Anneler, babalar bu gönderiyi sonuna kadar okuyun.
Çocuğunuzun bilgisayarda nerelere girdiğini, neler yaptığını, açtığı programları nasıl takip edebilirsiniz? ++
5 yaşındayken bir yıl, hayatınızın %20'sidir. 50 yaşındayken ise bir yıl, hayatınızın %2'sidir. Bu, yaşlandıkça zamanın neden hızlandığının bir açıklamasıdır.
Buna Janet Yasası denir. Bu yasa, algılanan hayatınızın yarısını yaklaşık 20 yaşında yaşadığınızı söyler. Ya da başka bir ifadeyle: Bir 5 yaşındaki çocuğun yaz tatili, 40-50 yaş arası 10 yıla eşdeğer hissettirir.
Janet Yasası kırılabilir.
Yaşlandıkça zamanın hızlanmasının daha iyi bir açıklaması, yetişkinlikte daha az yeni deneyim yaşamanızdır; beyniniz bu anıları siler. Hayatınızda yeni şeyler yapmaya devam eder ve hafızaya alınacak anılar yaratırsanız, zaman yavaşlar.
Hayatınızı otomatik pilotta yaşarsanız, 80 yaşında ölebilirsiniz ama 20 yaşında ölmüş gibi hissedersiniz.
Yeni şeyler öğrenmeye, yapmaya, yeni yerler görmeye devam ederseniz, 80 yaşında ölebilirsiniz ama 200 yaşında ölmüş gibi hissedersiniz.
Geçenlerde radyo kanalları arasında gezinirken kulağıma bir şarkı sözü çalındı. Arabesk rap söyleyen bir delikanlı, “Gözlerinin mektebini bitirmeliyim açıktan” gibi bir şey söylüyordu. Trafikte ilerlemeye çalışırken bu cümleyi anlamaya çalıştım. Mektep, açık öğretim, gözler… Ögelerine ayırdım, devrik taraflarını toparladım. Ama bir sonuca ulaşamadım.
Akşam da “Acaba yanlış mı duydum?” diye Google’a yazdım cümleyi. Gerçekten böyle bir şarkı varmış. Parçanın diğer satırlarında hızlı bir tur attım. Cümleler düzensiz göçmenler gibi edebiyatın sınırlarında dolaşıyor, kavgada bir araya gelmeyecek kelimeler satır aralarında birbirine elense çekiyordu.
Sözleri çok anlamaya çalışmadan aşağıya doğru indim. Nakarata doğru yaklaşırken de şu cümleye çarpıp durdum;
“Silüetine yetmiyor ki lehçem, dudakları bal dolusu tatlı su menekşem.”
Silüete yetmeyen lehçe mi? Nasıl yani?
Sözlüğü açıp kelime çalıştım. Etimolojik araştırmalar yaptım. Ama yine de silüetle lehçe arasında bir köprü kuramadım.
Dizi sektöründe “Vadi’den Çukur’a” doğru uzanan irtifa kaybını biraz da olsa gözlemleme şansım olmuştu. Ama bu şarkıyla birlikte müzik piyasasından bayağı bir uzak kaldığımı fark ettim. Ve yaşanan değişimi görmek için Google’a “Çok dinlenen rap şarkıları” yazıp olaya giriştim.
Protez bir dünya görüşüyle sergilenen protest tavırlar, sipariş alınmış kahırlar ve çakırkeyif satırlar arasında dolaştım bir süre. Küfürler havada uçuşuyor, bol dumanlı cümleler yalpalayarak ilerliyor, sırf kafiyeye uysun diye satır uçlarına iliştirilmiş kelimeler şaşkın gözlerle etrafa bakıyordu.
Durumun zihninizde somutlaşması adına aşağıya üç farklı şarkıdan bazı bölümler yazıyorum;
Sensizliğe büründüm, dünümdün bugünümdüm,
Sniperım dürbünümdün.
Apartmanımın alt katında mübaşirin evi.
Bana bir ekmek, bir viceroy, bir tüp bali.
Selin de çekti gitti neyse bana kız mı yok,
Evde sigara içebiliyorum annem artık kızmıyor.
Eskiden odalar kireç tutmuyor, allı turnalar havada geziyor, lambada titreyen alev üşüyordu. Şimdi Selin’in sevgilisi evde sigara içiyor. Üstelik annesi de kızmıyor.
Vay be!