Barcola, LASK karşısında ilk yarıyı 2 gol, 7 dribbling, 4/4 başarılı rakip eksiltme ve 3 anahtar pasla tamamladı. Hem fiziksel ve mental açıdan bir rehabilitasyon hem de Liverpool’a adaptasyon süreci olarak değerlendirdiği bu maçta, bireysel kalitesini fazlasıyla hissettirdi.
LASK Linz’in santrforu Samuel Adeniran, 1.96’lık boyu ve güçlü fiziğiyle rakip savunmaları fazlasıyla yoran, temaslı oyunuyla stoperleri sürekli yıpratan bir profil. İzlerken insana, “Bir Anadolu kulübüne gelse kısa sürede kendini gösterir” dedirten bir havası var.
Liverpool karşısında kalite ve güç farkı nedeniyle direnç gösteremeyen LASK Linz adına gecenin bireysel tesellisi, 24 yaşındaki Yvan Dibango oldu. Şampiyonlar Ligi’nde Liverpool gibi bir rakibe karşı maçı 3 asistle tamamlayan Dibango, takımının yaşadığı hayal kırıklığına rağmen bireysel performansıyla unutamayacağı bir gece yaşamış olmalı. Fiziksel olarak güçlü ve adımı hızlı bir oyuncu. Ayrıca ofansif marifetlerinin yanında savunma yanı hiç fena değil.
Maç iyice, “Oğuz Aydın’a bir top gelsin de ev ahalisi uykusundan uyansın” kıvamına geldi…
Fenerbahçe’nin hücum planında başka bir seçeneğinin kalmamasını öncelikle kadro mühendisliğine bağlıyorum. Ardından, bu kadro yapılanmasının doğurduğu eksiklikleri gidermek için ihtiyaç duyulan ekstra taktiksel dokunuşların da gelmemesi sorunu daha görünür hâle getiriyor. Hem kadro planlamasında hem de saha içi çözümlerde yaşanan yetersizlik, hücum organizasyonunu tek bir oyuncunun bireysel aksiyonlarına bağımlı bırakıyor.
O oyuncu ise bazı maçlar oynuyor bazı maçlar oynamıyor. Garip değil mi?
Dün yazdığım değerlendirmeyi bu kez Fenerbahçe için yapacağım. Bu seviyede top ayağındayken yeterli bir oyun planına sahip olmamak ve basit top kayıpları yapmak, rakibin set hücumu oynamasına bile gerek bırakmıyor. Günümüz futbolunda gollerin %55’inin kazanılan toplar ve geçiş hücumlarından geldiği bir ortamda, topa sahipken ne yaptığınız kadar topu nerede ve nasıl kaybettiğiniz de belirleyici. Fenerbahçe’nin en büyük problemlerinden biri tam olarak bu.
En sevmediğim şeylerden biri de yaz boyunca programlarda bağıra bağıra anlattığımız konulara o dönem itiraz edenlerin, bugün aynı şeyleri söyleyerek prim yapmaya çalışması.
Ben, oyuncu tercihleri, gönderilen isimler ve kadro planlamasına ilişkin teşhislerimde keşke haksız çıksaydım diye üzülürken, haklı çıktığımı dile getirme ihtiyacı bile hissetmiyorum. Çünkü mesele kimin haklı çıktığı değil, takımın bugün geldiği nokta.
Hakkımızı teslim edenler zaten kendiliğinden ediyor, sağ olsunlar. Meselem bu da değil. Ancak hem bilgisiz hem de yüzsüz insanların, dün karşı çıktıkları fikirleri bugün kendi tespitleriymiş gibi pazarlayarak kamuoyunu yönlendirmesine tahammül edemiyorum.
Akıllı insan bu tutarsızlığa kolay kolay kanmaz. Ama ben, iyi niyetli tek bir taraftarın bile bu insanların yönlendirmelerine kapılıp yanlış değerlendirmelerin kurbanı olmasını istemiyorum.
Birçok program izledim, birçok tweet okudum. İçimden geldi yazayım dedim; ben yayın açmadım maç sonu yapmayıda pek düşünmüyorum. Medya, kamuoyu oluşturmak, sorgulamak ve sorularına yanıt aramak için vardır. Bütün problemleri başlangıç dizilişine indirgeyip formasyon tartışmalarıyla gerçek sorunların üzerini örtmek için değil.
Futbolun en üst seviyesinde formasyon artık yalnızca bir başlangıç noktası. Oyun içerisinde sürekli değişen roller, görev tanımları, rakibe ve skora göre şekillenen talimatlar var.
Bunlardan bihaber şekilde, yalnızca tek bir takımın maçlarını izleyerek futbolu dar bir pencereden yorumlayamaz, karmaşık problemleri basit diziliş tartışmalarına hapsedemezsiniz.
Sorunları doğru teşhis edemez, kamuoyunu yanlış yönlendirirseniz gerçek sorumluların hesap vermesinin de önüne geçersiniz. Özellikle sorgulamadan inanmaya hazır taraftar kitlelerini bu yüzeysel yorumlarla etkilediğinizde, herkesin istediği gibi at koşturabileceği bir ortam yaratırsınız.
Medyanın görevi sorunları perdelemek değil, görünür kılmak; bahane üretmek değil, hesap sormaktır.
Aston Villa - Fenerbahçe Maç Önü | Greenwood ve Sağ Kanat Planı Belirleyici Olacak!
Saat 16:00 Beklerim..
🤝 #işbirliği | @ScoutWiseAI
https://t.co/yyHzzrV6ut
Aston Villa’ya karşı nasıl bir plan benimsenmeli? Zafiyetler ve güçlü yönler şimdi Berk Bekgöz YouTube kanalında Canlı 👇
https://t.co/zRqvreWy6e
🤝 #işbirliği | @ScoutWiseAI
Muhtemel kadrolar, taktiksel roller ve maça dair her şey şimdi Berk Bekgöz YouTube kanalında Canlı 👇
https://t.co/zRqvreWy6e
🤝 #işbirliği | @ScoutWiseAI
Sidiki Cherif, attığı gol ve kazandırdığı penaltının ötesinde, Newcastle’ın savunma planını ciddi anlamda bozdu. Maç boyunca yaptığı 7 depar denemesiyle stoperlerin arasına sızarak savunma hattının dengesini bozdu.
Üstelik katkısı yalnızca savunma arkası koşularıyla sınırlı kalmadı. İleriye gönderilen 6 topun 4’ünde vücudunu doğru kullanarak topu sakladı, arkadaşlarına alan açtı ve takımının rakip yarı sahaya yerleşmesini kolaylaştırdı.
Hem derinlik tehdidi hem de sırtı dönük oyunuyla Newcastle savunmasını sürekli meşgul eden, çok yönlü bir santrfor performansı sergiliyor..
João Cancelo, attığı golün yanı sıra topsuz oyundaki etkisiyle de fark yarattı. Özellikle yaptığı koşular ve doğru pozisyon alışıyla Yunus–Torreira bağlantısını neredeyse tamamen kopardı. 4 kez sahipsiz top kazanırken, paslarının %88’ini ileriye oynadı. Ayrıca anlık olarak oyunun yönünü değiştiren 4 uzun pasla bu alanda maçın en yüksek sayısına ulaşan isim..