Olayı şöyle özetleyebiliriz:
Malum şahıs bir Truva atına açtırdığı davayı ve KK'nın ihtirasını kullanarak CHP'nin en çürümüş çetelerine CHP genel merkezini işgal ettirdi ve partinin bu çeteler tarafından yağmalanmasının önünü açtı.
Ankara'nın işkenceci Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen, Ayhan Bora Kaplan soruşturması kapsamında açığa alınmış.
Hakkını arayan herkese "Ben devletim!" diyerek saldıran Mukadder Kardiyen'in de dahil olduğu kirli ilişkiler ağı açığa çıkarılmalı ve cezalandırılmalıdır.
İşte Mukadder Kardiyen'in doğrudan dahil olduğu saldırıların bir kısmı👇
🔴Ölen biziz! Zeren bizim kardeşimiz!
📢Hesap soran, yaşamlarını savunan, adalet ve nitelikli barınma hakkı mücadelesi veren öğrencilerin mücadelesi mücadelemizdir.
📢Zeren’in katilinin tüm sorumluları hesap vermeli; tüm öğrencilerin yaşamlarına yönelik devam eden tehdit tüm yurtlarda gerekli denetimlerin kamusal şekilde yapılmasıyla önlenmelidir.
Açıklamanın tamamı
https://t.co/Cmr4U08TlP
📢Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk
📌Depremin üstünden 8 ay geçti, en temel haklarımız hala hayata geçirilmedi. Biz isterdik ki, 8 ay boyunca bu insanların yarası sarılsın, 8 ay sonra depremzedeler buraya gelmek zorunda kalmasın.
📌Onlar Hatay'a bakınca, Hatay'ı insansızlaştırmak için, kendi rant projelerini uygulamak için şirketlere nasıl peşkeş çekeriz diye bakıyor.
📌Biz Hatay'a bakınca kurulacak yepyeni bir kent görüyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz ve bunun mücadelesini görüyoruz #Hatay'da.
#HatayıGör
Kemal Selçuk Taşkelek arkadaşımız bu sabah evi basılarak gözaltına alındı. Gerekçe, Antalya 1 Mayıs mitinginde Mahir Çayan flaması taşımak. Mahir'i taşımak suç değil onurdur. #MahirÇayan
📌 İstanbul
"Laik ve bilimsel eğitim düşmanı ÇEDES protokolü iptal edilsin" demek için Süreyya Operası önündeydik.
Çocukların güvende yaşayacağı bir ülke için laiklik şart!
Faşizme teslim olmuyoruz, halkın iradesi kendini sokakta gösterecek! - Nebiye Merttürk
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu Tayyip Erdoğan kazandı ancak bu seçimlerden çıkan sonuç “halkın iradesi” değildir. Adil ve olağan koşullarda gerçekleşmeyen bir seçimden çıkan sonuca “halkın iradesi” denilemez. Bu sonuçla Erdoğan liderliğindeki faşist iktidar koalisyonuna meşruiyet atfedilemez.
Karşı karşıya olduğu krizlere köklü çözümler sunamayan ve partisinin yaşadığı çözülmeyi durduramayan Erdoğan, bunu dengelemek için seçim gecesi Saray’ın balkonuna çıkardığı 7’li gerici-şoven ittifaka ve çatışma diline sarılmaktadır. Karşımızdaki halka savaş ilan eden bir faşist ittifaktır.
Hiçbir seçim sonucunun değiştirmeyeceği gerçek bu iktidarın meşruiyetini çoktandır yitirdiği ve halkın çoğunluğu tarafından istenmediğidir. Halk düşmanı bu iktidar devrilene kadar halkın direnişi de sürecektir.
Bu seçimlerde bir yenilgi varsa o da halkın direniş potansiyelini seçmenliğe indirgeyen, mücadeleyi sandığa hapseden seçim odaklı muhalefet stratejisinin yenilgisidir.
Seçim odaklı muhalefet, bir seçim daha kaybetmekle kalmamış, aritmetik denklemleri gerekçesiyle faşizmin “göçmen karşıtı” ve “güvenlikçi” söylemlerini sahiplenerek meşrulaştırmıştır. Nihayetinde ülke siyasetinin ekseni daha da sağa kaymıştır.
Sosyalistler başkalarını suçlama kolaycılığına kaçmadan, özeleştiri zorunluluğunun üstünden atlamadan, halka karşı savaş halindeki bu faşist iktidar karşısında halkın sandığa sığmayan direnişini örgütlemekle yükümlüdür.
Örgütsüz bir halkın ve gerçek bir toplumsal harekete yaslanmayan bir muhalefetin faşizmi alt etmesi mümkün değildir. Güçlü bir sokağın, güçlü bir toplumsal hareketin varlığı da ancak işçileşen, yoksullaştırılan, temel hak ve özgürlükleri gasp edilmiş geniş halk kitleleriyle doğrudan temas halinde, onların somut sorunları ekseninde harekete geçirilmesi ve örgütlenmesi ile mümkündür.
Halkevleri olarak 21 yıldır bu faşist iktidarın karşısında nasıl tavizsiz bir duruş sergilediysek aynı kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz. Muhalefetin yaşadığı sağcılaşmayı hayırhah karşılamayacak; ırkçı, gerici, şoven, cinsiyetçi politikaların normalleştirilmesine ve örgütlenmesine karşı duracağız. Direnişçi geleneğimize ve birikimimize yaslanarak, hatalarımızdan ve eksiklerimizden dersler çıkarıp “nasıl yapabiliriz” sorusunun yanıtını, sınıf eksenli bir bakışta ve kitle mücadelelerinin içinde arayarak ilerleyeceğiz.
Açlık, yoksulluk ve şiddet sarmalında yaşamamızı isteyenlerin karşısına dikileceğiz. Halkın hak mücadelelerini ve özsavunmasını örgütleyeceğiz. Daha fazla örgütlenecek, daha geniş kesimlere ulaşacağız. Bir kişinin daha iş cinayetlerinde, kadın cinayetlerinde ölmemesi için, bir kişinin daha haksız yere işten atılmaması için, bir kişinin daha şiddete/tacize uğramaması için, bir kişinin daha yatağa aç girmemesi için, insanca yaşamak için ısrarla mücadele edeceğiz.
Halkın iradesini sokakta açığa çıkaracak, hayalini kurduğumuz eşit ve özgür bir ülkeye kavuşana kadar hiç yılmadan mücadele edeceğiz!
Herkesi bu faşist iktidarı yıkmak ve yeni bir ülkeyi kendi ellerimizle kurmak için örgütlenmeye, harekete geçmeye, Halkevleri’yle birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz!
KHK ile ihraç olan Ankara Şube üyemiz Hilal Korkmaz mahkeme kararıyla işine iade edildi.
Tüm ihraç üyelerimiz işlerine dönünceye kadar mücadelemiz devam edecek. #GeriDöneceğiz
Teslim olmak yok, umutsuzluk yok, kurtuluş kendi ellerimizde! - Nebiye Merttürk
Ülkeyi her alanda enkaza çeviren, halk düşmanı bir iktidarın yavaş ama geri döndürülemeyen çözülme sürecini izliyoruz. 14 Mayıs seçimlerinde Tayyip Erdoğan’ın oyu yüzde 50’nin altına düştü, AKP ise yüzde 35’lere geriledi. Ne var ki muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Millet İttifakı’nın oyu bu oranların üstüne çıkamadı.
Bu sandık sonuçları, düzen siyasetinin bir kriz içinde olduğunu ve Cumhur İttifakı’nın da Millet İttifakı’nın da kurdukları geniş koalisyonlara rağmen istedikleri toplumsal desteği alamadığını göstermektedir. Düzen siyasetinin iki ana aktörü AKP de, CHP de zayıflıklarını sağa kayarak, milliyetçi-şoven-gerici aktörlere tavizler vererek gidermeye çalışmaktadır. Bunun sonucu olarak iktidar karşıtı toplumsal tepki sağın farklı renklerinin yelkenini şişirmektedir. AKP, kadın ve LGBTİ+ düşmanı Yeniden Refah Partisi’ni ve adı işkencelerle anılan Hizbullahçı Hüda-Par’ı; CHP ise sabık AKP yöneticilerinden oluşan Deva ve Gelecek Partisi kadrolarını meclise taşımıştır. Bu zeminin karşımıza çıkardığı şey üçte ikisi İslamcı-faşist partilerden oluşan bir meclis ve bunlara ek olarak ikinci turun anahtarını elinde tutan Sinan Oğan şahsında temsil edilen yeni tipte bir faşist ittifaktır.
Bu durum genel olarak muhalefetin özel olarak sosyalistlerin krizine de işaret etmektedir. Sol işçileşen, yoksullaştırılan, temel hakları gasp edilmiş geniş halk kitlelerinin somut sorunlarını örgütlemekten, onun politik hareketini yaratacak zeminlerden uzaklaşmıştır. Bu durumda ekonomik kriz pandemi ya da deprem gibi toplumsal altüst oluşlar sonucunda geniş halk kitlelerinin kendiliğinden "muhalefete" yönelmesini beklemek siyasi körlüktür. Tam tersine devrimci siyasetin boşluğunda bu yıkım gericiliğin ve faşizmin kitle temelini beslemektedir. Nihayet halkın kendi sorunlarının çözümünün bir parçası olabileceği mücadele zeminleri kurulmadan gerçek bir dönüşümün sağlanamadığı, bunun sandık sonuçlarına da yansımayacağı bir kez daha görülmüştür. Faşizmi salt seçimler yoluyla alt etme stratejisi başarısız olmuştur. Başarısız olan, anti-faşist siyaset değil, sınıf siyaseti değil, anti-faşist mücadele ile sınıf mücadelesi arasındaki zorunlu bağı ihmal eden, halkın direniş eğilimlerini seçmen davranışına indirgeyen taktik ve stratejilerdir.
Gün ne bu çürümüş, gayri-meşru ve çözülmesini geri çeviremeyen faşist iktidar karşısında karamsarlığa gömülmenin ne de yeni hayal kırıklıklarına doğru yol almanın günüdür. Örgütsüz bir halkın ve gerçek bir toplumsal harekete yaslanmayan bir muhalefetin faşizmi alt etmesi mümkün değildir. Solun, anti-faşist güçlerin sandık sonuçlarına etki etmesi de ancak güçlü bir sokağın, güçlü bir toplumsal hareketin varlığıyla mümkündür.
Biz bu halkın sisteme ve iktidara karşı büyüyen hoşnutsuzluğunun, öfkesinin ve değişim arzusunun sandıklara sığmadığını ve herhangi bir seçim sonucuyla ortadan kalkmayacağını biliyoruz. Erzurum mitingine yönelik faşist saldırıda yüzü kana bulanan halkın, özsavunma ihtiyacını görüyoruz. Deprem bölgelerinde şaşırtıcı oy oranları değil, halkın hâlâ karşılanmayan temel ihtiyaçları olduğunu, bu ihtiyaçlar doğrultusunda halkın talepleri, çözüm önerileri ve yeniden inşa için kurucu bir kapasitesi olduğunu görüyoruz. Yaşanılan yıkım karşısında halkın yeşerttiği umudun, geliştirdiği dayanışma pratiklerinin henüz politikleşmemiş olduğunu ama bağrında yatan potansiyeli görüyoruz.
Faşizme karşı mücadelenin imkânını da işçi sınıfı hareketinin yavaş ama direngen ve kararlı seyrinde, kent ve kır yoksullarının, kadınların, üniversite gençliğinin, Alevilerin, Kürtlerin, faşizmin saldırıları karşısında Hopa’dan Gezi’ye, Fırat’ın doğusundan batısına, fabrikalardan kampüslere, sınıf dayanışmasından deprem sonrası toplumsal dayanışmaya, mahallelerden meydanlara barikat örerek direnenlerde görüyoruz.
Biliyoruz ki bu düzen çürüyor ve çözülüyor, biliyoruz ki bu düzenin karşısında milyonlarız ve biliyoruz ki şiddetlenerek sürecek kesintisiz sınıf mücadelelerinin içindeyiz. Halkı kendi bağımsız çıkarları etrafında saflaştıracak bir mücadeleyi örgütlemek gerektiğinin bilincindeyiz. Bu yolda bugüne dek birlikte yürüdüğümüz dostlarımızla, mücadele arkadaşlarımızla bu kavgayı ve dayanışmayı büyüteceğiz.
Bu eşitsizlik, sömürü, yağma, talan düzenine ve bu düzen sürsün diye tırmandırılan hukuksuzluğa, adaletsizliğe, şovenizme, dinci gericiliğe, kadın düşmanlığına, savaş politikalarına, yani neoliberalizme ve faşizme karşı direnişe, örgütlenmeye çağırıyoruz!
Kurtuluş halkın kendi ellerindedir!
Söz, yetki, karar, iktidar halka!