Birileri bu tweetimden rahatsız oluyor hemen saldırıya geçiyorlar. Neden? Çünkü Ata tohumları demek bağımsızlık demek, sürdürülebilirlik demek, her yıl küresel tohum baronlarına haraç vermemek demek. Kısır tohumlarınızı alıp defolup gideceksiniz
Gerçek İslam’ı öğrettiğini söyleyen kadın:
“Peygamberimiz bugün gelseydi bize ilk söyleyeceği şey namaz olmazdı.
Kur’an’ın indirildiği ilk 10 yıl Mekke’de farz olan şey namaz değildi, örtü emri, oruç, zekat yoktu. İslam bu yola haram listesiyle başlamadı.
13 yıl boyunca Peygamberimiz insanlara Allah’ın kim olduğu bilgisini yerleştirdi. Çünkü o biliyordu ki Allah’ı gerçekten tanımayan kalp, iman edemezdi.
Bize İslam çok yanlış öğretildi. Allah’ı tanımadan elimize bir liste verildi. ‘Öyle yapma, böyle konuşma, namaz kıl, oruç tut.’ dendi.
Biz gençler, daha tanımadığımız ve beraberinde sevemediğimiz Allah için ibadet etmek istemedik, mutlu olmak için İslam’dan kaçtık.
Bence Müslümanların mutsuzluğunun en büyük sebebi, ben de dahil Müslümanların Allah’ı gerçekten tanımaması.
İlk emri ‘Oku’ olan ve ‘Kendimi tanıtmak için sizi yarattım’ diyen Allah’ın gözüne girmek için namaz kılıyor lakin namazda ne söylediğimizi bilmiyoruz.
‘Allah için canımı veririm.’ diyen ama Kur’an’da ‘Acaba bana ne demiş’ diyen insanlar yok.
Biz toplum olarak önce ameli büyütüp imanı küçülttük. Namaz kılınca, oruç tutunca cennete gireceğiz sandık.
Allah, Kur’an ve pergamberle önce kalbi inşa etti, biz ise kalbi atladık. O yüzden namaz var ama huzur yok.”
@gezgingez34 @1andreclarindo Kesinlikle reklam aynı makineyi bende sıfır traş için almıştım 3 kere üst üste traş olursan 15 dakika uğraşırsan sıfıra yakın alıyor :) eğer sakalın 1 haftalık felansa tamamen yoluyor sakalı o yüzden tekrar normal jiletle traş oluyorum.
Fotoğrafta gördüğünüz kişi Mehmet Emin Karamehmet. Benim hayatımı değiştiren (ayrıca eski eşimle olan nikah şahidim) ve bugünlere gelmemde (Ersin Pamuksüzer ile beraber) etkin önemli kişilerden biri. Yapı Kredi Bankası, Pamukbank, BMC, Turkcell, Superonline, Digiturk, Akşam Gazetesi, Show TV ve nice nice firmaların kurucusu ve sahibi kendisi.
Dikkatinizi çekti mi?: Boynunda bina giriş kartı var. "Yahu kendi binana girerken karta ne ihtiyacın var?" demezler mi. Demezler. Çünkü burası Türkiye. Böyle mütavazi bir insan olduğu (ve her devrin yalakası olmadığı) için hükümetler kendisine ait olmayan ne kadar borç varsa ondan tahsil edip, yiyip bitirdiler.
Bereket değerli dostum Mehmet Sepil ona Kuzey Irak'ta petrol lisansı aldırttı da oradan gelen gelire dokunamadılar. Sepil de hisselerini satıp Göztepe'yi satın aldı.
Digiturk'ün kuruluşunda aynı binada bizde onunla ortak Çocuk Televizyonunu kurarken kendi kullandığı Peugeot 508 ile binaya gelirken, biz o zamanın görgüsüzlüğüyle (biraz da eski ortağımın gazıyla, ki kızmıyorum ona. Çünkü çok işe yaradı sonra) dünyada ilk çıkan BMW 740 iL'lerle dolaşıyorduk. İnanın görmesin diye utancımdan yardımcım Ercan'a (şöför kelimesinden nefret ederim) Digiturk'ün önünde arabayla durmamasını rica ediyordum. Adam bizi beraber kurduğumuz şirketlere sermaye koymadan ortak ettiği gibi sermayemizin yetmediği işlerde (İddaa) bir de ABD Doları üzerinden faizsiz borç verdi. Ama benim kullandığım arabanın 1/10 fiyatında arabaya biniyor.
Onunla çalıştıktan sonra asla küçük (hissedar) ortaklarıma karşı onu sömürecek, finansal eksikliklerini lehime kullanacak bir girişimde bulunmadım.
Gelin görün kü ülkemizde durum çok farklı. Siyasileri görüyorsunuz. Kibir almış başını yürümüş. Para hırsı ve güç elde etme ihtirası zirve yapmış. Nereye götüreceksiniz elde ettiklerinizi? İnanın son 30 yılda yemek yediğim restaurantlar hiç değişmedi. Monaco'da ıstakoz yemedim ama Monaco Prensesi Caroline'in oğlu Prens Casiraghi'yi oturduğum yalı'da ağırladım. Ama hiç paylaşımda bulunmadım. O zamanların sosyal medyası Alem dergisiydi. Hem de dergi Mehmet Emin Karamehmet'indi.
Ben de mütevazi olmaya çalışıyorum diye Mehmet Emin Karamehmet gibi Göteborg'a gitmeyelim/gelmeyelim bari.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU