CHP camileri ahır yapmadı; bu açık bir yalan. Ama AKP camileri düğün salonuna çevrildi; bu gerçek.
Ne var ki, buna tek bir AKP'li bile itiraz etmedi.
Çünkü bu omurga ister, samimiyet ister..
'Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçu TCK'na 2022 yılında girdiğinde Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkandı.
Alican Uludağ, Murat Ağırel gibi bir çok gazeteci bu hüküm nedeniyle tutuklandı ve/veya yargılanıyor.
Şimdi BirGün ve Sözcü Televizyonu için bu suçtan kayyım yönetimi suç duyurusunda bulunacak.
Kayyım iktidarın araçlarını da kullanmayı ihmal etmiyor
Tayyip Erdoğan:
“İsrail devletinin yaşama hakkını hiç kimsenin tehdit etmesine razı olmayacağız.
ABD’nin Irak işgalinde başarılı olmasını samimiyetle istiyoruz. Amerika’ya çok yönlü destek de oluyoruz.”
Yeni üye oluyor diye Gürsel Tekin’in Kılıçdaroğlu’na CHP rozeti taktırdığı Şengül Yılmaz, 2018 seçimlerinde CHP’den milletvekili a. Adayı olduğu bile olmuş.
@oghuzboyluTR Can Atalay anayasa mahkemesinin kararına rağmen hala içeride. Hangi başvurudan sonuç bekliyorsunuz? Anayasa mahkemesinin üyelerini kim atıyor? "Suyumu bulandırıyorsun" tabirini duymadınız mı?
➖Sorsan "Sağlıkta çağ atladık" derler.
🏩Şehir hastaneleri için bu yıl 150 milyar lira ödeme yapacaklar ama ilaca, tıbbi malzemeye para bulamıyorlar!
😷Ameliyatlarda kullanılan pek çok malzemenin ikinci, üçüncü kalitesini Çin’den, Hindistan’dan ithal ediyorlar artık.
💊Medeni dünyanın kullandığı akıllı ilaçların %95'ine ülkemizde ulaşmak mümkün değil!
❌Bir defa kullanılmak üzere üretilen tıbbi malzemeler, yasak olmasına rağmen, sterilize edilip defalarca kullanılıyor!
👉Çünkü para kalmadı!
👉Çünkü bu ülkenin kaynakları çetelere peşkeş çekildi!
Dün muhalefeti, PKK’lıları serbest bırakmakla suçlayıp oy topladılar şimdi PKK’lılara af var başkaları için af beklemeyin mesajını gururla paylaşıyorlar. Acı kaderimiz ne biliyor musunuz her ikisini de alkışlayanların varlığı.
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE SİNSİ BİR DEĞİŞİKLİK:
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE DEVLET KATKISININ KALDIRILMASI NE ANLAMA GELİYOR?
AKP tarafından hazırlanan ve TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan bir torba kanun teklifiyle SGK’ye devlet katkısı uygulamasına son verilmesi öngörülüyor. Kuvvetle muhtemel bu akşam yasalaşacak teklifle, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81. maddesini değiştiriyor.
81. maddenin "Prim oranları ve Devlet katkısı" başlığından "ve Devlet katkısı" ibaresi çıkarılıyor.
Ayrıca devletin, SGK'nın her ay tahsil ettiği malullük, yaşlılık, ölüm ve genel sağlık sigortası priminin dörtte biri (yüzde 25) oranında kuruma katkı yapmasını öngören üçüncü fıkra madde metninden çıkarılıyor. Hüküm 1 Ağustos 2026'dan geçerli olacak.
Bu katkı 2008'de yasal güvenceye alınmış, formüle bağlı (primin ¼'ü) ve Hazine tarafından ödenen otomatik bir aktarımdı.
⭕️ Sinsi bir değişiklik!
Hükümetin gerekçesi teknik/muhasebe esaslı bir sadeleştirme olarak sunuluyor. Gerekçeye göre, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" adı altında yapılan benzer ödemelerin tek kalemde toplanması ve böylece bütçe kalemlerinin daha izlenebilir hâle gelmesi amaçlanıyor. Nakit olarak Hazine'den SGK'ya giden toplam kaynağın azalmayacağı iddia ediliyor.
Hükümet, desteğin hiçbir eksilme olmadan Kurumun gereksinimi kadar sürdürüleceğini söylüyor. Ne var ki "eksilme olmayacak" güvencesi nakit tutara ilişkindir. Kaldırılan şey ise primin dörtte biri oranındaki formüle bağlı, yasal, otomatik yükümlülüktür.
Nakit büyüklük aynı kalsa bile, kuralın niteliği, "güvenceli bir yükümlülük"ten "ihtiyaç kadar takdiri transfer"e dönüşüyor. Bu, salt muhasebenin ötesinde gerçek bir yapısal değişikliktir ve gerekçedeki "sadeleştirme" dili bunu görünmez kılıyor.
⭕️ Bir Meşruiyet Operasyonu
Bu bir meşruiyet operasyonudur. Bugüne kadar devlet katkısı SGK'nın gelir kalemi olarak kaydediliyordu. Bundan sonra aynı para açık kapatma transferi olarak kaydedilecek.
Sonuçta SGK'nın mali tablolarında “açık” daha yüksek görünecek. Nitekim 889 milyar liralık devlet katkısı sayesinde 2025'i teknik olarak 35 milyar lira fazlayla kapatan SGK, 2026'da 1 trilyona ulaşan bir “açık” miktarıyla karşılaşacak.
Eski düzende katkı, formüle bağlı, yasayla güvence altına alınmış, koşulsuz bir yükümlülüktü. Yeni düzende transfer, ihtiyaç oldukça yapılan, takdiri bir açık finansman yöntemine dönüşüyor.
SGK geçmiş alacaklarını tahsil eder ya da mal varlığını satarak gelir elde ederse, o ay Hazine'den destek yapılmayacak. Bu, devletin sosyal güvenliğe kural-temelli, otomatik taahhüdünü, konjonktürel ve koşullu bir kaleme indirgiyor.
⭕️ Katkı Yerine Açık ve Kara Delik Demagojisi!
Teknik muhasebe perspektifinden bakıldığında, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" arasındaki ayrım zaten büyük ölçüde yapaydır — ikisi de bütçe transferidir ve devletin sosyal güvenliği fonlama kapasitesi bu muhasebe etiketinden bağımsızdır. Dolayısıyla değişikliğin parasal özü değil, siyasal-söylemsel işlevi belirleyicidir.
Aynı parayı "gelir" saymaktan vazgeçip "açık" olarak yeniden tanımlamak, ekonomik bir kötüleşme değil, bir yeniden-etiketlemedir. "Açık büyüdü" cümlesi bu nedenle işin püf noktasıdır.
Değişiklik nakit/ekonomik düzeyde nötr olabilir ama asıl dönüşüm hukuki-kurumsal düzeydedir — formüle bağlı yasal güvencenin takdiri transfere indirgenmesi ve bunun sosyal güvenliğe taarruz için hükümete açtığı meşruiyet alanıdır önemli olan.
Kalemi "gelir"den "açık kapatma"ya çevirmek, SGK'yı yapısal olarak "batık", "sürekli zarar eden" bir kurum gibi gösterir, “karar delik” demagojisini yeniden başlatır. Bu, sosyal güvenliğin bir hak değil bir "yük" olduğu şeklindeki ana akım ve ortodoks anlatıyı besler ve gelecekteki kısıtlamalar/parametrik reformlar (emeklilik yaşı, aylık bağlama oranı vb.) için zemin döşer.
Açığın büyümesi söylemiyle emeklinin zam talepleri veya emeklilikte iyileştirmeler (kademe veya intibak) "açık çok büyük, para yok" denilerek daha kolay geri çevrilebilecek.
⭕️ O yüzden bu değişiklik sadece teknik bir muhasebe işlemi değil sinsi bir zihniyet değişikliğidir ve faturası ağır olabilir.
Gündemin 1.maddesi budur
Siber güvenlikle ilgili bütün yetkiler Siber Güvenlik Başkanlığına verildi.
Dinleme, fişleme, yasaklama, el koyma artık hepsi....
1) El Şara’nın İŞİD lideri olduğunu, oradan El Nusra’ya evrildiğini, terörist olduğunu dünya alem biliyor. Nesnel bir gerçeğin dillendirilmesi ne zaman suç oldu?
Galileo, 1633 yılında “Dünya yuvarlaktır” dediği için Engizisyon mahkemesinde yargılanmıştı. İşi oraya mı vardıracaksınız?
2) Hükümetin, Ahmet Davutoğlu’yla başlayan, Esad’ın gidişi ve El Şara’nın gelişiyle sonuçlanan Suriye politikasının iki sonucu oldu:
A) İsrail, Suriye’ye 10 yeni askeri üs kurdu. Birisi Şam’a 20 km ötede (kaynak: Middle East Eye). Yani İsrail bölgede en rahatsız olduğu İran ve Suriye devletlerinden birisinden kurtulduğu gibi oradaki nüfuzunu da hayli arttırdı.
B) SDG yani YPG lideri Mazlum Abdi, Avrupa liderleri ile diplomatik görüşmeler yapar ve başbakan/cumhurbaşkanı seviyesinde kabul görür noktaya geldi.
Yani Irak’ın kuzeyindeki Barzani-Talabani bölgesine ek olarak ikinci kanton yani ikinci Barzanistan Suriye’de doğdu.
Bu, İsrail’in istediği Kürdistan’ın kuruluş taşlarından ikincisinin döşendiği bir süreç oldu.
Türk dış politikası Suriye’de yanlış yaptı. Etkisiz kaldı.
Yıllarca "Lozan'da gizli maddeler var" diyerek milleti uyuttular, asıl gizli anlaşmayı kendileri PKK ile yaparak Kürdistan'a giden yola taş düşüyorlar!
Gazilerimiz ıslak yağmur, kuru ayazda Ankara'da eylemde. Sanatçı, Aktivist, Siyasetçi, Sunucularımız hapiste.
Ama şu anda pkklı teröristlere af çıkartmaya çalışıyoruz.