Sabahattin Ali çok güzel anlatmış;
Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için en değilim. Daha değilim. Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım.
Tatilce uygulamamıza genelde aşırı pahalı işletmeleri koymamayı tercih ediyoruz.
Hem malum kitlenin yerine gidip paramızı yanlış kişilere vermeyelim, hem de bu tip pahalı yerlerin reklama ihtiyacı olmadığı bunları eklemeyiz.
İşletme önermeyi unutmayın.
https://t.co/vgQ0IVnmE9
Evliliğin %80'i sekstir.
Çünkü yatak odasında çözülemeyen sorunlar, zamanla salonu, mutfağı ve hatta kalpleri işgal eder.
İnsanlar çoğu zaman evliliklerini sevgisizlikten değil; dokunulmamaktan, arzulanmamaktan ve anlaşılmamaktan kaybeder.
Rusya'nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındaydı.
Müfettiş sordu:
— Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?
Köylü cevap verdi:
— Sadece bir vida beyim... Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı söker, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.
Müfettiş öfkeyle:
— Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?
Köylü gülümsedi:
— Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta...
Müfettiş bir süre sustuktan sonra yeniden sordu:
— Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?
Köylü başını salladı:
— Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.
Bu sözler karşısında dehşete düşen müfettiş, raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi.
Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı:
— Bu sefalet bir gün felakete yol açacak...
Tam o sırada ray kenarında, elinde iki vida tutan küçük bir çocuk gördü. Çocuk gülümseyerek el sallıyordu.
Müfettiş dehşet içinde bağırdı:
— Treni durdurun!
Ama çok geçti...
Kulakları sağır eden metal çatırtısı duyuldu.
Çocuk ne fizik biliyordu ne de "bir söküp bir bırakma" kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı. Fakat bu kez yan yana duran iki vidayı birden sökmüştü.
Tren devrildi.
Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçildi.
Suçlu kimdi?
Çocuk mu?
Köylü mü?
Muhtar mı?
Yoksa yıllarca yanlışı görüp susanlar mı?
Asıl suçlu;
Cehaleti normalleştiren toplum,
Çıkarı ahlakın önüne koyan düzen,
"Bir şey olmaz" kültürü,
Ve yanlışa sessiz kalan herkesti.
Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez.
Önce vidaları gevşer.
Not: Bu metin yaygın olarak Anton Çehov'a atfedilse de, Çehov'a ait olduğuna dair güvenilir bir kaynak bulunmamaktadır.
Musa kavmine seslenmiş:
“Firavun sizi köleleştiriyor. Gelin kurtulalım şundan!”
Biri arkadan bağırmış:
“Musa, sen haklısın da… Karnımızı Firavun doyuruyor.”
Musa sormuş:
“Ne veriyor?”
- “Taş taşıyoruz, öğlen çorba veriyorlar.”
“Taşı kimin için taşıyorsunuz?”
- “Firavun için.”
“Çorbayı kimin parasıyla veriyor?”
- “Bizim vergilerle.”
“Taşımazsanız?”
- “Kırbaçlıyorlar.”
Musa başını eğmiş:
“Yani kendi paranızla aldığınız çorbayı içmek için taş mı taşıyorsunuz?”
Adam düşünmüş:
“Doğru… ama çorba çok güzel kokuyor.”
Musa bir şey dememiş.
Asasını kaldırmış, denizi yarmış.
Kavim sevinmiş:
“Kurtuluyoruz!”
Musa arkasına bakmış:
“Yok, ben gidiyorum. Siz çorbanızı soğutmayın.”