Olaya bak :
Ekrem İmamoğlu milletin çıkarı için kendi hususi aracını kullanıyor.
Sadece benzini belediye karşılıyor. En az 200.000 TL araç kirasından kurtuluyor belediye.
Ama Kendi aracına benzin koydu diye yargılanıyor şu an
Diğer tarafta 20 Milyar Doları kimse görmüyor.
Ben size bir şey söyleyeyim mi, siz bu tarz minimal durumları ilgili kurumlara aman nasılsa 25 TL havasında düşünüp hakkınızı aramıyorsunuz ya, sonra kurumlar zam yapınca yine iki büklüm susuyorsunuz. Olan sizin ekmeğinize oluyor. Ben hakkımı arayıp bilinçli olduğumu iletiyorum.
Yaparsa AKP yapar!
Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri bugün yaptıkları açıklamayla köprü ve otoyolların özelleştirilmesi sürecine şimdiden şaibe karıştırmıştır.
Devletin yüksek kârla işlettiği köprü ve otoyolların gelirlerini düşük, giderlerini yüksek beyan ederek kamuoyunu yanıltmaya çalışmışlardır.
Bakanlık açıklamasında;
🔴Söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılı gelirini 600 milyon dolar olarak beyan etmiştir.
🔴Yine aynı açıklamada; bakım ve onarım giderlerinin ise 300 milyon dolar olduğunu belirtmiştir.
Bu tutarların gerçeği yansıtmadığını aşağıdaki belgelerle ortaya koyuyoruz!
🔵Bakanlığın açıklamasında belirtilen 600 milyon dolar:
Köprü ve otoyol gelirlerinden yüzde 20 KDV ve köprülerdeki yüzde 10 belediye payı düşüldükten sonra kalan 2025 yılının sadece ‘net geliridir’.
Karayolları Genel Müdürlüğü 2026 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu'na göre;
KDV ve belediye payı eklendikten sonra yapılan doğru hesaplamaya göre;
Köprü ve otoyollardaki (vatandaşın ödediği tutar) ‘toplam gelir’ 804 milyon dolardır.
🔵Ayrıca Bakanlık aynı açıklamasında;
2025 yılı bakım ve onarım giderleri 300 milyon dolar olarak açıklamıştır.
Bu tutar da doğru değildir!
Zira Ulaştırma Bakanlığı 2026 Yılı Performans Programı Raporu'na göre;
2025 yılı bakım ve onarım giderleri 5 milyar 391 milyon liradır. Yani 126 milyon dolardır.
Görüldüğü gibi Bakanlık açıklamasındaki çarpıtmalar, devletimizin ve milletimizin çıkarlarına açıkça aykırıdır.
Peki Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri, kamuoyuna yanıltıcı açıklamalar yaparak kime ve neye hizmet etmektedir?
I was elected Mayor of Istanbul three times. When I became the leading democratic challenger to the government, my university diploma, a prerequisite for running for presidency, was annulled. I was arrested and placed in pre-trial detention.
Since then, they have tried repeatedly to silence me.
My voice, my image and even photographs of me have been restricted. My social media accounts have been blocked time and again.
Then they tried to silence me inside the courtroom itself. I was prevented from presenting my defence and even from questioning other defendants.
Now they are trying to silence that defence outside the courtroom as well.
My forthcoming book, Millet Şahidimdir — The Nation Is My Witness — contains much of the defence I was not allowed to deliver freely before the court. On 27 August, before the book could even be released, an Istanbul court ordered all printed and forthcoming copies to be seized and banned its distribution and sale.
Police were sent to printing houses and copies were confiscated.
Think about what this means, first they prevent a political prisoner from presenting his defence in court; then they prohibit the public from reading that defence.
This is not justice. It is censorship backed by judicial power.
But I will not be intimidated.
I will not be silenced.
I will not surrender.
Millions will read this book. My defence will be heard. The truth will reach the public including those who are trying so desperately to suppress it.
You can confiscate a book. You cannot confiscate the truth.
Demokrasi yarışından korktu diplomamı iptal ettirdi.
Tutuklanıp hücreye atılmamı istedi.
Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklattı.
Sosyal medya hesabımı defalarca kapattırdı.
Yetmedi, mahkemede savunma hakkımı dahi engelletti.
Sanıklara soru sormama bile tahammül gösteremedi.
Şimdi ise bana yaptırmadıkları savunmamın yer aldığı “Millet Şahidimdir” kitabımı daha yayınlanmadan yasaklattı.
Emniyet güçleri eliyle matbaalar basıldı ve kitaplar toplandı.
Yılmayacağım!
Susmayacağım!
Durmayacak ve teslim olmayacağım!
Milletle beraber bu kitabı milyonlar okuyacak.
Savunmamı herkes görecek. Yasakçılar dahil!
murat çalık’ın annesi ne kadar zayıflamış ne kadar bitkin görünüyor. bir anne çocuğunun sağlık sorunlarıyla uğraşırken bir de aylarca cezaevi, hastane ve mahkeme kapılarında beklemek zorunda bırakılıyor, kederden öldürecekler kadını.
Haksız, hukuksuz bir yılı aşkın süredir hapsedilen Avukat Mehmet Pehlivan yazdı: “Cüppe nasıl katlanır” sorusuna gelince... İtiraf edeyim, hâlâ hatırlamıyorum ve açık söyleyeyim, nasıl katlandığı hiç umurumda değil. Cüppenin makbulü özenle katlanmış hali değildir, bir avukat cüppesinin en makbulü, en düzgünü bir omuzda cesaretle taşınandır.
Avukat kelimesinin atası advocatus, “yardıma çağırılan” anlamına gelir. Ben de avukatları çağırıyorum!”
Açız, yoksuluz, çıplağız!
Milli Kütüphane Metro Durağı’nda indik. Gazeteciler görüntü almasın diye alandan çıkarıldı, metro kapıları kapatıldı.
Ablukanız da gözaltınız da bizi geri döndüremez.
Gasp edilen haklarımızı almadan Ankara’dan dönmeyeceğiz.
#HoldingSoyuyorBakanBakıyor
#BayraktarSorumlusun
Özgür Özel’in söylemiyle ‘Yeni Parti’yi halk kurdu, ismini halk koydu, bütçesini halk sağladı ve söz, yetki ve kararın üyelerde yani halkta olacağını vaat etti. Yeni Parti, parti devletinin yoğun saldırısı altındayken tek gücü halkın desteği. Ve Yeni Parti’yi destekleyen geniş kesimler, barış sürecinde tüm yetkinin cumhurbaşkanına verildiği Çerçeve Yasa’yı bir tuzak olarak görüyor. Erdoğan’ın iktidarını kalıcılaştırmak için bu yetkiyi kullanarak DEM Parti ile Anayasa değişikliğinin yolunu açacağı konusunda genel bir kanaat var. Yeni Parti, Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ derse antidemokratik saldırılara karşı yalnızlaşacak. Yeni Parti büyük destek kaybı yaşayacak. Bu hataya düşülmemeli.