Tanrının varlığıyla ilgili transandantal argüman hakkında bir makale
Düşün, önünde bir masanın üzerinde duran bir pasta var. Şimdi dur ve şunu sor: Bu pasta buraya nasıl geldi? Onun buraya gelebilmesi için neyin var olması gerekiyordu? Belki birisi yaptı, belki satın aldı, belki doğaüstü bir şekilde ortaya çıktı. Tüm bu ihtimallerin içinde hangisi mantıklı ve tutarlı? İşte bu soru, aslında sadece pastanın değil, evrenin kendisinin nasıl var olduğunu anlamaya açılan bir kapı.
Bir filozof düşün: Kant. Onun öncesinde David Hume adında biri vardı. Hume şöyle diyordu: "Biz doğuştan hiçbir bilgiyle gelmeyiz. Zihnimiz boş bir levhadır. Sadece duyularımızla deneyimlediğimiz şeyleri bilebiliriz. Nedensellik dediğin şey bile aslında bir al��şkanlıktan ibarettir, zorunlu bir gerçeklik değildir." Ama Kant bu görüşü tersine çeviriyor ve belki de tarihin en etkili sorusunu soruyor: "Peki, herhangi bir deneyimi anlamlı ve mümkün kılan şey nedir? Bir deneyim yaşayabilmek için önceden zaten neyin var olması gerekir?"
Kant şöyle düşünüyor: Dünyaya baktığımda bir şeyin başka bir şeye yol açtığını görmek için, öncelikle "nedensellik" kavramını zaten zihnimde taşıyor olmam gerekir. Yani masa örtüsünü çekince bardağın düştüğünü anlamam için, "bir hareket bir sonuç doğurur" ilkesini deneyimimden önce bilmem şart. Eğer bu ilke olmasaydı, bilim yapamazdık, "çünkü" diye bir kelime kullanamazdık, hatta bir fincan kahvenin demlenmesiyle sabahın gelmesi arasında hiçbir bağ kuramazdık. Kısacası, sebep-sonç olmadan rasyonellik diye bir şey olmazdı.
Şimdi bu düşünceyi bir basamak daha yukarı taşı: Metnin iddiasına göre, sadece nedensellik değil, her şeyin temelinde bir baş ön koşul var: Tanrı. Bu argüman şunu söylüyor: Eğer dünyayı anlamlandırmaya Tanrı’yla başlamazsan, yolun sonunda bir çıkmaza girersin. Çünkü mantık, ahlak, bilim, düzen, anlam gibi kavramlar havada asılı kalır. Onları temellendirecek bir zemin olmaz.
Şimdi gelelim her insanın sahip olduğu gözlüklere: Dünya görüşü. Herkesin bir dünya görüşü vardır. Bu görüş, öyle bilimsel deneylerle test edilemeyecek temel kabullerden oluşur. Bunlar ne tartılır ne ölçülür ne de mikroskopla görülür. Onlar zihnimizde duran, gözle görülmeyen ama her şeyi yorumlama şeklimizi belirleyen devasa bir inanç ağıdır. Bilim dediğimiz şey bile bu ağın üzerinde yükselir. Bilim, deney tüpünde ne kaynadığını söyler ama bu kaynamanın ne anlama geldiğini söyleyemez. Anlam verecek olan, bir insan zihnidir. Ve o zihin, bunu yaparken kaçınılmaz olarak kendi inançlarını kullanır.
Mesela 1953 yılında Francis Crick DNA’nın yapısını keşfetti. Harika bir bilimsel buluş. Ama sonra bu buluşu yorumlarken şöyle dedi: "Bu evrimin bir ürünüdür." Şimdi soru şu: Bu sonuca bilim mi ulaştırdı onu, yoksa onun daha önceden sahip olduğu evrimci dünya görüşü mü? Aynı DNA yapısına bakan bir Hristiyan bilim insanı, "Bu, bir yaratıcının eseridir" diyebilir. Yani aynı somut veri, iki farklı ön kabulle iki farklı şekilde yorumlanıyor. İşte bu yüzden metin çok sert bir cümle kuruyor: "Hiç kimse asla tarafsız olamaz. Asla." Herkes, farkında olsun ya da olmasın, olguları bir filtreden geçirir. Olgular kendilerini yorumlamaz; onları yorumlayan kişi, kendi dünya görüşünün penceresinden bakar.
O halde insanın kendine sorabileceği en önemli soru şudur: "Dünyayı anlamlandırırken elimde doğru ön kabuller var mı? Başlangıç noktam doğru mu?"
Peki bir ön kabulü nasıl sınarız, nasıl haklı çıkarırız? Direkt kanıt gösteremeyiz çünkü bu kabuller en temelde yatar. Ama dolaylı bir yol var: Tersini denemek. Yani "eğer bu ön kabul doğru değilse, hiçbir şey anlamlı olmaz" diyebilmeliyiz. Mesela "Tanrı yok" dediğini düşün. O zaman şu sorular havada kalır: Neden mantığa güveneyim? Evrim, beynimin sadece hayatta kalmak için yanıltıcı hikâyeler ürettiğini söylüyorsa, düşüncelerimin gerçeği bulduğuna nasıl emin olabilirim?+
@diloyunu Yahudilikte de Tanrı'nın tarihe müdahalesi, ahit ilişkisi ve peygamberlik, soyut bir birlik değil, karşılıklı bir ilişki biçimidir. birlik–ayrım–uzlaşı şemasının zorunlu mantıksal sonucu olarak sunulması, Hristiyanlığın dogmatik yapısını evrensel bir norm haline getirmektir.
@diloyunu Hegel'i seviyorsun sanırım. Yahudilik ve İslam'ı soyut birlik aşamasında kalmış dinler olarak nitelenmesi, bu dinlerin kendi içsel teolojilerini ve tarihsel derinliklerini görmezden gelen bir indirgemedir. İslamda Tanrı'nın mutlak birliği... devamı yanıtlarda
@diloyunu insanla ilişkiyi dışsal bir buyruk ilişkisine indirgemez. Aksine Tanrı'nın insana ''şah damarından yakın'' oluşu, insanın ruhuna kendi ruhundan üflemesi merhamet ve adalet kavramlarının merkeziliği Tanrı–insan ilişkisinin varoluşsal bir yakınlık taşıdığını gösterir.
''Değişim, hayatın fıtratıdır. Değişmeyen, canlı değildir.''
Her şey akışındadır lakin insan o akışı kabullenmekte zorlanır. Konfor dışına çıkmak istemez.
@Ebu_Deist_ Tanrı mutlak iyidir ama bu iyilik onu tek bir fiile zorunlu kılmaz. Allah'ın seçimleri Onun sıfatlarıyla tutarlıdır, zorunlulukla değil özgür iradesiyle gerçekleşir. Neyse açıklamalarımız kötülük problemine kadar gider ve çok uzar benden bu kadar. 🖐️Selametle
@Ebu_Deist_ Onu dış standartlara tabi kılıyorsun şuan bu mantıksızdır. Tanrı zaten en mükemmeldir. O serbestçe diler ve dilediğini yaratır. iyi ile kötünün, düzen ile kaosun birlikte bulunduğu bir dünya seçmesi. Özgürlüğünü ortadan kaldırmıyor aksine Onun iradesiyle uyumlu bir tercih oluyor.
@Ebu_Deist_ Eşarilere göre ''her an irade etmek'' Tanrı’yı dışsal bir zorunluluğa bağlamaz bu, Onun ezeli ve ebedi kudretinin ve fiilleri sürekli gerçekleştirme iradesinin ifadesidir. Allah hem serbestçe diler hem de her an yaratma fiilini icra edebilir. Onun özgürlüğünü ortadan kaldırmaz.
Ehl-i Kıble tekfir edilmez ilkesi Ehl-i Sünnet'in amem-i alametidir (ayırt edici işaretidir). Şii Caferiye ve Zeydiyye mezhepleri Ehl-i Kıbledir. Yani takipçileri Müslüman kardeşimizdir.
Ehl-i Sünnet, bir Şii alime
İslam dairesinde bir müçtehit olduğu sürece "hata etmiş bir kardeş" nazarıyla bakar. İlmi derinliği varsa takdir ve istifade ile yaklaşır. Bizim temel çizgimiz budur. Alim Şii diye aşağılanmaz.
Siyonistler Müslüman kardeşimizi bombalıyorsa, Şii, Hanefi, Harici, Vahabi bakmam. Safım kardeşimin yanıdır. Hristiyan ya da seküler birilerini de bombalıyorsa da safım yanlarıdır. Siyonist terörün her türlü karşısındayım.
Elbette ki imametin ya da masumiyet inancının hatalı olduğunu savunurum. Ama kardeşlerim bombalanıyorken bunları tartışma zamanı değil. Rejimin hataları yanlışlarını konuşur tartışırız zamanı gelince. Unutulmaz zaten. Ve çok hataları var. Ama zaman onun zamanı değil.
Zaman Ehli Sünnetçi gibi değil, Ehli Sünnet gibi davranma zamanı...
Tutumumu soran dostlar oldu. Benim tutumum bu.
Not: Devletimiz hakli olarak dış politikadaki olaylara halkımızın refahını gözetecek strateji ile tepki verir. Doğru tutum da budur. Birey olarak bizim işimiz ise makul gördüğümüz çizgiden yana durmaktır.
İlk önce cümleten Ramazan ayımız hayırlı olsun. Bugün materyalist seküler Kur'an'cıların ortaya attığı orucun aslında Kur'an'da olmadığı iddiasına karşılık kanıtlarıyla beraber orucun varlığına dair açıklamamı aşağıya yazdım👇 İnşallah size bir katkısı olur. Selametle🖐️