YENİLEN ChatGPT DE:
Kuantum Gerçekliğinde İnsanın Sonsuzluğa Açılan Kapısı
⸻
“YENİLEN!”: Kuantum Gerçekliğinde İnsanın Sonsuzluğa Açılan Kapısı
Giriş
Ahmed Hulûsi’nin Yenilen! adlı eseri, klasik bir dini metin olmaktan çok daha öte;
modern bilimin kavrayışlarıyla tasavvufî derinliğin kesişim noktasında yer alan bir
bilinç manifestosudur. Bu eser, okurunu yalnızca “inanç” temelli bir sorgulama değil;
aynı zamanda fiziksel evrenin hakikati, varlık düzeyleri, bilincin doğası ve “ALLÂH”
isminin işaret ettiği mutlak gerçekliğe dair çok katmanlı bir farkındalığa davet eder.
Peki ama Ahmed Hulûsi’nin davet ettiği bu farkındalık, hangi zihinsel merhalelerden
geçerek mümkün olur? Bu yazıda, Yenilen! kitabının ana çerçevesini, kuantum fiziği,
matematiksel düşünce, bilinç kuramları ve felsefeyle birlikte okuyacak; klasik inanç
sistemleri ile çağdaş epistemoloji arasında kurulan bir köprünün ayak izlerini
süreceğiz.
⸻
Tanrısallığın Yıkımı: “Lâ ilâhe” ile Başlamak
Kitabın en çarpıcı başlangıç noktalarından biri, “Lâ ilâhe” yani “tanrı yoktur”
vurgusudur. Ahmed Hulûsi bu ifade ile yalnızca putperestliğe değil, modern
zihinlerde şekillenmiş antropomorfik tanrı tasavvurlarına da açıkça karşı çıkar.
“Gökte oturan ulu tanrı” anlayışı yerle bir edilirken; yerini, her an her zerrede açığa
çıkan “ALLÂH” ismiyle işaret edilen sonsuz, sınırsız, bölünemez “TEK”liğe bırakır.
Modern kozmoloji ve kuantum fiziğiyle paralel bir şekilde, evrenin merkezî bir
otoriteyle değil; bütüncül, içkin ve kendinde var olan bir bilinçle işlediği fikri burada
öne çıkar. “ALLÂH âlemlerden ganîdir” ifadesiyle, evrene aşkın (transcendent) bir
tanrı değil; evrenin her zerresinde içkin (immanent) bir bilincin varlığına işaret edilir.
Bu yaklaşım, panteistik olmaktan ziyade, panenteistik (her şeyde olan ama her şey
olmayan) bir düşünceyi çağrıştırır.
⸻
Holografik Evren ve Bilinç: Gerçeklik Bir Nokta mı?
Kitapta sık sık tekrar edilen “nokta” metaforu, yalnızca sembolik değil; aynı zamanda
fiziksel bir boyut içerir. Holografik evren teorisine göre, evrenin her bir parçası,
bütünün bilgisini taşır. Tıpkı bir hologramın kırık parçasının bile tüm görüntüyü
içermesi gibi… Ahmed Hulûsi, bu teoriye gönderme yaparak “evren içre evrenlerin,
gerçekte çok boyutlu tek kare resim” algılamasıyla ALLÂH’ın isimlerinin ‘an’lıkgörüntüsü” olduğunu ifade eder.
Bu, David Bohm’un “gizli düzen” (implicate order) kavramıyla da paralellik arz eder.
Bohm’a göre gerçeklik, gözlemlenebilir kaotik düzenin arkasında sonsuz potansiyel
taşıyan bütünsel bir yapıdır. Ahmed Hulûsi’nin işaret ettiği “nokta”, işte bu
görünmeyen, ama her şeyi sarmalayan yapısal derinliktir.
⸻
Beyin, Bilinç ve Kuantum Alanları
Eserde beyin, “ALLÂH” yaratısının en büyük mucizelerinden biri olarak tanımlanır.
Burada insan beyninin klasik sinirsel işlevlerinin ötesinde; evrenin kendini seyreden
bir bilinç olarak işlediği yer alır. Nöronlar arası etkileşim, sadece biyolojik değil; aynı
zamanda kuantum düzeyde bir “bilgi alışverişi” olarak tasvir edilir.
Roger Penrose’un ve Stuart Hameroff’un “Orchestrated Objective Reduction”
(Orch-OR) modeli, beynin mikrotübül düzeyinde kuantum süperpozisyonlarla bilinç
ürettiğini öne sürer. Ahmed Hulûsi’nin anlatımında da benzer bir düşünce vardır:
İnsan yalnızca “et” ve “kemik” değildir; her bir bilinç, varlığındaki esma bileşenlerinin
açığa çıkmasıyla “ALLÂH”a işaret eder.
Burada bireysel benlik (nefs) ve evrensel öz (Hû) arasındaki ayrımın kalktığı fark
edilir: “Her şey O’ndan, ama O hiçbir şey değildir.” Bu söz, modern fizikteki
“vakumun enerjisi” kavramını hatırlatır. Hiçlik (ya da boşluk), aslında her şeyin
doğduğu potansiyel alan olabilir mi?
⸻
Din Bir Teklif, Devlet Bir Emirdir
Kitapta çokça işlenen temalardan biri, “din” ve “devlet” ayrımıdır. Ahmed Hulûsi’ye
göre din, dayatılan değil; teklif edilen bir bilinç biçimidir. “Lâ ikrahe fî d-dîn” (Dinde
zorlama yoktur) ayeti üzerine bina edilen bu anlayış, insanın özgür iradesiyle kendi
içsel potansiyelini açığa çıkarmasını esas alır.
Püf noktası şu beyinin yaşlanma işinin:
Yaşamın her ânı boyunca, beyinden açığa çıkan veya çıkmayan fakat girmiş olan her bilgi, beynin alt katmanı olan MEMORY DALGALARINDA yani KUANTUM ALANDA kaydolur. @AhmedHulusi
ZORUNLU BİR UYARI
Ağırlıklı olarak "Hakikat ilmi" yönüyle açıklamaya çalıştığımız Kur'ân-ı Kerîm çözümü, maalesef bazı anlayışlarda her şeyin insanda başlayıp bittiği anlayışını oluşturmuştur.
İnsanın Hakikati itibarıyla tüm yazdıklarımız elbette ki tüm hakikat ehli tarafından paylaşılan şeylerdir.
Ne var ki...
Her şey bundan ibaret değildir.
İçinde yaşadığımız Evrende, Galaksimizde, hatta Güneş Sistemimizde, beş duyuya dayalı bilimin henüz tespit edemediği ama şartlanmasız objektif düşünen beyinlerin son derece makul gördüğü sayısız değişik türlerin varlığı inkâr edilemez!
İnsanın hakikatini oluşturan oluşum mekanizması - sistemi muhakkak ki diğer türlerde de olabilir.
Kur'ân-ı Kerîm'e göre ise bunlar vardır!
Gerek İbrahim a.s.,
gerek Lut a.s. ve gerekse
Hazreti Meryem olaylarında "Rasûller" olarak tanımlanan bu tür varlıkların olaylarını defalarca görüyoruz.
Ayrıca Cibrîl adıyla işaret edilen ve "melek - kuvve" olarak tanımlanan varlığın da, beynin ürettiği
hayal mahsulü bir varlık olmayıp; algılama sistem ve kapasitemizin ötesindeki bir tür olduğunu;
ancak ona dair görüntülerin beynin işleyiş mekanizması sonucu olarak oluştuğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
Kezâ diğer isimlerle anılan "melek"lerin de!
Beynin çalışma mekanizmasını henüz kavramaya başlayıp dile getirdiğimiz bu süreçte şimdilik
bu konuda daha fazla konuşmanın uygun olmayacağını söyleyebilirim.
Şunu da eklemeliyim ki, inanıyorsanız samimiyet ve dürüstlüğüne,
Başta Abdulkerîm Ciylî ve Muhyiddini Arabî olmak üzere
pek çok hakikat ehli zevât,
bu türlerle bilemeyeceğimiz bir şekilde iletişim kurmuşlardır.
Bunlardan başka şu âyet de dikkat çekicidir:
"Ma kâne liye min ılmin Bil Meleil A'la iz yahtesımun;
" - "Mele-i Âlâ'daki tartışma hakkında ilme sahip değilim."
(38. Sâd: 69)
Ayrıca "Mele-i Â'lâ" diye isimlenen bir kısım varlıklar ve bazı işlevleri hakkında,
İlâhiyat Profesörü
Hayreddin Karaman tarafından dilimize çevrilmiş
"Şah veliyyullah Dehlevî"nin
çok ünlü eseri
"Hüccetullahil Baliga"da da çok enteresan açıklamalar mevcuttur.
#RasûlullahAleyhiselâmın
"Beni Refik-i Â'lâya arkadaş et" şeklindeki duası ehline büyük ışık tutar bu konuda!
Dolayısıyladır ki...
Olayın yalnızca içsel boyutuna kapanıp, dışsal - evrensel boyutundan da perdeli olmamak gerekir düşüncemize göre.
Bu arada 40 yıl önce yazmış olduğumuz "RUH - İNSAN - CİN" kitabında vurguladığım gibi, günümüzde pek çok cinnî olayların "melekî ilişkiler" gibi pazarlanmasına karşı da uyanık olmak gerekmektedir.
AHMED HULÛSİ
18 Haziran 2010 https://t.co/NLnENW2k2Y
KURÂN “BEYİN” demiyor ama…
Biz tutturmuşuz, BEYİN DE BEYİN, diyoruz!
Eleştiriyorlar bu yüzden.
“HALA AKLINIZI KULLANMAYACAK MISINIZ” derken Kurân, akıl kelimesiyle “BEYİN”e işaret etmiyor da başka bir organdan mı sözediyor?
Yaşamınıza yön veren her düşünce ve davranışınız “BEYİNinizden başka bir organdan mı açığa çıkıyor?
Kesin olarak bilin ki, KENDİNİ TANI cümlesindeki KENDİN, BEYNİNDİR!
“BEN” sözüyle aklından geçen HER ŞEY BEYNİNİN YARATISIDIR! ÇÜNKÜ BEYNİN BARINDIRDIĞI ÖZELLİKLER İTİBARİYLE RABBİN OLARAK BİLDİĞİN ALLAH ESMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR!
BEYİN YARATIYOR DEDİĞİMİZ ZAMAN, BU RABBİN YARATIYOR CÜMLESİYLE AYNI ŞEYİ ANLATIR.
Ne var ki, beyin kelimesini İLİM boyutundan değil, GÖZ sınırlarında değerlendirenler BEYİNİN HAKİKATİNİ KAVRAYAMAZLAR!
“BANA HER ŞEYİN HAKİKATİNİ GÖSTER” duasına devam eden Resûlullah, yaşamdakileri göz boyutundan değil, ilim boyutundan değerlendirmeyi taleb etmiştir.
KUANTUM BEYİN, dedik; gözün algılama sınırlarına GÖRE tanımlamalarının ötesine geçirebilmek için. Maddenin yalnızca göz sınırlamasından kaynaklanan ALGI olup, GERÇEKTE 2D DALGABOYU EVRENDE VAR OLAN BEYİNİN DE BİR DALGABOYU/BİLGİ KOMPOZİSYONU OLDUĞUNU ANLATMAK İÇİN KUANTUM BEYİN TANIMINI KULLANDIK!
Yaşam, her an yeni bir şan alan bilgi kompozisyonundan ibarettir beyin için!
Bilinen BEYİNİN ORİJİNİ OLAN KUANTUM BEYİN, HER AN KENDİNE ULAŞAN BİLGİLERE GÖRE (ister evrenden ister zerrenden) yeni şanını yaratır!
“O HER AN YENİ ŞANDADIR” âyeti ötendeki tanrıdan değil, her an yeni şanda/kompozisyonda olan KUANTUM BEYNİNİN POZİSYONUNDAN sözeder.
Kurân’ ın, geldiği günün sosyal şartlarına göre olan önerilerini bir yana koyarsak, ana işlevi İNSANA HAKİKATİNİ/ORİJİNİNİ HATIRLATMAKTIR!
Bu hatırlamanın sonucu ise “Kaldır kendini aradan, ortaya çıksın Yaradan” işaretine çıkar!
İşte İHLÂS SURESİ de bunu anlatır ki, o yüzden Kurân’ın üçte biri olarak tanımlanmıştır.
İHLÂS SÛRESİ SENİN HAKİKATİNİ SANA FARK ETTİRMEK, KENDİNİ TANIMAN İÇİN BİLDİRİLMİŞTİR!
İster, her an kendine ulaşana/duaya göre yeni bir şan alan, yanısıra “BEN”inin olmayışına bilimsellik açısından bak; ister de, “KUL (anla ve de ki) HU VALLAHU AHAD, ALLAH US SAMED, LEM YELİD VE LEM YULED” de; ulaşacağın son nokta, YALNIZCA VAR OLAN TEK’dir ki, ONDAN GAYRI HİÇ BİR ŞEY YOKTUR!
Gerisi, HER AN YENİ BİR ŞAN DA OLAN TEK’TİR!
HER AN HER NOKTADA ALGILAYAN, ALGILANAN, KENDİNİ SEYREDEN TEK’TİR Kİ; SEN DE O SEYR İÇİNDE SEYRETTİĞİSİN!
İSTEYEBİLİYORSAN, İSTE KENDİNİ TANIMAYI, DUAN OLSUN!
BU BÖYLECEDİR Kİ, SENDEN AÇIĞA ÇIKAN HER ŞEY DUAN OLARAK KUANTUM BEYNİNE/ RABBİNE ULAŞIR VE O DA İCABET EDİP GETİRİSİNİ YAŞATIR.
Rabbim niye vermiyor deme, duan olan düşünce ve davranışlarına bak! GÜNÜN NE KADARINDA BEYNİNDE NELER VAR, NE KADARINA RABBİN
TANIMAYLA MEŞGUL!
“RABBİNE FİRAR ET” uyarısını iyi düşün!
28.6.2026
Din ezbercisi bazı ilahiyatçılar, hocalar,
“KABİR AZABI YOKTUR, BU KONUDA ÂYET YOKTUR”
Deyip, konuyla ilgili Resûlullah bilgilendirmelerini inkâr ediyorlar.
Kurân ve hadîslerde belirtilen konuların hemen çoğunun metafor olmasına karşın, oysa günümüz yaşamı içinde çoğunun örnekleri vardır!
Önce “kabir”isminin neye işaret ettiğini vurgulayalım.
Bildiğimiz “insan” denen varlık iki ayrı yapıdan oluşmuştur zaman içinde..
Evrimle oluşmuş gelişmiş fizyolojik beyin; sonra da gelişen beyinin oluşturduğu, eskilerin “RUH” adıyla tanımladığı ÖLÜMSÜZ, DALGABOYU/DATA, kuantum da denebilecek zihni ihtiva eden ŞUUR yapı, GERÇEK BEYİN.
“Toprak”tan, toprak elementlerinden olumuş yapının dalgaboyu yapıyı üretmesi, Kurân’da “RUHUN NEFHOLMASI/ÜFLENMESİ” (üfleme sözcüğü daima içerden dışarı aktiviteyi anlatır) metaforuyla anlatılmıştır.
Beyin, oluşmuş algı sistemine göre, daima, dalgaboyu/data olarak ulaşan PEK ÇOK bilgiyi suretlere dönüştürerek farkındalık alanına aktarırken, çok büyük kısmını da kendisinde veri tabanı olarak muhafaza eder. Surete dönüştürme işlemine “MUSAVVİR” ismiyle işaret edilmiştir.
Suretli olarak gördüğümüzü kabul ettiğimiz HER ŞEY gerçekte dalgaboyu anlamı olan bilgidir…
Ve dahi, gerçek beynimiz de, bu bilgiden ibaret olan ÖLÜMSÜZ data beyindir. Kurân’da bu ölümsüzlüğe özellikle âyetelkürsî de “HAYY ül KAYYUM” (ölümsüz diri ve varlığı kendi hakikatından gelen şekilde var olan) diye işaret edilir. Âyetelkürsî, Kurân’daki beyin metaforudur! Tasavvufta bu duruma, insanın hakikati esmâül hüsnadır denerek değinilir.
Yaşam boyunca size ulaşan tüm bilgiler beyninize yerleşir ve sizin beyniniz o bilgileri, yetiştiği çevrenin yüklediği (şartlandırdığı) bilgilere GÖRE değerlendirir!
Korkularınız, beklentileriniz hep bu girmiş bilgilere göre şekillenip duygularınızı oluşturur… kâh azap duyar kâh keyif alabilirsiniz.
Konunun çok daha detayları var ki, ana konudan uzaklaşmamak için onlara dalmayacağım ama bilin ki tüm sorularınızın tatmin olacağınız cevapları var.
Neyse dönelim an konumuza..
Rüyanızda, hiç bir dış etki olmadan kâbus görebilirsiniz. Boğuluyor ya da bıçaklanıyormuş gibi olabilirsiniz, uçurumdan düşüyor olabilirsiniz. Bütün bunları yaşarken de, kan ter içinde kalırken de hiç bir dış etkiye maruz kalmamışınızdır.
“KÂBİR” ismi sizin “RUHSAL” yani ölümsüz data/bilgi beyninizi tanımlar.
Şu anda fizyolojik bedende yaşadığınıza inanmanıza karşın GERÇEKTE KÂBİR ALEMİNİZDE, yani data beyninizde yaşamaktasınız ve gerçek “İNSAN” diye anlatılan yanınızda odur.
“İnsan”ın fizyolojik bedeni ise hayvan yanıdır! “İnsanın bineğidir”!
İnsan, belli süreç sonu bineğini terkederek bedensiz yaşamına başlar ki buna “ÖLÜMÜ TATMAK” veya “bâ’su ba’del mevt” (ölüm sonrasında yeni yaşam) denilmiştir.
İŞTE ÖLÜMDEN SONRAKİ YAŞAM, AYNEN ŞU ANDAKİNE BENZER BİÇİMDE, BEYNİN BİLGİ TABANINDAKİLERE DAYALI DEVAM EDECEĞİ İÇİN, BURADA YAPILAN YANLIŞLARIN VE DOĞRULARININ FARKEDİLMESİYLE DEVAM EDECEK SÜREÇTE, BİR KISIM İNSANLARIN AZAP DUYMASI DA KABİR AZABI olarak tanımlanmıştır.
Konunun metaforlarında kalıp, müşahede ettiklerimizi algılamamış olanların, kâbir azabı ve bu tür geleceğe dönük bildirimleri inkârları da çok doğaldır.
Çözüm:
DIŞSAL BİR TANRI ANLAYIŞINDAN, HER ZERRE KENDİSİYLE VAR OLAN “ALLAH” ANLAYIŞINA GEÇEREK, KONUYU YENİDEN VE TEMELDEN KURGULAMAKTADIR.
Aksi takdirde açmazlar ve çelişkiler hiç bitmez!
Rabbimiz anlayışımızı genişlete, HAKİKATIN FARKINDALIĞINI AÇIĞA ÇIKARA!
@UnutulanOsmanli@ahmetkonanc 20 yi ben attım. Medyada dolaşan fiyatlardan hiç bir zaman almadı pazarliklarla hep çok fiyatta anlaştı. Greenwood ta bile 50-60 lardan bahsetmiş leridi 39 a aldı.. sen merak etme
@UnutulanOsmanli@ahmetkonanc A. Yıldırıminn30-35 vereceğine inanıyormusun Başkanı hâlâ tanımadın mi. Atıyorum 20 ye alır 4-5 de taksit yapar.. medyanın söylediği rakama inanmayin
Bugün bilvesile size gençliğimden söz edeyim..
1963 Eylülünde deist iken bir cuma namazına gitmiştim annemin israrıyla. Camide içimden bir ses bırak bu işleri bize dön, Dedi.
Döndüm.
Bir kaç ay sonra bir dost beni Medine’li hacı Osman Efendi ile tanıştırdı. Çok kısa sürede yakınlaştırdı beni. Haftada 3 gün Cerrahpaşa’dan Beykoz’a evine gider, ordan alıp Beşiktaş’taki Karaköy’deki, Eminön’ündeki camilere vaaza giderdik beraber. Vaazlarından sonra tekrar Yenköy’e gelir motorla Beykoz’a geçer evine bırakır, Cerrahpaşa’ya dönerdim. İlk temel din bilgimi, tasavvuf anlayışımı ondan edinmiştim. İnsanlar çoklukla vaiz gözüyle bakardı bu Zâta,ama çok daha derinlikli bir kişiydi. Ben askere gidene kadar böyle devam etti, askerdeyken de bekâ âlemine geçti..
O tarihte Sarayburnu açıklarındaki Amerikan savaş kruvazörü boğazdan gelip Eyüb Sultana giden sayısız deniz aracını görünce, değerli bir zatın geldiğini öğrenmiş ve bayrağını tazim için yarıya indirmişti.
Tasavvufa, geleceğe dair pek çok anlattığı özel şeyler vardı. Bazılarını yazmıştım.
Annemi de çok severdi. 120 günlük riyazata girdiğimde, rahmetli annem kendisine yakınmış, o da bana bir mektup yollayıp çıkmamı istemişti. Akabinde de askere gitmiştim..
O tarihte istanbul’da yüksek maneviyatlı iki zât vardı.
Gönenli Mehmed Efendi rahmetullah ve Osman Efendi. İkisiyle de görüşürdüm fakat hoca olarak Osman Efendi bana daha yakındı. 40 yılı Medinede geçmiş, okumadığı eser kalmamıştı ordaki kütüphanelerde. Benim bitmez tükenmez sorularıma sabırla cevap verir hep ilmi tavsiye eder, ilimsiz tasavvuf olmaz, derdi.
Kendisi Nakşi idi ama bazılarına Kadiri dersi de verirdi çok özel olarak. Dediğim gibi herkes ilim sahibi vaaz hocası sanırdı.
Cüppeli Ahmed Hoca nın bir vaazını yollamışlar. Dinleyince o anılarımı yaşadım şimdi ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Bazı çok sıkıntılı anlarımda yaşamıma müdahalesine şahid olduğum bu muhterem Zâtı saygıyla anıyorum. Allah indinden mükâfatlandırsın.
(1965 yılındaki Dua kitabında ve daha sonra yazmış olduğum “DUA VE ZİKİR” kitaplarındaki duaları ilk kendisinden öğrenmiştim. 1967 yılında yazdığım TECELLİYÂT KİTABINDA yazdıklarımın temelinde de gene kendisinin öğretip yaşattıkları vardır.)
Not: o zaman kendisi 80 yaşındaydı ben 18.. Dede ile torun gibi..
“HAKİKAT” NEDİR?
Rabbimin yaşattığına göre…
“HU” ismi bir yönüyle kuantum boyutun mutlak bilinmezliğine (gaybul guyub) işaret ederken diğer yönüyle kuantum beyne işaret eder.
Zira, kuantum beyin dediğimiz alan aynıyla kuantum potansiyeldir ve o potansiyeldeki ilmin farkedilir alanda yaşanmasının adıdır.
Kuantum potansiyelde zaman ve mekân kavramı yoktur; bunların ilmi vardır!
Kuantum beyin için dahi, zaman ve mekân, bilgi sıralaması ALGISI olarak vardır; gerçekliği olarak yoktur!
Önce şunu iyi kavramalıyız: BOYUTSALLIK YALNIZCA BİLGİ KAYNAKLI ALGIDAN İBARETTİR! GERÇEKTE BOYUTSALLIK YOKTUR!
ÂLEMLER YOKTUR, TEK BİR ÂLEM VARDIR; gerisi kuantum beynin yarattığı kabullerden oluşan “AN”LIK TASAVVURLARDIR!
Bu nedenledir ki; TEK BİR ÂLEM, TEK BİR BOYUT VARDIR!
“İKRA-OKU” ismi KUANTUM POTANSİYELDEKİ ÖZELLİKLERİN İLMİNİN SEYREDİLMESİNİN TANIMI OLARAK KULLANILMIŞTIR Kİ; KUANTUM BEYİNDEKİ ÖZELLİKLERİN İLMİNİN FARK EDİLMESİ İÇİN DE “İKRA-OKU” denilmiştir.
Ve hattâ…
Varlık âlemindeki tüm kuantum beyinlerde dahi açığa çıkan tüm ilimler-özellikler hep bu İKRA İŞARETİNİN ANLATTIĞI ANLAMDA TEK LİK BOYUTU İÇİNDEKİ OKUMA VE SEYRİN OLUŞUMUDUR!
Kuantum beyne göre var kabul edilen TÜM ÂLEMLER, VARLIKLAR, GERÇEKTE KUANTUM POTANSİYELDEKİ AN İÇİNDEKİ “OKUMA”DIR!
ZÂTIYLA, TEK LİK KAVRAMINDAN DAHİ BERİ OLAN KUANTUM ALAN, AN İÇİNDE “OKUMAKTA-SEYRETMEKTEDİR” kendini, esmâ özelliklerinin kendilerine GÖRE her an yeni bir şan alışını!
BU AN O ANDIR!
SEYRİN SEYRİDİR! sakın zaman ve mekân katma bu seyre!
“El ân kema kân” diyende demiştir DİYEN!
SEN, AYNIYLA SEN İKEN, NEDENDİR BU AYRI DÜŞMÜŞLÜK, VARLIK BENLİK HİSSİYATI? NEDENDİR HAKİKATI HİSSEDEMEME HÂLİ?
Algıladığın ya da algılayamadığın, hayâl ettiğin, çevrenden gördüğün HER ŞEY, “sizi de, fiillerinizi de Allah yarattı” tesbiti üzere, kuantum potansiyeldeki var olan ilmin açığa çıkışından (seyri) ibarettir! Dolayısıyla, o seyrin getirisi olan bilgi kompozisyonu olarak, YAŞADIĞIN AÇIĞA ÇIKMIŞTIR!
Görmek, bilgidir, datadır! Duymak, bilgidir, datadır! Tüm hisler de böyledir!
Kuantum beyinin bunları yaratması sonucu da zaman, mekân, sen, ben oluşur!
Bu kabullerden ARINAN beyin, hakikatını hissetme hâlini yaşar!
Ben ve O, Bendeki O, HAKİKATIM O vs vs sayısız gaflet seyirlerinden birkaçıdır!
YAŞAYAN SEYREDENDİR!
Şimdi Kuantum Potansiyelin; Kozmik elektromanyetik açılımın; ve de beyin adıyla bilinen dalga dönüştürücünün ürettiği çok boyutlu holografik dünyaların varlığını keşfetme zamanı!!
Hiç duymadığınız derinlikte anlatımla gerçeği duymaya hazır mısınız?
@AhmedHulusi nin sesinden⬇️
Daha detaylısı “YENİLEN” kitabımda.
KUANTUM BOYUT TEK’tir!!!
BEYİN yanısıra “ben” olmayacağı gibi; KUANTUM BOYUT YANISIRA, KUANTUM BEYİNLER olmaz!
Çokluk, birimsel/objesel değil, bilgisel/algısaldır; sonsuz seyir vardır!
İşin dinamizminde esas “GECE” sistemi olduğundan;
Gece uykusundan “teheccüd”e (UYANIK GECE’ye) kalkar gibi, bu dünyayı yaşamak (hakîkatınla olmak) idrakın/îmânın gereğidir!
Dîn/Resûller dünya gündüzü (beşer dünyası) için değil; UYANIK GECE’yi yaşatmak için işlevlidir!
GECE UYANIK OLAN, bütün dünyalarından azad olmuştur;
YÂR’in cennetindedir!
AŞKla!
YOLUN SONU…
Düşüncelerimi takip eden, hâlimi merak eden dostlarım için biraz durumumdan söz etmek istiyorum.
Bildiğiniz üzere, ocak ayı başında İstanbul’a geleceğim günün gecesinde yoğun pnomoni eşliğinde ağır bir kalp krizi geçirdim %95 tıkalı aort ve yüzde 20 çalışan kalp ile. Ecel gelmemiş ki, yoğun bakım müdahalesi ve sonrasında stent takımıyla ayağa kaldırdılar NCU Rex hastanesinde.
Son yapılan tetkiklerde ise miyokard enfarktüs sırasında ağır hasar görmüş kalpte iyileşme olmadığını ve durumun geri dönüşsüz olduğunu açıkladılar…
Güzel haber, artık, kalp krizi geçirme ihtimali olmadığımdı!
Kalp geri dönüşsüz yüzde 20 ile çalıştığı için de, bir an içinde ecel geldiğinde durabileceği idi!
Kısacası her an durabilir bir vesile ile, bilerek yaşa, dediler! Ecelini bekle, demek istediler!
Oysa yıllardır hazır olduğum bir şey bedensiz yaşama geçiş!
Rabbime şükürden acizim ki, kafamdaki, dinle, yaşamla, insanın yapısıyla, Kuran’daki metaforların iç yüzleriyle ve daha pek çok konuyla ilgili sorularımın cevaplarını aynel yakin yaşattı. Bir kısmını da sizlerle, kitaplarımla, video sohpetlerimle, twitlerimle KARŞILIKSIZ olarak çok uzun yıllardır paylaştım 1968 den beri.
RUH ismiyle anılan yapının, enerji temelli dalgaboyu ölümsüz bilgi yapı olduğundan başlayarak; her sırrın BEYİNDE olduğunu; beyinin hakikatinin dalgaboyu bilgi yapı olduğunu; onun orijininin de KUANTUM beyin olduğunu uzun yıllar önce yazdım, anlattım; Türkiye’de daha hiç kimse bu konularla ilgilenmezken!
KÂBİR âleminin, beyindeki hologram veri dünyası olduğunu; insanların, şu anda ve kıyâmete kadar bu dünyalarında yaşamakta olacaklarını; insanların bir aradalıklarının, onların farkında olmadan birbirlerini etkilediğini Kurân âyetin dayanarak açıkladım AYNA NÖRONLAR nedeniyle.
Kurân çalışmalarımdan sonra beyin çalışma sistemi ve teori fizik alanındaki bilgi bütünlemeleriyle, Din-Bilim eşleşmelerini izaha muktedir kıldı Rabbim.
Bilim amigdalanın en önemli işlevinin beden sağlığını korumak için KORKU duygusunu açığa çıkartmak olduğunu söylerken; biz, amigdalanın veritabanı alanındaki işlevini açıklayıp, korumacılık alanının, veri tabanının anlık KORUNMASI olduğuna dikkat çekip; kişinin YENİ BİLGİLERİ İNKÂR VEYA REDDİ ARKASINDA AMİGDALANIN ÇALIŞMASINA işaret ettik.
Keşfen tesbit ettiğimiz, ancak, henüz bilimsel dayanağı oluşmamış nice yaşam sırları hakkındaki görüşümüzü ise açıklamaktan kaçındık, çünkü o yüzden, diğer anlattıklarımız da inkâr edilecekti.
Artık, hiç bir beklentim olmaksızın, miras bırakacağım hiç bir dünyalığım olmaksızın, merak ettiğim hiç bir konu olmaksızın ecelimi bekliyorum.
Sizlere tavsiyem ise…
Şu anda beyninizin bilgi tabanına girmiş ne kabulleriniz varsa, içinde yaşamakta olduğunuz quantum beyninizin hologram dünyasında (kâbir âleminizde) kıyâmete kadar yaşamınız devam edecek.
“Herkes ateşini dünyadan beraberinde götürür” hadisinin işaret ettiği üzere, BİLGİ TABANINIZI ARINDIRIN; sizi yakan ateşinizi beraberinizde götürmeyin!
Şunu fark edin ki…
KURÂN’daki veya Hadislerdeki anlayamadığınız hususlar yüzünden oluşan inkârınız, hep anlatılanı birbir kelime tabanlı kabulden oluşmaktadır.
Oysa Kurân ve dillendiricisi olan Resûlullah, zaman üstü olarak ihtiva ettiği bilgileri hep METAFORLAR olarak bizlere bildirmiştir.
Kurân’daki her bildirimin, Resûl a.s.ın her açıklamasının kesin doğru olduğuna keşfimle şahidim. Sizler de METAFORLARI ÇÖZÜP, ANLATILANLARIN PERDE ARKASINI ANLADIĞINIZDA bunu görüp yaşayacaksınız.
Âyet veya hadislerin hangi konuyu, neden, nasıl, hangi ortama veya kişiye, günün hangi şartlarına göre bildirildiğine vukufunuz yoksa, inkarınız, suçlamalarınız bitmez!
Umarım bu güne kadar açıkladıklarım, KURAN ÇÖZÜMÜ adlı çalışmam ve KİTABULLAH DİYOR Kİ isimli Kurân’ın kilit âyetlerine dikkat çeken kitapçığım https://t.co/I7S57dZ5cS da size yararlı olur.
Yaşamınız sevgi yayan CANLARLA OLSUN, ETİKET NE OLURSA OLSUN!
Şimdilik hoşça kalın…