Türk Sağlık-Sen olarak Huzurevlerinde görev yapan bakım personellerine yaşlı odaları ile bu odalardaki banyo ve tuvaletlerin temizliği görevinin verilmesine karşı yargı yoluna başvurduk.
Ayrıntılar için🔗https://t.co/Mlmaio0mZn
Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünü ve Büyük Taarruz’un 104. yılını büyük bir gurur ve coşkuyla kutluyoruz.
Anadolu’yu bizlere vatan kılan Sultan Alparslan’ı; istiklal mücadelemizin Başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, tüm kahraman şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Ne mutlu Türk’üm diyene!🇹🇷
2008 ÖNCESİ İŞE BAŞLAYIP, 2008 SONRASINDA KADROYA ATANANLARIN EMEKLİLİK MAĞDURİYETİ İÇİN ÖNEMLİ DAVA
2007 yılında sözleşmeli olarak göreve başlayan ve 2011 yılında kadroya geçirilen üyemizin emeklilik haklarının korunması için yargıya başvurduk.
Bursa’da ebe olarak görev yapan üyemizin 2007 yılında başlayan kamu hizmetinin memuriyet başlangıcı olarak kabul edilmesi ve emeklilik işlemlerinin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu kapsamında değerlendirilmesi talebiyle yaptığı başvuru idare tarafından reddedilmişti.
Bunun üzerine sendikamız tarafından işlemin iptali istemiyle dava açıldı.
Dava dilekçesinde, üyemizin 2007-2011 yılları arasındaki sözleşmeli hizmetlerinin çeşitli özlük haklarında dikkate alındığı, ancak memuriyet başlangıcının 2011 olarak kabul edilmesi nedeniyle 5510 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesinin emeklilik açısından ciddi hak kaybına yol açtığı vurgulandı.
Üyemizin 2007 yılından bu yana kamu görevlisi olarak kamuda fiilen görev yapması ve kadroya geçiş işlemleri ile beraber sözleşmeli statüde geçen hizmet sürelerinin hem sigortalılık süresinde hem de memuriyette geçirilmiş sayılarak geriye dönük derece ve kademe ilerlemesinin yapıldığı belirtildi.
Memuriyete başlangıcının 2011 yılı yerine 2007 yılı olarak kabul edilmesi ve emeklilik işlemlerinin 5434 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirilmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından söz konusu zımni ret işleminin iptali istendi.
Bu davanın yanı sıra yakın zamanda 2008 sonrası memuriyete başlayıp emekli olan ve mağduriyet yaşananlar içinde davamızı açarak hukuki süreci başlatacağız. Bu konuda da hazırlıklarımız sürmektedir.
Açılan dava ile ilgili olarak bir değerlendirme yapan Genel Başkanımız Önder Kahveci:
2005 yılında Yasa tasarısı olarak gündeme gelen Sosyal Güvenlik Reformu (Kamu çalışanları açısından 5510 Sayılı yasa) Mayıs 2008’de Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 3 yıllık süreçte Türkiye Kamu-Sen gerek Emek platformu üyeleri ile ortak
gerekse kamu çalışanlarının hakları için söz konusu yasa tasarısına karşı yoğun bir mücadele vermiştir. 3 yıllık süreçte yasanın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesi, Anayasa mahkemesinde bazı maddelerinin iptal edildiği ara dönemler dışında gündemde olduğu her zaman tasarıya karşı eylem, etkinlik, basın açıklaması, Bakan ve Bakanlık yetkilileri ile görüşme, TBMM’de komisyonlar ve parti grupları ile görüşme Türkiye Kamu-Sen tarafından
gerçekleştirilmiştir. 2005-2008 yılları arasında kamu çalışanlarının geleceği, ileriki yıllarda göreve başlayacak kamu çalışanları için Türkiye Kamu-Sen’in verdiği bu mücadeleye bugün mağduriyetlerin oluşması ile birlikte hukuki süreci başlatarak devam ediyoruz. 2008 sonrası göreve başlayan memurlarımız içinde bu süreçleri başlatacağız.
Temmuz 2023'te memurlara verilen ancak emekli maaşlarına dahil edilmeyen ilave ek ödeme ile ilgili yürüttüğümüz süreçleri burada da gerçekleştireceğiz ve sorunun çözülmesi adına tüm platformlardaki mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
ACI KAYBIMIZ
Trabzon Hudut ve Sahiller İşyeri Temsilcimiz Aydın Özkul vefat etmiştir.
Merhum Aydın Özkul’un cenazesi, ikindi namazına müteakip Vakfıkebir Merkez Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecektir.
Merhuma Allah’tan rahmet; ailesine ve yakınlarına sabır diliyoruz.
Teşkilatımızın başı sağ olsun.
Memur-Sen, Sağlık-Sen ile kim iş tutmuş?
Biz güllerin dikenleriyle canımız yanarken, yıllarca onların gül bahçesinde el bebek, gül bebek kim yaşamış?
Kimler o masalarda oturdu, kimler o yapılara destek verdi, kimler yıllarca o düzenin içerisinde yer aldı?
Bunu tek tek anlatmaya gerek yok.
Tüm sağlık çalışanlarının takdirine bırakıyorum.
Biz unutmadık.
Ve gerektiğinde belgeleriyle konuşuruz.
Bir sendikanın genel başkanı, kendi içlerinden yeni bir sendika kurulunca belli ki fena halde paniklemiş.
Şimdi peş peşe “Müjde, müjde… Açıklama yapacağız!” deniliyor.
İyi de…
Siz daha önce de 1+1, müjde, müjde diye çok açıklama yaptınız.
Peki sonuç?
Müjdelerin kaçı gerçekleşti?
Verilen sözlerin kaçı tutuldu?
Çalışanın hayatında ne değişti?
Sendika yönetmek, her yeni gelişmede “müjde” diye ortaya çıkmak değil; söylediğinin arkasında durmak ve sonuç üretmektir.
Biz açıklamalara değil, sonuçlara bakıyoruz.
Çünkü çalışan artık “Müjde ne?” diye değil,
“Sonuç nerede?” diye soruyor.
Anladık, bizi takip ediyorsunuz…
Türk Sağlık-Sen Antalya’nın üyeleri için düzenlediği rafting etkinliğini görmüşsünüz. Aynı etkinliği yapma fikrini de benimsemişsiniz. Buna diyecek bir sözümüz yok.
Ancak bir sendikanın kendi etkinliğini duyururken, başka bir sendikanın hazırladığı etkinlik görselini kullanması gerçekten manidar.
Üstelik görselin üzerinde açıkça “Türk Sağlık-Sen Antalya” ibaresi varken…
Taklit edebilirsiniz, etkinlik yapabilirsiniz, hatta aynı konsepti kullanabilirsiniz.
Ama en azından bizim yaptığımız etkinliğin görselini alıp kendi etkinliğinizmiş gibi paylaşmayın.
Sendikacılık biraz da özgünlük, emek ve saygı gerektirir.
Bizi takip etmeye devam edin, sorun değil.
Ama yaptıklarımızı takip etmekle, yaptığımızı kopyalamak arasındaki farkı da unutmayın.
Taklit, aslına olan ilginin en açık göstergesidir. 😉
@TurhanTuranTSS@sahingur7
2025’te sosyal medya trolüne aylık 40 bin TL ödeme yapılıyormuş.
2026’da ne olmuş?
%25 zamla 50 bin TL’ye çıkarılmış. 🤣
Memur ise Ocak 2026’da enflasyon farkı dahil %18,60 zam aldı. 😃
Memura gelince tasarruf,
sosyal medya trolüne gelince %25 zam!
Ayıptır Sağlık-Sen!
Öncelik gerçekten memur mu, sosyal medya trolü mü? 🤔
X’te sağlık çalışanlarına yönelik yayın yapan bir sosyal medya hesabının, iddiaya göre her ay düzenli olarak Sağlık-Sen’den ödeme aldığı ifade edilmektedir.
Şimdi soruyoruz:
Bu ödeme hangi hizmetin karşılığında yapılmaktadır?
Devlet memuru olduğu belirtilen bir kişinin, bir sendikanın reklamını ve tanıtımını yapması karşılığında düzenli ödeme alması söz konusuysa, bu ödemenin hukuki ve vergisel dayanağı nedir?
Ödeme karşılığı reklam/tanıtım faaliyeti varsa, vergi yükümlülükleri yerine getirilmiş midir?
Sayın Mahmut Faruk Doğan;
Bu ödeme Sağlık-Sen’den neden yapılmaktadır? Ödeme yapılması yönünde talimatı bizzat siz mi verdiniz?
Sendikacılık; sağlık çalışanlarının hakkını savunmak yerine sosyal medya hesaplarına düzenli ödeme yapılan bir sisteme mi dönüşmüştür?
Kamuoyunun ve sağlık çalışanlarının bu sorulara açık ve şeffaf bir cevap bekleme hakkı vardır.
Not:Belgeler elimde mevcuttur.
EKONOMİK HEDEFLER DEĞİŞTİYSE MEMUR VE EMEKLİ MAAŞLARI DA EK BİR PROTOKOLLE YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2026 yılı sonu enflasyon tahminini %26’dan %28’e yükseltmiştir.
Böylece daha önce açıklanan ekonomik hedeflerin ve enflasyon beklentilerinin bir kez daha yukarı yönlü revize edildiği görülmüştür.
2025 yılında gerçekleştirilen toplu sözleşme görüşmelerinde kamu görevlileri ve emeklilerimizin 2026 ve 2027 yıllarında alacağı maaş artışları belirlenirken, o günün ekonomik tahminleri ve enflasyon beklentileri esas alınmıştır. Aradan geçen bir yıllık süreç ise bu tahminlerin önemli ölçüde geçerliliğini yitirdiğini ortaya koymuştur.
Bugün geldiğimiz noktada enflasyon hedefleri değişmiş, beklentiler yükselmiş, ekonomik göstergeler ve buna bağlı olarak para ve maliye politikalarının dayandığı varsayımlar yeniden şekillenmiştir.
Önümüzdeki süreçte 2027 yılına ilişkin tahminlerin de ekonomik gelişmelere bağlı olarak yeniden değerlendirilmesi kaçınılmazdır.
Hal böyleyken, yalnızca memur ve emeklilerimizin maaş artışlarının bir yıl önceki tahminlere mahkûm edilmesi kabul edilemez.
Ekonominin bütün parametreleri güncellenirken, memur ve emekli maaşlarının eski tahminlere göre artırılması adaletli değildir.
Enflasyon tahminleri yükseliyorsa, maaş artışlarının belirlenmesinde kullanılan ekonomik zemin de değişmiş demektir. Dolayısıyla toplu sözleşmede belirlenen maaş artışlarının dayandığı şartlar bugün itibarıyla önemli ölçüde farklılaşmıştır.
Üstelik mesele yalnızca yıl sonunda oluşacak enflasyon farkının ödenmesi meselesi değildir. Enflasyon farkı bir zam değil, gerçekleşen kaybın aylar sonra telafi edilmesidir. Kamu çalışanları ve emeklilerimiz, fiyatlar yükselirken gelirlerinin erimesini beklemek zorunda bırakılmamalıdır.
Bu nedenle
kamu görevlileri ve emeklilerimizin 2026 ve 2027 yıllarına ilişkin maaş artışları, güncellenen ekonomik göstergeler ve enflasyon beklentileri doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır.
Taraflar arasında bir toplu sözleşme protokolü yapılmalı; mevcut maaş artış oranları yeni ekonomik gerçeklere göre güncellenmeli, kamu çalışanları ve emeklilerimizin alım gücünü koruyacak ek zam ve refah payı uygulamaya konulmalıdır.
Çünkü toplu sözleşme rakamları değişmez değildir; esas olan kamu çalışanının alın terini ve alım gücünü korumaktır.
Tahminler değişmişse rakamlar da değişmelidir.
Hedefler revize edilmişse maaş artışları da revize edilmelidir.
Kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin gelirlerini, artık geçerliliğini yitirmiş ekonomik tahminlere mahkûm etmek sosyal devlet ve ücrette adalet anlayışıyla bağdaşmaz.
Türkiye Kamu-Sen olarak "Yeni ekonomik şartlara uygun ek toplu sözleşme protokolü için vakit kaybetmeden taraflar bir araya gelmelidir." diyoruz.
Çalışan Annelerin İzin Hakları Neler ?
🔵Analık İzni
🔵Yarı Zamanlı Çalışma Hakkı
🔵Günlük çalışma süresinin yarısı kadar çalışma
🔵Süt İzni
🔵Doğum İzni nedeniyle Aylıksız İzin
Ayrıntılar👇
Memur ve emekli maaş artışlarının hesaplanmasında yalnızca tek bir enflasyon verisinin esas alınması yerine, TÜİK, ENAG ve İTO tarafından açıklanan enflasyon verilerinin ortalamasının dikkate alınması daha adil ve daha güven veren bir yöntem olabilir.
Hayat pahalılığı tek bir kurumun verisiyle değil, farklı ölçümlerin ortak değerlendirilmesiyle daha gerçekçi şekilde yansıtılabilir.
Amaç bir kurumu hedef almak değil; milyonlarca memur ve emeklinin alım gücünü daha doğru koruyacak, güveni artıracak bir sistemin oluşturulmasıdır.
Enflasyon tek kaynaktan değil, ortak akıldan hesaplansın. Memur ve emeklinin maaşı da hayatın gerçeğini yansıtsın.
Üniversite Personelinin Tayin Sorununun Çözümü İçin Atama ve Nakil Yönetmeliği Yayınlanmalı
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından yayımlanarak tüm üniversitelere gönderilen yazıda, üniversite personeline yönelik ikinci kez becayiş uygulaması yapılacağı belirtilmiştir.
İlk becayiş uygulamasına; 4.369'u Sağlık Hizmetleri Sınıfında, 5.513'ü Eğitim Hizmetleri Sınıfında görev yapan personel olmak üzere toplam 9.882 kişi başvurmuştu. Ancak başvuru yapanların büyük bir bölümü bu haktan yararlanamamıştı.
İkinci kez becayiş uygulamasının hayata geçirilecek olması, kısıtlı da olsa olumlu bir gelişmedir. Ancak bu uygulama, üniversite çalışanlarının yer değişikliği taleplerini karşılamaktan oldukça uzaktır.
Sorunun kalıcı ve adil bir şekilde çözülebilmesi için üniversitelerde görev yapan tüm personeli kapsayacak Üniversiteler Arası Atama ve Yer Değişikliği Yönetmeliği bir an önce hazırlanmalı ve yürürlüğe konulmalıdır.
Üniversite çalışanları, yıllardır işleri ile aileleri arasında tercih yapmak zorunda bırakılmakta, Tayin için mahkeme kapılarını aşındırmaktadırlar. Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir.
Eş durumu başta olmak üzere mazeret tayinleri, eğitim hakkı tayini, becayiş v.b. düzenlemelerin net bir biçimde yer aldığı söz konusu yönetmelik bir an önce hayata geçmelidir.
YANAN HER AĞAÇLA GELECEĞİMİZ DE YOK OLUYOR
Yaz sıcaklarının bastırmasıyla orman yangınları da hız kazanmış bulunmaktadır. Ülkemizin farklı bölgelerinde peş peşe meydana gelen orman yangınları, millet olarak hepimizi derinden üzmektedir.
Ormanlar; yalnızca ağaçlardan ibaret değildir. Onlar, temiz havamızın kaynağı, doğal hayatın yuvası, su kaynaklarımızın güvencesi ve gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli mirastır. Alevlere teslim olan her orman parçası, sadece doğamızın değil, ülkemizin geleceğinin de zarar görmesi anlamına gelmektedir.
Bu zorlu süreçte, yangınları söndürmek için gece gündüz demeden büyük bir fedakârlıkla görev yapan orman teşkilatımızın mensupları başta olmak üzere, çalışmalara katılan tüm kamu görevlilerine ve gönüllülerimize minnettarız.
Canlarını hiçe sayarak yürüttükleri mücadele, milletimizin birlik ve dayanışma ruhunun en güçlü örneklerinden biridir.
Ancak bilinmelidir ki, yangınlarla mücadele yalnızca ilgili kurumların değil, toplumun her ferdinin ortak sorumluluğudur. En küçük bir ihmalin dahi telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabileceği unutulmamalı; doğamızı koruma konusunda herkes azami hassasiyet göstermelidir.
Özellikle tarımsal hasat mevsiminin ardından anız yakılması, piknik ateşlerinin tam olarak söndürülmemesi, dikkatsizlik gibi etkenler ülkemizdeki orman yangınlarının başlıca nedenlerini oluşturmakta, orman yangınları büyük oranda insan kaynaklı olarak ortaya çıkmaktadır. Nasıl ki gök vatan, mavi vatan diyerek ülkemizin sahip olduğu zenginlikleri koruyorsak ülkesini seven her vatandaşımızın yeşil vatanımızı da aynı hassasiyetle koruması ve gözetmesi milli bir görevdir.
Türkiye Kamu-Sen olarak, devletimizin yürüttüğü söndürme çalışmalarının en kısa sürede başarıyla sonuçlanmasını temenni ediyor; yangından etkilenen tüm vatandaşlarımızın acısını yürekten paylaşıyoruz. İnsanüstü gayret göstererek adeta alevlere göğüs geren mücadele ekiplerine, kamu görevlilerine ve gönüllülere minnetlerimizi sunuyor, kolaylıklar diliyoruz. İnancımız odur ki, milletimizin dayanışması ve devletimizin gücüyle bu felaketin izleri silinecek, kaybettiğimiz yeşil vatan yeniden filizlenerek geleceğe umut olacaktır.
Antalya Şube Başkanlarımız Turhan Turan ve Şahin Gür ziyaretimize geldiler.
Yeni kurulan Antalya 2 No’lu Şubemiz ile birlikte sahada daha etkin ve güçlü bir mücadele yürüteceklerine inanıyor, yeni Şube Başkanımız Şahin Gür’e, yönetimine ve yeni görev alan tüm teşkilat mensuplarımıza başarı ve kolaylıklar diliyorum.
İnanıyorum ki Antalya şubelerimiz birlik ve beraberlik içerisinde teşkilatımızı daha da büyütecek, Türk Sağlık-Sen ailemizi daha da güçlendireceklerdir.
⚖️ Türk Sağlık-Sen olarak, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde personelin mesai takibinde kullanılan Selçuk Üniversitesi Mobil Uygulaması (SÜMOB) hakkında açtığımız davayı kazandık.
✅ Konya 3. İdare Mahkemesi, sendikamızın başvurusunu haklı bularak, SÜMOB uygulamasının kullanılmaya devam edilmesine ilişkin idari işlemi iptal etti.
Hak arama mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyor, çalışanlarımızın hukuka aykırı uygulamalarla karşı karşıya kalmaması için mücadele etmeye devam ediyoruz.
Türk Sağlık-Sen var, hak kaybı yok! 🇹🇷
AYRINTILAR
https://t.co/xZy3lixnVz
ÜCRET ADALETİ TÜM KAMU GÖREVLİLERİ İÇİN SAĞLANMALIDIR
Bazı kurumlarda belli unvanlara yönelik münferit ücret düzenlemeleri yapılmaktadır. Kamu görevlilerinin mağduriyetini giderecek, adaletsizliklere çözüm olacak her türlü uygulamayı destekliyor, kamu görevlilerimizin mali haklarını iyileştiren her düzenlemeyi olumlu buluyoruz.
Ancak kamu yönetiminde ücret politikalarının belirli unvanlar veya bazı unvanlar üzerinden değil; hakkaniyet, eşitlik ve adalet ilkeleri doğrultusunda bütün kamu görevlilerini kapsayacak şekilde ele alınması gerekmektedir.
Daha önce 3600 ek gösterge uygulaması esnasında da ek gösterge artışının belli unvan ve meslek gruplarına yönelik olarak yapılmasının adaleti bozacağı ve mağduriyetler doğuracağı hususunda yaptığımız uyarılar ve ilave ek ödemenin emekli maaşlarına yansıtılması konusundaki taleplerimiz karşılık bulmadığı için bugün milyonlarca memur ve emekli ekonomik olarak güçlükler yaşamaktadır.
Bugün ülkemizin dört bir yanında fedakârca görev yapan milyonlarca memur ve kamu emeklisi, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve bozulan gelir dağılımı nedeniyle ciddi bir alım gücü kaybı yaşamaktadır.
Aynı kamu hizmetini yürüten çalışanlar arasında giderek derinleşen ücret farklılıkları ise çalışma barışını zedelemekte, kamu vicdanını rahatsız etmektedir.
Bu düzenleme bir gerçeği de ortaya koymuştur: İhtiyaç görüldüğünde kamu görevlilerinin mali haklarında ilave iyileştirmeler yapılabilmektedir.
O halde aynı anlayış, yalnızca belli unvanlar için değil, geçim mücadelesi veren tüm kamu görevlileri ve emeklileri için de ortaya konulmalıdır.
Kamu görevlilerinin mali haklarında yapılacak iyileştirmeler, parçalı ve sınırlı düzenlemeler yerine bütüncül bir anlayışla hayata geçirilmelidir.
Ücret adaleti ancak bütün kamu çalışanlarının refahını artıracak, gelir kayıplarını telafi edecek ve emeğin hakkını teslim edecek kapsamlı düzenlemelerle sağlanabilir.
Bu çerçevede belirli unvanlara yönelik düzenlemelerle yetinilmemeli; kamu görevlilerimizin tamamını kapsayacak şekilde ek zam ve refah payı verilmesi, maaşların ekonomik büyümeden hak ettiği payı alacak biçimde yeniden düzenlenmesi, ücret dengesizliklerinin giderilmesi ve emeklilerin de ilave ek ödemeden ve iyileştirmelerden adil şekilde yararlanmasının önü açılmalıdır.
Devlet, çalışanları arasında ayrım yapan değil; emeği esas alan bir ücret politikası uygulamalıdır.
Aynı devlet için, aynı millet adına görev yapan hiçbir kamu görevlisi kendisini ihmal edilmiş hissetmemelidir.
Nasıl ki belirli bir çalışan grubunun mağduriyeti görülerek mali haklarında iyileştirme yapılabiliyorsa, bugün geçim sıkıntısıyla mücadele eden milyonlarca memur ve emeklinin de sesi duyulmalı; ücrette adalet tüm kamu görevlilerini kapsayacak şekilde sağlanmalıdır.
Türkiye Kamu-Sen olarak, parçalı bir yaklaşım değil, bütün kamu görevlilerinin haklı taleplerinin takipçisi olmaya; ücrette adalet sağlanıncaya, kamu çalışanlarımız insanca yaşayabilecek bir gelir seviyesine kavuşuncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
Mezuniyet törenleri; meslektaşları ayırmanın değil, aynı amaç uğruna birlikte çalışacak sağlık çalışanlarını bir araya getirmenin günüdür.
Hekim, hemşire, ebe, teknisyen, paramedik ve tüm sağlık çalışanları aynı ekibin ayrılmaz parçalarıdır.
Daha mesleğe adım atılmadan herhangi bir meslek grubunu hedef alan ifadeler yerine, karşılıklı saygıyı, iş birliğini ve ekip ruhunu güçlendiren mesajlar verilmesi çok daha yakışırdı.
Gerçek başarı; sadece okul birincisi olmakla değil, bilgi kadar tevazuyu, liderliği ve birlikte çalışma kültürünü de taşıyabilmektir. Çünkü sağlık hizmeti tek kişinin değil, birbirine güvenen ve saygı duyan ekiplerin başarısıyla yürür.
Dileriz ki bundan sonraki mesajlar; ayrıştıran değil birleştiren, kıran değil motive eden, meslekler arasında üstünlük kurmaya çalışan değil, herkesin emeğine değer veren bir anlayışı yansıtır.
En çok ihtiyaç duyduğumuz şey, güçlü bir ekip ruhu ve karşılıklı saygıdır.