Bugün UlubatlıHasan Çarşamba pazarında Nato karşıtı bildirilerimizi dağıtıp halkımızı 5 Temmuz'da Tandoğan meydanında yapacağımız mitingimize davet ettik
#Sincan#Etimesgut
21 Haziran Pazar günü TKP MK üyesi Ali Ufuk Arıkan'ın da katılacağı @eryamansemtevi nde gerçekleştirilecek olan Ortaklaşa okur buluşmasına tüm okurlarımızı bekleriz.
#etimesgut#sincan
Emperyalizm Yenilmez Değildir, Sıra NATO’yu Kovmakta!
Bugün, ABD ve İsrail’in aylardır bölgede sürdürdüğü askeri operasyonlarla, suikastlerle ve ablukayla İran’a dayattığı savaşın sona erdiği, İran tarafından ilan edildi.
Savaşın ilk gününden itibaren dile getirdiğimiz gerçek, bugün bir kez daha görünür hale geldi: Askeri ve teknolojik üstünlüğüne, NATO ateş gücüne ve desteğine rağmen emperyalizmin yenilmez olmadığı bu savaşla bir kez daha kanıtlandı.
Dünyanın ve bölgemizin kaderinin yalnızca uluslararası güç odaklarının masalarında ya da işbirlikçi iktidarların siyasi hesaplarında şekillendirilemeyeceği görülmüş oldu.
Emperyalizme boyun eğmeyen İran halkına selam olsun!
Bölgedeki emperyalist varlığa, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere ülkemizdeki üslere karşı durmaya ve NATO’yu kovana dek mücadeleye devam edeceğiz!
Bu vesileyle halkımızı bir kez daha, 5 Temmuz’da Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek NATO karşıtı mitingimize davet ediyoruz.
NATO, ölüm ve onursuzluktur!
Yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm!
🔴5 Temmuz'da NATO karşıtı büyük mitingte buluşuyoruz!
AKP Temmuz ayında NATO zirvesi için Ankara'da hayatı durdurmaya hazırlanıyor. Kurulduğundan beri dünyanın her yerinde halklara kan kusturan bu uğursuz örgüt Ankara'daki zirvede Türkiye'nin savaş ve yıkım planlarının daha fazla içine çekileceği bir yeniden yapılanmaya gidecek. NATO'nun emperyalist planlarına ve Türkiye üzerinde yaptıkları hesaplara yine Ankara'da dur denmelidir.
Halkımızı 5 Temmuz günü NATO zirvesi öncesinde emperyalistlere kuvvetli bir uyarı için büyük NATO karşıtı mitingde buluşmaya davet ediyoruz. Mitingde bir araya gelecek yurtseverler "NATO, ölüm ve onursuzluktur; yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm" diyerek NATO'cu emperyalistlere Türkiye'nin de dünya halklarının da sahipsiz ve çaresiz olmadığını gösterecektir.
19 MAYIS RUHU NATO’YU KOVACAK
19 Mayıs 1919, emperyalist işgale ve çürümüş saltanata karşı mücadelenin başlangıcıydı. Cumhuriyet’e uzanan yolun da başlangıcı oldu. Ekim Devrimi’yle birlikte açılan devrim cephesinden yayılan rüzgârın bu topraklarda esmeye başladığı anın ve bir halkın kaderini eline almak için ayağa kalkışının da en önemli simgelerinden biri hâline geldi.
Yoksul Anadolu halkı, yıllar süren ve binbir zorlukla kazandığı savaşların sonucunda bağımsızlığını ve egemenliğini de kazandı. Çürümüş ve çökmek üzere olan bir saltanattan kurtuluş fikri, işgale ve işbirlikçilere karşı ayağa kalkışla ve yeni bir ülke kurma iradesiyle birleşince zorluklarla kazanılan savaşlar Cumhuriyet ile taçlandı.
Aradan geçen zamanda eski düzenin kalıntıları içinden yükselenler yeniden iktidara geldiler. Holdinglerin ve tarikatların kıskacında Cumhuriyet’in tüm ilerici ve devrimci değerlerini teker teker tasfiye ettiler. Osmanlı’ya dönüş hayalleriyle yanıp tutuştular.
Binbir emekle kazandığımız bağımsızlık ve egemenliğimiz sermaye sınıfının çıkarları uğruna hiçe sayıldı. Ülkemiz emperyalist projelere ortak edildi, kapılarımız NATO’ya açıldı. İşbirlikçilikte sınır tanımayanlar emperyalizmin uğursuz üslerini millî mücadeleyi simgeleyen bayrağımızın arkasına gizleyecek kadar korkaktılar. 19 Mayısları, 29 Ekimleri birer PR çalışmasına dönüştürecek kadar da cesur ve ikiyüzlü…
Tüm bu suçları işleyenler şimdi bir adım daha atmak için kollarını sıvadılar. Emperyalizmin en kullanışlı aparatlarından birini, dünyanın en büyük terör örgütü NATO’yu ülkemizde ağırlamak için büyük bir hevesle hazırlıklara başladılar.
NATO, ülkemizin bağımsızlığı ve egemenliğinin üzerindeki kara lekedir. Ülkemizin kaynaklarının holdinglerin ve uluslararası tekellerin çıkarları uğruna yağmalandığı, patronlar servetlerine servet katarken emekçi halkın ağr bir sömürü ve yoksullukla boğuştuğu, gericilikle kuşatıldığı bu kara düzenin bekçisidir.
NATO, “stratejik ortaklık” adı altında sermaye sınıfının çıkarları için bu vatanın evlatlarının göz göre göre ölüme yollanmasıdır. Memleketimizin emperyalist projelerin ileri karakoluna dönüştürülmesidir.
Ancak bu kirli hesapların peşinde koşanların unuttuğu bir şey var. Bu memleket NATO generallerinin, holdinglerin ve tarikatların, emperyalizmin örtülü veya açık işbirlikçiliğine soyunanların değil; “Ya istiklal ya ölüm” diyerek binbir emekle onu kuran ve alın teriyle onu yaşatanlarındır.
19 Mayıs ruhu bu topraklarda yaşamaya devam ediyor. 107 yıl önce “Geldikleri gibi giderler” diyerek yola çıkan anti-emperyalist birikimi yeniden ayağa kaldıracağız. Emperyalistleri de NATO’yu da onların yerli işbirlikçilerini de ülkemizden söküp atacağız.
Bu inanç ve iradeyle işgale karşı direnişten kurtuluş çıkartan Anadolu halkının mücadelesini, onun öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ü ve millî mücadelenin tüm neferlerini saygıyla selamlıyoruz.
Türkiye Komünist Partisi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta, Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere dört ayrı merkezde miting düzenliyor.
1 Mayıs mitingleri işçi sınıfının kapitalist sömürüye ve emperyalist barbarlığa karşı devrimci ve cumhuriyetçi meydan okuyuşunu temsil edecek.
1 Mayıs'ta emekçiler sosyalizm ve cumhuriyet için toplanacak.
İstanbul Kartal Meydanı- Saat 15.00
Ankara Anıtpark- Saat 15.00
İzmir Karşıyaka Demokrasi Meydanı- Saat 15.00
Adana İller Bankası Kavşağı- Saat 12:30
Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırıda kaybettiğimiz öğretmen ve öğrenciler için eğitim sendikalarının yaptığı iş bırakma ve eylem çağrısının yanındayız.
Bu akşam saat 20.30’da MEB önünde yaşam nöbetinde olan öğretmenlerin yanında olacağız.
Toplanma: Saat 20.00, Konur Sokak No: 51
TKP 1 Mayıs için çağırıyor
Türkiye Komünist Partisi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir’de olmak üzere, dört ayrı merkezde miting düzenlemeye karar vermiştir. İşçi sınıfının kapitalist sömürü ve emperyalist barbarlık karşısında devrimci ve cumhuriyetçi bir meydan okuyuşun öncü gücü haline gelmesi bugünün ertelenemez temel görevidir.
1 Mayıs emekçi halkın bu görev doğrultusunda irade gösterdiği, enerji ve umut çoğalttığı, örgütlendiği bir gün olmadığı sürece anlamsızlaşmaya mahkumdur.
Ne yazık ki, Türkiye’de 1 Mayıslar anlamsızlaşma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Sendika konfederasyonlarının uzun yıllar boyunca 1 Mayısların kutlanması için gösterdiği çabayı yok saymak, hükümetlerin baskısı karşısında gösterdikleri kararlılığa karşı haksızlık yapmak niyetinde değiliz. Ancak bu emek ve mücadeleye gölge düşüren tutum ve davranışlar da yıllar içinde ne yazık ki kalıcılaştı ve 1 Mayıslarda belirleyici olması gereken işçi sınıfının bağımsız ideolojik ve siyasal kimliği iyice silikleşti.
Konfederasyon ya da bağlı sendika yönetimlerinin siyasal tercihlerine kimse karışamaz. Ancak birleşik ve kapsayıcı bir 1 Mayıs düzenlemek doğrultusunda irade ortaya koyanların 1 Mayıs’ın evrensel ilkelerine uygun bir içerik hazırlamaları ve katılımcı örgütlere eşit mesafede durmaları gerekmektedir. Bütün çağrılarımıza, açıklamalarımıza, görüşmelerimize rağmen 1 Mayıslarda CHP ve bazen de DEM’li siyasetçilere konuşmacı olarak yer açılması, bazı kentlerde miting düzenleyicilerinin CHP seçim otobüslerini kürsü ve propaganda aracı olarak kullanması basit bir özensizliğin ürünü değil, Türkiye’de sendikal hareketin içine düştüğü durumla ilgilidir. Türkiye Komünist Partisi’nin CHP’nin 1 Mayıslara katılımından rahatsızlık duymadığı herhalde açık olmalıdır. Tersine, partimiz CHP’nin 1 Mayıslara daha büyük bir kitle ile katılmasını arzu etmektedir. Ancak TKP büyük bir ciddiyet, kararlılık ve yüksek katılımla parçası olduğu işçi sınıfının mücadele gününde, hangi gerekçeyle olursa olsun, kapitalist sömürü düzeni ve emperyalizmle sorunu olmayan siyasetçileri dinlemek ya da onların sahne şovlarını izlemek zorunda değildir. 1 Mayısların düzen partilerinin işçi sınıfının çıkarlarıyla ilgisi olmayan gündemlerine bağımlı hale getirilmesinin bir diğer sonucu Taksim Meydanı ile 1 Mayıs arasındaki tarihsel ilişkinin değer yitirmesidir. Taksim, Türkiye’de 1 Mayıs’ın ilk kez kitlesel ve merkezi olarak kutlandığı alandır. Bu alanda yüz binlerce emekçi toplanmış işçi sınıfının taleplerini dile getirmiş, halaylarla, türkülerle umut tazelemiştir. Diyarbakır'dan, Çukurova’dan, Trabzon’dan, İzmir ve Ankara’dan saatlerce yolculuğu göze alarak toplanan işçilerin oluşturduğu güçlü irade bir yıl sonra burjuvazinin kalleşçe provokasyonu ile kana bulanmış ve işçiler bu katliama 1978’de daha büyük bir kararlılıkla ve birleşik bir 1 Mayıs için Taksim’e akın ederek yanıt vermiştir. Bunun ardından gelen yasaklama ve baskı dönemlerinde Taksim doğal olarak bir mücadele alanına dönüşmüştür. Partimiz yıllar boyunca Taksim’in 1 Mayıs Alanı olarak işçi sınıfına açılması için sürdürülen mücadelenin parçası olurken, birkaç kez iktidarların yasakçı tutumunun örgütlü bir iradeyle delinebileceğini göstermiştir.
Öte yandan 1 Mayıs’ın bir alan inatlaşmasına indirgenmesi, tam da iktidarların istediği bir olgudur. 1 Mayıs, işçi sınıfının enerji topladığı, çoğaldığı, kendine güven tazelediği ve toplumun diğer kesimlerinin işçi sınıfı gerçeğini bir kez daha gördüğü bir gün olmak durumundadır. Taksim gündeminin bağlamından kopması, giderek kimi popüler kişilerin “görüntü verme” işlemine dönüşmesi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma ruhunu güçlendirmemektedir. Her yıl ortaya atılan ve sonrasında hakkı verilmeyen “Taksim kararlılığı” bir noktadan sonra inandırıcılığını yitirmekte, daha da önemlisi başka alanlarda düzenlenen eylem ve etkinlikleri peşinen değersizleştirmektedir. Taksim Meydanı’nın işçi sınıfına açılması konusunda iktidar üzerinde kurulacak sistematik baskı kadar, işçi sınıfının bu talebin karşısında durulamayacak bir siyasal ve toplumsal ağırlık kazanması da önem taşımaktadır. Taksim Meydanı, 1970’lerde, İstanbul’un değil, Türkiye’nin 1 Mayıs Alanı’ydı. Bugün bu yaklaşımın terk edilmesi, “teknik” zorluklarla değil siyasal ve ideolojik gerilemeyle açıklanmalıdır. Bu anlamda, 1 Mayıslarda önceliğimiz işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden birleşik ve bağımsız bir kuvvetin vücut bulmasını sağlamak olmalıdır. Taksim’in bir daha sermaye tarafından işçi sınıfına kapatılamayacak bir biçimde yeniden kazanılması da ancak bu çabanın sonucu olarak mümkün olacaktır. Böylesi bir birlik ise, protokol açıklamalarla, “biz Taksim’deyiz, herkese çağrımızdır” diye ilan edip 1 Mayıs’a kısa bir süre kala başka bir alanı miting adresi olarak göstererek sağlanamaz. 1 Mayıslar işçi sınıfın sözünün ve eyleminin sömürücü sınıflar dışında bütün topluma umut verdiği bir gün olmalıdır. TKP’nin bütün çabası bu yöndedir. Partimizin önümüzdeki yıllarda işçi sınıfının örgütlenmesine, siyasal ve toplumsal gücüne katkı koyacak, düzen partilerinin gölgesinden kurtulmuş ve alınan kararların arkasında durulacak birleşik ve kapsayıcı 1 Mayıslar için elinden gelen katkıyı koymanın yollarını arayacağından kuşku duyulmamalıdır.
2026’da ise TKP, Türkiye’nin devrimci, yurtsever, cumhuriyetçi birikiminin ve en önemlisi işçi sınıfının öncü kesimlerinin 1 Mayıslarda boynunun bükük durmaması, tersine 1 Mayıs’ın hemen ertesinde daha büyük bir umut ve kararlılıkla mücadeleye devam etmesi için sorumluluk almaktadır. Benzer kaygı ve yaklaşımlarla hareket eden siyasi ve sendikal yapıları bu sorumluluğu paylaşmaya, dört merkezde düzenlenecek 1 Mayıslara aktif bir biçimde katılmaya çağırıyoruz.
Komünistlerden NATO eylemi: 'Dünyanın en büyük terör örgütü'
🗨️Eylemde söz alan TKP Merkez Komite Üyesi Ali Ufuk Arikan:
"Burada, Ankara’nın en pahalı otellerinden birinde, ülkemizi dünyanın en büyük terör örgütüne, en kanlı örgütüne pazarlayanlar var. Onların karşısına dikilmek, 'bu memleket bizim' demek için bir araya geldik. Konferansın adına 'Ankara’da NATO zamanı' demişler. Bunu söyleyenler karşılarında bu memleketin yurtseverlerini, cumhuriyetçilerini, devrimcilerini görecekler."
https://t.co/0kNQ9SW72n
📌Ortaklaşa, nisan sayısında, Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı sonrasından bugüne uzanan Amerikancılık eğilimini tartışmaya açıyor.
Yeni sayımızda mandacılıktan bugüne, sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda şekillenen Amerikancılığı; devletten ekonomiye, siyasetten kültürel alana kadar uzanan boyutlarıyla ele alıyoruz.
#Ortaklaşa'ya;
🏙️ kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 @tkpninsesi semt evlerinden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından,
📚 @YazilamaYayin'ın internet sitesinden,
🗞️ @solhaberportali'nın abonelik sisteminden ulaşabilir ya da
💬 sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
Başımızdaki azınlık neden yıllarca emeğiyle yaşamış, bugün en düşük emekli aylığıyla geçinmeye çalışan yurttaşların derdiyle ilgilensin?
📌Aynı soruları soruyorsan, “Bu düzen değişmeli” diyorsan; Bir gün daha bekleme. Türkiye Komünist Partisi gönüllülerine katıl.
Bir Gün Daha Bekleme, TKP’ye Katıl!
Değerli yurttaşlar, emeğiyle geçinen kardeşlerimiz;
Hayatın karmaşası içinde çoğu zaman yorgunluk, kaygı ve umutsuzlukla savruluyor, durup düşünmeyi ihmal ediyoruz. Oysa sormamız gerek: Bu düzen kimin için işliyor, kimin sırtında yükseliyor? Biz bu hikâyenin neresindeyiz?
Düşündünüz mü? İktidarlar ve sermaye sahipleri, milyonlarca asgari ücretliye neden daha iyi bir yaşam sunsun? Çarklar tıkır tıkır işlerken, kârlarına kâr katarlarken hayat pahalılığını niye dert etsinler? Başımızdaki azınlık neden yıllarca emeğiyle yaşamış, bugün en düşük emekli aylığıyla geçinmeye çalışan yurttaşların derdiyle ilgilensin? Gençlerin işsizliği, umutsuzluğu kimin umurunda? İşsizlik yaygınken çalışanları daha kötü şartlara razı etmek kolay değil mi? Kadınların aynı işte daha az ücret alması umurlarında mı? “Beğenmiyorlarsa gitsinler” demek onlar için yeterli değil mi?
İşçiler, çiftçiler, öğrenciler, esnaf… Bütün ülke sabahın köründen gecenin yarısına kadar çalışıyor, üretiyor. Ama en zengin %10, zenginliğin %70’ine el koyuyor. Geri kalan için insanlar birbirine düşüyor. Söyleyin, niye son versinler bu kardeş kavgasına?
Şirketler büyürken, faizciler kazanırken; vitrindeki siyasetçiler zenginlere hizmet etmeyi sürdürüyor. Yoksullaşan emekçiler kimsenin umurunda değil.
Ayağa kalkana dek de kimsenin umrunda olmayacak!
Yalanlara, kirli propagandaya, demagojiye kulak asma. Tehditlere, göz boyamalara boyun eğme.
Emeğiyle yaşayanların mutlu, huzurlu ve güvende olmaya hakkı var. Bunun için birlikte mücadele edecekleri bir Parti de var.
Doğruyu savunuyorsa, emekçinin yanında duruyorsa, mücadeleden kaçmıyorsa; TKP’ye katılmak, komünist olmak gerek!
Aynı soruları soruyorsan, “Bu düzen değişmeli” diyorsan; Bir gün daha bekleme. Türkiye Komünist Partisi gönüllülerine katıl. Ülkemizi hak ettiği geleceğe birlikte taşıyalım.
Kamuoyuna
Soykırım niteliğinde bir kuşatma altında bulunan Küba halkıyla dayanışmanın aşağılanmasına karşı çıkmak için güçlü siyasi ve ahlaki gerekçelerimiz var. Bu dayanışma ve duygudaşlığın Türkiye toplumunun geniş kesimleri tarafından paylaşıldığını biliyoruz. Öte yandan komünistler yalnızca Küba’da değil; Suriye’de, Filistin’de, Lübnan’da ve şimdi İran’da da ABD saldırganlığının karşısında durarak anti-emperyalist mücadeledeki tutarlılığını gösteriyor.
Ancak TKP’nin siyasi açıdan son derece açık olan bu tavrı, bir süredir sosyal medyada yürüyen tartışmanın üslubunu onayladığı anlamına gelmemektedir. TKP’ye ait olmayan bu dili yanlış bulduğumuzu ve bu süreçte uygunsuz paylaşımlarda bulunan arkadaşlarımızı uyardığımızı kamuoyuyla paylaşırız. Partimiz, ABD haydutluğuna karşı Küba’da, İran’da ve dünyanın başka yerlerinde süren mücadelenin bu tür yersiz tartışmalarla gölgelenmesine izin vermeyecek bir olgunlukla hareket etmeyi sürdürecektir.
Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm
Haydut devlet ABD ve soykırımcı İsrail’in İran’a yönelik yeni saldırısı bugün başladı.
Bu saldırı sadece İran’ı değil, ülkemiz de dahil olmak üzere bütün bölge halklarını hedef almakta ve tehdit etmektedir.
Gelinen noktada ülkemizin bu saldırıların üssü olarak kullanılması akıldan bile geçirilmemelidir. Ülkemizdeki ABD üsleri bir an önce kapatılmalı, topraklarımızdan ABD ve İsrail’e verilen istihbari destek derhal sonlandırılmalıdır.
Bugün insanlık için bir test günüdür. Bu barbar saldırının karşısında ikircikli bir tutum almak, söze “ama İran” diye başlamak ABD ve İsrail saldırısına destekçilik anlamına gelmektedir.
TKP, bu emperyalist saldırıya karşı İran halkının yanındadır.
Bu saldırı durdurulmalı, bu haydutluk püskürtülmelidir.
İran halkı kazanacak, emperyalizm kaybedecek!
JMKDD Başkanı Nahide Özkan ve Küba Cumhuriyeti Büyükelçiliği İkinci Misyon Şefi Oscar Redondo Ramos, bu akşam Ankara Öveçler Semt Evi'nde düzenlenen etkinlikte Küba halkının yıllardır ABD’nin insanlık dışı ablukasına karşı sürdürdüğü onurlu direnişi anlattı.
Dayanışma sınır tanımaz!
#Cuba 🇨🇺
#Küba 🇨🇺
#Revolución ✊
#67AñosEnRevolución
#100AñosConFidel
#Fidelle100Yıl
#CubaNoEstaSola
#CubaEsSolidaridad