NATO toplantısı öncesinde apar topar kapatılan sosyal medya hesaplarımıza bir yenisi daha eklendi.
Kardeşlerimizi, sosyal medya ambargosuna rağmen yine, yeniden ve bir kez daha yeni hesabımızı takip etmeye davet ediyoruz.
#DijitalKelepçeyeHayır
Allah Resulü’ne hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklanan Leman Dergisi çalışanlarının tamamı tahliye edilmişti. Onlara tepki gösterenlerse ağır cezada yargılanıyor.
Beşerî sistemin adaleti budur: Allah’ın ve Resulü’nün hukukunu değil, kendi kutsallarını korur.
🔻Peygamberimizi (s.a.v.) hakaret içerikli şekilde karikatürize eden Leman dergisi hakkında 30 Haziran 2025’te düzenlenen protestolarda konuşma yapan Büyük Doğu Akıncıları İstanbul İl Başkanı Alper Kaan Aykut hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla dava açıldı.
🔻Aykut, 23 Haziran Salı günü (yarın) Çağlayan Adliyesi’nde ağır ceza mahkemesinde hâkim karşısına çıkacak.
Narin davasında bir babanın acısı nasıl kurgulanmış bir iftiraya dönüştü?
"Biz beraat değil, davanın tüm Türkiye'nin gözü önünde yeniden açılmasını istiyoruz!" diyen ailenin sesini kim, neden kısmaya çalışıyor?
Karakol kameralarından medyaya uzanan karanlık el kimin?
Kökü bozuk olanın meyvesi de bozuk olur; sen ve dayandığın kök her zaman böyleydiniz. Şirki, bidati, fuhuşu ve münkeri yasallaştıran, bunlara ruhsat veren, kâfirleri dost edinip İslam beldelerini kafirlere peşkeş çeken tağutlara ve onların destekçilerine mazeret üretip onlara hüsnü zan besleyen sizler; sıra ehl-i tevhide gelince suizan ve insafsızlıkta sınır tanımıyorsunuz!
Tağutları savunmak için çarpıttığınız o hadisle size soralım:
Kalplerini mi yardınız da niyetlerini analiz edebildiniz? Yoksa sizin dininizde; şirke, bidate, fuhşa ve münker ehli tağutlara hüsnü zan, ehl-i tevhide ise suizan beslemek mi esastır?
ADALET Mİ MASLAHAT MI?
İnsanları "müşrik/kâfir" diye tekfir edip sonra vitrin oluşturmak istediklerinde aynı kişilere "mazlum" diyerek kucak açmaları, inançla değil stratejiyle ilgilidir.
Mesele mazlumun hakkını savunmak değil, o kişiyi ve çevresini "bakın biz ne kadar adiliz" diyerek kendi mahallelerine devşirme çabasıdır. Bir yandan sistemi taşlamak için mağduriyeti malzeme yapar, diğer yandan "size de kapımız açık" mesajı vererek zemin yoklarlar.
Trajikomik olan ise; bu kişinin zaten şirke bulaştığını yıllardır bildikleri halde, hapisten çıkıp yine kendi çizgisinde hareket ettiğini görünce "yazıklar olsun" diye şaşırma numarası yapmalarıdır. Sanki adamın itikadını yeni öğrenmişler gibi tepki vermeleri, sadece kendi kurdukları "kazanma planı" suya düştüğü için duyulan bir öfkedir.
İslami duruş; "kazanılacak kitle" hesabına veya "sisteme malzeme" arayışına kurban edilemeyecek kadar kıymetlidir.
İnsanları kullanıp, işinize gelmediğinde "yeni sapıtmış" gibi davranmak samimiyet değil, sadece manipülasyondur.
Bizim için adalet, insanların rızasını kazanmak için değil, Allah’ın rızasını kaybetmeme sorumluluğudur.
Algı ve saptırmalarla bir aileyi dipsiz kuyuya itmek tam anlamıyla fecaattir!
Adaleti ayakta tutma vazifesinin yüklenmiş olduğu İslami camialar ve vicdan sahipleri bu sese kulak tıkarsa vebal hepimizin olur.
Hep birlikte ailenin sesine ses olmalıyız!
Bir baba düşünün; evladı katledilmiş, eşi, kardeşi ve oğlu ise aynı cinayetle suçlanarak cezalandırılmış. Yetmemiş; eşinin namusuna, öz kardeşiyle ilişkilendirilecek kadar ağır ve mesnetsiz iftiralar atılmış. Yetmemiş; tüm aile, akıl almaz ithamlarla vahşi, gizemli ve suç ortağı bir yapı gibi kamuoyuna sunulmuş. Jandarma, basın ve yargı eliyle deliller karartılmış, gerekli incelemeler askıya alınmış ve aile mahkûm edilerek dosya alelacele kapatılmış.
Peki, bu aile ne istiyor?
Sadece delillerin yeniden ve tarafsızca incelenmesini; karartılan gerçeklerin gün yüzüne çıkarılmasını ve yargılamanın hakkaniyetle yeniden yapılmasını bekliyorlar. Seslerinin duyulmasını, herkesin elini vicdanına koyup kendisini bu ailenin yerine koymasını istiyorlar.
Çok mu şey istiyorlar? Hayır. İnsanlık adına; bir baba, bir evlat, bir kardeş olarak herkesin bu mağduriyet karşısında sessiz kalmamasını, ailenin haykırışına ortak olmasını bekliyorlar.
Özellikle adaleti ayakta tutmakla mükellef olanların, mazlumun kimliğine bakmaksızın ona sahip çıkmay�� şiar edinen İslami camianın ve vicdan sahibi her kesimin bu sese ses katması gerekiyor.
Bu ailenin yaşadığı süreci ve maruz kaldığı adaletsizliği anlamak için lütfen bu belgeseli izleyin:
https://t.co/TSCgrGzjnZ
Bir hanımın; tesettür ürünleri alması, İslami kitaplar temin etmesi ve eşine para transferi yapması gibi son derece doğal ve meşru işlemler üzerinden hedef alınması, artık meselenin hukukî olmaktan çok bir baskıya dönüştüğünü gösteriyor.
Aile içi para transferlerinin, kitap alışverişlerinin, çarşaf ve peçe gibi tesettür ürünlerinin “terörün finansmanı” gibi ağır ithamlarla ilişkilendirilmesi ne hukukla ne de vicdanla bağdaşır.
"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn."
"Değerli kardeşlerim, bugün itibarıyla eşim @Ummusama613720, birkaç Müslüman butikçi kız kardeşimizden peçe ve çarşaf alması, @sehadetkitap’tan aldığı kitaplar ve hatta benim hesabıma para aktarılması hasebiyle gözaltına alınmıştır. Elhamdülillah, gün geçmiyor ki bu tür vakalar yaşanmasın. Artık kendi eşimize dahi para göndermemiz 'teröre finansman' addedilip zulme uğruyoruz. Rabbimiz bu ülkeyi ve yöneticilerini ıslah etsin ve bizleri hakka teslim olan, sabredenlerden kılsın. Allahümme âmin."
Devlet, hastaların tedavi masraflarını mutlaka üstlenmelidir. Hasta çocuğu olan aileler, evlatlarıyla mı ilgilensinler yoksa SMA'nın tedavisi için gereken 2-3 milyon dolarlık astronomik rakamı nasıl bir araya getireceklerinin kaygısını mı yaşasınlar?
Bu, zengin bir aile için bile karşılanması çok zor bir meblağken, kendi hâlinde bir ailenin bu meblağı denkleştirmesi çok zordur. Oysa bu rakam devlet için zikre değer bir meblağ değildir.
#SonSaatler
Sağlığa erişim ücretli hale geldiğinde, sağlık doğal olarak alınıp satılan bir meta haline gelir. Bu düzende hastaneler birer satıcıya, hastalar ise müşteriye dönüşür. Böyle bir ortamda hastalığın esaslı bir tedavisi mümkün olmaz; çünkü hastalık bir gelir kaynağına dönüştüğü için hastane, iyileşme sürecini uzatarak veya ilaçlarla kontrol altında tutarak hastayı sürekli bir gelir kapısı olarak görür.
#SonSaatler
SMA hastası Efrayim bebek, hayati önem taşıyan ve yüksek maliyetli tedavi sürecine ulaşmak için desteğe ihtiyaç duyuyor.
Ailesinin imkânlarını aşan bu süreçte yapılacak her katkı, Efrayim’in yaşama tutunmasına vesile olacak bir umut kapısıdır.
#SonSaatler