O, EN AZ TAYYİP ERDOĞAN KADAR KARŞI SAFTADIR
CHP’deki son gelişmeler, siyasal İslamcı ve Amerikancı iktidardan kurtulma umudu taşıyan herkesi sarstı.
Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığına getirilmesi ve genel merkezin polis zoruyla boşaltılması, zihinlerimizde yeni bir eşiğin daha aşılması anlamına geliyor.
İktidarı değiştirebilecek toplumsal gücün biriktiği siyasal bir merkez olan CHP’nin böyle bir kargaşanın içine itilmesi, herhangi bir hukuki tartışmayla sulandırılabilecek bir konu değildir.
Herkes biliyor ki Türkiye’de mahkemeler, Saray yönetiminin siyasal araçları olarak kullanılıyor. Böyle bir mahkeme kararına yaslanarak halkın güç biriktirdiği siyasal merkezi dağıtmak; adalet arayışıyla, arınma ihtiyacıyla ya da parti içi demokrasiyle açıklanamaz.
“Kılıçdaroğlu Saray rejimini ayakta tutmaya hizmet ediyor” demek bile artık durumu yeterince açıklamıyor. Bu cümlede hâlâ şöyle bir zihinsel bulanıklık var: “Aslında niyeti bu değil de sonuçta buna hizmet ediyor…”
Hayır, artık bu bulanıklığa yer yok.
Kılıçdaroğlu’nun, Saray rejiminin iktidarda kalması için canla başla mücadele eden bir siyasetçi olduğu kabul edilmelidir.
O, en az Tayyip Erdoğan kadar karşı saftadır. #CHPteslimAlınamaz
Özgür Özel’in büyük yanılgısı:
İÇ SİYASAL KRİZİ BATI’YA PAZARLAMAK
Özgür Özel'in Newsweek'teki yazısı, sıradan bir uluslararası kamuoyu bilgilendirmesi değildir. Bu yazı; Türkiye'deki demokrasi mücadelesini, Batılı başkentlerin jeopolitik çıkarlarına bağlayan ve meşruiyetin kaynağını halkın iradesinden dış güçlere devreden tehlikeli bir siyasal zihniyetin açık belgesidir.
Özgür Özel'in bu yazıda düştüğü en büyük tarihsel hata şudur: Türkiye'deki rejim hesaplaşmasının çözümünü, Türkiye halkının bağımsız iradesinde aramak yerine Batılı merkezlerin stratejik kaygılarına havale etmektedir. Türkiye'deki krizin "Avrupa, NATO ve Doğu Akdeniz için bir güvenlik sorunu" olarak tanımlanması, açık bir dış müdahale davetinden başka bir şey değildir.
Bu tutum, CHP'nin kökleriyle ve Kurtuluş Savaşı'nın tam bağımsızlık anlayışıyla açık bir hesaplaşmayı gerektirmektedir. Kuvayı Milliye ruhu; dış güçlerin onayına değil, halkın öz örgütlülüğüne dayanan bir bağımsızlık iradesinin adıdır. Oysa Özel'in yazısında siyasal İslamcı saray rejiminden kurtuluş arayan milyonların demokratik enerjisi, Washington'a, Brüksel'e ve NATO'ya "stratejik değer" olarak pazarlanmaktadır.
"Türkiye, demokratik meşruiyet olmadan NATO'nun bir direği olamaz" cümlesi bu bakımdan son derece çarpıcıdır. Yağmurda çamurda meydanları dolduran, mitinglerde yıllarca canını dişine takan bu halkın mücadelesi; NATO'nun güvenliği ya da AB'nin istikrarı için midir? CHP'nin arkasından yürüyen milyonlar içinde Avrupa Birliği'ni veya NATO'yu demokrasinin güvencesi olarak gören tek bir yurtsever gösterilebilir mi? Bu milyonların enerjisini Batı'nın güvenlik denklemlerine harcamaya heveslenmek, meydanlardaki iradeye açık bir saygısızlıktır.
Güç Nerede Aranmalı?
Gerçek bir iktidar mücadelesinin özü, halkın örgütlü gücünde, mücadele azminde ve toplumsal meşruiyetinde yatar. Özel'in yazısında ise bu temel tersine çevrilmektedir: Muhalefetin gücü halkın direnişinden değil, Türkiye'nin haritadaki jeopolitik konumundan devşirilmeye çalışılmaktadır. "Türkiye, stratejik olarak istikrarsızlaşamayacak kadar önemlidir" cümlesi, emperyalist merkezlere "bizi kurtarmazsanız başınız belaya girer" diyen, edilgen bir vesayet arayışıdır. Siyaset biliminin bu tutuma koyduğu ad düpedüz mandacılıktır.
Yazıda milyonların katıldığı mitinglerden söz edilmektedir. Ancak bu devasa toplumsal güç; bağımsız, kamucu ve demokratik bir Türkiye'yi inşa etmenin kaldıracı olarak değil, AB'nin güvenliği ve NATO'nun güçlendirilmesi için bir dış politika aracı olarak sunulmaktadır. Bu fark küçük değildir; bu fark, bir siyasal çizginin özünü belirler.
Asıl Kriz Nedir?
Halkımızın yaşadığı kriz, sandığın ve yargının tasfiyesiyle sınırlı bir üstyapı sorunu değildir. Asıl yapısal kriz; emekçi sınıfları ezen, hayat pahalılığı ve derin bir yoksullaşma yaratan neoliberal-İslamcı sermaye birikim modelidir. Kamu kaynaklarının yağmalanması, rant düzeni, özelleştirmeler ve dışa bağımlılık, bu krizin temel bileşenleridir. İçinde bulunduğumuz ekonomik yıkıma karşı halkçı ve kamucu bir program sunması beklenen bir muhalefet liderinin, bu gerçeklikleri geçiştirerek Batı'ya jeopolitik bir pazarlama yazısı kaleme alması; ideolojik bir yönelimi de açıkça gözler önüne sermektedir. Yazıya yansıyan ideolojik doğrultunun kendisini destekleyen milyonların beklentileriyle uyuşmadığını, meydanlardan yükselen “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganı en veciz haliyle göstermektedir.
Yönetilebilir Muhalefet mi, Bağımsız Türkiye mi?
İşte bu noktada en kritik siyasal soru karşımıza çıkmaktadır. Özgür Özel; kürsülerde ve meydanlarda iktidarın "gerçek muhalefeti uyumlu ve yönetilebilir bir muhalefetle değiştirme" politikasını haklı olarak eleştirmektedir. Ne var ki Newsweek'teki bu yazısıyla uluslararası sermayeye ve Batılı güvenlik bürokrasisine tam da bunun tersini kanıtlamaya çalışmaktadır: Ben öngörülebilirim, ben yönetilebilirim, ben sisteminizi sarsmam.
Kurtuluş Savaşı'nın partisi olan CHP'nin tarihsel misyonu, Türkiye'yi dış güçlerin güvenlik kaygıları üzerinden pazarlamak değildir. O misyon; Türkiye halkının bağımsızlık ve egemenlik iradesini örgütlemektir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, Batı başkentlerine "Türkiye sizin için vazgeçilmezdir" diye seslenmek değildir. İşçiye, köylüye, gence ve tüm yurtsever yurttaşa güvenle, kararlılıkla ve yüksek sesle şunu söyleyebilmektir: "Bu ülkenin sahibi sensin".
Söz konusu yazıya bu bağlantıdan ulaşılabilir: https://t.co/rmF9sSgi5U
#ÖzgürÖzel #CHP #TamBağımsızTürkiye #KuvayıMilliye
Kamu işyerlerinde çalışan yaklaşık 600 bin işçinin alacağı zam miktarını belirleyen Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokollerini sendikal mücadeleye etkileri açısından incelemeye çalıştım. İktisat ve Toplum dergisinde yayınlaman yazıya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Yıllardır Göbeklitepe’yi "ilk tapınak" ve hatta "tarihin sıfır noktası" gibi sansasyonel sloganlarla "pazarlayan" resmi ve akademik (y)etkililer, ellerini şarlatanların şarlatanlığında yıkayabilir mi?
https://t.co/n307VZC9l5
Avcı-toplayıcılardan günümüze dünyada kurulan toplumsal düzenlerin tarihi.
Yaşam ve üretim biçimine göre değişen ve dönüşen kadın-erkek ilişkileri, ekonomik yapı, sosyal sistemler, ideolojiler, hukuk gibi başlıca değişkenlere bütüncül bir bakış önerisi.
https://t.co/4uN3APn5B6
Starbucks çalışanları şöyle bir mesaj ulaştırdı:
Bugün çalışan elemanların vardiyaları ayarlanmadığı için oy kullanamayacakmış. Mesaileri 16.00'da bittiği için çalışanların birçoğu oy kullanmaya yetişemeyeceklerini söylüyor.
Lütfen bu durumu düzeltin @StarbucksTR