de heyecanlandırdınız ve harekete geçirdiniz…
Duyduğum duyarlı sanatçı sorumluluğu sabaha karşı 4 de bana Kılıçdaroğlu marşını besteletti…Siyasi partilerde seçim şarkısı algısını değiştiren ve kaliteyi artıran sıfır (yeni) beste geleneğini başlatan bu şarkıyı o günkü şartlarda yapmış olmaktan pişman değilim…Elimi duyduğum aydın sorumluluğuyla, ülkem, partim ve halkım için taşın altına koymam gerekirse,her zaman koydum, yine koyarım..
Fakat gelinen şu noktada 13 seçim yenilgisi, yapılan siyasi hatalar, artık nedense yapılmayan düellolar, ortaya çıkmayan belgeler, başarısızlıklarınız nedeniyle milyonlarca sol, sosyal demokrat, laik, Atatürk’çü ve cumhuriyetçi kitleleri tekrardan umutsuzluğa ve karamsarlığa sürüklediniz…Bu da haklı olarak yapılan seçimli kurultayda genç, çalışkan ve tekrardan umut vadeden, genel başkan adayı sn.Özgür Özel ve cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’na karşı parti içi iktidarı demokratik yollarla kaybetmenize sebep oldu ve parti adeta tarihi olarak şahlandı ve ilk seçimde 1. Parti oldu…
Benim sizden beklediğim ,eski bir genel başkan olarak partinizin başarısı için, bu genç ve başarılı kadroyu tebrik etmek,ellerini sıkmak ve kutlamaktı…Gerektiğinde diğer eski genel başkanlar gibi yanlarında durarak desteklemenizdi…Fakat sizin geldiğiniz nokta adına maalesef üzüntü duyuyorum…Türkiye https://t.co/NRxxvtOEQL olmuş iktidara yürüyen partiye iktidarın ve üst akılların kurduğu onlarca tuzağın üstüne, en büyük çelmeyi taktınız butlan kararına uyarak…Pir Sultan’ın dediği gibi, ille dostun bir tek gülü yareler beni…Olmadı sayın Kılıçdaroğlu, yakışmadı…Sizi alkışlayanlar emin olun tarihi bir yanılgının içindeler ve bu yaptığınız unutulmayacak…Bu saiklerle partiye yaptığım bir çok şarkımın içinde ,adınızın geçtiği şarkılarımın sizin ve meşru bulmadığım yönetiminiz tarafından kullanılmamasını ve dijital platformlarınızdan da kaldırılmasını istiyorum…
Yeter bu ülkeye kıymayın efendiler!…
Şarkılarımın kullanımına devam edilmesi halinde yasal yollara başvuracağımı da tarafınıza bildiririm…
Saygılarımla…
ONUR AKIN… @eczozgurozel #chp @ekrem_imamoglu@dk_imamoglu@ailedayanismagi@CHP_istanbulil@CBAdayOfisi@ozgurcelikchp@gunaydingokhan@alimahir @gokanzeybekCHP @veliagbaba @muratemirchp @mansuryavas06@VahapSecer@arasahmetmugla@filizceritoglu@avfilizgencan@besimecz
@oguzksalici@SaniyeYurdakuls Partinize polis baskını yaptıranlara söyleyecek iki çift lafınız hiç mi yok? Dönem denge siyaseti dönemi değildir oğuz bey. umarım sözünü dinlediğiniz bir danışman bunları söyler size.
“Türkiye’nin ihtiyacı korku değil, güven.”
Yaşadıklarımızı, hukuk görüntüsü altında işleyen sürecin nasıl bir siyasal kurguya dönüştüğünü, bu ülkenin ortak geleceğini nasıl kuracağımızı ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl bir Türkiye hayal ettiğimi anlattım.
Bugün yaşananları dosyalarla değil, nasıl bir siyaset kurmak istediğimizle okumak gerekiyor.
Sözün tamamı burada ✍🏻
vakti anaları babaları evlerinden alınırken ve en mahrem alanları tanımadığı insanlar tarafından aranırken oluyor. Bir ağacın dalında iki meyve. Biri acı biri tatlı. Bu kentin sokaklarında o çocukların başını okşayan başkana selam olsun. @REmrahSahann
Küçükken arkadaşlarımızın bir kısmı yazlığa, tatile veya köyüne giderdi. Biz ise yaz kış evimizin sokağındaydık. Şişli’de bizim sokak o kalan çocukların yazlığı köyü tatiliydi. Belki de devlt babayla ilk tanışmalarıydı. Kimi çocukların devlet ilk karşılaşması şafak @REmrahSahann
“Bu ülkenin hikâyesi yeniden kurulacak. Buna bütün kalbimle inanıyorum.”
O gün kürsüde tutukluluğumun ötesine geçip, bu ülkenin nasıl bir geleceğe ihtiyacı olduğunu anlattım.
İçinden geçtiğimiz siyasal, hukuki ve ahlaki krizlerin reçetesi olacak siyasi kültür değişiminin çerçevesini çizmeye çalıştım.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, kazanımlarımızdan geri adım atmayacağımızı, hep ileriye baktığımızı, bunu yapacak donanımda olduğumuzu…
Savunmama dair yazdıklarımı okumanızı dilerim.
Trafikte çakarlı bir araca yol vermeyen sürücü, bu nedenle ceza yemesi üzerine isyan etti:
“Kim oldukları belli değil, yol vermedim diye plakamı çekip ceza yazdılar. Kafana göre nasıl ceza yazıyorsun? Sana bu yetkiyi kim verdi?”
Bugün Dünya İnsan Hakları Günü…
“Bütün insanların özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğduğu”nu hatırlamamız gereken o gün.
Ve ben, insanın haksız yere özgürlüğünün elinden alınmasının ne demek olduğunu yaşayarak öğrendiğim bu günlerde, duvarları aşıp sizlere umut olacak bir hikâye ulaştırabilmenin mutluluğunu yaşıyorum.
Görevdeyken, Şişli ile kardeş ilçemiz olan Berlin / Charlottenburg-Wilmersdorf belediyesi ortak kaderinden doğan bir hikâye keşfetmiştik. Bu hikâyeyi anlatacak belgeselin ilk adımlarını birlikte atmıştık:
“Kader Ortağı”…
Bu kader; yüz yıl önce siyasi baskılardan kaçıp İstanbul’da üretme zemini bulan Alman akademisyenlerin, bugün benzer sebeplerle Türkiye’den Berlin’e göç eden bilim insanlarıyla kesişen ortak yolculuğuydu.
Çekimler devam ederken, yol arkadaşlarımla birlikte hukuksuzca tutuklandım. O günden beri, siyasi baskılardan kaçmak zorunda kalan bilim insanlarını; ülkemizden giden parlak zihinleri daha çok düşünmeye başladım.
Bir de içimde bir hüzün vardı. Bu projenin de, tıpkı güzel yurduma dair ideallerim, hayallerim ve çalışmalarım gibi yarım kaldığını; bir gün mutlaka tamamlanmak üzere, kısa bir süreliğine rafa kaldırıldığını düşündüm.
Fakat yanılmışım. 🌱
Benim ulaşamadığım yerlere dayanışma ulaştı.
Benim devam edemediğim yerden emek devam etti.
İnsanlar, kentler, dostlar… Bu hikâyeyi sahiplendiler ve tamamladılar.
Bugün demir kapıların ardında olsam da, yüzyıllık bir kader döngüsünden çıkışa her zamankinden daha yakın olduğumuzu hissediyorum.
İnsan haklarının, adalet arayışının ve dayanışmanın sesinin hiçbir zaman susturulamayacağını görüyorum.
“Kader Ortağı”nı sizlerle paylaşırken, bu çalışmanın hem geçmişten, hem bugünün yaralarından, hem de yarına dair umudumuzdan beslendiğini bilmenizi isterim.
Kimse unutmasın; herkes kendine tekrar tekrar hatırlatsın:
“Bir şenlik havasında kalkar bu ülke ayağa, bir şenlik havasında…”✨
Belgeseli izlemek için: https://t.co/Skbz3XWQ2s
Bulutlar ve Tatlış Maviş
Kızım, Deren’im büyüyor.
Her hafta okuldan 1-2 saat kaçırıp geldiğinde daha büyümüş, daha akıllı konuşan ve daha da güzelleşmiş bir evlat.
Buraya geldiğimde beş yaşındaydı, oldu altı.
Önceleri anlamadı.
“İş, çalışma, bak herkes burada babacığım” numaralarına kanmış gibi dursa da artık yaşadığımızı bir çerçevede anladı. En yakın arkadaşlarından biri, üç yaşından bu yana Tayfun’dan ayrı olan Vera olunca gerçekliği daha bir hızlı duyuyor tabii…
Hâl böyle olunca yaşadığımızı birbirimize anlatacak başka bir yol bulduk. Kızımın da troll damarı hiç fena değildir. Karşılıklı vurduk bu koca yalanı bir oyuna.
Her gün bir bulut seçiyorum ona, şeklini hayal ettiğim, bazen de gerçekten
gördüğüm…
Ona yolluyorum, içini hikayeler dileklerle doldurup… O da bana her gün yolluyor seçtiği bir bulutu.
Bir de tatlış mavişimiz var. Buradaki serçelerin en haylazı, en oyuncusu.
O da her sabah benim avlumdan yemini yiyip kızımın yanına gidiyor. Ya okul
bahçesinde ya da okul çıkışında, belki evin balkonunda yakalıyor Deren’imi.
O da ben de her gün bir serçe ve bir bulutla sarılıyoruz birbirimize. Ortada ne kuş var ne de bulut... Ama biz kızımla her gün tekrar tekrar, çok eğleniyoruz.
Sorsanız Deren de ben de Tatlış Maviş’in maceraları ile ilgili neler neler anlatırız...
Bulutlara ise hiç girmeyin.
En son at şeklinde bir bulut yolladı kızım bana, binip gezeyim diye. Ben de ona içi
kahramanlarla dolu bir tramvay vagonu bulutu yolladım…
Şimdi bu hikaye sadece beni evladımdan ayırmak değil - ki zaten buna kimsenin
gücü yetmez.
Ben esen rüzgarla, bulutlarla, kuşlarla, yağan yağmurla sarılırım sevdiğime.
Biz bir kuşun haylazlığında, bazen engin bulutların şekillerinde milletle ortak
hikayemizi yazarak ve en “gerçek” geleceği anlatarak, mücadeleyle çıkarız bu dört duvardan…
Çünkü biz zaten özgürüz.
Tam 24 yıllık arkadaşlık.
Ömrümüzün yarısından fazlasını birlikte geçirdiğimiz üç samimi arkadaş. Yolculuğumuz Silivri’de kesişti. @akgungurkan, @tayfun_kahraman ve ben. Tabi ki tesadüf değil. Bazen avukat görüşlerinde görüyorum uzaktan. Konuşmaya gerek kalmıyor bile.
Tayfun üst dönemdi. Ama hep bizle takılırdı. Ben Ankara'nın bozkırından, Gürkan Sürmene’nin bağından Mimar Sinan’ın rıhtımına, o güzel boğaz kokan okula gelmiştik. İnsan 7’sinde neyse 70’inde de o misali o yıllardan bugünlere izlerimiz, anılarımız var inanın. Rıhtımda daha 1. Sınıfta Tayfun’un bize rektör seçimlerini anlatmasını ve bizim ona “Abi daha 1. sınıfız rektör seçimi falan gündeme giremedik.” diye geyik yapmamız. Gürkan’ın her koşuldaki engin sakinliği ve dinginliği. Atölye çalışmalarındaki teslime son 4 saat kala bir grubun yükünü alan Arap atı performansı. Unutulur gibi değil… Benim de sanat, bienal ve modern sanat iştahım, hevesim ama arkadaşlarımın akran zorbalığı ve dalgalarıyla bir türlü cesaret edemeyişim… Karton çay bardaklarını rıhtımdaki banka dizip “Emrah gel gel bienal var burda!” diyen bir arkadaş grubunuz varsa hele.
Ve o 24 sene; hayatı ciddiye alma, dalgaya vurma, bu dostlukla yaşlanarak birlikte sürmüşse; Silivri’de yan yana olmamız inanın tesadüf değil.
O değil de Gürkan’a çarpan serçeyi hiç ama hiç unutmayacağım. Rıhtımda boğazın, İstanbul’un keyfini çıkaran Trabzon’un has evladına İstanbul ilk “Merhaba”sını bir serçeyle yapmıştı.
Tayfun o kadar içselleştirmişti ki hoca olmayı, bazen atölye derslerine gelir paftalara yorum yapardı. Sanırsın bir hoca. Sonunda da oldu zaten. Aralarında en kötü ve acımasız senaryolarda şakaları yapan hep ben oldum ama. Gitar çalan güzel bir dostumuza yaptığım “Deep Purple alt grubu seçildiniz otel lobisine gitarla gelin.” şakasından sonra gelen yoğun arkadaş tepkisi sebebiyle durmuştum.
Bizim için hayat hem çok ciddi hem de çok dalga geçilecek bir işti hep. En ciddi konuda bile birden bandı sarabilirdik. Çünkü hepimizin derdi ve hepimizin buluştuğu zeminler aynıydı.
Tüm bunların yanında İstanbul’da planlama okumak ciddi bir işti. Tayfun, meslek odası mücadelesinde; Gürkan, İstanbul’un dönüşüm mahallelerinde halk toplantılarında doğruyu anlatmak, o kentin gerçek sahiplerinin barınma hakkının yanında mücadele etmek için geziyorlardı İstanbul’u. Ben daha çok Roman mahalleleri ama en çok Sulukule için mücadele peşindeydim. Ev ev gezip, rahmetli İmam Asım Amca ile birlikte Sulukule bugünkü gibi olmasın diye mücadele ediyordum. Hiç bitmedi bu halimiz. Cebindeki son akbille mahalle toplantılarına giden bu üç plancıdan bir Meslek Odası Başkanı bürokrat, bir İBB Genel Sekreter Yardımcısı, bir Belediye Başkanı çıktı.
Kariyerimiz hiç öyle CEO, CFO kademeleri gibi yıldızlı olmadı inanın. Öğrenciliğimizde tozlu kafelerde değişimli vestiyerlik de yaptık, afiş de astık, işsiz de kaldık. Ama derdimiz hep aynıydı. Aynı şeylere gülerken aynı şeylerle dertlendik. Bu kentin eşitsizliği, adaletsizliği ve planlama ile bunlara karşı yapacağımız mücadeleyle yeni sözü kurma çabasıydı bizimki…
Son üç sene Tayfun’a Silivri’de görüşçü olduk Gürkan ile. Ve son 8 aydır yan yanayız.
Şimdi siz 24 yılı böyle geçirmiş, harcı sağlam bu zemini yıkabilir misiniz?
Bu resimdeki kişi, Soma’da 301 madencinin cesetleri soğumadan madenci yakınlarını tekmeleyen Yusuf Yerkel’dir. Önceki gün @TFF_Org tarafından @UEFAcom Hat Trick Komitesi’ne seçildi.
Eğer, bu tür hadiselerin yaşanmasını istemiyorsanız, mazlumun hakkı yerde kalmasın diyorsanız, lütfen @UEFAcom@UEFA@EuropaLeague@ChampionsLeague ve @tff ve diğer spor otoritelerini ekleyerek tepki gösteriniz. Lütfen RT yapınız, sesiniz duyulsun.