Hoşuma gitmiyor ama her paylaşımda destek talebimi yinelemek zorunda kalıyorum.
Birçok hesapta aynı sıkıntı var, maalesef.
Ya hesap kapatılıyor ya da görünürlük kısıtlanıyor; mücadele etmemiz, mağduriyetleri dile getirmemiz ve sesimizi duyurmamız zorlaştırılıyor.
X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır.
Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün.
Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.
@X
Gölge Oyunu!
Gölge oyunu, edebiyatta veya günlük konuşmada mecâzî, hatta ironik bir anlam kazandığında, genellikle arka planda dönen gizli oyunları, kukla gibi oynatılan insanları ve yapay bir gerçekliği anlatır.
Buradaki ironi, perdede gördüğümüz şeylerin aslında birer "asıl" değil, arkadaki gizli bir el, hayâlî tarafından yönetilen "gölgeler" olmasından kaynaklanır.
Sahnenin önünde konuşan, karar alan, kavga eden kişilerin aslında kendi iradeleriyle hareket etmediğini vurgular.
Güçlü görünen figürler, perdenin arkasındaki "oynatıcının" parmağıyla hareket eden birer tasvirdir.
Topluma sunulan gündemlerin, kavgaların veya olayların yapay birer illüzyon olduğunu anlatır. İnsanlar perdedeki gölgeleri gerçek sanıp onlara üzülür veya sevinir. Oysa her şey önceden yazılmış bir senaryodan ve ışıktan ibarettir.
Kişilerin göründükleri gibi olmadıklarını, topluma sadece yansıtmak istedikleri "gölgeyi" gösterdiklerini ifade eder. Karakterlerin gerçek yüzleri ve niyetleri karanlıkta, perdenin arkasında gizlidir; seyirciye ise renkli ve filtrelenmiş bir profil sunulur.
Şimdi bu olayları yan yana koyabiliriz.
Melih Gökçek hakkında re'sen soruşturma… 500 soruşturma ve inceleme geçirdiğine ilişkin kendi açıklaması… Mansur Yavaş'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'la basına kapalı görüşmesi... Ardından CHP'den istifası… Tera ve Pusula etrafında büyüyen finans soruşturması… Milyarlarca liralık çıkış talepleri... İsviçre'ye uzanan para hareketleri… Fatma Betül Sayan Kaya hakkında ortaya atılan iddialar…
Ve ardından gelen istifa…
İşte “gölge oyunu” tam burada anlam kazanıyor.
Özetle, bir durum için “Bu bir gölge oyunu” deniyorsa, orada bir aldatmaca, perde arkası planlar ve göründüğünden çok farklı bir gerçeklik var demektir.
Meseleye bir de bu açıdan bakınız lütfen.
Fabrika Ayarları...
Hem Hüseyin Çelik hem de Bülent Arınç farklı dönemlerde yaptıkları açıklamalarda AK Parti’nin "fabrika ayarlarına" dönmesi gerektiğini açıkça ifade etmişlerdi.
AK Parti'nin kurucu kadrolarında yer alan ve bakanlık/başbakan yardımcılığı gibi üst düzey görevler üstlenen iki isim de partinin son yıllardaki politikalarını eleştirirken bu terimi kullanmışlardı:
• Hüseyin Çelik: Karar TV ve Serbestiyet gibi platformlara verdiği röportajlarda, partinin kuruluşundaki demokratik, hukukî ve kucaklayıcı vizyonunu kaybettiğini belirterek "AK Parti yeniden fabrika ayarlarına dönerse memlekete hayırlı olur" demişti.
• Bülent Arınç: Katıldığı çeşitli etkinliklerde partinin ilk dönemindeki "ortak akıl" ruhundan uzaklaşıldığını ve liyâkat sorunları yaşandığını belirterek, "İnşallah özümüze döneriz. Fabrika ayarları deniyor ya, ondan bahsediyorum" diyerek benzer bir öz eleştiride bulunmuştu.
Gölge Oyunu!
Manisa Turgutlu'da yaşanan elim hadiseden dolayı çok üzgünüm. 2'si ağır.
Bataklığı kurutmak yerine sürekli sinek avlamak âdeti, ne yazık ki bu ülkeye çok şey kaybettirdi.
Burada olduğunuzu biliyorum.
Bir nokta yeter.
Sesimizin daha fazla insana ulaşsın.
İsmi lazım olmayan biri, kamudan ihraç edilenler için “Kimisi ayakkabı boyasın, kimisi yük taşısın, kimisi hamallık etsin. Gitsinler ağaç kökü yesinler” demişti. Aynı konuşmada, yaşanan mağduriyetlerin dile getirilmesini de “duygusal sömürü” olarak nitelendirmişti.
On binlerce öğretmen eğitim alanının dışında bırakıldı. İhraç edilen 35 bin öğretmenin yanı sıra, 20 bin öğretmenin de özel okullarda mesleğini yapmasının önü kapatıldı. Yaklaşık 55 bin öğretmen, on yıldır eğitim alanından uzak.
Şimdi...
Manisa Turgutlu'daki okul saldırısında 11 öğrencinin yaralandığı; 2 öğrencinin durumunun ağır olduğu, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen 15 yaşındaki 9. sınıf öğrencisi H.O. yakalandığı, annesi, babası ve dedesinin de gözaltına alındığı belirtildi.
Çocuklara sağlık, anne babalarına ve yakınlarına sabır diliyorum.
Elbette bu olayla geçmişte yaşanan hukuksuzluklar arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmuyor ve acıdan nemâlanmıyorum.
Ancak üzerinde düşünmemiz gereken bir gerçek var:
Adalet duygusunu yitiren toplumlar yalnızca hukuku değil, birbirlerine duydukları güveni ve ortak ahlâkî zemini de yitirir.
Kant'ın dediği gibi: “Eğer adalet yok olursa, insanların yeryüzünde yaşıyor olmasının bir değeri kalmaz.”
Temel meselemiz bilinçli, temiz bir toplum ve adalet olmalıdır.
Kızanlar oluyor.
Oysa görünen köy kılavuz istemez.
Sükûtuhayâle uğramaktan yorulmadınız mı?
Hoşuma gitmiyor ama çepçevre kuşatılınca S.O.S. sinyali vermek de normal olsa gerek.
X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır.
Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün.
Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.
@X
Millî irade nedir?
Millî irade, milletin sandıkta ortaya koyduğu tercihtir. Ama yalnızca sandığa gitmek değildir. Sandıktan çıkan tercihe saygı göstermek, seçilmişlerin hukuk içinde görev yapabilmesini sağlamaktır.
Şimdi yeniden “vesâyet” ve “millî irade” deniliyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da bunun için bir panel düzenledi.
Peki, millî irade yalnızca darbeler söz konusu olduğunda mı hatırlanacak?
Muhalefet tam da buradan itiraz ediyor. Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanları hakkında yürütülen yargı süreçlerini, 'seçmen iradesinin etkisizleştirilmesi" olarak değerlendiriyorlar.
Ekrem İmamoğlu da bunu açıkça “millî iradenin yok sayılması ve gasp edilmesi” şeklinde ifade ediyor.
O hâlde soralım: Sandıkta seçilen bir iradeye, sandıktan sonra da saygı göstermek millî iradenin gereği değil midir?
Millî irade, işimize geldiğinde hatırlanacak bir kavram değildir.
Tıpkı “bekâ” gibi... Her meseleye beka demek, kavramın kendisini de değersizleştirir. Kebapçı esnafından üç harfli marketlere, hal esnafından kabzımala kadar ekonomik meselelerin bile bekâ başlığı altında tartışıldığı günleri gördük.
2019'da Cumhurbaşkanı Erdoğan, sebze-meyve fiyatları tartışması sırasında “halde terör estirenlerin” işini bitireceklerini söyledi.
Kaynak: AA
2021'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ekonomik sıkıntılar ve işsizlik tartışılırken “teröre yardım ve yataklık yapan bölücü kebapçıların işsizlikte payı vardır” dedi.
Kaynak: TBMM
2022'de ise zincir marketlerdeki fiyat artışları tartışılırken, “Sürekli zam yapan zincir marketlerin FETÖ ile irtibat ve ilişkisinin titizlikle araştırılması gerektiğine de inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Kaynak: AA
Millî irade de bekâ da bu kadar ucuzlatılmamalı.
Demokrasi, yalnızca sandığa gitmek değil; sandıkta ortaya çıkan iradeye hukuk içinde saygı göstermektir.
Kimseyle hısım/hasım değilim. Sadece adaletin, hukukun ve demokrasinin hâkim olduğu yaşanabilir bir ülke arzu ediyorum; ömrümün son demini de huzur içinde yaşamak istiyorum.
Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.
#SOS
Sarayın hukukçusu Mehmet Uçum’a buradan çok basit ve net bir soru soruyorum: Sayın Uçum, bu mevcut anayasa senin ne yapmana engel oluyor da her gün "yeni anayasa" diye makaleler döşeniyorsun?
Çıkın dürüstçe söyleyin.
Yeni bir elbise, yeni bir telefon satar gibi milletin zaaflarını körüklüyorsunuz. Ama arkadaki hesap belli: Mevcut sistemde 50 artı 1 bulunamıyor. Erdoğan’ı bir kez daha aday yapmanın, sistemi yarı başkanlığa çevirip kendi saltanatınızı sürdürmenin yolunu arıyorsunuz.
Bize öyle entelektüel havalar atmayın, açık olun.
https://t.co/IoIhgnzxY9
#mehmetuçum #yenianayasa #siyaset #gündem #analiz
Türkmeneli’nin başkenti Kerkük’te, Irak Türkü bir öğretmen öğrencilerine Türk dili ve kültürünü anlattı:
"Bizim dilimiz Türk dilidir… Türkmen bir anda ortaya çıkmadı."
📌Sayın Bakan, ‘İl emri verirsek, gidenlerin yerine öğretmen bulamayız’ demek, öğretmen açığının üzerini örtmektir.
📌Bu ülkede öğretmen var, KPSS’ye giren, AGS’ye giren ve derece yapan öğretmen var, ancak kadro vermeyen, atama yapmayan Hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı var!
#Sınıfa8BinÜcretliyeSon
#ÜcretliyeDeğilSınıfçıya8Bin
Sokakta, meydanda, Türkiye’nin dört bir yanında vatandaşımızla buluşmaya devam ediyoruz. Çözümün mümkün olduğunu anlatıyoruz. Daha güçlü, daha müreffeh, daha adil bir Türkiye mümkün…
Biz, Türkiye’nin aydınlık geleceğine inanan ve o geleceği milletimizle kurmak için çalışan bir kadroyuz.
Her geçen gün büyüyen @BTP_Parti ailemizle ülkemiz için durmadan yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz.
Videoyu gören herkesten ricam:
Şimdi değilse ne zaman?
Adalete, sanata, kültüre ve edebiyata ne zaman sahip çıkacağız?
Ne zaman düşünceyi, sözü, kitabı, müziği, tiyatroyu ve insanın güzeli arama çabasını bir toplumun temel ihtiyacı olarak göreceğiz?
X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır.
Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün.
Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.
@X
Kültürüne, sanatına ve edebiyatına önem vermeyen; bunları geliştirmeyi ve gelecek kuşaklara aktarmayı dert edinmeyen toplumların muasır medeniyetlerin gerisinde kalması kaçınılmazdır.
Bir toplumun gerçek zenginliği; düşünme, sorgulama, üretme, hayal etme ve güzeli arama kabiliyetinde saklıdır.
Platon sanatın insan ruhu üzerindeki etkisine dikkat çekerken, Aristoteles Poetika'sında sanatın insanın yaşadıklarını anlamlandırma yollarından biri olduğunu ortaya koyar.
Goethe'nin “Mimarlık donmuş müziktir” sözü, sanatların aynı insan ruhunun farklı ifadeleri olduğunu anlatır.
Doğu'da Fârâbî'nin erdemli toplum düşüncesi, insanın yalnızca maddî ihtiyaçlarıyla değil; bilgi, ahlâk ve düşünceyle de gelişebileceğini hatırlatır.
İbn Haldun'da da medeniyet; şehir, bilgi, üretim ve kültürden bağımsız düşünülemez.
Yunus Emre'nin yüzyılları aşan sözleri ise bunun en güzel örneklerinden biridir: Söz insanı aşar, sanat zamanı aşar.
Bunun çarpıcı örneklerinden biri savaş sonrası Almanya'dır.
Şehirler bombalanmış, okullar, tiyatrolar, müzeler ve kütüphaneler ağır hasar görmüştü. Buna rağmen yalnızca binaları onarmaya odaklanılmadı; okullar, tiyatrolar ve müzeler yeniden hayatın içine döndü.
Berlin'de kültür emekçilerinin yüksek gıda tahsis grubunda değerlendirilmesi de kültüre verilen önceliğin dikkat çekici örneklerinden biriydi. Mesele yalnızca enkazı kaldırmak değil, toplumun zihnini ve hafızasını da yeniden kurmaktı.
Bugün de durum bundan farklı değildir. Bilim bize çoğu zaman nasıl yapacağımızı öğretir; sanat ve edebiyat ise neden yaptığımızı düşündürür.
Edebiyatı küçümseyen, sanatçısını yalnız bırakan, düşünceyi ve estetiği gereksiz gören toplumlar aslında kendi geleceğinden eksiltir.
Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak; düşünceyi, bilimi, sanatı, edebiyatı ve insanı önemseyen bir zihniyeti inşâ etmektir.
Ha gayret!
Biliyorum, siz de bıktınız. Ne yalan söyleyeyim, ben de bıktım; hatta yoruldum.
Dile kolay...
Çok zor şeyler yaşadık. İnsanız neticede...
X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır.
Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün.
Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.
@X
Akıl başka, zekâ başkadır.
Zekâ, insanın öğrenme, kavrama, muhakeme etme, problem çözme ve yeni durumlara uyum sağlama kapasitesidir.
Akıl ise bu zihinsel gücü yerinde kullanarak doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, adalet ile haksızlığı ayırt edebilme ve buna göre hüküm verebilme yetisidir.
Bugün Türkiye’de yaşananlara şöyle bir bakın.
Adaleti, hukuku, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı, ifade özgürlüğünü, kadın cinayetlerini, çocuk ölümlerini, depremzedenin feryadını, cezaevlerini, yüz binlerce kamu çalışanının ihracını, askerî okul öğrencisi annelerin çığlığını duymak; çiftçinin ve hayvancının hâlini görmek için gerçekten üstün zekâya mı ihtiyaç var?
Hayır!
Biraz akıl, biraz vicdan yeter.
Mesele sadece iktidar değil. Meclis’te “muhalifçilik” oynayanlar, dün söylediklerinin bugün tersini yapanlar, seçmenin emanetiyle başka hesapların peşine düşenler de aynı problemin parçasıdır.
Siyasette fikir değişebilir ama ilke değiştiğinde insan sormadan edemiyor:
Değişen fikir mi, menfaat mi?
Adalet, bize lazım olduğunda adalet değildir. Hukuk, bizim hakkımızı koruduğunda hukuk değildir.
Devlet, adalet, Türkiye hepimizin.
Bunları görmek için olağanüstü bir zekâ gerekmiyor.
Zekânın türlerine gerek yok. “Sınır zekâ olmak bile yeter” diyelim ve konuyu kapatalım.
#SınırZeka
Bu ülke hepimizin!
Adalet isteyen herkesi, bu videonun altında toplanmaya davet ediyorum.
Fazla değil, iki dakikanıza tâlibim.
X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır.
Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün.
Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.
@X
Mağdurlar İçin Adalet Platformu’nun “OHAL’in Toplumsal Maliyetleri” araştırması, KHK sürecinin Türkiye’de nasıl derin bir yaraya dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
Bu araştırmanın bana hissettirdiğini, yüz binlerce, aileriyle birlikte milyonlarca insanın yaşadığı travmayı dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştm:
Bu araştırmanın bana hissettirdiği duyguları ve yüz binlerce, aileleriyle birlikte milyonlarca insanın yaşadığı travmayı dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım:
"Ben, bu ülkenin onurlu bir vatandaşıyım.
10 yıldır susturulmaya çalışıldım. İşim elimden alındı, onurum ayaklar altına serildi, çocuklarım damgalandı, ailem dağıldı, yakınlarım öldü, bazılarımız intihar etti. Ben hâlâ ayaktayım. Ve net söylüyorum:
İntikam istemiyorum.
Adalet istiyorum.
Tutuklu ve hükümlü kardeşlerimizin derhal tahliyesini, dâvâlarımızın evrensel hukuk ilkelerine göre yeniden görülmesini, sicillerimizin temizlenmesini, gasp edilen görevlerimize iademizi, kaybettiğimiz yılların maddi-manevi tazminatını, toplumsal bir özür ve itibarımızın iadesini istiyorum.
Bunlar lütuf değil, hakkımız olandır. Hukuka çağırıyor, vicdanlara sesleniyoruz. Çözüm mümkündür. Bağımsız yargı, gerçek bir barış süreciyle hem bizim onurumuz hem de bu ülkenin geleceği kurtarılabilir. Hukuk yoksa yarın da yoktur. Bugün bize yapılan, yarın size de yapılabilir.
Ben intikam değil adalet istiyorum.
Ben barış istiyorum.
Ben bu ülkenin yarınını istiyorum."
Ve bu talep, yüzbinlerce insanın, milyonlarca ailenin ortak sesidir.
Artık duyun!
Yıllardır anlatıyoruz.
Duymayan, görmeyen, “haberim yoktu” diyenler, şimdi kendi yandaşlarının uğradığı haksızlıklar karşısında ağıt yakıyor.
Oysa ülke bir gecede bu hâle gelmedi.
Hiç olmazsa bugün, herkes için ayrımsız adalet deyin.
Bu ülke hepimizin!
#YazıkOluyor