İMAM ZEHEBİ'NİN MUAVİYE'YE DÜŞMAN OLDUĞU BİR Şİİ YALANIDIR !
Şianın en bariz vasıflarından biri de metinleri siyak ve sibak bağlamından kopararak nakletmektir.
Zehebi'nin Muaviye (r.a) hakkındaki itikadını bir bütün olarak ele almadan sadece tarihi nakil olarak naklettiği ama tasdik etmediği bazı nakiller üzerinden yansıtmak ilmi ahlaka muhalif, şiaya münasiptir.
Oysaki Zehebi (rhm) şöyle der:
"Muaviye'nin tabi olanlar arasında onu seven, ona bağlı olan ve onu üstün gören çok sayıda insan vardı. Bu onun cömertliği, hilmi ve ihsanları sayesinde insanların gönlünü kazanmış olmasındandı. Yine Şam'da onun sevgisi üzerine doğmuş ve çocuklarını da bu sevgi üzerine yetiştirmiş olmalarındandı.
Bunların arasında az sayıda sahabe, çok sayıda tâbiîn ve fazilet sahibi kimseler de vardı. Onlar Irak ehline karşı Muaviye ile birlikte savaştılar ve nasıplık (Hz. Ali'ye karşı olumsuz tavır) üzere yetiştiler. Allah bizi hevâdan korusun.
Nitekim Ali'nin ordusu ve tebaası da onun (Ali'nin) sevgisi, onun yanında yer alma, ona karşı haksızlık edenlere buğzetme ve onlardan uzak durma anlayışı üzerine yetişmişti. Onların içinden de bir topluluk Şiilikte aşırıya gitti.
Şimdi Allah için, sadece bir tarafa aşırı sevgi veya aşırı düşmanlık beslenen bir bölgede yetişen birinin hali nasıl olur?
İnsaf ve itidal ona nereden gelebilir?
Biz, hakkın her iki taraf açısından da ortaya çıktığı, her iki tarafında dayandığı hususları öğrendiğimiz, basiret sahibi olup özür dilediğimiz, istiğfar ettiğimiz, itidalli bir şekilde sevdiğimiz, bâğî (başkaldıran) olanlara makbul bir tevile dayanmaları veya affedilecek bir hata olması sebebiyle rahmet okuduğumuz bir zamanda bizleri var eden Allah'a hamdolsun.
Rabbimizin bize öğrettiği gibi şöyle dedik: 'Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin.' (Haşr, 10).
Zehebi (rhm) açıkça her iki tarafa da rahmet okuduğunu ve böyle olmasının da doğru bir tavır olduğunu açıkça nakletmekte, Muaviye (rhm)'yi de Haşr 10. ayetin kapsamında kabul etmektedir.
Binaenaleyh İmam Zehebi'nin Muaviye düşmanlığı bir şii yalanıdır.
#muaviye
@intisarulasar1 Aksini siz iddia ettiniz şimdi böyle tek tek cümle cümle sorulmaz. İddianız da samimi iseniz ispatlayın veya işi ahirete bırakmayın tavsiyem
ADALET Mİ MASLAHAT MI?
İnsanları "müşrik/kâfir" diye tekfir edip sonra vitrin oluşturmak istediklerinde aynı kişilere "mazlum" diyerek kucak açmaları, inançla değil stratejiyle ilgilidir.
Mesele mazlumun hakkını savunmak değil, o kişiyi ve çevresini "bakın biz ne kadar adiliz" diyerek kendi mahallelerine devşirme çabasıdır. Bir yandan sistemi taşlamak için mağduriyeti malzeme yapar, diğer yandan "size de kapımız açık" mesajı vererek zemin yoklarlar.
Trajikomik olan ise; bu kişinin zaten şirke bulaştığını yıllardır bildikleri halde, hapisten çıkıp yine kendi çizgisinde hareket ettiğini görünce "yazıklar olsun" diye şaşırma numarası yapmalarıdır. Sanki adamın itikadını yeni öğrenmişler gibi tepki vermeleri, sadece kendi kurdukları "kazanma planı" suya düştüğü için duyulan bir öfkedir.
İslami duruş; "kazanılacak kitle" hesabına veya "sisteme malzeme" arayışına kurban edilemeyecek kadar kıymetlidir.
İnsanları kullanıp, işinize gelmediğinde "yeni sapıtmış" gibi davranmak samimiyet değil, sadece manipülasyondur.
Bizim için adalet, insanların rızasını kazanmak için değil, Allah’ın rızasını kaybetmeme sorumluluğudur.
LANET DEĞİL İTİDAL !
Ali'yi sevmek için Muaviye'yi, Hüseyni sevmek için Yezid'i tekfir etmen gerekmiyor.
Kerbala'yı anlatan tarihi bilgilerin çoğunun, Hüseyn'i öldürüp suçu Yezid'e atan Şii tarafından yazıldığını da unutma.
Muaviye'yi tekfir etmek için Ali, Yezid'i tekfir etmek için Hüseyin sevdalısı görünenlerden İslam öğrenilmez.
İkaz: Yezid masumdur demiyoruz ama şii uydurmalarını da kabul etmiyoruz.
#kerbala #muharrem #aşure
USUL HEP AYNI !
Kullandığı dil ve verdiği misaller ile aslında İslam'ın şiarları ile alay edilmesini istiyor.
Sakalın önemini anlatan hadisleri nakletmek yerine Allah'a iftira uyduruyor. Verdiği bu misal ile İslam'ın bir şiarı ile alay edilmesini sağlıyor.
Alimlere biçtiği rol hususunda da durum aynı.
Alimlerin fazilerini Kur'an'dan nakletmek yerine onlara Rablık ve ilahlık vasıfları yüklüyor bu vesile ile alimlerin hak ettiği değerin dahi onlara verilmesini engelliyor.
İslam düşmanlarını güldürüyor, müslümanları da İslam adına uydurduğu yalanları temizlemekle meşgul ediyor.
Allah içini dışına çıkarıyor. Dualarımız da davetimiz de karşılık buluyor inşallah.
“BU BİR SUÇTUR !”
Sahip olduğu tüm imkanları sonuna kadar din düşmanlığı için kullanan ve okulda namaz kılan çocukları haber ederek “Bu bir suçtur” diyen Reha Muhtar öldü.
Dünya sahnesinde kendisine biçtiği veya kendisine biçilen o rol artık bitti. Şimdi sadece hesap kaldı.
Ali (ra)’nin dediği gibi: “Dünyada amel var hesap yok, ahirette hesap var amel yok”