Anthony Hopkins:
"Yaşadığımdan daha az yaşayacağımı biliyorum.
Kendimi bir kutu çikolata almış bir çocuk gibi hissediyorum. Yemenin tadını çıkar ve fazla kalmadığını görünce özel bir lezzetle yemeye başlar.
Bitmek bilmeyen kamu hukuku konferansları için vaktim yok, hiçbir şey değişmeyecek.
Ve yaşlarına göre davranmayan aptallarla tartışmak istemiyorum.
Ve gri ile dövüşecek zaman yok. Egoların şiştiği toplantılara katılmıyorum ve manipülatörlere tahammül edemiyorum.
İşlerini, yeteneklerini ve başarılarını elinden almaya en yetenekli kişilere iftira atmaya çalışan kıskanç insanlardan rahatsızım.
Başlıkları tartışmak için çok az zamanım var:
Ruhumun acelesi var.
Kutuda çok az şeker kaldı.
İnsan insanlarla ilgileniyorum. Hatalarına gülen insanlar başarılı olanlar, mesleğini anlayanlar ve sorumluluktan kaçmayanlardır.
İnsan onurunu savunan ve doğrunun, adaletin, adaletin, adaletin tarafında olmak isteyen.
Hayat bunun için var.
Etrafımda başkalarının kalbine dokunmayı bilen insanlarla olmak istiyorum. Kaderin darbeleri aracılığıyla ayağa kalkmayı ve ruhun yumuşaklığını korumayı bilen kişi.
Evet acelem var sadece olgunluğun verebileceği yoğunlukta yaşamak için acelem var
Kalan tüm tatlıları yiyeceğim, daha önce yediklerimden daha lezzetli olacaklar.
Hedefim kendimle, sevdiklerimle ve vicdanımla uyum içinde sona ulaşmak.
İki hayatım olduğunu sanıyordum ama sadece bir tane çıktı ve onu onurlu bir şekilde yaşamak lazım."
Anthony Hopkins.
Kerem Aktürkoğlu'nun penaltı pozisyonu:
🗣️ Fırat Aydınus: Çizgi üzerinde net penaltı.
🗣️ Erman Toroğlu: Net bir penaltı.
🗣️Ahmet Çakar: Pozisyon her açıdan penaltı.
🗣️ Mark Clattenburg: Penaltı.
🗣️ beIN Trio: Salih faul yapıyor, net penaltı.
@barbaros_celebi Hep itici gelmiştir, enerjisini hiç beğenmedim. hiçte şaşırmadım ,hayatın değer yargılarını hiçe sayıp ,bir fırsatçı gibi yaşama hissiyatı var.
Erman Toroğlu:
"Fenerbahçe'nin 3. forveti Premier Lig'e gidiyor, 3. kaleci Barcelona'ya gidiyor ama şampiyon olan takımın hiçbir futbolcusuna teklif gelmiyor.
0 zaman insanlar şunu düşünüyor demek ki bu ligde şampiyon olunmuyor, şampiyon yapılıyor."
Galatasaray'a verilen penaltının VAR kayıtları açıklanmış.
İZLERSENİZ SKANDALI DAHA NET GÖRÜRSÜNÜZ.
VAR hakemi divor ki;
"Osimhen topu kontrol ediyor sonra da defans oyuncusu Osimhen'in ayağına vuruyor." diyor.
Fakat aynı anda gösterilen o pozisyonda Osimhen topu kontrol edemiyor, sadece topa dokunuyor ve top Osimhen'den açılıp
gidiyor.
Ayrıca net olarak gözüküyor ki, Osimhen oyuncunun ayak ucuna basıyor ve defansın hiçbir müdahalesi bulunmuyor.
Ne topa ne oyuncuya.
Adam göz göre göre pozisyonu izlete izlete yalan söylüyor. Hem de bir konuda değil, iki ayrı konuda yalan söylüyor.
1. Top kontrolü yok.
2. Defansın Osimhen'e müdahalesi yok.
Orta Hakem Mehmet Türkmen'de demiyor ki,
"Kontrol nerde? Temas nerde? Net bir kanıt gösterir misin? başka bir açı var mı?" demiyor!
Böyle bir VAR'ın ve orta hakemin maçlarda görev yapması skandaldır.
Bu hataların sürekli Galatasaray lehine diğer takımların aleyhine olması ortada bir kurgunun olduğunu net olarak gösteriyor.
Bunun hiçbir açıklaması olamaz.
Bu tamamen artık bir takıma maç kazandırmak için kurgulanmış bir YAPI'nın var olduğunun göstergesidir.
Bu çok açıkça gözüküyor.
Kiğılı - Abdullah Kiğılı:
“Babam, yaz tatilinde 3 ay oyun oynayacağına Kapalıçarşı’da arkadaşımın yanında çalış dedi.”
“Kapalıçarşı’ya gittim. Ustam bana, Sorguçlu Han’ın kapısında duracaksın, caddeden geçen kadınlara sesleneceksin dedi.”
“Caddeden geçen kadınlara, hanımefendi, mantolara bakın, mantolar burada diye bağırıyordum.”
Bir ay sonra işi bayağı iyi yapmaya başladım. Para da kazanıyordum. Okul bitene kadar yazları Kapalıçarşı’da böyle çalıştım.
Okul hayatımın sonlarına doğru babam ciddi şekilde hastalandı. Tedavi başladı ama düzelmedi. Ben de liseyi bitirir bitirmez dükkana geçtim.
Babam tekstil işi yapıyordu.
O zaman anladım ki mevcut dükkanla kendi yağımızda kavrulmak yetmiyor. Normal, sıradan bir kumaşçıydık. Daha iyi mal bulmamız gerekiyordu.
Tekstil sektöründe Yahudiler çok güçlüydü.
Karşımızda Suraski diye çok büyük bir kumaş mağazası vardı. Vitrini inanılmazdı.
Sahibi hangi kumaşçıya gidiyor, hangi fabrikadan mal alıyor, hepsini takip ettim. Sonra tek tek ben de o yerlere gittim.
22-23 yaşında çocuğum.
İnsanlar, sen kimsin, nereden geldin diye soruyordu.
Altı ay sonra biz de en kaliteli kumaşları satan mağazalardan biri olmuştuk.
24 Ekim 1969’da İstiklal Caddesi’nde Kiğılı mağazasını açtık.
1971’de telefon geldi. Bir hanımefendi telefonda, Altınyıldız’ın sahibi Osman Boyner yarın saat 10.00’da sizi bekliyor dedi.
Tabii Osman Boyner’i biliyorum, Türkiye’nin en büyük kumaş fabrikasının sahibi.
Ertesi gün heyecanla gittim.
28 yaşındaydım.
Odasına girdim.
Nasılsın oğlum, mağaza açmışsın, kumaş da satıyorsun, hazır giyim de yapıyormuşsun.
Çok çalışkan olduğunu duyuyorum dedi.
Sonra, Beymen diye bir takım elbise fabrikası kurdum, önce git, fabrikayı gör dedi.
Osman Boyner arabasını ve şoförünü verdi, beni Beymen fabrikasına gönderdi.
Gittim, gördüm, çok büyüktü.
Geri döndüğümde, bu takım elbiseleri sen satar mısın dedi.
Tabii satarım, benim işim bu dedim.
Beyoğlu’ndaki mağazam için bayilik verdi. Üst katta Beymen satmaya başladık.
Sonra Beymen’le fark edilirsiniz reklamı çıktı.
Öyle bir talep geldi ki ürünü yetiştiremiyorduk.
Yaklaşık bir yıl sonra Osman Bey tekrar çağırdı.
Sen en çok çalışan bayisin ama bu böyle gitmez. Beymen mağazaları açmamız lazım. Yüzde 60 benim, yüzde 40 senin dedi.
Kabul ettim.
1973’te ilk Beymen mağazasını açtık.
Bir tarafta Vakko, bir tarafta Beymen, köşede de Kiğılı vardı.
Beymen çok hızlı büyüyordu ama kâr dağıtılmıyordu. Ben maaşla geçiniyordum, kendi param da enflasyonla eriyordu.
Bir gün Osman Ağabey’e, biraz kâr dağıtalım, biz de kazandığımız parayı kullanalım dedim.
Biz kâr dağıtmıyoruz dedi.
Ben de, o zaman müsaade edersen ayrılmak istiyorum dedim.
Yüzde 40 hissemin karşılığını aldım ve çıktım.
Birkaç ay sonra aldığım parayı götürüp Kiğılı fabrikasına yatırdım. Kendi fabrikamı kurdum.
Sonra perakendeye girdik. Yeni AVM nerede açılıyorsa biz de mağaza açmaya başladık.
19 Şubat 2001’i hiç unutmuyorum.
Dolar bir anda fırladı. Mağaza kiraları dolarla, müşteri yok, iş durmuş.
Kriz biraz daha devam etse biz de batabilirdik.
Sektördeki üç arkadaş bir araya geldik. AVM’lere gidip, dolar arttı, bu kiraları ödeyemiyoruz. Biz batarsak sizin AVM’niz de boş kalacak dedik.
Müşteri gelmeyince fiyatlarımızı da yeniden düzenledik. Sadece maliyet ve genel gideri koyup kârı mümkün olduğunca aşağı çektik.
Sonra işler tekrar hareketlenmeye başladı ve krizden çıktık.
Ben buraya yoktan geldim. Zenginliğin ne olduğunu bilerek büyümedim.
Belki zenginliğin nasıl bir şey olduğunu bilseydim bu kadar gözü kara çalışamazdım…
Allah bir kulunu zengin etmek isterse karşısına bu duayı hiç çıkarmış.
Çünkü Süleyman (as) bu duayı yaptı ve Allah onun emrine rüzgârları ve cinleri verdi. Kuşların dilini öğretti ve benzeri görülmemiş bir ilim, hikmet ve kudret verdi. Ona hiç kimseye verilmemiş çok büyük bir zenginlik nasip etti.
Dua şu: "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk bahşet! Şüphesiz Sen çok bahşedicisin!” (Sâd Sûresi 35)
Teheccüd vakti kalkın. Bu duanın sonu olan: "İnneke ente’l-Vehhâb.” ayetini 33 kere zikir gibi çekin. Peşine duanın tamamını yapın.
Bunu yaptığınızda, hazineleri sonsuz olan Allah size ummadığınız yerlerden rızıklar ihsan edecek.
Siz yeter ki samimiyetle isteyin, inanarak, kalben hissederek isteyin.
İnneke ente’l-Vehhâb…
İnneke ente’l-Vehhâb…
İnneke ente’l-Vehhâb…
Rabbim, bu dua hürmetine Süleyman (as)'a bahşettiği hükümdarlıktan size de nasip ederek sizi nimetlerine mazhar eylesin.
Bu resim Türk futbolunun özetidir!
Beyaz çoraplı faul yaptı diye, kırmızı çoraplıya penaltı verildi bu ülkede!
Fenerbahçe'nin bugün yumduğunu masaya vurması lazım...
🔥🔥🔥
Kaya Çilingiroğlu:
"Siz birer piyonsunuz. Samsun'da, Trabzon'da, Beşiktaş'ta, Fenerbahçe'de...
TFF ile Galatasaray karar alır, uygularlar. Galatasaray ne derse o olur abi. Bu kadar basit, net."