İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin meşru amaç testi bağlamındaki eğilim ve dönüşümlerini incelediğim makalem Bologna Üniversitesi Hukuk Fakültesinin dergisinde yayımlandı. Şu linkten ulaşılabiliyor: https://t.co/Lvw66nlNR7
Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılması kararına binaen müstakbel hukuki tartışma, AYM'nin aşağıdaki saptaması ışığında yapılmalıdır (evet, hukuk ayaklar altında, kabul. Fakat not düşmek mesleki sorumluluğumuz):
"Faaliyet izninin kaldırılması geri alınması mümkün olmayan bir idari işlem niteliğinde olup faaliyet izni kaldırılan vakıf yükseköğretim kurumunun eğitim ve öğretime devam etmesi ya da tekrar başlaması mümkün değildir. Bu bağlamda her ne kadar adı faaliyet izninin kaldırılması olsa bile bu idari işlemin, sonrasında geri alınmasının mümkün olmadığı gözetildiğinde söz konusu idari işlem yükseköğretim kurumunun fiilen kapatılması sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla vakıf yükseköğretim kurumunun kanunla kapatılması gerekirken bu konuda kapatma niteliğinde bir idari işlem tesis edilmesine imkân tanınması Anayasa’nın 130. maddesine aykırıdır."
(AYM, E.2020/55, K.2023/228, 28/12/2023, § 101.)
Bugünkü RG'de yayımlanan norm denetimi kararıyla Anayasa Mahkemesi, Kamulaştırma Kanunu md. 10/8'deki kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarında tescil hükmünün kesin olduğunu düzenleyen ibareyi iptal etti. Karara ilişkin analizim: https://t.co/mm3W5JDUIH
SEMİNER: KAMULAŞTIRMA VE KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMADA GÜNCEL MÜLKİYET HAKKI SORUNLARI
VE ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU
Baromuz tarafından 20 Aralık 2025 Cumartesi günü 10:00-17:00 saatleri arasında Ticaret Borsası Konferans Salonu’nda “Kamulaştırma ve Kamulaştırmasız El Atmada Güncel Mülkiyet Hakkı Sorunları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru” konulu mesleki içi semineri gerçekleştirilecektir.
Programa, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Necdet Umut Orcan eğitmen katılacaktır.
Tüm meslektaşlarımızın katılımları beklenmektedir.
Tarih: 20 Aralık 2025 – Cumartesi
Saat: 10:00-17:00
Yer: Ticaret Borsası Konferans Salonu (Cezaevi Karşısı)
@UmutOrcan
Tamamen aynı sayılmaz ama bu olayın bana çağrıştırdığı, muhtemelen yakın zamanda son derece saygıdeğer bir kurumla davalık da olacağım çok ilginç bir yerleşik alışkanlık var. Başkasının bir yazısını basan veya o yazının basımında öyle veya böyle rol alan kişiler, kendi fikirlerini ve yer yer kişisel ilişkilerini -güçleri oranında- ilgili yazıya ekleme ya da empoze etmeye kalkabiliyorlar. Uygulamada bu alanda (yayınevlerinin/editörlerin/hakemlerin zaman zaman istismar etmeye kalktığı) muazzam bir başıboşluk olduğu sanıyorum konuyla ilgili çevrelerin malumu; ama yakın zaman önce mesele hakkındaki içtihat ve mevzuatı taradığımda ve konunun uzmanlarıyla görüştüğümde mer'î hukukun aslında son derece yazar lehine olduğunu, dolayısıyla bu "boşluk hissini" doğrulamadığını görme fırsatı buldum. Doğaldır ki yayınevleri ve editörler neyi basıp basmayacaklarını belirleme ve eserdeki -birtakım- değişiklikleri seçme özgürlüğüne sahipler; ama takdir yetkisini her hâlükârda ilgili mevzuata, bilhassa (idarenin parçası olan kurumlar açısından) idare hukuku ile fikrî mülkiyet hukukunun genel ilkelerine uygun kullanmak ve bununla ilgili zamansal ve içeriksel şartlara uymak yükümlülüğü altındalar.
Süreç dava hâline gelirse bunu daha fazla ayrıntılandıracağım ama ezcümle öneri: Yayıncı ve editörlerin mevzuat kaynaklı hukuki sorumluluğu ile görevleri gereği sahip oldukları takdir yetkisi arasındaki gerilim üzerine idare hukukunda (sanıyorum özel hukukta da) önemli bir bilimsel eser eksikliği var. İdare hukukuyla ve/veya fikrî mülkiyet meseleleriyle ilgilenenlere bu gerilime dair eser boşluğuna göz atmalarını şiddetle öneririm.
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi olarak 23-24 Ekim 2025 tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleştireceğimiz “Birleşmiş Milletlerin 80. Yılında Uluslararası Hukukun Dönüşümü Sempozyumu” programını sizlerle paylaşmaktan büyük sevinç duyuyorum.
Aylardır ilmek ilmek işlediğim, her detayıyla özel olarak ilgilendiğim bu sempozyumda çok değerli hocalarım ve meslektaşlarımla birlikte olacağım için inanılmaz heyecanlıyım.
Başta her türlü desteği ve yol göstericiliği için Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut hocama ve bu süreçte teknik açıdan bana çok destek olan sevgili Arş. Gör. Balay Sütlüoğlu ve Arş. Gör. Mehmet Aytek 'e çok teşekkür ediyorum.
Sempozyum programını ve toplantı katılım linklerini sempozyum resmi web sitesinde bulabilirsiniz.
https://t.co/4ugIGTVtO2
23-24 Ekim’de görüşmek üzere!
Öyle görünüyor ki ÖSYM, HMGS 2025-1 sınavında bir sorunun hatalı bulunarak iptal edilmesi üzerine ilgili soruyu yokmuş gibi kabul ederek 119 soru üzerinden yeni bir puanlama yapılmasına karar vermiş; bu doğrultuda ilk sonuçlara göre hatalı soruyu "doğru" yanıtlayarak tam 84 doğru yanıt ile başarılı olan adaylar başarısız hâle gelmiştir.
Bu uygulama her şeyden önce İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun md. 20/B(2) hükmüne aykırıdır. İlgili düzenlemeye göre "Millî Eğitim Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlar, bu sınavlara ilişkin iş ve işlemler ile sınav sonuçları hakkında açılan davalarda verilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararları, söz konusu sınava katılan kişilerin lehine sonuç doğuracak şekilde uygulanır."
Dahası, uygulama AYM kararlarına da aykırıdır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda verdiği iki karar bu konuda son derece yol göstericidir. Ayten Yeğenoğlu (B. No: 2015/1685, 23.05.2018, §§ 45-46) kararında ortaya konulduğu üzere:
"Kamu idarelerinin de zaman zaman hatalı işlem yapmaları olağan kabul edilmelidir. İdarelerin bu hatalı işlemlerinden dönmeleri ve doğru işlem tesis etmeleri görevlerinin gereğidir. Bununla birlikte hatalı işlemin düzeltilmesinde muhatabı olan kişi üzerinde aşırı bir yüke sebep olunmamalıdır (...) Hatalı idari işlemin oluşmasında idarenin kendisinin de payının bulunduğu durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerekir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 76). Özellikle hatanın önemli ölçüde idarelerden kaynaklandığı durumlarda muhatap üzerindeki yük konusunda daha hassas olunması gerekir."
AYM Abidin Pişgin kararında bir adım daha ileriye giderek, söz konusu hatalı işlemde başvurucunun da hatası olmasına karşın hatanın tüm külfetinin bireylere yükletilemeyeceğine karar vermiştir (https://t.co/qRdr4nMiDk: 2018/16871, 18.10.2023, § 49):
"Gerek başvurucunun gerekse idarenin kusurlu hareket ettiği bu uyuşmazlıkta hatalı işlemden kaynaklanan tüm sorumluluğun başvurucuya yüklenerek -işlemin tesisinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra- diploma iptaline karar verilmesi iyi yönetişim ilkesinin unsurlarından olan idarenin tutarlılığı prensibiyle de çelişmekte ve kamu menfaatleri ile bireysel yarar arasında kurulması gereken dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Diğer bir ifadeyle somut olayda idarenin de yükümlülüklerini ihmal etmesinden doğan külfetin sadece başvurucuya yüklenmesi sonucu ortaya çıkmış ve bu durum başvurucunun eğitim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılmıştır."
Somut olayda ise tamamen idareden kaynaklanan, adaylara hiçbir şekilde yüklenemeyecek bir hata mevcut olmasına karşın tüm külfete adayların katlandığı görülmektedir. Adayların ÖSYM'nin bu hatalı işlemine karşı açacakları davalarda sözünü ettiğim kararlardaki tespitleri de kullanmalarını öneririm.
SEMPOZYUM BİLDİRİ DAVETİ
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi olarak düzenlediğimiz, benim de Düzenleme Kurulunda yer aldığım “Birleşmiş Milletlerin 80. Yılında Uluslararası Hukukun Dönüşümü” başlıklı sempozyumumuz, 23-24 Ekim 2025 tarihlerinde, çevrimiçi olarak gerçekleştirilecektir.
Doçentlik kriterlerine uygun olarak yapılacak sempozyumumuz, alanla ilgili tebliğ sunarak katkı sağlamak isteyen tüm hukukçulara ve uygulamacılara açıktır.
Bildiri özetleri 1 Ekim 2025 tarihine kadar [email protected] mail adresine gönderilebilir.
Sempozyuma dair ayrıntılı bilgi için https://t.co/kHWhF8E4ow adresini ziyaret edebilirsiniz.
Sevgi ve saygılarımla.
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinin CHP İstanbul İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu Asıl ve Yedek Üyeleri ile İl Disiplin Kurulu Asıl ve Yedek Üyelerinin tedbiren görevlerinden uzaklaştırılmalarına ilişkin kararı yoğun bir şekilde tartışıldı.
Bu konuda uygulanması gereken hüküm Siyasi Partiler Kanunu'nun 21'inci maddesiyken Asliye Hukuk Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu'ndaki dernek genel kurulunun iptaline ilişkin düzenlemelere giderek kendini görevli sayması ve üstüne bir de tedbir kararı vermesinin hukuka aykırı olduğu, çeşitli hukukçularca haklı biçimde belirtildi. Bu konuda Dr. Öğr. Üyesi Volkan Aslan Hoca'nın Habertürk'teki kısa konuşmasını özellikle öneririm. Ben de konuya bir ekleme yapayım.
Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerle alakalı özel kanun olan Siyasi Partiler Kanunu ("SPK") hükümleri yerine genel nitelikteki kanun hükümlerinin (o olayda Dernekler Kanunu’nun) uygulanması meselesini Muhammed Zengin kararında denetlemiş, bu konuda apaçık bir gönderme olmadıkça genel kanunun özel kanun olan Siyasi Partiler Kanunu yerine uygulanamayacağına hükmetmişti (https://t.co/qRdr4nLKNM: 2018/7687, 02.03.2023, §§ 7, 9). Şu kısım açıklayıcı:
“… [Siyasi Partiler Kanunu’nun] 118. maddesinde sadece ceza müeyyideleri bakımından derneklerle ilgili hükümlere atıf yapılmış olup ceza müeyyidelerinin uygulanma usulü ve bu kapsamda müeyyideleri uygulayacak merci bakımından atıf yapılmamıştır … 2820 sayılı Kanun’un 101. maddesinde Kanun’da sayılan hâllerde bir siyasi partinin kapatılmasına veya devlet yardımından yoksun bırakılmasına, 2820 sayılı Kanun’un 104. maddesinde ise bu Kanun’un 101. maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık hâlinde bir siyasi parti hakkında ihtarda bulunulmasına karar verme yetkisi Anayasa Mahkemesine tanınmıştır. Dolayısıyla kanun koyucunun 2820 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle, 5253 sayılı Kanun’un 32. maddesinde düzenlenen ceza müeyyideleri dışında, aynı Kanun’un 33. maddesinde düzenlenen ceza müeyyidelerini uygulayacak merci bakımından da dernekler hakkındaki hükümlere atıf yaptığı düşünülemez. (…)"
Yine AYM, Halkın Kurtuluş Partisi (3) kararında bir partinin il ve ilçe teşkilatlarının sulh hukuk mahkemelerince kapatılmış sayılmasını bu mahkemelerin böyle bir karar vermeye yetkili olmadıkları gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı bulmuştu (Halkın Kurtuluş Partisi (3), https://t.co/qRdr4nLKNM: 2019/30833, 27.09.2023, §§ 41-42).
Konu bakımından yetki sorunu üzerine ise: Bir siyasi partinin il ve ilçe yapılanmasına bu denli köklü müdahalelerin hem partinin hem de görevden alınanların örgütlenme özgürlüğüne (görevden alınanlar bakımından ayrıca özel yaşama saygı hakkına) müdahale oluşturduğuna, konunun da medeni haklarla ilişkili olduğuna kuşku yoktur. Dolayısıyla adil yargılanma hakkının güvenceleri de uygulama bulur. Geçici tedbir talebi bakımından md. 73'teki sınır da kaldırıldığına göre AYM'nin olası bir bireysel başvuruda bir tedbir kararıyla bu bariz hukuka aykırılığa "dur" demesi gerekir.
Dün Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikle AYM'ye bireysel başvurularda tedbir talebinin kapsamı genişletildi. Uzun yıllardır yürüttüğümüz İnsan Hakları ve Anayasa Gözlemevi (İHAG) projemizin yeni ayağı olan "İHAG - Gündem"e, bir bilgi yazısı hazırladım. https://t.co/BYw5m2PoNB
OHA ÇOK İYİ FİKİR! Herkesin belirlediği birilerine bir şey yapması için para atması sistemine bir isim bulmak lazım, ve aklıma bir isim geldi: VERGİ nasıl isim? Yeni bir isim ama kullandıkça öğrenilir.
işyerinde aşağılanarak istifaya zorlanan, mobbinge uğrayan bir emekçinin ölümü 'ruhani macera' hikâyesine çevrildi. sömürü düzeni konuşulmasın, sınıf ilişkisi görünmez kılınsın diye 'mistik' bir çerçeveye oturtuldu. patronu kimdi? onun adı neden konuşulmadı?
Yazarlar arasında olduğum bu baskıda Uluslararası Adalet Divanının 2024 tarihli danışma görüşünü detaylı bir şekilde ele aldım. Faydalı olmasını dilerim. 🙏🏻
Editör hocalarıma emek ve özverileri için çok teşekkür ediyorum. Katkıda bulunan tüm hocalarımın emeğine sağlık.