Söz konusu eş tercihi olunca dini aidiyet kültür duvarına çarpıyor:
Almanya'da doğup büyümüş Müslüman kadınlar, Suriye ve Afganistan'dan gelen Müslüman mülteci erkekleri evlilik için uygun bulmuyorlar.
Almanya'nın seküler/bireyci kültürüyle yoğrulmuş Müslümanlık, Ortadoğu'nun geleneksel/ataerkil kültürüyle yoğrulmuş Müslümanlığı veto ediyor.
İnsanlar, kendilerine doğrudan zararı dokunmayan bir adaletsizliğe her zaman "insaniyet namına" öfkelenmez.
Mağdurla aynı sosyal kimliği ("biz") içselleştirdiklerinde, haksızlık sanki kendilerine yapılmış gibi öfkelenirler.
Kısaca:
-Empati: "O acı çekiyor, ben de hissediyorum."
-Sosyal kimlik duygusu: "Bu bize yapıldı."
Başka bir sistemin görülen ritüelleri kopyalanarak aynı sonuçları üreten yeni sistemler bina edilmez, edilse çalışmaz. İnsan kendisini kandırır. Başkaları da kanar.
Ne demek bu şimdi?
Richard Feyman’ın Cargo Cult Science dediği ama aslında bazı şeyleri daha iyi anlamak için de kullanılabilecek bir tanımı var.
2. Dünya savaşında Pasifik adalarında yaşayan yerel halk, oraya inen Amerikan uçaklarının koli koli erzak getirdiğini görünce kendileri de uçakların ineceği taşlardan pist yapıp, tahtadan semaforlar kullanıp, kulübeden kule koyduktan sonra uçakların ineceğini ve koli koli erzak geleceğine inanırlar. Ama uçak asla inmez…
Zaten kargo kült denmesinin de nedeni bu. Ritüelleri yaparlarsa, kargoların geleceğine inanmaları.
Başarılı birisinin düşünce enginliği bilmeden başarılı olurum umuduyla onun gibi konuşmaya çalışmak; bir mesleğin tüm detaylarını anlamadan, süreçlerini görmeden, kod yazan bir teknolojinin onun yerini alacağına inanmak; güvenlerini kazanmadığı takımına, tecrübeli yöneticilerin kelimelerini kullanarak yüksek performanslı takımlar kuracağını zannetmek; başkasının kilo vermek için kullandığı diyeti, o kişinin fizyolojini anlamadan direk kopyalamak ve bunun işe yaramasını beklemek… işte bunlar da cargo cult science gibi görülebilir.
Detaylarını anlamadıkları, bilmedikleri, incelemedikleri bir sürecin sadece görülür ritüellerini yaparak aynı sonucu alacağı yanılgısıdır bu.
Neyse…
Kültür ve kurallar coğrafya olarak değişken olsada buradaki kurallar günümüz için genellenebilir olarak doğru kurallardır. Gelişmiş toplumlarda olması gereken de budur.
Parisliler ülkelerinde görgüsüzlük olan 15 şeyi sıralamış hepsi bizde var partide birine işini sormaktan tut oturma odana düğün fotosu asmaya kadar.. şoparsak nolmuşkine la
İnsanlar bazen gururlarından bazen ise girdiği yoldan geri dönmemek için bazı kararlar alırlar ancak untulmamalıdır ki önemli olan kararlara uymak değildir önemli olan gerektiğinde doğruyu/iyiyi görebilmek ve eğer kararların doğru ile uyuşmuyorsa kararlarını çiğneyebilmektir.
Doğru/iyi kararları uygulayabilmek beraberinde bir irade gerektirir ve her şeyden önce değişken olmakla birlikte zaman kısıtlaması bulunmaktadır. Zamanın uzaması veya kısalması bu durumu değiştirmez. Kişi karar vermediğinde zaman kısıtlaması kişinin yerine karar verir.
@atarikguney ++ zaten insana en çok umut veren de budur bir bakıma bir yerlerde doğru kararlar alan yetkin insanlar hala varlar umarım bunlar sandığımızdan daha fazladırlar.
@atarikguney "Büyük ihtimalle o yanlışın sonucunu absorbe eden başka bir doğru karar alınmıştır; başka bir mekanizma çalışmış, başka bir denge devreye girmiştir." Bu ifade baya isabetli olmuş insanlar gerçekten örüntüleri okuma konusunda çoğu zaman yanılgı içerisindeler
Böyle bir cümleye, böyle bir iddiaya nasıl başlanır, bilmiyorum.
Ama şunu söylemeliyim ki, sistemi, insanları ve şirketleri tanıdıkça insanın bazı fikirleri değişiyor.
Önceden, yanlışın ve kötünün doğru karşısında çok ciddi, hatta yıkıcı bir gücü olduğunu düşünüyordum.
Ama mikroplanda baktığınızda; insanların ne kadar kolay yanlış yapabildiğini, ne kadar zayıf kararlar alabildiğimizi, genetik yatkınlıklarımızın bizi nasıl oyalayıp yanılttığını, iletişimdeki ciddi sorunları ve tüm bunların bir sistem içinde nasıl birbirine bağlandığını gördüğünüzde, başka bir şey fark ediyorsunuz.
Doğru, insanın sandığı kadar kırılgan değil.
Bazen hasbelkader bir yerde yapılan doğru bir hareket, alınan doğru bir karar; yüzlerce, belki binlerce yanlış kararın sonucunu absorbe edebilecek kadar güçlü olabiliyor.
Mesele daha çok hangi ızdıraba katlanacağını seçmektir. Hangi yolu seçersen seç hayat önüne zorluklar çıkaracak hangisinin zorluklarına severek katlanacağını ise sen belirlersin.
neyi seçersen seç pişman olursun. çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. insan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir. -kierkegaard