Başkaları size hak ettiğinizi değil, içlerinde ne varsa onu verirler.
Hak ettiklerinizi ise sadece kendi kendinize verebilirsiniz, tabii kendinizi neye layık gördüğünüzü biliyorsanız.
Sevgili Narsistler, kimse sizin bencil, küçümseyici, ısrarcı, huzursuz, hiçbir şeyi beğenmeme, katı, despot, kontrolcü, duygusallıktan uzak, sürekli yargılayan, öz değersizliğinizi ve öz sevgisizliğinizi kendinizi çok seviyor görünerek maskeleyen, güvensiz, ilgi bağımlısı, sürekli manipülasyon yapıp karşısındakini darlayan, her zaman kendi istediklerinin olmasını isteyen, hep kendisini haklı görüp kurban bilincinde yaşayan ve telafiyi hep karşı taraftan bekleyen hallerinize hizmet etmek zorunda değil.
Tek bir insan hücresinin 3D görüntüsü bu iken… endoplazmik retikulumlar, mitokondriler, ribozomlar/proteinler/enzimler vs. Yani hepimiz gerçek bir mucize bir varlıkken… nasil oluyorda kendimizi değersiz hissettiriyorlar? Unutmayın..süpersiniz ♥️
Dünyaca ünlü nörobiyolog Robert Sapolsky, beynimizin en güçlü “fren” mekanizması olan prefrontal korteksi (ön beyin kabuğu) tam bir kas gibi tanımlıyor. Nasıl mı?
Her gün karşılaştığınız o küçük baştan çıkarıcılarla yüzleşin: o ekstra dilim pasta, o “sadece 5 dakika daha” diye uzayan telefon ekranı, o ani öfke patlaması…
İşte o anda “hayır” demek için prefrontal korteksiniz devreye girer. İlk başta zor gelir, adeta ağırlık kaldırmak gibi yorar. Ama işte sihir burada başlıyor:
Tekrar tekrar direnin.
Her başarılı “hayır”da, bu bölgeyi çalıştırıyorsunuz. Sinir yolları güçleniyor, bağlantılar kalınlaşıyor, karar verme mekanizmanız daha verimli hale geliyor. Tıpkı düzenli spor yapan birinin kaslarının zamanla daha kolay çalışması gibi…
Başlangıçta irade göstermek için çaba harcarken, bir süre sonra o “doğru olanı yapmak” neredeyse otomatikleşiyor. Artık baştan çıkarıcılar sizi eskisi kadar sarsmıyor. İrade, zor bir savaş olmaktan çıkıp, sakin ve doğal bir alışkanlığa dönüşüyor.
Sapolsky’nin çarpıcı mesajı şu:
Kendini disipline etmek, karakter meselesi değil; beyin mimarisi meselesidir. Ve bu mimariyi siz yeniden şekillendirebilirsiniz. Küçük, tutarlı direnişlerle.
Bugün bir kez daha “hayır” deyin.
Yarın biraz daha kolay gelecek.
Bir hafta sonra ise… farkı hissetmeye başlayacaksınız.
Beyniniz sizi izliyor.
Ve her direnişinizle, daha güçlü, daha özgür bir versiyonunuza doğru evriliyor.
Şimdi sıra sizde.
O ilk adımı atın. Kaslarınız sizi bekliyor. 💪🧠
Bu video tam da bu yüzden ilham verici: irade bir lütuf değil, eğitilebilir bir beceri.
Ve eğitimine bugün başlayabilirsiniz.
Klinik psikolog Jordan Peterson, şimdiki annelerin duymak istemediği bir gerçeği dile getiriyor:
“Üç yaş altı çocuklar için, özellikle ilk yıl, kreş gerçekten tavsiye edilmez. O ilk yıllarda annenin bakımının yerini hiçbir bakım şekli alamaz.”
Patterson'a göre, küçük çocuklarla evde kalmanın çoğu aile için bir lüks haline geldiği bir dünya yaratmış olmamız "oldukça dikkat çekici"; "sanki bilerek yapılmış gibi."
On yıllarca süren (ve büyük ölçüde değişmeden kalan) araştırmalar, ilk 3 yıldaki kritik bağlanma döneminin, tutarlı ve duyarlı anne bakımıyla benzersiz bir şekilde desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Bu dönemdeki bozulmalar, stres tepkilerinde, davranışsal sorunlarda ve daha sonraki duygusal zorluklarda ölçülebilir artışlarla ilişkilidir.
Sormaya çekindiğimiz soru şu: "Ya annelik ya da ekonomik rahatlık" modelini kasten mi tercih ettik?
Özellikle küçük çocuklu anneler: onu kendiniz büyütmek için işi bırakmanın karşılayamayacağınız bir lüks gibi geldiği bu baskıyı hissediyor musunuz?
Bu sorulara linçlenme korkusu olmadan hangimiz dürüstçe cevap verebiliriz?