Değerli hemşehrilerim,
Meclis gündemine getirilen “Çerçeve Yasa” teklifine ilişkin kararımı; vicdanım ve temsil ettiğim Giresun halkının iradesi doğrultusunda veriyorum.
Bizim ihtiyacımız; her vatandaşımızın kendisini eşit, güvende ve özgür hissettiği, hukukun üstünlüğünün tartışmasız biçimde güvence altında olduğu demokratik bir hukuk düzenidir.
Milletvekilliği görevim boyunca olduğu gibi bundan sonra da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde vereceğim her kararda Giresun’umun sesi, vicdanı ve iradesini esas alacağım.
Son günlerde binlerce telefon ve mesaj aldım. Hemşehrilerimin büyük çoğunluğunun bu yasa teklifine karşı olduğunu gördüm.
Bu anlayışla, yüzümü milletimize dönüyor; Çerçeve Yasa’ya "HAYIR" diyorum.
Seçim bölgem Trabzon başta olmak üzere, ülkemizin dört bir yanından yükselen itirazları, toplumda oluşan kaygıları ve milletimizin iradesinin yok sayılmasına yönelik tepkiyi görüyor ve duyuyorum.
İçeriği milletimizden saklanarak, yeterli demokratik müzakere ve şeffaflık sağlanmadan milletin temsilcilerinin önüne “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Yasası” adı altında getirilen bu kanun teklifini kabul etmiyorum.
Meclis gündemine getirilen “Çerçeve Yasa” teklifine, temsil ettiğim Trabzon halkının iradesine bağlılığımı ortaya koyarak ve yüzümü millete dönerek HAYIR oyu vereceğimi kamuoyuna saygıyla duyuruyorum.
Saygılarımla,
#yüzümüzümilletedönelim
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
6 Temmuz Pazartesi günü hem sözde casusluk hem de diploma davasında 2 ayrı mahkemede yargılamam var. İBB Davası’nın hakimi ise aynı gün benim İBB Davası’nda savunma yapmamı istiyor. Üstelik daha önce en son savunma yapmamı kabul ettiği halde.
Bir insan aynı gün 3 ayrı mahkemede savunmaya zorlanmasının insani bir yönü yok. 110 gündür süren dava sürecinin sonlarına gelmişken mahkeme başkanının 9 Temmuz’da duruşmayı sonlandırma ısrarı düşündürücüdür.
Neden 9 Temmuz ısrarı?
Bu ani kararın sebebi ne?
3 eylemi olan sanıklar 1 tam gün savunma yaparken, 142 eylemden suçladıkları Ekrem İmamoğlu’nun savunması neden kısıtlanıyor?
Bu soruların yanıtı yok. 9 Temmuz sonrası Türkiye’de ne olacak?
Komedyen Deniz Göktaş, geçtiğimiz günlerde yayınlanan stand-up gösterisinin ardından önce yandaşlar tarafından hedef gösterildi, az önce ise yurt dışından döndüğü havaalanında gözaltına alındı.
Eleştirel fikirlere ve mizaha tahammülü olmayan Saray Rejimi’nin sindirme çabalarına karşı cesaret gösterenlerin yanındayız. Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘’ilk hafta ücretsiz sonra 200 liracık’’dediği Çanakkale köprüsünden geçiş 1170 TL ye çıkmış.
Artış yüzde 485 !
Zarar kamulaştırılıyor, kazanç özelleştiriliyor. Bu, neoliberalizmin Anadolu tipi tercümesidir.
@AALICANPOLAT
Timur Soykan: "Mansur Yavaş'ın projeleri onaylanmadı değil mi? Mansur Yavaş'ın bütün başvurularına bir imza atılmadı ki projesini uygulayabilsin.
Mansur Yavaş sürekli hedef alındı değil mi? Erdoğan tarafından, iktidar tarafından.
Şimdi Mansur Yavaş bir açıklama yaptı, diyor ki 'yıllardır özlemini çektiğimiz koordinasyonla çalıştık'
Niye? Trump gelecek Mansur Başkan lazım.
Trump geleceği zaman 'aman başkan yetiş' derler. O zaman koordinasyon kuralım derler, birlikte çalışalım derler. Halk için yapmazlar halkın ne önemi var ya biz onları paravanla örtüyoruz zaten"
Ankara’da NATO alarmı. Tutuklamalar/gereksiz harcamalar zaten can sıkıcı. Ama Taksiciler şık olacak, araçlar temiz ve araç içinde su + lokum vs olacakmış. Soru şu; madem böyle olabiliyordu neden kendi halkınıza bu nezaketi-temizliği sunmadınız, utanmanız yok!
Tam bir yalakalık.