Meta-anksiyete, kaygının kendisinin ikinci bir kaygıya dönüşmesidir.
Koşullar kötüleştiğinde kaygı ortaya çıkabilir. Sorun, kişinin kaygı yaşaması değildir. Asıl mesele, kaygının kendisinin ikinci bir kaygıya dönüşmesidir. Kişi bir süre sonra “Bu kaygı beni mahvedecek, beni öldürecek” diye düşünmeye başlar.
İşte kırılma noktası burasıdır. Çünkü o andan itibaren problem, yalnızca dış gerçeklik değil, kişinin kaygıyla kurduğu ilişkidir. Uyku bozulur, iştah değişir, ilişkiler zedelenir. Klinik tablo da burada başlar. Bu yüzden tedavi, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmayı değil, onun kişi için tehdit olmaktan çıkıp işlevsel hale gelmesini hedefler.
Allah'ım ; bana nasip olmayacak şeyleri hayal ettirme . benim için hayırlı olmayan şeylerin peşinden koşturma . beni sevmeyecek olanı bana sevdirme . bana öyle yarınlar nasip et ki ; ne dünde gönlüm nede gözüm kalsın.Dualarımı sana emanet ettim.emanetim senindir ömrümühayırlı kıl
ben, bütün bahçeleri kurumuş biçare bir kulum sen ise yağmurun rabbisin. ben beklemeyi ve istemeyi bilirim. sen ise bitti denilen yerden hayat vermeyi.
off şu cümlelere bir bakın yahu :) alın bir cümleyi çekilin kenara ve dalın derinliklerine. ben mi abartıyorum bilmiyorum ama şule gürbüz'ün her cümlesinin altında kendimi buluyor, bir derya görüyorum sanki.
mesela şu;
"insan zaten dertli değildir, derdin kendisidir. insan öyle büyük bir derttir ki bu büyüklükte bir şeyin kendine sığacağını aklına getirmez de bunu dünyanın, hayatın derdi sanar.."
Ne yaparsam yapayım, içinde estetik olmasına özen gösteriyorum. Çünkü hayat kalitesi, estetikle birlikte artıyor. Düz, geldiği gibi yaşamayı değil, özenle yaşamayı seviyorum.