Ülkemiz Türkiye’nin turnuvaya veda etmesinin ardından şu ifadeleri kullanmıştım:
“Ben bundan sonra da turnuvayı sadece futbol gözüyle değil, insanlık vicdanının sesi olarak takip edeceğim. Kupa’nın da değerli dostlarım İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Brezilya Cumhurbaşkanı Lula ya da Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa’nın ülkelerinden birine gitmesini isterim.”
Bugün bu temennim gerçekleşti. Dünya şampiyonu olan İspanya’yı ve İspanyol halkını yürekten tebrik ediyorum. Bu başarıyı yalnızca sahadaki futbolun değil; dayanışmanın, emeğin ve ortak mücadelenin de bir nişanesi olarak görüyorum.
Sporun; ayrıştıran değil birleştiren, nefreti değil dostluğu büyüten evrensel ruhunun güçlenmesini diliyor; İspanya’yı bir kez daha kutluyorum.
🇪🇦 🇪🇦🇪🇦 Katil @netanyahu nun dostu kaybetti
Öbür dostu da kasımda kaybedecek
Kendisi de ekimde
İsrailse pek yakında elbet bir gün 🇵🇸🇵🇸🇵🇸
Viva Espana 🇪🇦
Viva Palestina 🇵🇸
Empatiyi, anlamayı, araştırmayı elden birakmamaliyiz. Popülizme ram olma tehlikesine karşı da tetikte olmalıyız. Esas mesele fırtına varken nerede duracağını ve gerçekte, toz bulutu kalktığında da neyin arkasında durman gerektiğini bilebilmek.
Müfterilik ya da bire on katmalarin başarılı eleştiriyi de gölgede bırakacağı unutulmamalı. O yüzden bizler, müzmin muhalifler gibi, arka planı henüz netleşmemiş hadiselerin sosyal medya taşeronlarina karşı da dikkatli olmalıyız. +
Ama asla muktedir olanın gölgesinde muamelesine tabi tutmadan (İşte kin-ofke gibi duyguları bağrında taşıyan tersi örnekler de bakın nelere maloluyor!)
İktidar eleştirileri daha iyi bir düzen kurulması için yapılmalı.+
İyilikleri çoğaltmak ve yaygınlaşmasına destek olmak gerek. Gönül elçilerini, adanmış fedakâr insanları her daim baştacı etmek, haklarını teslim etmek gerek. Elbette eşitlikçi düzlemde, adil, şeffaf, denetime mebni şekilde.+
O yüzden, Müslüman sosyolojinin ürettiği iyilikleri bu iktidara olan yakınlığı üzerinden değersizleştirmeye çalışan, o çabaları iktidarın dış pol. yöntemlerinin aparatı gibi gösterip hedef kılan ve başkalarına öykünen her çaba kadük kalmaya mahkumdur bu coğrafyada. +
"Keşke bu kara düzenden cikilsa da bunlara da ihtiyaç kalmasa" diye niyazda bulunmak da rasyonel bir niyaz değil. Aksine zor şartlarda direnmenin karşılığı olan bu çabalar, öyle bir düzende de katlanarak büyür. Tıpkı Osmanlı'daki binlerce vakıf gibi.+
Mümkün mü değil mi bilmem ama adanmışlık ruhuyla ülke içi, Gazze, Suriye demeden yıllardır bu alanı hayat biçimi bellemiş fedakar toplumsal kesimleri ve onların şöhretten nefret eden isimsiz kahramanlarini engellemek ya da alternatiflerini üretmek mümkün değil. +
Bu sistemin tüm çarpıklığina rağmen bu mümkün mü? (İktidarın koruyup kollayıp nepotizmle ödüllendirdikleri ve muhalefetin de genelleştirmede koz kıldıkları da madalyonun bir yüzünü temsil etse de, hakiki sivil toplumla bunları birbirine karıştırmamak gerek) +
Neticede, yardım derneklerinin de vakıfların da ciddi ve kurumsal bir denetim ağıyla kuşatılması gerektiği izahtan vareste. Elbette sivil toplumu rencide etmeden, kimliğine göre mobing uygulamadan, hukuktan başka bir şeyi gözetmeden. +
Tavuk firmalarını yakindan takibe alan kurumlar burada neden ayak sürüdü, bu kadar bekledi? Yozlaşma iklimini kendi lehine siyasete aparat kılmak istediğinden olabilir mi? ("Bunların ne siyasetçisi dürüsttür, ne sanatçısı ne de yardım rolü yapan kurumları" !! dercesine)+
Bu geniş tabloda küçük de kalsa o soruyu soralım:
MASAK’ın 2025’teki raporuna ve teknik takibe rağmen derneğin 17 ay daha para toplamasına nasıl ve ne amaçla göz yumuldu? +
İktidara kızıp yoğun emek mahsulü sahici sivil toplumu hedef almanın, onu taklit etmeye çalışan çürük imitasyonlarin maskelerinin düşmesiyle, bir kez daha ne büyük hata olduğunu ortaya koydu bu maskesiz çıplak gerçeklik. +
İktidara rağmen, görece bağımsız çabalarıyla temiz kalan bu alanlari çirkin propagandalarla kirletmeye çalışan zihniyet, siyasette de temsil edilmeye devam ettiği ve medyasiyla, sanatcisiyla bu yelkene rüzgar taşındığı müddetçe +
İslami sivil top. yardımlar konusunda yaygın bir gelenek oluşturması, laik iktidarlara güç yetiremediğinde "ben hiç olmazsa yaşadığım dünyayı güzelleştireyim ve cenneti kazanayim" demenin bir yansimasiydi.
Bugün de kendinden olan iktidar yozlastikça aynı mantıkla işine bakıyor.+