Bir ara çok oluyordu, bundan bi' 15 yıl önce filan. Üzerimde sanki tonlarca ağırlık varmış gibi hareket edemiyordum. Canıma tak etti. Dedim ki "Eğer bir daha gelirse ben bununla kavga edeceğim. Artık ne olursa olsun." Anneme de söyledim, "Yapma oğlum." dedi sjsjsjs. O gün yine böyle bir hal yaşadım, güç bela kaldırdım elimi, derken öbürünü, üzerimdeki karanlığı birkaç tane salladım. Bizimkiler evin en uç odasından seslere geldiler. Boğuluyormuşum gibi sesler çıkarmışım. Bir daha da böyle bir durum yaşamadım. Ne diyorum ben size hep, korkularınızın üzerine gidip onların ağzını burnunu kırın...
Ana akım fitness, erkeklerde "Glow-Up" kavramını sadece estetik bir dış cephe boyaması olarak pazarlar: Bol tavuk-brokoli ye, karbonhidrat tüketme, NoFap yap, çeneni sık ve yüzüne binlerce liralık krem sür.
Gerçek bir maskülen Glow-Up; dışarıdan sürülen kremlerle veya bedeni ++
Daily running is horrible for you.
I always tell people this. I learned this in classes, working in sports performance, and as a college athlete myself.
This is why she looks like that. Your body is amazing and will adapt to your daily stressors. Her body MUST lose weight and muscle in her upper body especially in order to deal with 4x body weight pressure on your joints. This is why without fail all high level cross country runners are built like twigs. Nothing to do with "caloric intake vs. output." It's entirely stressor based.
If not, then you end up like David Goggins. Go read about his injuries. He got that way because he tried to maintain a muscular body while running an extreme amount. The body is not built to handle that amount of stress. It will cripple your body like it did to him.
This is also why runners wear pillow shoes to absorb some of the shock. Running is a momentum based activity.
Compare that to sprinting. Sprinting you generate power, which in turn prevents wear and tear. Which is why sprinters have large legs. Even better if you can do it uphill to mitigate injury prevention even more because your main worries are muscular injuries caused by excessive mechanical stress from output.
Running here and there is fine if you are in shape. Your body will do completely fine with it as long as you don't try to randomly run 10 miles or much more than you are used to or capable of. It's also good to gauge your fitness level. We did this with college soccer. We only did sprint work and hill work. Short sprints too. We'd only do timed 3 miles in the off season to check aerobic progress over the offseason.
If you are overweight, various forms walking, biking, rucking are all superior forms of cardio to prevent chronic injury. Running this much is extremely unhealthy. But so are all other extremes like strongman, powerlifting, long distance cycling, etc. You don't have to go to the extremes of these things and you can do all of them in a healthy manageable way.
ACM'nin Müslümanlara sövmek videosunu izledim az önce. Olayın öncesine dair bir fikrim yok, karşıdakini de tanımıyorum ama kolayca diyebilirim ki ACM haklı. Açıp gösterdiği twitler ortadayken zaten konunun öncesini bilmem de gerekmiyor
Merkez Bankasından "Toplantısız İndirim."
Biraz uzun ama konuyu baştan sona anlatmak istedik.
Merkez Bankası duyurusu:
"Mart başında ara verilen bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlanacak, kamuoyunun bilgisine sunulur."
Faiz oranlarına dair tek bir rakam geçmiyor, bir kurul toplanmış değil, karar metni yok. Buna rağmen bu duyuru, martta yapılan olağanüstü hamleden bu yana para politikasında atılan en büyük adım. Çünkü Türkiye'de son 6 aydır iki ayrı faiz vardı: ilan edilen faiz ve paranın gerçekte satın alındığı faiz. Duyuru, ikisinin arasındaki mesafeyi kapatma kararının kendisi.
Mekanizma anlaşıldığında gerisi kolay geliyor. Bir hafta vadeli repo ihalesi, bankaların ellerindeki tahvilleri teminat verip Merkez Bankası'ndan lira çektiği kanaldır ve bu kanalın faizi, resmî politika faizidir. En ucuz kapı odur. Kapatıldığında bankaların lira ihtiyacı ortadan kalkmaz, sadece daha pahalı kapıya, gecelik borç verme penceresine yönelir. Politika faizi 37'de dururken üst bant 40'tadır ve fonlama tamamen oradan yapıldığında sistemin efektif maliyeti, tek bir faiz kararı alınmadan 300 baz puan yukarı taşınmış olur. Nitekim ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti 6 Mart'tan bu yana 40 seviyesinde oluştu, para piyasası faizleri de koridorun tepesine yapıştı. Kurul dört toplantı üst üste "sabit tuttuk" dedi, oysa sahadaki para hiçbir zaman 37'den satılmadı.
Bunun neden yapıldığını hatırlamak, şimdi neden geri alındığını anlamanın tek yolu. Şubatın son gününde başlayan askerî tırmanma, Hürmüz'deki seyrüsefer güvenliğinin tartışmaya açılması ve tanker rotalarının bozulması, petrolü birkaç hafta içinde bambaşka bir fiyat rejimine taşıdı. Brent'in mart ve mayıs arasındaki ortalaması 102 dolar oldu. Enerjisinin neredeyse tamamını ithal eden, cari açığının çekirdeğinde petrol ve gaz faturası duran bir ülkede bu şokun ilk uğrak yeri kurdur. Merkez Bankası'nın elindeki en hızlı araç ise faiz kararı değil, likiditeydi. Lirayı elde tutmayı ödüllendirmek, ona karşı pozisyon almayı pahalılaştırmak için ucuz fonlama kapısı kapatıldı, aynı gün vadeli döviz satım işlemleri devreye alındı, borsada da bir dizi teknik önlem açıklandı.
Buradan bakınca 2025'te yaşanan benzer dönemin neden yanıltıcı bir kıyas olduğu görülüyor. Geçen yıl mart ayının sonunda da haftalık ihalelere ara verilmişti, o da bir örtülü sıkılaştırmaydı, ancak 4 hafta içinde sona erdi. Daha önemlisi, sona eriş biçimiydi: nisan toplantısında politika faizi 42,50'den 46'ya çıkarıldı, yani fiilen uygulanan sıkılık resmîleştirildi, ilan edilen faiz gerçek faize doğru yükseltildi ve sistem yeniden tek fiyata döndü. Şimdi olan bunun tam tersi. Ara verme 6 aya yakın sürdü ve çözüm, resmî faizi efektif faize yaklaştırmak değil, efektif faizi sessizce resmî faize indirmek oldu. Birinci yöntemde kurul kararı vardır, gerekçe metni vardır, herkes neye baktığını bilir. İkincisinde tek bir duyuru ve piyasanın kendi hesap makinesi vardır.
Asıl ilginç olan zamanlama.
Şok geçtiği için gevşetilmiş değil. Ateşkes süreci ağustos ortasında yeniden belirsizleşti, Brent 21 Ağustos'ta 94 doların üzerini gördü, Hürmüz'ün tam kapasiteyle açılması hâlâ pazarlık konusu. Yani liranın karşısındaki dış baskının kaynağı yerinde duruyor. Değişen şey, sıkılığın maliyetinin nereye biriktiği. Temmuz enflasyonu aylık 1,78, yıllık 31,75 oldu ve manzara iki parçaya ayrıldı: temel mallarda yıllık artış 16,82'ye kadar inerken hizmetlerde 39,70 seviyesinde kaldı. Pahalı para, ithal edilebilir mal fiyatlarını ve kuru terbiye etmekte etkili; hizmet fiyatlarının ve enerji kaynaklı maliyet dalgasının önünde ise duvara toslamış durumda. Ulaştırma grubu tek başına yıllık enflasyonun 5 puanından fazlasını taşıyor. Bir merkez bankası, kendi ülkesinin sınırları dışında belirlenen bir arz şokunu faizle kovalayamaz; kovalamaya devam ederse ödediği bedel iç talep, kredi ve büyüme tarafında birikir. Nitekim iç talepteki zayıflama karar metinlerinde artık açıkça kayda geçiyor, kredi büyüme sınırları sıkılaşmış durumda, yıl sonu büyüme beklentisi 3,1'e gerilemiş durumda.
Geçişin nasıl işleyeceği teknik ama sonuçları somut. Fonlama bir gecede yer değiştirmez; gecelik stok itfa oldukça ve ihale miktarları arttıkça ortalama maliyet 40'tan 37'ye doğru kademeli iner. Bu kademenin hızını da bizzat Merkez Bankası belirler, çünkü kompozisyonu istediği gün istediği ölçüde ayarlayabilir. Ortalama maliyet indikçe gecelik piyasa faizleri, referans faiz ve kısa vadeli tahvil getirileri onu izler; mevduat ve kredi fiyatlamasında haziran ortasından beri süren yumuşama hızlanır. Sonuç şu: 10 Eylül'de kurul politika faizini 37'de sabit bıraksa bile, o tarihe kadar 300 baz puana varan fiilî bir gevşeme gerçekleşmiş olabilir. Yıl içinde ilan edilmiş tek indirim ocak ayındaki 100 baz puandı; ilan edilmeyen indirim ondan üç kat büyük olacak.
Bu araçsal esnekliğin gerçek bedeli, faizin seviyesinde değil, okunabilirliğinde. Duyurulmadan yapılan bir indirim, duyurulmadan geri alınabilir. Kur yeniden oynarsa ya da tanker haberleri sertleşirse ihaleler bir günde tekrar durdurulur ve efektif faiz aynı hızla üst banda döner. Merkez Bankası açısından bu bir avantaj; kimseye söz vermeden sıkılaştırma opsiyonunu cebinde tutuyor. Piyasa açısından ise ilan edilen politika faizinin bilgi değeri azalıyor. Ekonomideki paranın fiyatını öğrenmek için artık karar metnine değil, fonlama kompozisyonunun günlük dağılımına bakmak gerekiyor. Bir göstergenin kendisi hedef hâline geldiğinde ölçüm niteliğini yitirmesi meselesinin, para politikası araçları için de geçerli bir versiyonu bu. Üstelik bunun yaşandığı dönem, kurumun yıl sonu enflasyon tahminini 26'dan 28'e yükselttiği, ara hedefini ise 24'te bıraktığı, yani kendi patikası ile gerçekleşme arasındaki farkın 4 puana çıktığı bir dönem. Beklentilerin çıpalanması gereken anda çıpanın hangi rakam oldu��u tartışmalı hâle geliyor.
Önümüzdeki haftalarda izlenmesi gereken şey, o yüzden, eylül toplantısından çıkacak rakam değil. Ortalama fonlama maliyetinin 40'tan aşağı ne hızla indiği, bu inişe kurun ve mevduat tarafının nasıl karşılık verdiği, rezerv biriktirme iştahının geri gelip gelmediği belirleyici olacak. Ve bütün bunların üzerinde, fiyatın bir bölümünün hâlâ Ankara'da değil, tanker rotalarında belirlendiği gerçeği duruyor. Türkiye'nin kısa vadeli faizini son 6 ayda fiilen belirleyen şey bir kurul oylaması değil, bir boğazın açık olup olmadığıydı.
Bugünkü duyuru, o boğazın kapanma ihtimalinin fiyatlanmasından vazgeçildiği anlamına gelmiyor; sadece o fiyatı bankacılık sistemine ödetmenin faturasının fazla kabardığı anlamına geliyor.
Türkiye'nin ekonomik ve sosyal bir çok problemi aşağıdaki iki tweet ile ilgilidir.
1926'dan Bugüne Nüfus Değişimi
- Türkiye: %528
- Hollanda: %137
- İspanya: %116
- Fransa: %64
- Rusya: %57
- Birleşik Krallık: %54
- İtalya: %47
- Almanya: %34