Yıl 87. Tıp Fak yeni bitirmişim.
Yaz aylarında acile hemen hergün pestisit zehirlenmesine bağlı tarım işçileri geliyor.
Yıl 2026! Kiraz yiyen yaşlı, nar yiyen çocuk pestisit zehirlenmesinden ölüyor.
Bu bildiklerimiz!
40 koca yıl!
Sıfır politika sıfır çözüm.
TSK arşivinden varsa yazışmaların istenmesini talep ettim. Hâkim sağ olsun, kabul etti. Geçen hafta içeriği gizli olmayan iki yazışma mahkemeye geldi. İlki 17 Aralık 2024 tarihliydi. Şaşırmayın, şöyle başlıyordu: “Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Kadıoğlutarafından Milli Savunma Üniversitesi Hava Harp Okulu Komutanlığı (Yeşilköy) ile Uçucu Sağlığı Araştırma ve Eğitim (USAEM) Başkanlığı’nın Kaklıç (İzmir-Çiğli) yerleşkesine taşınması hususunda çalışma başlatılması direktifi verilmiştir.”
Bu kadar değil. Yeşilyurt’ta ve Eskişehir’de boşalacak arazilerinin kıymet takdiri yapılarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devri konusunda çalışma başlatılması da söylenmişti. Yani bu araziler muhtemelen inşaata açılacaktı.
NATO, Türkiye için güvenlik değil, giderek büyüyen jeopolitik risk üretmektedir.
7-8 Temmuz 2026 Ankara NATO Zirvesi, Türkiye açısından tarihî bir eşiktir. Çünkü bugün Türkiye’nin güvenlik haritası ile NATO’nun tehdit haritası artık örtüşmemektedir.
NATO Rusya, İran ve Çin’e karşı cephe hattı örerken Türkiye’nin asıl tehditleri güneyindedir. Suriye’nin kuzeyi, Doğu Akdeniz, Ege, KKTC, Mavi Vatan ve İsrail merkezli yeni kuşatma jeopolitiği her geçen gün büyümektedir.
Bu makalede Türkiye’nin NATO üyeliğinin yarattığı riskleri ele alıyorum. Türkiye savaş ve barış kararını hiçbir emrivakiye, hiçbir sahte bayrak senaryosuna, hiçbir dış komuta zincirine bırakmamalıdır.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında başkalarının jeopoltk hırslarının aracı ve güvenlik mimarisinin ileri karakolu olamayız. Atatürk’ün tam bağımsızlık çizgisine dönerek kendi millî güvenlik mimarimizi kurmaktan başka seçeneğimiz yoktur.
Ekonomik bağımsızlığın bedeli ağır olabilir. Ancak jeopolitik bağımlılığın bedeli her zaman daha ağırdır.
https://t.co/iBfAVUln92
Artık tehdit olmaktan çıktığı iddia edilen ve ileri sürdüğü şartları Cumhur ittifakı tarafından kabul edilen PKK terör örgütünün katliamlarını unutmadık, unutmayacağız. @zaferpartisi
Biz bir savaş mı kaybettik? İşgal mi edildik? Parçalandık mı? Federasyon mu olduk? “Resmi dilimiz Türkçedir’ cümlesi Anayasamızdan çıkarıldı mı??? Sormanız gereken soru: kimin parmakları bu kuklaları oynatıyor??
Atatürk’ten rahatsızlar, Cumhuriyet’ten rahatsızlar, Kurtuluş Savaşı’ndan rahatsızlar, Lozan’da rahatsızlar, ulus devletten rahatsızlar, en önemlisi Türkiye cumhuriyeti devletinden ve vatandaşlıktan rahatsızlar.
"Onun işi bitti" dedikleri Murat Ongun çıktı, aslanlar gibi savunmasını yaptı. Yetmedi, savunmasının tamamını bir de YouTube'a yükledi.
Duruşmayı TRT'de canlı yayınlamaya yüreği olmayanlar, bu videoları da izleyemeyecek; savunma hakkında tek kelime edemeyecek.
Siz yine de içerideki tutsakların sesi olmaya, bu savunmaları izlemeye ve herkese anlatmaya devam edin. Çünkü gerçekleri daha fazla insana ulaştırmalıyız.
🔗 https://t.co/5Spv7x4ChG
Mahkemenin MİT’ten istediği “casusluk var mı yok mu” sorusunun yanıtı yok.
Ortada bir casusluk iddiası var ama hangi ülkenin hangi örgütün yararına yapılmış, belli değil…
“Koskoca Osmanlı İmparatorluğu”; 17. yüzyıldan itibaren akıl ve bilimden kopmuş, dinci bağnazlığın pençesine düşerek gerilemiş, 1683’den sonra tam 235 yıl sürekli yenile küçüle perişan olmuş, 30 Ekim 1918’de Mondros ile teslim alınıp bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, memleketinin her köşesi bilfiil işgal edilmiş, milleti fakrü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş, 10 Ağustos 1920’de de Sevr ile resmen tarihe gönülmüştü... “Neyden kurtuluyoruz?” muş…
Soruya bak! Neyden olacak; emperyalist işgalden, esaretten, zilletten, devletsiz ve vatansız kalmaktan, yok olmaktan kurtulduk. Sözcüklerle oynayıp tarihe takla attırma nafile çabasını bırak da çocuklarımızı dünya çocukları ile yarışabilecekleri bilimsel bilgi ile donatma görevini yap bay bakan!
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@tcmeb@add_genelmerkez
🔻Evet ekonomi kötü, millet fakru zaruret içinde. Ama bence asıl hedef için bu yıkım bilinçli ve planlı olarak yapıldı ve böylece toplum açlığından başka birşey düşünemez hale getirildi.
Gündeme sokulan ve Türk Milleti’nin normal koşullarda şiddetli tepki vereceği bazı olağan dışı şeylerin ekonomiyi konuşturmamak için olduğu şeklinde sık sık yorumlar yapılsa da
👉bana göre bizim asıl sorunumuz, demografik yıkım dahil emperyalistlerin isteklerine göre uyarlanmış, karşılıklı çıkar ilişkisi içerisinde emperyalistlerle elele yürütülen bir karşı devrim sürecidir.
Adı İstiklal Savaşı, Milli Mücadele değil.
-Dünyanın en haklı, en meşru, en kutsal savaşlarından biridir, "Türk İstiklal Savaşı"
-1919-1922'de Trakya ve Anadolu'daki işgaller ve buna karşı yürütülen mücadelenin savaş tarihindeki adı "savaş"tır.
-"Savaş"a mücadele demek, vatandan milletten başka sevgili tanımayan o kahraman kuşağı değersizleştirmek demek.
-Yunanlar, yenilgiye "Felaket" dediler. 6 devlet adamını kurşuna dizdiler. 130 binden fazla zayiat verdiler. Bunun adı savaştır, mücadele değil.
-30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Anlaşması işgalin düzeyini göstermiyor mu? Sevr'in çöpe atılması ve ardından Lozan Barış Antlaşması savaşın sonundaki imzalanan antlaşma değil mi?
-"İstiklal Savaşı" yerine, "Milli Mücadele" demek, tarihi küçümsemek, savaş tarihini reddetmek demek.
-İngiliz, Fransız, Yunan ve Ermenilere karşı bir savaş verilmiştir. Ayrıca, işgalcilerle işbirliği yapan isyancılara karşı da savaş verilmiştir.
-"İstiklal Savaşı"na "Milli Mücadele"demek, çok cephede yürütülen savaşı tarif edemez. Bu mantıkla, tarihte "savaş" bulmak mümkün olmaz.
-Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak) 30 Aralık 1925'te başbakanlıktan, kazandıkları savaşa net bir isim verilmesini talep etti. Başbakan İsmet Paşa, 6 Ocak 1926'da "İstiklal Harbi" olarak net cevap verdi.
-Tarihi yazanlar ve anlatanlar, tarihe sadık kalmak zorundadır. Tarihi yapanlara saygılı olmak zorundadır.
"Vefa imandan gelir."