Her daim yol ve dava arkadaşı olmaktan, birlikte yol yürümekten büyük onur ve gurur duyduğum AK PARTİ Sözcüsü dava ve yol arkadaşım, kardeşim Ömer Çelik’in şahsım hakkındaki büyük bir nezaket ve takdir dolu sözlerinden dolayı büyük bir onur ve gurur duydum. Değerli başkanımıza şükranlarımı sunuyorum.
İster piyasa manipülasyonuyla, borsa oyunlarıyla ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun her kim milletin hakkına, hukukuna, malına mülküne el uzatırsa karşısında bizi ve devleti bulur.
Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın, biz onlara benzemeyiz.
Uzun zaman sonra kendi kendime kalıp; gündemi, yaşananları ve siyasetin gidişatını biraz daha sakin bir gözle okumaya, anlamaya ve çözümlemeye fırsat buldum.
Biraz düşündüm, biraz da dertlendim…
Biz, dünyanın sakin bir köşesinde yaşayan sıradan bir Batı ülkesi değiliz. Zor bir coğrafyanın tam merkezindeyiz. Tarihin, medeniyetlerin, savaşların, göçlerin ve büyük güç mücadelelerinin kesiştiği bir yerdeyiz.
Üstelik bu coğrafyada bize düşen sorumluluk yalnızca bugünü idare etmek de değil. Bin yıllık bir vatanın,Nizam imparatorluğunun bize yüklediği büyük bir mesuliyet var. Bu topraklarda Türk olmak da Müslüman olmak da yalnızca bir aidiyet değildir!
Etrafımızdaki her gelişme dönüp dolaşıp bizi ilgilendiriyor. Sınırımızdaki bir savaş da, dünyadaki ekonomik bir kırılma da, bölgemizde değişen dengeler de bu ülkenin yarınlarına dokunuyor.
Böyle bir coğrafyada güçlü kalmak yalnızca devletin, siyasetin ya da yöneticilerin meselesi olamaz.
Çiftçi tarlasının, esnaf dükkânının, iş insanı yatırımının derdini taşırken; gencimiz de bu ülkenin yarınında söz sahibi olmanın sorumluluğunu taşımalı. Çünkü memleket meselesi, hiçbirimizin kendi hayatından ayrı değil.
Daha çok okumalı, daha çok anlamalı, dünyayı ve çevremizde olup biteni doğru okumalıyız. Daha çok üretmeli, daha çok çalışmalı;Eleştirdiğimiz kadar çözüm üretmeli, beklediğimiz kadar sorumluluk almalıyız.
İnsan düzenin kıymetini çoğu zaman fark etmiyor… ta ki etraf karışana kadar.
Sağa sola bakıyorsun; savaş, kriz, belirsizlik… her yer diken üstü. Ama biz yine de sabah kalkıp hayatımıza devam edebiliyoruz, rutin dediğimiz şey hâlâ ayakta.
Günlük diye geçtiğimiz şeyler var ya… aslında en büyük rahatlık o.
Uyanmak, işe gitmek, bir kahve içmek, sevdiklerinle iki kelime etmek… bugün dünyanın birçok yerinde bunlar bile lüks haline gelmiş durumda.
Çoğu zaman fark etmiyoruz ama bu bile ciddi bir denge.
Düzen dediğin şey, elindeyken sıradan geliyor… ama kaybetme ihtimali ortaya çıkınca insanın içine oturuyor.
Unutmayalım… Biz 600 yıllık bir saltanatın kökleriyiz.
Üç kıtada adaletle hükmetmiş bir medeniyetin mirasçılarıyız.
Orta Doğu, bizim nizamımızdan sonra hiçbir zaman kendi hâline bırakılmadı.
Çünkü adil bir düzen çekildiği gün, emperyalizmin kirli hesapları devreye girdi.
Sınırlar cetvelle çizildi, kardeş halklar birbirine düşürüldü, kaynaklar talan edildi.
Bu coğrafya kendi kaderine değil, küresel çıkar savaşlarına mahkûm edildi.
Bugün bize düşen; geçmişin ihtişamıyla övünmek değil, o ruhu yeniden diriltmektir.
Kuru hamasetle değil, güçlü bir bilinçle…
Ayrışarak değil, birleşerek…
Öfkeyle değil, adaletle…
Sloganla değil, şuurla…
Çünkü mesele sadece tarih anlatmak değil; emperyalizme karşı dirayetli bir duruş sergilemektir.