🇹🇷 Cihat Yaycı:
Tarih dün…
Dün, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması yönündeki çağrılar bir kez daha gündeme getirildi.
Yine dün, Yunanistan Resmî Gazetesi’nde yayımlanan kararla Batı Trakya’da Türklere ait 8 Azınlık İlkokulu daha “eğitime ara verilmesi” adı altında fiilen kapatıldı.
İşte Avrupa’nın ve Yunanistan’ın “azınlık hakları” anlayışı budur.
Türkiye’den sürekli Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmasını isteyenler, Lozan Barış Antlaşması ile güvence altına alınan Batı Trakya Türk Azınlığı’nın okullarının kapatılmasına tek kelime etmemektedir.
Bu, açık bir çifte standarttır.
Önce Batı Trakya’daki Türk okullarını yaşatın. Önce Türk çocuklarının ana dilinde eğitim hakkına saygı gösterin. Önce Lozan Antlaşması’nın hükümlerine uyun.
Batı Trakya’da Türk okullarını kapatırken, Türkiye’ye Heybeliada Ruhban Okulu üzerinden ders vermeye kalkmak ne hukuken ne de vicdanen savunulabilir.
@tcmeb@tcbestepe@TC_Disisleri@Akparti@MHP_Bilgi@herkesicinCHP@yenisafak@rprefahpartisi@SaadetPartisi@zaferpartisi@iyiparti@yeniakit@YenicagGazetesi@gazetesozcu@cumhuriyetgzt1@TurkgunGazetesi@ortadogu2110
Erzurum'da 90'lı yıllarda pek çok köyde toplu mezar alanı bulundu.
Ermeniler "işte Ermeni soykırımının ispatı, Türklerin topluca katlettiği Ermenilere ait toplu mezarlar" diye "sevinçle" yaygara kopardı.
Bilimsel kazı çalışmaları başlatıldı.
İstisnasız TÜM toplu mezarların, Ermenilere değil, Ermeniler tarafından katledilen Müslüman Türklere ait olduğu ortaya çıktı.
İncelemeye gelen Ermeni heyeti olayın üzerini örtüp gitmişti.
Ermeni soykırımı koca bir yalandır.
Türkiye, tüm kazıları ve Ermenilere ait olduğu iddia edilen toplu mezar alanlarını tamamen şeffaf bir şekilde yabancı bilim insanlarına, uluslararası gözlemcilere, Amerikalı, Avrupalı tarihçilere ve dünya basınına (BBC, Reuters vb.) sonuna kadar açtı.
Ermeni soykırımı diye bir şey yok. Hepsi propaganda. Asıl soykırım ve ihanet Türklere yapıldı. Tanrı bu yalanın ortağı olanları affetmeyecek.
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“İstanbul Boğazı’nda bir petrol tankerine limpet mayını yerleştirilip patlatılırsa bunun hesabını kim verecek?
Türkiye, Boğazlarının güvenliği için ilave tedbir almak ve milyarlarca lira harcamak zorunda kalıyorsa, bunun maliyetini tehdidi oluşturan taraf ödemelidir.
Boğazlarımızın güvenliği milli güvenlik meselesidir.”
📹 Bu videoda Cihat Yaycı, Karadeniz’deki savaşın Türkiye açısından doğurabileceği riskleri ve alınması gereken tedbirleri anlatıyo.
İzlemenizi ve paylaşmanızı rica ediyoruz.
VİDEO LİNKİ👇
https://t.co/FBDoCezttM
‼️ Suriye yönetiminin deniz yetki alanlarındaki hidrokarbon ruhsatlarını Amerikan, Fransız ve Katar şirketlerine vererek TPAO’yu dışlamasına yönelik Cihat Yaycı’nın sert tepkisi, MİLLÎ GAZETE tarafından MANŞETTEN yayımlandı.
https://t.co/Fr7HsOkip9
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşının içerisine adım adım çekilmek istenmektedir. Özellikle Ukrayna’nın attığı bazı adımlar, Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya bırakabilecek riskler doğurmaktadır. Oysa Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini Ukrayna uğruna bozmasını gerektirecek hiçbir sebep yoktur. Türkiye’nin önceliği kendi milli menfaatlerini korumaktır.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin, Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret ederek Patrik’e “Ekümenik Patrik” sıfatıyla hitap etmesi de dikkat çekici bir tercihtir. Bu yaklaşımın, Yunanistan’ın Ukrayna’ya verdiği güçlü siyasi desteğin nedenlerinden biri olarak değerlendirilmesi gerekir.
Öte yandan Moskova’ya yönelik gerçekleştirilen uzun menzilli İHA ve SİHA saldırıları savaşın ulaştığı yeni aşamayı göstermektedir. Ukrayna’nın 1.000 kilometrenin, hatta 2.000 kilometreye varan mesafelerde Rusya’nın derinliklerini vurabilecek kapasite ortaya koyması son derece önemli bir gelişmedir.
Bu saldırılar, savaşın artık Rusya’nın başkentine kadar ulaştığı algısını oluşturmuş, Rus kamuoyunda ciddi endişeye neden olmuştur. Havaalanlarının kapatılması ve uçuşların durdurulması bunun somut göstergeleridir. Önümüzdeki günlerde bu gelişmelerin savaşın seyrini değiştirecek yeni askerî ve siyasi sonuçlar doğurması ihtimal dâhilindedir.
Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Kiev’i boşaltın. Bütün yabancı diplomatik temsilcilikler Kiev’i terk etsin. Çok ağır bir saldırı yapacağız.” açıklaması da gerilimin daha da tırmanabileceğine işaret etmektedir.
İran’a yönelik saldırılar nedeniyle son dönemde Ukrayna savaşı uluslararası gündemde ikinci plana düşmüş görünmektedir. Lübnan, Filistin ve Suriye’deki gelişmeler de aynı şekilde gölgede kalmıştır. Ancak Ukrayna cephesindeki hareketliliğin yeniden artmasıyla birlikte savaşın tekrar küresel gündemin merkezine oturacağı değerlendirilmektedir.
Diğer taraftan Rusya’nın İran’a beklenen ölçüde destek vermemesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tarafları yeniden müzakere masasına çekmeye çalışması dikkat çekmektedir. Buna rağmen Zelenski’nin NATO zirvelerine davet edilmeye devam edilmesi, Batı’nın Ukrayna’ya verdiği siyasi ve askerî desteğin sürdüğünü açıkça göstermektedir.
Savaşın Türkiye açısından en önemli sonuçlarından biri ise Karadeniz’de ortaya çıkan deniz güvenliği riskleridir. Mayınlar, silahlı insansız deniz araçları (SİDA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) nedeniyle Karadeniz’de ticari deniz ulaşımı ciddi tehdit altındadır.
Türk bağlantılı gemiler de dâhil olmak üzere birçok ticaret gemisi hedef alınmıştır. Sadece Rus limanlarına uğradıkları gerekçesiyle ticaret gemilerine saldırılması uluslararası deniz hukukuna açıkça aykırıdır. Buna rağmen uluslararası toplumun bu saldırılar karşısında sessiz kalması ise ayrıca sorgulanması gereken ciddi bir çifte standarttır.
Videonun tümü👇
https://t.co/QffWu9oFfR
Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde yıllardır hizmet veren Şapatan Karakolu kaldırılmış.
Geçen hafta içişleri bakanının açıklamasıyla, sözde çözüm süreci nedeniyle, 2763 kontrol ve arama noktası kaldırıldığını öğrenmiştik.
Tarih bilmek ve tarihten ders çıkarmak önemlidir; Balkan Savaşı’ndan hemen önce, Osmanlı Hükümeti büyük bir hata ile, Rumeli'de bulunan yaklaşık 200 tabura denk gelen 75.000 civarında eğitimli ve tecrübeli askeri terhis etmişti. Bu büyük terhis, Balkan devletlerinin bize karşı taarruza geçmesini kolaylaştıran bir zafiyet ve yıkım yaratmıştı.
İZMIR BOZYAKA’DA BIR VATANDAŞIMIZ BIM, ŞOK VE 101 MAĞAZALARINDA AYNI GÜN SU FIYATLARINI 5.25’TEN 7.25’E ÇIKTIĞINI, ÜÇÜNÜN DE BIRLIKTE HAREKET ETTIĞINI ALDIĞI FIŞLERLE ISPAT ETTI…
VATANDAŞ FERYAT EDIYOR… ENFLASYONUN NEDENI BU DIYOR… VATANDAŞ %100 HAKLI…
ÖZEL DÜZENLEMELER YAPILMAZSA, BU ANLAŞMALI SOYGUNLARIN SONU GELMEZ .
HÜKÜMET MEMURA, EMEKLIYE ZAM YAPACAK ÜÇ HARFLILER SUYA %38 ZAM YAPIP DAHA ZAM YAPILMADAN GELECEK PARAYI CEPLERINE INDIRIYORLAR… BÖYLE VICDANSIZLIK OLMAZ…
TÜRKIYE’YE SOYANLARA KARŞI ÇOK AĞIR CEZAI TEDBIRLER ALINMASI ŞART…
DUYARLI VATANDAŞIMIZA TEŞEKKÜR EDIYORUM…
Yaşar Gören dozu 2
ÖLÜ ANZAKLARI ÖVGÜYE BOĞAN CUMHURBAŞKANI 🎩MUSTAFA KEMAL, ÇANAKKALE ŞEHİTLERİYLE İLGİLENMEDİ. KENDİ HEYKELLERİNİ YAPTIRDI. ŞEHİTLER VARSIN MEZARSIZ YATSINLAR.
Fotoğraflar1: Mustafa Kemal'in Etnoğrafya Müzesi önündeki heykeli yapıldığı 1927 yılında bomboş Ankara Ovası'na bakarken. Foto 2, yağmurda karda tam 28 yıl toprağın üstünde mezarsız yatan Zığındere şehitlerinin bir bölümü.
🎩Mustafa Kemal, Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelen işgalci Anzak askerleri için 1936 yılında methiyeler düzdü. Onları "Türkiye'nin evlatları" ilan etti. Ölü anzakların annelerini teselli etti. Kendi şehitlerimizi bir gün bile hatırlamadı. Kafaları İngiliz askerleri / Gurkalar tarafından kesilen 16 bin Zığındere şehidi, 1915 yılından 1943 yılına kadar tam 28 yıl toprağın üstünde mezarsız yattılar. General Nuri Yamut 1943 yılında malını mülkünü satıp bir şehitlik yapmasa, belki daha da yatacaklardı. Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun... 27 Mayıs'tan sonra Yassıada zındanlarında Amerikancı haydut subaylar tarafından şehit edilen Orgeneral Nuri Yamut'tan Allah razı olsun. Onun da mekanı cennet olsun...
#5816SayılıKanunKaldırılsın
El 3 de julio de 1962, se proclamaba la independencia de Argelia, el imperialismo francés era derrotado, tras perpetrar una brutal guerra de exterminio colonial contra el honorable pueblo argelino.
Más de 5 millones de argelinos murieron a manos de los colonialistas franceses en apenas un cuarto de siglo, las torturas y los asesinatos contra los miembros de la resistencia argelina fueron brutales.
Los soldados coloniales franceses arrasaron pueblos enteros mientras capturaban y torturaban a todo el que se resistía, con brutales formas como la electrocución, además de usar los pozos de agua como prisiones, lanzar a los argelinos desde helicópteros con piedras atadas a los pies y decapitar sus cabezas para luego coleccionarlas.
La mayor masacre colonial francesa en un solo dia en Argelia, irónicamente se dio mientras Francia celebraba su liberación del nazismo, el 8 de mayo de 1945, cuando cientos de miles de argelinos salieron a las calles a pedir independencia, el ejército francés los acribilló a balazos matando al menos a 45.000 civiles.
Otro de los crímenes poco conocidos del colonialismo francés en Argelia, es cuando usó al pais más de 57 veces como campo de pruebas nucleares entre 1960 y 1966, los experimentos nucleares fueron 4 veces mayor al bombardeo de Hiroshima en Japón.
Los experimentos nucleares franceses mataron a más de 42.000 argelinos e hirieron a miles más debido a la radiactividad nuclear, que más de 60 años después siguen visibles sus secuelas, provocando una gran contaminación radiactiva de la tierra y el aire.
El Frente de Liberación Nacional argelino logró la claudicación del colonialismo francés en una de las guerras de liberación nacional más crueles de la descolonización africana, aunque tras 132 años de opresión imperialista, finalmente el pueblo argelino logró la expulsión de alrededor de un millón de colonos europeos originarios de Francia, Italia o España.
Francia nunca reconoció sus crímenes en Argelia y tardó décadas en ni siquiera reconocer el término "guerra" contra Argelia.
La guerra de liberación nacional que hoy se da en Palestina debe acabar igual, los colonos deben volver a Europa y se debe terminar con el apartheid racista.
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Artık şu gerçeği kabul edelim. Her aklı başında insan biliyor ki Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi tam üye yapma gibi bir niyeti yok. Bunu iktidar da biliyor, muhalefet de biliyor. Herkes biliyor. Türkiye’yi kapıda bekletecekler, ama üyelik sürecini de Türkiye’ye müdahale aracı olarak kullanmaya devam edecekler.
Avrupa Birliği’nin elindeki en büyük koz, ‘üyelik’ vaadi. O havucu uzatıyor ama hiçbir zaman vermiyor. Buna karşılık Türkiye’nin iç işlerine, hukuk sistemine, eğitimine, güvenlik politikalarına ve dış politikasına sürekli müdahale ediyor.
Asıl hedef ise Türkiye’nin ulus devlet yapısını zayıflatmaktır. Çünkü güçlü bir Türkiye; siyonistlerin, bölücü örgütlerin ve emperyalist projelerin önündeki en büyük engeldir. Ulus devlet zayıflarsa, Türkiye dış müdahalelere daha açık hâle gelir.
Bunun en somut örneği Avrupa Parlamentosu’nun 65 maddelik Türkiye Raporu’dur. Rapora baktığınızda sadece demokrasi veya insan haklarından bahsetmiyorlar. Türkiye’nin iç politikasına karışıyorlar. Dış politikasına karışıyorlar. Güvenlik anlayışına karışıyorlar. Kıbrıs politikamıza karışıyorlar. Mavi Vatan Doktrini’ni hedef alıyorlar. Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı’nı sorguluyorlar. Patrikhane konusunda Türkiye’ye talimat veriyorlar. Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını istiyorlar. Ayasofya’dan Kariye’ye kadar egemenlik alanımıza giren her konuda Türkiye’ye ne yapması gerektiğini dikte etmeye çalışıyorlar.
Bütün bunları da ‘demokrasi’, ‘hukukun üstünlüğü’ ve ‘insan hakları’ söylemleriyle meşrulaştırmaya çalışıyorlar.
Sorulması gereken soru şudur: Gerçekten üyeliğe alınmayacağını herkesin bildiği bir süreçte, Türkiye daha ne kadar bu müdahaleleri Avrupa Birliği üyeliği umuduyla sineye çekecek?”
Yayının tümü👇
https://t.co/Za6XtnN2Gk
Askeri Hastanelerin Kritikliğine Dair Acı Hatıralar:
Türk okullarında eğitim alan ve Hendek Operasyonlarında yaralı askerlerimizi tedavi etmesi için çağrılan 3 doktor, sahte raporlar alarak ameliyatlardan kaçmışlardı.
Aynı tarihlerde bazı doktorlar ise yaralı PKK’lı teröristleri tedavi ederken yakalanmıştı.
Çok daha ağır olaylar da yaşandı. Film veya dizi senaryosu gibi ama değil hepsi buz gibi gerçek.
BASIN AÇIKLAMASI
Bugün büyük bir üzüntü ve öfkeyle görüyoruz ki, etrafımızdaki bazı siyasiler; şehitlerimizin aziz hatıralarına, onların geride bıraktığı yaralı ailelerine, dağlarda, sınır boylarında ve köylerinde terörle göğüs göğüse mücadele eden korucularımıza ve şehit ailelerimize karşı kabul edilemez bir üslup ve yaklaşım sergilemektedir.
Bu yaklaşımlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına, birliğimize ve milletimizin onuruna yönelik bir girişimdir.
Şehitlerimizin isimlerini ağızlarına alırken saygıyla eğilmek yerine, onların ailelerini yok sayan; korucularımızı “gereksiz” diye küçümseyen; bu zihniyet, tarihimizin en büyük yanlışlarından birini temsil etmektedir.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez! Bu söz, bizim için boş bir slogan değil; kanla yazılmış bir yemindir. Binlerce yıldır bu topraklarda nice ihanetlere, işgallere ve terör örgütlerine rağmen ayakta kalan milletimizin en büyük gücü, işte bu yemindir. Şehitlerimizin geride bıraktığı yetimlere, dul eşlere ve yaşlı annelere “siz ne istiyorsunuz” diye soran zihniyete, korucularımızı “maaşlı tetikçi” diye yaftalayanlara ve gazilerimizin alın terini, kanını hiçe sayanlara diyoruz ki:
Sizler makam koltuklarında otururken, bizim evlatlarımız dağlarda, sınırda, pusuda nöbet tutuyor, Şehit oluyordu.
Biz, devletimize karşı en küçük bir güvensizlik beslemiyoruz. Tam tersine, Cumhuriyetimizin, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, emniyet teşkilatımızın ve devletimizin tüm kurumlarının arkasındayız. Çünkü biliyoruz ki, bu devlet ayakta kaldığı sürece milletimiz de ayaktadır. Bizim talebimiz nettir:
• Şehit ailelerimize, gazilerimize ve korucularımıza karşı sergilenen her türlü saygısız ve ayrıştırıcı üsluba son verilsin.
• Bu kahramanlarımızın hakları, emekleri ve itibarları korunsun,
• Vatan savunmasında görev alan herkesin onuru, birilerinin keyfine feda edilmesin.
Bizler, vatanı için canını verenlerin emanetleriyiz. Acımız büyüktür, öfkemiz haklıdır; Yalnızca adalet ve saygı istiyoruz. Milletimizin birliği, bayrağımızın gölgesinde hep birlikte yaşamamız için sesimizi yükseltiyoruz.
Kahraman Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Allah devletimizin ve kahraman güvenlik güçlerimizin yardımcısı olsun. 🇹🇷
Şanlıurfa Şehit aileleri gazileri ve Güvenlik korucuları derneği başkanı Emekli Korucu ve Şehit Ağabeyi
Yılmaz Gözcü
.
@mustafaciftcitr@kubrayigitbasi@valialicelik@hasansildak@salihsakmia@omerrcelik@turanbulent@dbdevletbahceli@RTErdogan@NumanKurtulmus@MkgGzc
TÜRK NEREDE?!
Gazeteci Banu Avar:
"-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türkler'e kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş insanıı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlı'ya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk!" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçüler'e ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!"
ABD eski Başkanı Reagan'ın hukuk danışmanı Bruce Fein:
“Asıl katliamı Anadolu'da 2,4 milyon insanı katleden Ermeni çeteler yaptı. Türkler arşivlerini açtı, Ermeniler reddetti. Ermeniler, tüm dünyadan ama özellikle de Türklerden özür dilemek zorunda kalır.”
İnsanın kalbi daima Allah Teâlâ’ya bağlı olmalı, Allah Teâlâ insanın aklından, fikrinden hiç çıkmamalıdır.
(Seyyid Abdülhakim Elhüseynî [kuddise sırruhû])
Serhend Takvim
💢Osmanlı, 1912 yazında aldığı ani bir kararla, Balkanlar'da savaş çıkmayacağını düşünüp Balkanlar'dan 120 tabur(70–75 bin asker) terhis etti. Nazım Paşa'nın "Balkanlardan imanım kadar eminim" dediği bu karardan 40 gün sonra başlayan savaşta Trakya hariç tüm Balkanlar kaybedildi.