Az önce Milli Takım’dan basın toplantısını izledik. Samet’in açıklamalarını iyi tahlil etmek gerekir. Burada yazılan her cümlenin milli oyuncularımızı nasıl etkilediğini çok net anlattı.
Avustralyalı bir içerik üreticisi: "Ağlayan 10 yaşındaki bir Türk çocuğunu gördükten sonra bir pub dolusu insan tezahüratlarla coştu.
Hayatımda hiçbir zaman Avustralyalı olduğum için bugünkü kadar gurur duymamıştım."
Öyle 24 yıl sonra katıldık diye orada burada Hasan Şaş mı, Barış Alper mi? Rüştü mü, Uğurcan mı? Bülent Korkmaz mı, Merih mi? diye bunların götlerini kaldırmayacaktınız. Tarihin en iyi Brezilya'sına iki kere sahayı dar eden takımla Avusturalya'yı açamayan adamları kıyasladınız.
Milli maçta bozkurt işareti yapıp, ceza alıp, ülkeyi ikiye bölüp, yıllar sonra çıkılan ilk Dünya Kupası’nda da inat edercesine bu şekilde bıyık bırakıp, maça odaklanmak yerine şov peşinde koşup bir de Türk toplumuna denge kurma dersi veriyor. Asıl dengesiz kim acaba?
Takımda en üzüldüğüm çocuk bu. Bu çocuğun dünya çapındaki seviyesi bizim ülkede tam idrak edilebilmiş değil bence.
Farklı bir pasaportla daha iyi bir milli takım kariyeri yapabilecekken Türkiye'yi tercih etti. Yetkililer sağ olsun pişman edecekler çocuğu.
Herhangi bir ticari işletmeye girebilmek için "mülakata girme" onursuzluğunu kendine kabul ettirebilen bir insan olabilecek en aşağılık yaşam formudur.