Deniz Baykal namaz kılar, Oruç tutardı, pek kimse bilmezdi.
Muharrem İnce’yi de çok defa Meclis Cami’ndeki Cuma namazlarında gördüm.
CHP’li yöneticilerin ibadetlerini ön plana çıkarmama nedenini bilemem, niyetlerini de okuyamamam, tabandaki muhtemel tepkilerden çekinmiş olabilirler veya buna ihtiyaç duymamışlardır.
Özgür Özel’in, daha önce Ekrem İmamoğlu’nun abdest/namaz görüntülerinin servis edilmesi, bir tabunun da yıkıldığını gösteriyor aslında.
Artık CHP’li yöneticiler, geçmişte irticayla ilişkilendirilen ibadet görüntülerini gizleme ihtiyacı hissetmiyorlar.
Aksine siyaseten faydalı olacağını umuyorlar ki aleni abdest alıp namaz kılabiliyorlar.
CHP’de ibadetin normalleşmesinde AK Parti iktidarının öncü rolü yadsınamaz.
Bir nevi AK Parti kazanımıdır.
Son notum:
Hangi sebeple olursa olsun Özel’in abdest alıp namaza durması bence kıymetlidir, samimidir değildir bilemeyiz, onun niyetini sadece Allah bilir.
Belki vesile olur, hidayete erer.
Dua edelim.
Netenyahu ve Zelenski’nin aynı anda ABD’ye gidip Trump ile görüşmesi, İran ve Ukrayna savaşlarını birleştirme girişimleri açısından son derece önemli. Ukrayna’nın Hazar’da bir İran gemisini vurması basit bir konu değil.
Hazar Denizi Azerbaycan için yaşamsal olmasına karşın Bakü’den ses çıkmıyor. Ankara da suskun. Avrupalı liderlerin çoğuysa açıktan gülümsüyor. Zaten Ukrayna’nın tek başına Hazar’da bir gemiyi vurma kararını alma ve uygulamaya koyma yeteneği yok.
İki NATO üyesi olmayan NATO müttefiki ülke, Ukrayna ve İsrail, Ukaryna-İran hattını birleştirerek savaşın genişlemesi için her şeyi yapıyorlar. Bunun temelleri NATO’nun Ankara’da yapılan son zirvesinde atıldı. Kimileri “zirve fare doğurdu” yorumları yapmıştı. Beklentileri neydi bilmiyoruz ama NATO zirvesinin “silahlanma ve savaş” doğuracağını başından beri söyledik ve elimizden geldiğince zirvenin karşısında durduk.
Ukrayna Savaşı ve İran’a dönük saldırıların birbirinin içine geçmesi, savaşın ölçek ve karakterinde büyük bir dönüşüm anlamına gelir. Türkiye ile Irak arasında son haftalarda gerçekleşen görüşmeleri, Karadeniz’deki gelişmeleri ve de “açılım”ı bu gözle de değerlendirmek gerekiyor.
Ülkemiz bu iki çatışma alanının bağlantı noktasında. Emperyalist planlara ve emperyalist savaşa karşı uyanıklığı artırmak bugün en önemli görevlerden biri olmak durumunda.
“Yeni Parti”nin kurulmasına AKP yol açtı. Bunun tartışılır tarafı yok. Ancak Yeni Parti’nin kuruluşunun siyaset alanında dar anlamıyla CHP’nin içiyle sınırlanamayacak gelişmelere yol açacağını AKP ne kadar hesapladı, işte bu tartışmalı.
Elbette henüz sürecin başındayız ve kesin konuşulamaz. Ancak…
Ad her şeyi belirlemez, lakin “Yeni Parti” tercihi sadece “yeni parti kurmak zorunlu oldu” türünden bir duyguyla gerekçelendirilemez. Halkçı Parti, SHP, DSP, SODEP her durumda CHP geleneğinin yerleştiği “sosyal demokrasi” ya da “demokratik sol” çizgisine hitap eden partilerdi. Yeni Parti ise daha kurulmadan içinin farklı farklı doldurulmaya çalışıldığı bir oluşuma dönüştü: İdeolojisiz parti, sosyal demokrasinin ilkelerine sadık parti, ANAP gibi parti, Atatürkçü tabanı sağa açan parti…
Belki de istenen budur; herkesin, hatta “iliştirilmiş sol”un da kendince bir anlam yüklediği bir parti.
Kimbilir belki CHP’ye dönülür ama Yeni Parti böyle bir dönüş için uygun bir ad değil. Yeni Parti, “ben başka bir şeyim artık” iddiasıdır.
Bu iddia ile birlikte milyonlarca kişi “kurucu parti”ye yaslanma alışkanlığını terk etmeye davet edilmiş oluyor. İdeolojilerin ve programların tamamen önemsizleştirildiği burjuva siyasetinde “kurucu parti” referansı sanılanın ötesinde bir öneme sahipti. Bununla boy ölçüşecek tek referans, 25 yıllık bir öyküsü olan Reisçilikti.
Böylece 2021 sonrasında ama özellikle 6 Şubat 2023 depremiyle birlikte Türkiye’de yaşanan ideolojik ve siyasal hareketlilik ve yer değiştirmeler açısından yeni bir evreye girmiş oluyoruz.
Devrimci bir perspektifle bakıldığında bu tablo, holdingler-tarikatlar düzenini yıkmayı hedefleyen cumhuriyetçi bir programın geniş halk kesimlerinin gündemine sokulması için daha uygun koşullar sunuyor.
İran’a dönük emperyalist saldırganlık durdurulmalıdır!
İran günlerdir saldırı altında. Trump’ın 7 Temmuz’da Ankara’da yeniden başlattığı savaş son günlerde giderek etkisini artırdı.
Askeri hedef gerekçesiyle yağdırılan bombalar sivil altyapıyı ve yerleşim yerlerini vuruyor, savaşın bedeli İran halkına ödetiliyor.
Trump İran’ın kendisini savunması karşısında “bedelini katbekat ödeyecekler”, “Saddam Hüseyin’e yaptıklarımızı onlara da yapacağız” diye tehditler savururken, bir yandan da ülkenin diz çökmemesi karşısında topyekûn bir savaş için bölgedeki askeri varlığını artırmaya devam ediyor.
Müzakereler sürüyor dense de çokuluslu tekellerin ve sermaye sınıfının kârlarının dış politikaya yön verdiği bir düzende ateşkesten ya da barıştan söz edilemeyeceği, verilen sözlerin tutulmayacağı bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır.
7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin hızla sonuçlarını vermeye başladığını görüyoruz. NATO’nun yönünü Orta Doğu’ya çevirmesi, İran’a dönük saldırganlığın NATO’nun merkezi gündemine dönüşmesi başta İran olmak üzere bölge halkları için büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, Türkiye’nin resmi olarak İran savaşının bir tarafı haline getirilmek istenmesi, ülkemizin güneyinde NATO’ya bağlı bir kolordu kurulması planı ve AKP iktidarının Yeni-Osmanlıcılık macerasıyla bölgenin yağma ve talanına ortak olma girişimleri ülkemizi ve halkımızı sıcak çatışmaların içine çekecek bir felakete sürükleme olasılığını artırmıştır.
AKP iktidarını bir kez daha uyarıyoruz. Ülkemiz hiçbir biçimde, doğrudan veya dolaylı olarak İran’a dönük saldırganlığın bir parçası haline getirilmemelidir.
İran’a dönük emperyalist saldırganlık durdurulmalıdır. Türkiye Komünist Partisi bu emperyalist barbarlık karşısında, İran halkının yanında durmaya devam edecektir.
Ve bir kez daha hatırlatıyoruz: Örgütsüz kalmış bir ülke, savunmasını ve egemenliğini ayakta tutacak kaynaklardan yoksun demektir. Ülkemizin güvenliğini sağlamanın tek gerçekçi yolu halkın örgütlü mücadelesidir.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan:
"Bu toplumun, bu milletin kaynaklarını heba etmeye yönelik bir mekanizma işletilmiş. Ortada konuşulan rakamlar çok büyük.
Bahis meselesi, Türkiye'de yaşamın normal bir unsuru hâline getirildi ve bunu devlet yaptı. Yasal bahis, yasa dışı bahis ayrımı hikâyedir. Bahis yasaklanmalıdır; çünkü bahis, sermaye birikiminin bir kanalıdır."
@ftm_krgc | @OkuyanKemal
İzlemek için: https://t.co/rp8ClpXHqs
NATO zirvesinden daha fazla silahlanma ve savaş kararı çıktı.
NATO ve NATO'culardan kurtulmak için örgütlülük en büyük gücümüz.
🔴Gücüne sahip çık. TKP'ye katıl!
https://t.co/R28q4gEpSz
15 Temmuz darbe girişimi dar anlamıyla başarısız oldu. Kanlı, küstah, riyakar bir şebekenin çok katmanlı hamlesi boşa düştü. Ancak süreci öncesi ve sonrasıyla bir bütün olarak ele aldığımızda ortada ne yazık ki bir başarı var.
Fethullahçılar Cumhuriyetçi birikimi paralize etmek için misyon üstlenmişlerdi bir, Türkiye’yi NATO ve ABD çizgisinde tutmakla görevliydiler iki. Buralarda bir başarısızlık gören var mı bugün?
1990’lardan itibaren en yetkili kurum ve kişiler tarafından himaye edilen, düzenin ideolojik, ekonomik ve siyasi dinamiklerine şekil veren, hâlâ “geri kalan kadrolarından nasıl yararlanırız” diye kafa patlatılan CIA beslemesi bir fesat hareket sadece 15 Temmuz’da çuvalladığı için nasıl “başarısız” sayılabilir ki?
Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.
soL Haber yeni hesabıyla X’te
17 yıldır kullandığımız X hesabımız, NATO Zirvesi’ne giden süreçte tüm ülkeyi bir süreliğine cezaevine çeviren iktidar tarafından Türkiye’de erişime engellendi.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
📍Abonelik: https://t.co/N5rjOWVsCX
📍soL TV X: https://t.co/guQIEHTBF8
📍Facebook:https://t.co/fhDdRGd6Dt
📍Instagram:https://t.co/yyBYMUKEnJ
📍soL TV Instagram: https://t.co/3nm2JGAJCR
📍Telegram: https://t.co/VUxQm7FDaU
📍WhatsApp: https://t.co/JpPmLcDvXO
📍Bluesky: https://t.co/aOM1WoFfeN
📍Youtube: https://t.co/8Srx1FKLUA
2 yıllık sürede Gediz Elektrik şirketinden gönderilen kesinti SMS leri.
Bu işi beceremiyorsunuz @gdzelektrik
Bütün elektrik firmaları devletleştirilmeli.
Mahkemeye tutuklama talebiyle sevk edilen 3 arkadaşımız hakkında 2 hafta ev hapsi kararı verildi.
Tüm yoldaşlarımız iyi, moralleri yüksek, bağımsız ve eşit bir ülke için mücadeleyi yükseltmeye kararlılar.
NATO’cular utançla yaşamlarına devam edecek, biz boyun eğmeyeceğiz!
Ankara'da gözaltına alınan parti üyelerimizin bugün 118’i serbest bırakılırken 13’ü hakkında tutuklama talep edilmişti. 13 yoldaşımızdan 10'u adli kontrol şartıyla serbest kaldı, 3’ü tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Avukatlarımız süreci takip etmeye devam ediyor.
TKP Merkez Komite Üyesi Ali Ufuk Arikan, serbest bırakılmasının ardından açıklama yaptı:
"Partimiz bu ülkede NATO'ya ses çıkarılamayacağını söyleyenlere kolektif, güçlü, akıllı, örgütlü bir cevap vermiştir!"
Dost partilere teşekkürlerimizle...
Dünyanın birçok ülkesinden komünist ve işçi partilerinin Ankara’da gerçekleştirdiğimiz NATO karşıtı protestoya dönük müdahale ve gözaltılar nedeniyle yolladıkları dayanışma mesajlarını aldık.
Kısa sürede büyük bir dayanışmayı hissettiğimiz açıklamaların ardından, dost komünist partiler ortak bir dayanışma metnini imzalamaya başladılar.
İmzaya açılan metnin tamamını ve ilk imzacıları kamuoyuyla paylaşıyoruz:
***
TKP'ye ve Türkiye'deki NATO Karşıtı Eylemcilere Yönelik Baskılara Son Verin
Biz, aşağıda imzası bulunan Komünist ve İşçi Partileri, Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) NATO Zirvesi'ni protesto etmek amacıyla Ankara'da düzenlediği gösteriye yönelik olarak Türk makamları tarafından gerçekleştirilen baskıları en güçlü biçimde kınıyoruz.
Polisin gösteriye yönelik şiddetli müdahalesi, eylemcilerin yaralanması ve aralarında bir TKP Merkez Komite üyesi ile sekiz TKP Parti Meclisi üyesi yoldaşımızın da bulunduğu 145 komünistin gözaltına alınması, örgütlenme ve protesto hakkına yönelik kabul edilemez bir saldırıdır. NATO Zirvesi öncesinde başkent Ankara'yı fiilen kapatan gösteri ve toplantı yasakları, NATO'nun savaş planlarının siyasi hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasıyla el ele yürüdüğünü bir kez daha ortaya koymaktadır.
Komünistleri susturma girişimleri gerçeği gizleyemez: NATO, dünyanın dört bir yanında halklara savaş, işgal, yıkım ve acı getirmiş saldırgan bir emperyalist ittifaktır. Militarizme, emperyalist müdahalelere ve savaşlara karşı sesini yükseltenler baskılarla sindirilemez.
Türkiye Komünist Partisi'yle, gözaltına alınan tüm TKP üyeleriyle ve NATO Zirvesi'ne karşı tepki gösteren herkesle tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz. Gözaltındaki tüm komünistlerin derhal serbest bırakılmasını, haklarındaki tüm suçlamaların düşürülmesini ve NATO karşıtı siyasi faaliyetleri kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmesini talep ediyoruz.
Ellerinizi TKP'den çekin! Ellerinizi tüm komünistlerden ve anti-emperyalist militanlardan çekin!
***
İmzacı partiler:
ABD Komünist Partisi
Alman Komünist Partisi
Arnavutluk Komünist Partisi
Bohemya ve Moravya Komünist Partisi
Filistin Komünist Partisi
Fransa Devrimci Komünist Partisi
İspanya İşçilerinin Komünist Partisi
Katalonya Komünistleri
Lüksemburg Komünist Partisi
Macaristan İşçi Partisi
Meksika Komünist Partisi
Norveç Komünist Partisi
Portekiz Komünist Partisi
Rusya Federasyonu Komünist Partisi
Sırbistan Komünistleri
Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi - ABD
Suriye Komünist Partisi
Tudeh
Ukrayna Komünist Partisi
Yunanistan Komünist Partisi
Perşembe akşamı İzmir Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın katılmıyla “Yaşasın yaşam, bağımsızlık ve sosyalizm” demek için bir araya geliyoruz.
Etkinliğe tüm İzmirliler davetlidir.
📍20.00 OS-KA Pasajı, Anafartalar Cd No:20, Konak / İzmir
Bir gazeteci NATO Genel Sekreteri Rutte’ye sormuş: “Komedyenlerin tutuklandığı bir yerde zirve toplamak caiz midir?”
Eski öykü. NATO iyiymiş ama Ankara kötüymüş. Rutte de keyfini çıkarmış, “demokrasi” filan demiş. Oysa NATO her yerde kötüdür.
Yıllardır AB veya ABD AKP’ye ayar versin diye bekleyenler yine heyecanlandı. Böyle bir şey olmayacak. NATO kodamanları zirve öncesi Türkiye’de kuş uçmayacağının garantisini ceplerine koyarak geldiler.
Soru soran gazeteciyi tanımam ama Türkiye’ye gelip “liberal demokrasi” cart curt diyerek NATO güzellemesi yapılmasından sıkıldım.
Bu ülkedeki düzeni ve siyasi iktidarı emperyalizmi meşrulaştırarak eleştirmenin doğal sonucu AKP’nin ekmeğine yağ sürmektir.