Tıpkı Dünya'nın dönüşünü hissetmediğimiz gibi, ekonomik sistemdeki bazı hareketleri de ancak denge bozulmaya başladığında hissederiz.
Savrulmaya başladığımız an, çoğu zaman sürecin başladığı an değildir. Asıl süreç çok daha önce başlamıştır.
https://t.co/wfeXyj0T9s
Mali baskılar → artan nakit ihtiyacı → 1854 dış borçlanması → borçların artması → 1875–1876 borç krizi → 1881 Düyûn-u Umûmiye → 1883 Reji → mali hareket alanının daralması → Balkan Savaşları → I. Dünya Savaşı → Osmanlı borçlarının Cumhuriyet dönemine devri
https://t.co/9fonWCj6DL
Bunu söylediğimizde biraz da dalga geçer havayla hep aynı soru soruldu: “Neymiş bu yapısal reformlar?”
Fon krizi ve sonrasında yaşananlar, yapısal reformların ne olduğunu göstermiş olmalı.
https://t.co/Ic8JrKmOee
Eski Türkiye’de kimse on binlerin katili bir teröriste Sayın diye hitap edemez, statü vermeyi aklından geçiremezdi. Teröristler hakkında konuşurken dikkatli bir dil kullanın diye vatandaşa parmak sallayamazdı.
Eski Türkiye’de herkes haddini bilirdi.
Pusula Portföy temerrüde düştüğünü ve ödemeleri yapamadığını açıkladı.
132 milyar TL'lik para çıkışı var.
Tera ise "Devir işlemi henüz hukuken tamamlanmadı. Likidite ihtiyacını bizimle ilişkilendirmeyin" diyor. Daha dün "Pusula, Tera bünyesine katılmıştır" diyorlardı.
🙈
Kaslarınızı ve kemiklerinizi güçlendirmek için yürüyün.
Kalp damar hastalığı riskinizi azaltmak için yürüyün.
Kan şekerinizin dengeli olması için yürüyün.
Daha iyi uyumak için yürüyün.
Stresinizi hafifletmek için yürüyün.
Daha doğru kararlar vermek ve odaklanmak için yürüyün.
Eski Google CEO'su Eric Schmidt'ten yapay zekanın geleceğine dair ürpertici bir uyarı:
"5 yıl içinde yapay zeka; sınırsız bağlamı, 1000 adımlık çözümler için 'düşünce zinciri' (chain-of-thought) mantığını ve birlikte çalışan milyonlarca yapay zeka aracısını yönetebilir hale gelebilir.
Nihayetinde kendi dillerini geliştirecekler... ve biz ne yaptıklarını anlayamayacağız."
Son sözü ise şu oldu: "Fişini çekin."
Bu sözler, Google'ı yönetmiş bir ismin teknolojik tekillik (singularity) hakkındaki değerlendirmesi.
Ankara'dan Antalya istikametine giderken Afyon çıkışında Afium alışveriş merkezini geçtikten sonra yaklaşık 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra Damlalı Boğazına ulaşırsınız. Bu boğaza girdikten birkaç dakika sonra sağa bir yol saptığını göreceksiniz. Bu yol, sizi Albay Reşat Bey'in uğruna kendi canına kıydığı Çiğiltepe düzlüğüne ve orada bulunan şehitliğe götürür. Bir Antalya seyahatinizde yola biraz erken çıkın. Herhangi bir kahvecide zaman öldürmek yerine yaklaşık 1,5-2 saatinizi ayırın ve Çiğiltepe'ye gidin. Büyük Taarruz'da Türk askerlerinin ele geçirmek için can verdiği Yunan mevzilerini ve Çiğiltepe taarruzunda şehit düşen Mehmetçiklerin gerçek mezarlarını görebilirsiniz. "Ben varım!" diyenler için Damlalı Boğazı'ndaki sapaktan itibaren anıtsal şehitliğe giden koordinatları paylaşıyorum:
https://t.co/iSGTiv8T4R
📌Aşağıdaki koordinat, sizi Yunan mevzilerine götürecektir.
https://t.co/A08pYuevvM
📌Bu konumda ise, gerçek bir şehit defin noktası görebilirsiniz.
https://t.co/84127YKqcN (Bu yaklaşık konum, ama sizi yanıltmaz.)
Daha az hastane odası görmek isteyen herkesin bilmesi gerekenler:
1. En sağlıklı yemek evde yapılan yemektir. Paket ürünlerin çoğunda yüksek oranda şeker, doymuş yağ ve katkı maddeleri bulunur. Kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanser türlerinin riskini arttırır. Uzak durun.
Bakterilerle diyabet tedavisi mümkün olabilir mi?
Yeni bir çalışmada araştırmacılar, kan şekerini algılayan ve yükseldiğinde GLP-1 üreten akıllı bakteriler geliştirdi.
Adeta bağırsakta çalışan doğal bir GLP-1 fabrikası gibi…
Üstelik sistem farelerde ve maymunlarda işe yaradı.
Türkiye'nin Güncel Kanser Verileri Nerede?
@onkolojidernegi
Türkiye'de nüfus tabanlı kanser kayıtçılığı uzun yıllardır Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Bu veriler yalnız akademik merak konusu değildir; kanser tarama politikalarının, sağlık yatırımlarının, erken tanı programlarının ve kaynak planlamasının temel dayanaklarından biridir.
Ancak bugün dikkat çekici bir zaman farkıyla karşı karşıyayız.
2026 yılının Ağustos ayındayız. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan ayrıntılı Türkiye Kanser İstatistikleri serisinde ulaşılabilen son ulusal rapor 2020 tanı yılına aittir. Dolayısıyla 2021, 2022, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında kanser insidansının nasıl seyrettiğini aynı ulusal kayıt sistemi üzerinden güncel olarak değerlendiremiyoruz.
Kanser kayıtlarının toplanması, mükerrer olguların ayıklanması, morfoloji ve topografi kodlamalarının doğrulanması, ölüm kayıtlarıyla eşleştirilmesi ve kalite kontrolünden geçirilmesi elbette zaman gerektirir. Bu nedenle belirli bir yayın gecikmesi epidemiyolojik açıdan anlaşılabilir.
Bununla birlikte, gecikmenin beş yılı aşması durumunda mesele artık yalnız bilimsel değil, halk sağlığı planlaması ve kamunun güncel sağlık verisine erişimi bakımından da önem taşımaktadır.
Özellikle son yıllarda dünyada erken başlangıçlı bazı kanserlerde bildirilen değişimler dikkate alındığında, Türkiye'de 50 yaş altındaki nüfusun kanser insidansının ve kanser türlerine göre eğilimlerinin güncel veriler üzerinden izlenebilmesi ayrıca önemlidir.
Bu nedenle Sağlık Bakanlığı ve Halk Sağlığı Genel Müdürlüğüne kamuoyunun bilgi edinme hakkı kapsamında şu soruyu yöneltiyorum:
2021, 2022, 2023 ve 2024 tanı yıllarına ait Türkiye Kanser İstatistiklerinin veri toplama, doğrulama ve validasyon süreçleri hangi aşamadadır ve bu yıllara ait ulusal kanser istatistiklerinin öngörülen yayımlanma tarihleri nelerdir?
Ayrıca söz konusu yıllar için veriler henüz nihai rapor haline getirilmemiş olsa dahi;
kanser türü, yaş grubu, cinsiyet ve tanı yılı kırılımında geçici (preliminary) insidans verilerinin kamuoyu ve bilim insanlarıyla paylaşılması planlanmakta mıdır?
Özellikle 0–29, 30–39, 40–49 ve 50 yaş üzeri grupların ayrı değerlendirilebilmesi, Türkiye'de erken başlangıçlı kanserlerin zaman içindeki seyrinin bilimsel olarak incelenebilmesine imkân sağlayacaktır.
Burada herhangi bir artış veya azalışı peşinen ileri sürmüyorum.
Tam tersine sorum tam olarak budur: Türkiye'de 2020 sonrasında kanser epidemiyolojisinde ne oldu?
Bunu öğrenmenin yolu varsayımlardan değil, güncel ulusal verinin yayımlanmasından geçmektedir.
🚨 ALARM!
Artık "Bunu yapın!", "Şunu asla yapmayın!" diyen herkesi dinlemeyi bırakın!
Her insanın metabolizması, genetik yapısı, hormon dengesi, bağırsak mikrobiyotası ve yaşam koşulları farklıdır. Bir başkasına iyi gelen şey size zarar verebilir.
Tek bir kural var:
Başkalarının hazırladığı "yapılacaklar" ve "yapılmayacaklar" listelerini körü körüne takip etmeyin.
Çünkü onlar sizi tanımıyor.
Vücudunuzu bilmiyorlar.
Geçmişinizi bilmiyorlar.
Risklerinizi bilmiyorlar.
Bilim, herkese aynı reçeteyi vermek değildir. Bilim, bireysel farklılıkları anlamaktır.
Sağlığınızı sosyal medya listelerine değil, bilimsel kanıtlara ve size özel değerlendirmelere emanet edin.
Henüz uykudan uyanmış bir bebeğin kokusu ve sıcaklığı diye bir güzellik var. Fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusu gibi, bahar kokusu gibi bir şey. Dünyanın en güzel şeylerinden biri…
@DrGunerSonmez Bazı kokular yalnızca güzel değildir; insana güveni, huzuru ve ait olma duygusunu da hatırlatır.
Bebek kokusu, belki de bunların en doğal ve saf olanıdır.
🌍 "Avrupa 40 derecede ağlıyor, biz Türkiye'de 46-47 C görüyoruz bu kadar söylenmiyoruz" diyenler için işin arkasındaki bilimsel gerçekleri 5 maddede özetleyelim 👇
☀️ 1. Gündüz İşkencesi: Özellikle Orta/Kuzey Avrupa'da yazın gündüzler 18-22 saat sürüyor. Güneş tepeden neredeyse hiç inmiyor, toprak ve binalar aralıksız güneş radyasyonuna maruz kalıyor. Coğrafyanın soğumaya vakti kalmıyor. (Öğle vaktinin 9-10 saat sürdüğünü düşünün)
🌤️ 2. Maskeleme Etkisinin Yok Olması: Avrupa’da hava kirliliği (aerosol) çok az olduğu için güneş ışınlarını filtreleyecek bir kalkan yok. Güneş ışığı direkt ve en yakıcı haliyle vücuda çarpıyor. Hissedilen sıcaklık bu yüzden çok daha agresif.
🥵 3. Evler Adeta Birer Termos: Avrupa'daki binalar kışın ısıyı içeride tutmak için yalıtılmış. İçeri giren sıcaklık günlerce dışarı çıkmıyor. Klima altyapısı da olmadığı için evler geceleri fırına dönüşüyor.
🌡️ 4. Nem ve "Boğulma" Hissi: Kuru bir 45 derece, nemli bir 35 dereceden daha katlanılabilirdir. Avrupa'nın nehir ve kıyı şehirlerindeki yüksek nem, vücudun terleyerek kendini soğutmasını engelliyor ve biyolojik iflası hızlandırıyor.
⚡ 5. Meteorolojik Anomali: Bu yüksek frekanslı sıcaklıklar özellikle kuzey Avrupa'daki yüz yıllık iklim dengesinin tamamen dışında. Altyapı da insan vücudu da bu ekstrem duruma hazırlıksız.
✍️ Özetle: Coğrafya, nem, altyapı ve 20 saatlik güneş birleştiğinde Avrupa'daki 35 derece, Türkiye'deki 45 dereceden daha ölümcül bir baskı yaratıyor.👇
Sık sinirlenmek; kortizol hormonunu yükseltir, beyindeki mantıklı düşünme ve duygusal tepki merkezi arasındaki bağlantıları zayıflatır. Tam bir kısır döngüye girersiniz; bağlantılar zayıfladıkça siniriniz artar, sinirlendikçe bağlantı zayıflar.
Keskin sirke küpüne zarar..
Öfke anında kalp hızınız artar. Mantıklı karar verme ve düşünme yeteneğiniz zayıflar.
Fonksiyonel MR çalışmaları, sık öfke yaşayan kişilerde amigdala–prefrontal korteks arasındaki iletişimin azaldığını ve bu yüzden duyguları kontrol etmenin zorlaştığını gösteriyor.