ODTÜ Mezunları Derneği ile ortak yapacağımız bu paneli, Kasım ayında iki derneğin ortak düzenleyeceği "Ulusların Zenginliği’nin 250. Yılında Adam Smith’i Yeniden Okumak" sempoyumuna hazırlık toplantısı olarak planladık. Etkinliklerimiz, herkesin katılımına açıktır.
Saat 8’i geçiyor. Şu dakikalarda Silivri Cezaevi’nde görevli memurlar, sayım için Merdan Abi’nin kaldığı B-35 koğuşuna avlu kapısından girdi. Hücre kapısı üzerine kapatıldı.
7 aydır tutuklu. Gazeteci Merdan Yanardağ’ı unutmayalım.
@haberaktifcom Eşeğini kaybettirip bulma gibi. İlk elde tutuklanmamalıydı. Neyse artık küçük sevinçlerle yetinmek zorunda bırakılıyoruz. Yine de enseyi karartmayalım.
Hepimizin canını yakan vize çilesinin arkasındaki milyar dolarlık VFS Global çarkını deşifre eden bu devasa araştırmanın mutfağında aslında kimler var? Kısa bir özet geçeyim.
Projenin ana yürütücüsü, merkezi Hollanda’da olan Lighthouse Reports. Bu adamlar işin "beyni". AB belgelerini sızdıran, yapay zekayla 2000'den fazla vize makbuzunu analiz eden ve küresel finans ağını çözen ana çekirdek ekip onlar.
Peki sahada asıl tehlikeli işi kim yaptı? Kongo'da vize merkezindeki rüşvet çarkını gizli kamerayla/undercover kaydeden Ruben Nyanguila ve Hindistan'daki %70'e varan fahiş kâr marjlarını eski çalışanları konuşturarak patlatan Ritu Sarin gibi yerel gazeteciler.
Gelelim bizimkilere... Raporda Kemal Göktaş, Canan Coşkun ve Şebnem Arsu gibi Türk gazetecilerin adı "credits" kısmında geçiyor. Bizimkiler bu dev yapbozun en kritik cephesini, yani Türkiye ayağını sırtladı.
Özetle; teoriyi kuran ve veriyi işleyen Avrupa merkezli Lighthouse Reports, dünyadaki rüşvet ve sömürüyü canı pahasına belgeleyen uluslararası saha gazetecileri ve Türkiye'deki vize soygununu ortaya çıkaran bizimkiler. Tam bir kolektif başarı öyküsü.
Hepsine saygı ve minnetle...
https://t.co/Z0pkXoUE67
#VfsGlobal #Schengen #Vize #TheVisaEmpire
İsmail Arı savunmasına başladı:
“Buradan kendimi savunmak için değil, tüm gazetecileri savunmak için buradayım. 75 gündür yatarı olmayan bir suç iddiasıyla cezaevinde tutkuluyum. 75 gündür 58 satırlık bir iddianame ile cezaevindeyim. Gazetecilik faaliyetim engelleniyor. 75 gündür kapasitenin çok üstünde bir koğuştayım, yerde yatıyorum. Anayasada basın hürdür sansüre edilemez denilmesine rağmen anayasa ve hukuk ayaklar altına alınarak tutuklandım.”
AKP’nin Esenboğa Havalimanı’nda inşa edilen yeni kule ile ilgili skandalını ortaya çıkardık!
Yeni kuledeki 4 büyük kolon ve 2 balkon girişinin hatalı inşa edilmesi nedeniyle;
Pistlerin görüşlerinin engellendiğini, bu nedenle de yeni kulenin doğru düzgün kullanılamadığını tespit ettik.
Uçakların iniş, kalkış ve manevralarını yönetmekle görevli olan, kara ile havanın tüm işleyişini ve güvenlik iletişimini yürüten hava trafik kontrolörleri;
Yeni kuledeki görüşü engelleyen dev kolonlar yüzünden ⬇️
🔴 Bir pistin sadece başını görebiliyor,
🔴 Uçakların hızlandığı bölgeyi göremiyor.
🔴 Pistin orta bölümünü görebiliyorsa,
🔴 Devamında aynı pistin sonunu göremiyor.
🔴 Rüzgar diğer yönden esiyorsa, bu kez pist başını göremiyor,
🔴 Pistin ortasını görüyorsa, bu kez de pistin sonuna doğru olan tarafını göremiyor.
Tam bir beceriksizlik!
Yeni yapılan bir kule açısından, dehşet verici bir mimari hata, denetim ve güvenlik zafiyeti!
Pistlerin her milimetresini net görmesi gereken hava trafik kontrolörlerinin şu anda adeta gözleri bağlanmış durumda.
Açılışı, 19 Ocak 2026’da CB Tayyip Erdoğan’a yaptırılan yeni kule, bu güvenlik zafiyeti nedeniyle 4 aydır doğru düzgün kullanılamıyor.
Sadece göstermelik sayıda uçağa hizmet verebiliyor (3-5 uçak).
O da, 3. pistin kullanımını engelleyen hafriyat kaynaklı sıkıntıları gündeme getirmemizden sonra mecburen yapılabildi.
Pist başlarına ve sonlarına kamera sistemleri kurulsa bile sorun tam olarak çözülemiyor, tehlike büyük!
Zira Uluslararası Havacılık Standartlarına (ICAO-Annex14) göre;
Kuledeki kontrolörlerin normalde; pistler ve manevra sahalarındaki uçakları, oturdukları yerden eğilip bükülmeden, kesintisiz ve çıplak gözle görmesi zorunludur.
Sadece görüşü iyileştirmek için, ilave olarak dürbün yada kamera sistemi kullanılabileceği belirtiliyor.
Yani havalimanlarındaki kulelerde esas olan; çıplak gözle uçakların indirilip kaldırılması ve takip edilebilmesidir.
Yani havalimanlarındaki kulelerde, esas olan görüş sistemi, kamera sistemi değildir.
Yeni yapılacak kuleler, bu uluslararası standartlar doğrultusunda inşa edilmek zorundadır.
Peki durum böyleyken, Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu ne yapıyor?
Yeni kuledeki bu yanlış tasarlanan kolonların önünde röportajlara çıkıp, pozlar veriyor!
Sayın Bakan’a ve DHMİ yetkililerine soruyorum!
1) Bu kule yapılırken, bu kolonlar yanlış dikilirken, uyuyor muydunuz?
2) Buradaki hatalı işlerden kaynaklanan hayati riskler ve devasa kamu zararı için idari soruşturma başlattınız mı?
3) Kulenin açılışını yaptırdığınız Genel Başkanınız Tayyip Erdoğan’ın, bu rezalet nedeniyle, kulenin ancak yarım yamalak çalışabildiğinden haberi var mı?
Vaziyet bu kadar vahim!
İşte uçuş güvenliğini tehlikeye sokan hatalı kolon ve balkon yerleşimlerinin fotoğrafları! ⬇️
Ben bilirkişi değilim, ben uzman değilim. Partiliyim, dümdüz üyeyim. Sizler gibi düşüncelerimi ara ara buraya yazıyor ve onun harici mücadelemi daima sahada sürdürmeye özen gösteriyorum. Burada insanları fırtınaya değil umuda sürüklemek niyetindeyim ama şu sıralar bunu da çok mantıklı bulmadığımdan canıma estiğinde her an kapatıp gidebilirim. Bedenen çatışabiliyor olmak her zaman daha önemli benim için.
Bahçeli ile selamlaşma konusu hakkında düşüncelerimi çok iyi biliyorsunuz. Aynı konuda Kadın Kolları Genel Başkanımı da eleştirdim. Hatta bunun üzerine, Bahçeli'nin avukatının suç duyurusuyla öğle vakti evimden gözaltına alındım ve 1,5 gün Vatan'da nezarette kaldım. Tamamen keyfii.
Sıradan bir vatandaşa, hayatında suç işlememiş bir genç kadına yapabilecekleri buydu. İsteseler tutuklayabilirlerdi de. Siyasilere ve onların yol arkadaşlarına neler yapabileceklerini ise en üst sınırdan görüyoruz. Nitekim Ekrem İmamoğlu 444 gündür tutsak, nitekim düşman hukukunu aratacak bir rezillik içerisindeyiz.
Ben şunu düşünüyorum: Mahkeme salonundayız. Aylardır annesini, babasını, evladını göremeyen insanlarla yan yana oturuyoruz. Ağlayanı var, bayılanı var; hasretten hastalığa sürüklenenler, ağır ilaçlarla hayatını devam ettirmek zorunda kalanlar var. Gürkan abinin babası var mesela, bembeyaz saçları var. Görseniz bağrınıza basarsınız. Düşünüyorum: O kapıdan içeri Devlet Bahçeli girse, sizce o aileler ne yapar? Ben biliyorum ne tepki vereceklerini ama ona rağmen "gel duruşmayı yerinde izle, canlı yayınla" diyebildik. Geldi mi? Gelemedi. Gelemez.
Şimdi bana "duygusal davranıyorsun, biraz politika" diyecekler. Hiç kusura bakmayın. Ben, sırf birileri koltuğunu kaybetmesin diye ülkeyi bu garabete sürükleyen, suçsuz insanları, canım başkanımı, Mehmet'i tutsak edenlere, bu garabetin baş aktörlerine karşı duygusal olmaya devam edeceğim. Ama duygusallığımı yumuşaklık sanmayın ha. Ben öfkemle baş edeceğim, öfkemle öfkemle.
Partimin Genel Başkanı Özgür Özel'e, liderliğine ve çizeceği yol haritasına sonuna kadar güveniyorum. Ancak tıpkı tomanın üzerine çıktığında ortaya çıkan etkiyi gördüğü gibi, o eli sıktığında bunun tabanda nasıl karşılık bulacağını da hesaba katması gerektiğini düşünüyorum. Muhtemelen bunu zaten biliyordur. Düşünmüştür yani, benim gibi duygusalları da/gelebilecek tüm siyasi eleştirileri de.
Yanlış gördüğüm iletişim biçimlerini konuşmaktan da imtina etmeyeceğim. "Kılıçdaroğlu olmaz" dedik, tavandan susturulduk. "Burcu Köksal şöyle" dedik, "aman" dediler. "Muhittin Böcek Antalya'da istenmiyor" dedik, türlü gerekçeler sıraladılar. "Lütfü Savaş yanlış" dedik, yine kulak asılmadı. Daha geçenlerde bir belediye başkanı bana "yüzyüzeyken" tüzükten, hiyerarşiden ve çeşitli prosedürlerden bahsetti. 🙂 Bakalım zaman kimi haklı çıkaracak.
Bundan sonra herkes, partisini seviyorsa değil/vatanını seviyorsa konuşmak ve eleştirmek zorunda. Yanlışları görüp susmak değil, dile getirmek zorunda. Yolun sonundayız ama yol yeni başlıyor. Bundan sonra bu siyasi hareketi ayakta tutan şey, sorgulamadan sadakat değil; gerektiğinde en yakınındakine bile doğruyu söyleyebilme cesaretidir.
Bir kravata herkes sırf o kravatı takan kişiden dolayı "çok iyi şak şak şak" derken, ben her zaman "başkanım bu uygun olmadı buraya" diyebildim. Bu yüzden özgürüm, bu yüzden -kendime göre- doğruyum, bu yüzden yanlışa yanlış diyebilme özgürlüğündeyim.
Derin devlet değil, devlet aklı falan hiç değil. Evet bir strateji var, bu şekilde ilerlemesi gereken süreçler var. Tıpkı kurultay olmayacağını bile bile "kurultay" diye bağırmamız gibi. Ben devlet aklına değil ama 19 Mart'tan beri dostu için mücadele veren Özgür Özel aklına güveniyorum.
İnanıyorum ki zaman bizi güvenimiz konusunda haklı çıkaracak. Güvenin dostlar, güvenin.
Timur Soykan: "Bakın şu çok önemli bir açıklamayı da Mustafa Balbay yaptı... Kılıçdaroğlu'nun düşündüğü şey 3-4 haftaya tepkiler diner, kurultay yapma niyetim hiç yok, kendisinden görev kabul etmeyenlere de ben 5 yıl buradayım demiş...
Sayın Kılıçdaroğlu çok yanılıyorsunuz. Siz hala zannediyorsunuz ki muhtemelen çok basit bir olay yaşıyor ülke ve ülke bunu basit bir olay zannediyor. Bu tarihin yazacağı bir olay. Sizi ve yanınızdakilere tarih yazacak..."
Kılıçdaroğlu hakkımda suç duyurusunda bulunmuş. Haber kaynağımı basın etiği gereği açıklamayacağım. Umarım Silivri Cezaevi’nde tutuklu Belediye Başkanı Kılıçdaroğlu’nun teklifini açıklayacaktır. Haberin doğruluğundan şüphem yok. https://t.co/kCjhan1Rjy
Ferdi başkanın seçim kampanyasını ben yaptım.
Madem bu kadar para verilmiş;
Biz neden Seçim Koordinasyon Merkezi( Skm) dahi olmadan kampanya yaptık! Bütün toplantılarımızı Ferdi başkanın mimarlık ofisinde ya da Chp Manisa İl başkanlığında yaptık?
Bizim neden seçim otobüslerimiz, araçlarımız yoktu?
Biz neden medya satınalma yapamadık!
Ferdi Başkan kampanya giderlerini neden cebinden karşıladı?
Ferdi başkan bütün kampanyayı neden 2015 model bir araçla tamamladı?
Ben bütün kampanya süresince neden kendi aracımı kullandım, benzinimi dahi kendim karşıladım?
Neden, kampanya için çalışan gönüllüler dahil, herkes kendi yemek paralarını kendileri ödedi?
Sahaya çıktığımızda Milletvekilleri, İl Başkanı, yöneticiler kendi ceplerinden harcama yaptılar ?
Hayatını kaybetmiş, cevap veremeyecek bir insan üzerinden Genel Başkan Özgür Özel’e saldırmayı, karalamayı göze alacak kadar alçalmazsınız diye düşünüyorduk.
Kaybedecek ne çok şeyiniz var ki buna dahi tenezzül ediyorsunuz!
CHP'nin tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye başkanı Muhittin Böcek, bu defa CHP Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Ferdi Zeyrek'e rüşvet (Özgür Özel'in talimatıyla 950 bin Euro) verdiğini iddia etmiş.
Daha bir kaç ay evvel, "CHP'ye adaylık için tek kuruş rüşvet verdiysem şerefsizim" diyen Böcek, bir süredir -oğlu ve geliniyle koordineli şekilde- "aşamalı ifadelerle" Özgür Özel ve Veli Ağbaba'nın dokunulmazlığının kaldırılması ve tutuklanmaları sürecinde rol alıyor.
Sürecin bu halkasında, Özel ve Ağbaba'ya yönelik fezlekeler -ve hazırlığı yapılan tasfiyeler- aracılığıyla aslında CHP'yi yeniden dizayn etmek var.
Diğer halkada ise, mahkeme kararıyla CHP'nin genel başkanı olarak atanmış -ve bir zamanlar adalet yürüyüşü yapmış- Kemal Kılıçdaroğlu var.
Kemal bey, Saray, Antalya, İstanbul ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıkları ile koordineli çalışıyor.
(Kılıçdaroğlu, Saray'dan planlanan bu tasfiyeleri gizlemek için, "partiyi arındırma" söylemini kullanıyor)
Kamplaşma özetle böyle.
Kılıçdaroğlu'yla beraber hareket eden herkes -niyet ve iradesinden bağımsız olarak- Saray'ın safındadır.
Vize devi VFS ve iş ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız “Vize imparatorluğu” yazı dizisine ilişkin ne kadar tweet’im varsa bugün hepsine erişim engeli getirildi. Hatta erişim engeli getirildiğine ilişkin tweet’e de erişimi engellediler. Belki bunu da engellerler.
YÖK bu kararı sağlık raporu ibraz ederek katılamadığım 5 Şubat toplantısında almış.
Avukatım defalarca YÖK'e kararı sorduğu halde "5 Şubat'ta karar aldık ama söyleyemeyiz. Yazılı kararı bekleyin." diyerek tam 3,5 ay boyunca bildirmeyip final sınavına 2 gün önce tebliğ etti. +++
Madenci eşlerinden mektup var!
"Bizler, eşlerimizin alın terinin karşılığı olan maaşlarımızdan başka bir şey istemezken gördüğümüz vicdan dışı muamelelerden artık korkmuyoruz. Susmuyoruz, hakkımız olanı istiyoruz! Sizden ricam, tüm Türkiye olarak empati yaparak ne kadar zor durumda olduğumuzu görmeniz ve bize ses olmanızdır.”
#KiremitçiyeHuzurYok
Utanç verici!
Bugün diplomamı iptal eden zihniyet, yarın sizin malınıza, mülkünüze, paranıza, işinize el koyar demiştim.
Asırlardır şehr-i emanete, İBB’ye ait olan; İBB Miras’ın olağanüstü restorasyonu ile 16 milyon’a ait Yerebatan Sarnıcı’na da göz koydular, el koydular.
İşte gelinen nokta budur.
Yazıklar olsun!