Cumhuriyet, çobanla milletvekilinin, zenginle yoksulun kanun önünde tamamen eşit olduğu, kaderin bir kişinin iki dudağı arasına değil, milletin iradesine teslim edildiği en büyük toplumsal sözleşmedir. Latincedeki karşılığıyla res publica, yani "ortak mesele" dir.
"Ortak meselemiz" kutlu olsun.
Hayatta en çok ufkumu açan derslerden birini Cem Akaş'tan almıştım. Maalesef son röportajlarından birini yapmışız onunla: https://t.co/f2KlkqlnYG
Şimdi orada söylediği şu sözler kafamda çınlayıp duruyor.
David Graeber, "Tırışkadan İşler" adlı olağanüstü kitabında, teknolojik gelişmelerin çalışma saatlerini azaltması beklenirken aksine modern kapitalizmde toplum için hiçbir gerçek faydası veya anlamı olmayan sayısız uydurma pozisyonun nasıl türediğini anlatıyordu. Ve bu pozisyonlarda geçen uzun saatleri.
"İyi eğitim almış milyonlarca genci, doğru dürüst hiçbir iş yüklemeden, insanlığın bütün bilgi birikimine ve kültürel kazanımlarına ulaşmamızı sağlayan internet erişimi olan mekanlarda tuttuğumuzda, Rönesans benzeri bir şeyin filizleneceğini sanabilirsiniz. Gerçeğinse bununla uzaktan yakından alakası yok.”
Zira iş yerinde boşuna tutulan insanlar, boş zamanlarını boş şeylerle harcamaya devam ediyorlar.
Anlaşılan Tırışkadan işlerin bulaşıcı bir yönü var yani.
Tanpınar'ın çoğumuzun az çok paylaştığı huzursuzluğunu dinlemenin bu kadar keyifli olabileceğine ihtimal vermezdim. Tanpınar'ı anlama çabası bana Türkiye'nin kronik meselelerinde yol katetmenin somut bir yolu gibi gelmiştir hep.
Umut ve Bahadır Hocaların aklına, ağzına sağlık. Huzur'u okuyanların dinlemesini, dinleyenlerin Huzur'u okumasını dilerim.
Thomas Mann'ın Tonio Kröger adlı novellasını okurken, sanki kısa bir an, onun neden bu kadar büyük bir yazar olduğunu anlayabiliyorsunuz. Mann, gençliğinde bir arkadaşına yazdığı mektupta kendisinden söz etmeden kendisini yazmanın bir yolunu bulduğunu söylemiştir. Kröger sadece onu değil, belki de tüm sanatçıları anlatır.
Çocuklukta yaşanan bazı utançlar olayın kendisinden çok daha uzun yaşar. İnsan yıllar sonra bile başkalarının önünde küçük düşürüldüğü bir anı hatırlayabilir. O anda yalnızca bir hata yapmamıştır. Kendisi hakkında bir şey de öğrenmiştir. O gün benliğinin bir parçasını eksik, kusurlu ya da sevilmeye layık olmayan biri olarak düşünmeye başlamıştır.
Büyüdüğümüzü, değiştiğimizi ve hayatın pek çok alanında başarılı olduğumuzu sandığımız anlarda bile çocuklukta mühürlenmiş o yara yeniden sızlayabilir. Yazmak belki de o çocuğu kurtarmak değildir. Onun hala orada olduğunu unutmamaktır.
Sait Faik pasaport alırken meslek hanesi kısmına "yazar" diye yazmak istemiş. Yaptığı iş yazmakmış sonuçta. Ancak pek tabii dönemin yetkilileri kabul etmemiş. Meslek hanesinde ancak "işsiz" yazan bir pasaport alabilmiş. Kıssadan hisse, devletin yazı adamına kurumsal bakışı...
Bürokrasinin kağıt üstünde işsiz saydığı o kalemler, aradan onlarca yıl geçse de bugün bu ülkenin en kalıcı değerlerini ayakta tutmaya devam ediyor hala.
Entelektüel dürüstlüğüne ve cesaretine hayran olunası Eve Temelkuran'in terminolojisinde ev, sadece coğrafi bir mekandan ibaret değil. Ev, bir emniyet, adalet, tutarlılık ve aidiyet hissiyatı. Dolayısıyla evsizlik de bir varoluş sancısı daha çok. Üstelik coğrafi mevcudiyet belki de daha acı verici. Yani kendi toprağında, ülkende yaşarken bile kendini evsiz hissetmen.
Bir bireyin siyaseten evsiz kalması için mutlaka fiziki olarak ülkesini terk etmesi gerekmiyor. Belki de bu yüzden kalmak gitmekten daha acıtıcı, tüm insanlık hallerinde.
Burada bir suçüstü yakalanma hali var. :) Ya bilmediğinin farkında olmayacak kadar kör ( ki bu en iyi ihtimal) ya da bildiğini gizleyecek kadar kurnaz (bu çok hafif bir deyim) veya tüccar birinin suçüstü yakalanması.
İlhami Algör Türk edebiyatının nevi şahsına münhasır bir kalemidir. Onun metinlerinde hikâye vardır, ama hikâye daima kendisinden daha önemli başka bir şeyin bahanesi gibidir. Sesin, zihnin, hatırlamanın, konuşmanın ve dilin bahanesi...
UMUT DAĞISTAN – Fakat Mösyö Verne bu derin bir tutku:
“Bu roman Jules Verne’in masalsı evrenini elinin tersiyle iten bir reddiye değil kesinlikle. Tam tersine, o evrene sızan, onu zenginleştiren ve kolonyal dönemin saltanatını kadınların inatçı direnişiyle sarsan, alternatif bir yolculuk kılavuzu.”
https://t.co/I6TMzmX4RP @kitapkritik24 aracılığıyla
Türkiye'nin kimliğini, zihin yapısını, bellek gerilimini ve sosyolojik çelişkilerini anlamak isteyen herkesin yolu Tanpınar’dan geçmek zorunda bugün hala.
📢 "Cumhuriyet'in Edebiyatı"nın yeni bölümü yayında!
📚 Bahadır Çelebi ve Umut Dağıstan; Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayatı ve edebiyatı eşliğinde, yazarın "Huzur" romanı üzerine konuşuyorlar.
@Bahadircelebi7K@UmutStan
📹 🎧 Bölümü izlemek için ⬇️
📢 "Cumhuriyet'in Edebiyatı"nın yeni bölümü yayında!
📚 Bahadır Çelebi ve Umut Dağıstan; Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayatı ve edebiyatı eşliğinde, yazarın "Huzur" romanı üzerine konuşuyorlar.
@Bahadircelebi7K@UmutStan
📹 🎧 Bölümü izlemek için ⬇️
La Boetie, Montaigne'nin en yakın arkadaşıydı ve döneminde ondan daha da ünlüydü. "Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev"de, milyonlarca insan, tek bir adamın zorbalığına neden boyun eğer? diye sorar.
La Boetie’ye göre tiranlar, güçlerini kendi üstünlüklerinden veya olağanüstü kabiliyetlerinden değil, halkın kendi rızasından, boyun eğişinden ve itaatinden alırlar. Ona göre bir tiranı ayakta tutan şey, halkın ona itaat etmeyi seçmesidir.
La Boetie’ye göre, bu düzenin böyle devam etmesinde, en önemli etken hiyerarşik çıkar ağıdır. Zorbanın çevresinde birkaç yakın destekçi, onların altında bir grup daha, onların altında bir grup daha vardır. Herkes bir üsttekine yaranıp bir alttakini ezerek pay alır. Böylece tiranlık, çıkar bağlarıyla örülmüş bir piramide dönüşür. Bu piramit yapı sayesinde toplumun önemli bir kesimi tiranlıktan beslendiği için sistemi korumaya gönüllü olur.
Eserin en özgün yanlarından biri önerdiği çözüm yolu. La Boetie, tiranı devirmek için şiddete veya kanlı bir devrime gerek olmadığını savunur. Ona göre yapılması gereken tek şey, itaat etmeyi bırakmaktır. Tiranı beslemeyi bıraktığınızda, destek vermediğinizde devasa bir heykelin altındaki kaide çekilmiş gibi tiran kendiliğinden çökecektir.