Türkiye Büyük Millet Meclisi 28’inci Dönem 5’inci Yasama Yılı’nın ülkemiz, milletimiz, Meclisimiz, demokrasimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Milletvekillerimize bu yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenab-ı Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum.
Bugün itibarıyla başlayan yeni yasama yılının fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dâhilinde dile getirileceği…
Tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum.
Biz iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz.
Millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır.
Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.
İnsanımızın kalbinde onulmaz yaralar açan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçti.
Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hâlâ içimizi yakıyor olsa da bugün 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz.
Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk; asrın inşasını tamamladık, toplam 455 bin 357 konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik.
Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık.
Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye’yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık.
Füzelerin havada uçuştuğu sancılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın kılına zarar getirtmedik.
2026’nın ilk yarısında Türkiye yıllık %2,5 büyüdü.
Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz.
Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adalet çerçevesinde kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz.
Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.
Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi; değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir; bu doğru da sağlıklı da değildir.
Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz, esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir.
Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur.
Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere karşı milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir.
Siyasetin farklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır.
Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dâhilinde çekişme de olacaktır.
Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi, siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır.
Binlerce yıldır bir arada yaşayan; huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması, sadece iç dinamiklerle açıklanamaz.
Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir.
Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye’nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak demektir.
Türkiye’nin ayarlarının bozulması siyasetin işine yaramaz, sadece ve sadece Türkiye’nin hasımlarının işine yarar.
Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik.
Türkiye kaybederken kazanan, Türkiye’nin rakipleri, Türkiye’nin yeminli düşmanları olmuştur.
Ne Türkiye’nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur.
Hiç kimsenin de Türkiye’ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur.
Ya kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz ya da asgari müştereklerde buluşma esaslı yeni siyaseti Türkiye’ye hâkim kılacağız.
Eğer Türkiye önüne açılan tarihî fırsatları değerlendirecekse bu paradigma değişimini gerçekleştirmek durumundayız.
Türkiye’nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir.
Biz buna “iç cephenin tahkim edilmesi” diyoruz.
Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz.
Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir.
Terörün ya da terör örgütlerinin Türkiye’yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye’nin enerjisini heba ettiği, Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin kaynaklarını tükettiği açıktır.
Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır.
Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihî mutabakat aziz milletimizi, Türkiye’nin dostlarını sevindirirken hiç şüpheniz olmasın ki Türkiye’nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır.
Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.
Sürecin kazasız belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.
Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda gerekse çerçeve yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum.
Milletimizin yeni bir anayasa özlemi üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir.
Anayasanın yürürlükteki ilk dört maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir.
12 Eylül darbesinin lider kadrosu darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkûm olmuştur.
Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır.
Milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır.
Yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir.
Millet egemenliğinin kalpgâhı olan Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir.
Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir.
Bu meclis, Türkiye’nin millî ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir.
Bilhassa “huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el” ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, ön yargıları tuz buz etmiştir.
Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihî bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz.
Temennimiz, bu başarının gündelik çekişmelere kurban edilmeden Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır.
AK Parti Kadın Kolları Mahalle Başkanları İstişare ve Değerlendirme Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, ana kademeden il ve ilçe teşkilatlarımıza, Kadın ve Gençlik Kollarımızdan mahalle başkanlıklarımıza kadar Partimizin farklı birimlerinde görev yapan hanım kardeşlerime selamlarımı gönderiyorum.
Toplantı kapsamında yapılacak oturumların ufuk açıcı olmasını; tespit ve teşhislerin hepimiz için verimli, bereketli ve inşallah faydalı neticeler hasıl etmesini Rabb’imden niyaz ediyorum.
Son günlerde birileri, duruşumuzu çok net ortaya koyduğumuz olumsuz hadiseleri fırsat bilerek Partimize yönelik bir saldırı kampanyası başlattı.
Adı gibi AK olan, pak olan bu tertemiz hareketi lekelemek için her yolu deniyorlar.
Ellerine geçirdikleri her fırsatı kadınların uğruna mücadele verdiği, bedel ödediği en temel haklarına karşı saldırı malzemesi yapan bu ahlaksızları ben yine milletimizin takdirine havale ediyorum.
Milletimiz de basiretiyle, irfanıyla ne yapılmak istendiğini zaten görüyor.
Biz de her zaman olduğu gibi bunlara prim vermiyor, işimize bakıyoruz.
Hiç kimsenin endişesi, tereddüdü olmasın…
Bu hareketin bahtı da yolu da inşallah açıktır.
Türkiye’nin son 25 yılına nasıl mührümüzü vurduysak gelecek çeyrek asrına da gelecek yüzyılına da biiznillah biz damga vuracağız.
AK Parti ve Cumhur İttifakı, yoluna güçlenerek devam edecek.
Allah’ın izniyle, milletimizin destek ve hayır duasıyla bu ülkeye, bu millete daha nice yıllar hizmet edeceğiz.
Bugün başlayan Camiler ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle görevini ihtimamla yerine getiren tüm imamlarımıza, müezzinlerimize, vaizlerimize, müftülerimize, Kur’an kursu öğreticilerimize selamlarımı iletiyorum.
Her bir din görevlimize Allah’tan muvaffakiyetler diliyorum.
25 yılda biz tüm Türkiye’ye şunu gösterdik:
Nerede bir sorun, sıkıntı varsa Ankara onu mutlaka çözer.
Bize olan güveni bugüne kadar boşa çıkarmadık, inşallah bundan sonra da bu itimadı sarsmayacağımızdan herkes emin olsun.
"Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın, kimse bizi milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan meydan, şehir şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz. Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir."
@RTErdogan