Bölge kaynıyor… İsrail, Yunanistan ve GKRY, askeri ve ekonomik anlaşmalara imza atıp burnumuzun dibinde tatbikat üzerine tatbikat yaparken, ülkemizin başkentine kadar sızan insansız hava araçları ve Rusların karadenizde vurduğu 4 ticaret gemimizin görüntüleri, grup seks magazinleri arasında kendine yer bulmaya çabalıyor. Tüm bu hengame arasında, Türk askerinin Libya’daki görev süresinin uzatılmasından saatler sonra, Libya heyetini taşıyan uçak ülkemizin kalbinde, yani Ankara’da düşüyor. Kaza mı, bela mı henüz bilinmezken, Yunan tarafı düşen uçakla ilgili alaycı başlıklar atıp ülkemizi aşağılamaya yelteniyor, İsrail basını da “daha bu ne ki” dercesine tehdit dolu yayınlar yapıyor. İşin özü, dünya yarın için pozisyon alıp farklı dillerde aynı cümleleri kurarken, biz haaala dün ile boğuşuyoruz. Ülkeler yarın için başka ülkelerle dostluk pekiştirirken, biz bizimle bile yan yana durmayı beceremiyoruz. En yakın zamanda, bu vatanın sadece senden ya da şahsen benden ibaret olmadığını hatırlamamız dileğiyle… Zira batının efeleri, kuzeyin uşakları, güneyin yörükleri, bozkırın yiğitleri, doğunun beyleridir Türkiye.
Seni beni bırakıp, artık “biz” olabilmek ümidiyle…
Sera Kadıgil, sözleriyle Çalışma Bakanının ağzını burnunu kırmış
Her gün 6 işçi katlediliyor. İş müfettişi sayısı 2 yılda 917’den 889’a düşmüş
Bu devlet destekli öyle bir sınıf kırım ki can derdinden başka bir derdi konuşmaya sıra gelmiyor utanın biraz
Düşmanların kılık değiştirdi, ağız değiştirdi, fikir değiştirdi, saf değiştirdi, yol değiştirdi, döndüler de döndüler paşam. Biz senden milim sapmadık. Onlar için her şeyin bir bedeli vardı. Gücün, paranın, fikrin hatta kendilerinin bile… Rahat uyu paşam! Biz seni hiç satmadık. “Öldü” diyorlar… Hiç merak buyurma paşam, döneklerin rüzgarıyla savrulmayacağız. Fikrin olacağız, ruhun olacağız, sen olacağız! Üç beş satılık cahil ne ki? Cihan dursa karşımızda, seni ilelebet yaşatacağız.
Bugün, yarın ve daima…
AND OKUMA BÜTÜN OKULLARA YAYILIYOR.
Eğilmiyorlar, bükülmüyorlar, korkmuyorlar, susmuyorlar.
Evlatlarımızı asil yüreklerinden, ak alınlarından öpüyor, saygıyla selamlıyorum.
Şu rezaleti savunanları neden ciddiye alamam biliyor musunuz?
Bir insanı, attığı tiviti bahane edip, hukuken hiçbir yaptırımı olamamasına rağmen hapse atıyorsanız, hukuktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Anayasaya göre serbest kalması gereken insanları tutsak edip Anayasayı çiğnerseniz, Anayasanın öneminden bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Kul hakkına girip, çalana çırpana, gasp edene, çökene “bizdendir” deyip susarsanız, dinden, imandan, ahlaktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Sabah programlarında grup yapan dayılar, kayınvalidesine atlayan damatlar, eşini zehirleyip ele kaçanlar kol gezerken, eteğin boyundan, makyajın tonundan bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Cümle kuramayan yazarlar, bebek öldüren doktorlar, torpille atanan yeğenler, sahte diplomalı mühendisler varken yarını hedefleyemezsiniz . Ciddiye alamam.
Yazılı kuralları vardır hukukun. Kafanıza göre kural ekleyemez, işinize geldiği gibi şekillendirip, adına “adalet” diyemezsiniz. Derseniz ciddiye alamam.
Ardına saklandığınız tüm değerleri çıkarlarınız uğruna yok etmek üzeresiniz. Şeffaf duvarlar ardında, gizleniyoruz zannettiniz. Yanlışsınız! Elbette yanlışınıza “yanlış” diyeni susturur, sindirir, hapsedebilirsiniz! Ancak dünün tarihini nasıl değiştiremediyseniz, yarının kitaplarına da “haklı” geçmeyeceksiniz. Kendi yazdığınız kitaplara elbette geçersiniz, ama ciddiye alamam.
Sokakta dayak yiyen gençler, hakkını arayan ablalar, abiler, kardeşler, 70 yaşında ekmek derdine düşmüş dedeler, neneler! Halk işte. Değil derseniz, ciddiye alamam.
Her şey Türkiye için diyorsunuz. Biz Türkiye değil miyiz? Milletin refahı için diyorsunuz, biz millet değil miyiz? “Öyleyiz” derseniz, ciddiye alamam.
Yıkıldıysa Cumhuriyet bilelim. Geçersizse hukuk bilelim. Korkulmuyorsa Allah’tan bilelim. Aksi taktirde, her birini haksızca ağzınıza alıp, kimseden susmasını bekleyemezsiniz. Beklerseniz, ciddiye alamam.