!! White Belgians roasting a Somalian Kid in 1993 !
Did you ever asked your self why the world is being forced to remember the Jewish holocaust but forget what the same white criminals did to the black man?!
🚨🚨‼️ يـحـــدث الان 💥💥 💥
مقطع يغضب اسرائيل وتمنع انشارة من الانترنت بكل الطرق،
الجماهير المغربية تغمر مدينة "هيو ستن" بأعلام فلسطين في كأس العالم بعد فوز المغرب ضد كندا
Hoy 4 de julio es el Día de la Independencia de Estados Unidos.
250 años asesinando líderes independentista e imperialismo.
Patrice Lumumba: Congo, Thomas Sankara: Burkina Faso Steve Biko: Sudáfrica
Amílcar Cabral: Guinea-Bissau Samora Mache:l Mozambique Muammar Gaddafi: Libya.
Les Etats-Unis se sont construits sur un mensonge.
Ce 4 juillet 2026, les USA fêtent les 250 ans de leur indépendance. Au cœur du récit: la démocratie, née de la révolution contre la tyrannie britannique. C'est un mythe.
Les pères fondateurs étaient ouvertement anti-démocrates. John Adams voyait la démocratie comme «un gouvernement arbitraire, tyrannique, sanglant et cruel». Il n'y a aucune référence à la démocratie ni dans la Déclaration d'indépendance, ni dans la Constitution de 1787. Ce que ces hommes ont bâti, c'est une République sur le modèle romain, pour protéger les privilèges d'une élite face aux revendications égalitaristes du peuple.
Le mot «démocratie» ne sera réhabilité qu'au XIXe siècle, mais vidé de son sens originel, transformé en outil de légitimation électorale pour des élites qui n'entendaient pas partager le pouvoir.
Derrière le vernis de propagande, la réalité laisse pantois: 250 ans dont seulement une vingtaine d'années de paix. Depuis 2001, les interventions américaines ont causé environ 4,5 millions de morts.
Lire l'article complet de Martin Bernard: https://t.co/kagYzHcZEf
Today, I took my children, Imad and Adam, along with my sister’s children—Elaine, Maher, and Ahmed—to the sea in Gaza. 🌊❤️
For a few hours, we forgot the heat inside the tent. We forgot the sounds of war and let the children laugh the way every child deserves to laugh.
I swam with them, looked at their smiling faces, and prayed that one day they would have a normal childhood—without fear, displacement, or war.
We may not be able to change our reality today, but we are trying to create beautiful memories for our children in the midst of all this pain.
These small moments are what give us the strength to keep going. 💙🍉
Chômeur : 900€ pour essayer de
survivre. Ouvrier: 1300€ pour survivre
Militaire: 1400€ pour risquer sa vie.
Pompiers: 1800€ pour sauver une vie.
Instituteur : 1600€ pour préparer à la
vie Médecin : 2200€ pour nous maintenir en vie. Ministre : 18.000€ pour foutre la vie des autres en l'air !!
faite tourner si comme moi vous trouvez cela SCANDALEUX
🇦🇷 Argentina em seus últimos 11 jogos de Copa:
🇸🇦: Pênalti
🇲🇽: -
🇵🇱: Pênalti
🇦🇺: -
🇳🇱: Pênalti, cartão vermelho poupado e cartão vermelho para o adversário
🇭🇷: Pênalti
🇫🇷: Pênalti e gol irregular
🇩🇿: Cartão vermelho poupado
🇦🇹: Pênalti
🇯🇴: Pênalti
🇨🇻: Gol irregular
A princesinha da FIFA 🤣!
France 🇫🇷 vs Uruguay 🇺🇾
🇺🇾 José Mujica un homme politique de gauche, surnommé le « président le plus pauvre du monde », reversait environ 90 % de son salaire pour aider les plus démunis et vivait simplement.
À l’inverse, les anciens présidents français 🇫🇷 bénéficient d’avantages financés par l’argent public. Les impôts des Français servent aussi à financer ces privilèges.
Deux visions très différentes de la fonction présidentielle.
USS Liberty survivor Phil Tourney burns the Israeli flag on July 4th and endorses Thomas Massie for president in 2028.
"I burn this evil flag on the Fourth of July."
"I also call out all the Zionist members of Congress and senators."
"You're supposed to fight for this country, not Israel."
🇺🇸🇨🇳 Mídia estatal chinesa Xinhua News "celebra" os 250 anos da independência dos EUA com um bolo decorado com velas de mísseis e munições, além de apresentar as bandeiras de países que os EUA invadiram durante sua história.
Toi, tu as une entreprise, tu dois justifier tes frais sous peine de redressement.
Ces députés et sénateurs sont salariés sur le compte du peuple et se permettent et se donnent le droit de faire ce qu'ils veulent avec notre argent.
De vraies ordures, ces politiques.
🚨🎙️🗣️: Drogba
“FIFA is a disgrace and everyone is seeing what they want to do again, if they don’t want other countries to compete with Messi and Argentina they should just say it rather than making it look like we are wasting our time”
[@talk_SPORT]
♦️Respuesta de la Embajada de Irán en Armenia a las declaraciones de Trump contra los participantes en el funeral del líder mártir.
🔹Se pueden matar a las personas, pero no a los ideales.
🔹Ustedes intentaron asesinar al ayatolá Jomeini, pero en realidad, rompieron un frasco de perfume cuyo aroma se extendió por todas partes. Ustedes no entienden estas cosas porque no tienen civilización, ni historia ni honor.
🇮🇷 ✊
Super idée @GabrielAttal, j’ai commencé la liste pour vous de ceux qui peuvent partir d’eux-mêmes pour alléger le poids énorme qu’ils représentent pour les finances publiques :
Najat Vallaud-Belkacem — Cour des comptes.
Amélie de Montchalin — première présidente de la Cour des comptes.
Clément Beaune — Haut-Commissaire au plan.
Sarah El Haïry — Haute-Commissaire à l’enfance.
Barbara Pompili — ambassadrice déléguée à l’environnement.
Valérie Rabault — Cour des comptes.
Agnès Buzyn — Cour des comptes.
Vincent Peillon — Cour des comptes.
Jean Castex — RATP.
Richard Ferrand — Conseil constitutionnel.
Jacqueline Gourault — Conseil constitutionnel.
Alain Juppé — Conseil constitutionnel.
Jacques Mézard — Conseil constitutionnel.
Laurence Vichnievsky — Conseil constitutionnel.
Philippe Bas — Conseil constitutionnel.
Emmanuelle Wargon — Commission de régulation de l’énergie.
Sylvie Goulard — Banque de France.
Thierry Repentin — Agence nationale de l’habitat.
Bérangère Couillard — Haut Conseil à l’égalité.
Patrice Vergriete — Agence nationale pour la rénovation urbaine.
Franck Leroy — Agence de financement des infrastructures de transport…
Japonya 80 yıllık kuralını bozdu. Bunu en net gören de Çin'in kendisi.
Japonya seksen yıldır bir kurala sadıktı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ordusunu küçük tuttu, silah ihracatından uzak durdu ve hiçbir askeri ittifakın merkezine oturmadı.
Bu hafta o kural bozuldu.
Japonya, Hindistan ile savunma üretimine kadar uzanması planlanan yeni bir ortaklığa imza attı.
Çin dün iki ülkeye resmi bir uyarı gönderdi: "İşbirliğiniz üçüncü bir tarafı hedef almasın."
Herkes bu cümleyi sıradan bir diplomatik çıkış olarak gördü.
Bana göre bu cümle, sahnesi 2010'da kurulan bir mücadelenin yeni raundu.
Cümlede tuhaf bir detay da var.
Üçüncü taraf, uyarıyı yapan ülkenin ta kendisi. Buna yazının sonunda döneceğiz.
Önce 2010 yılına, Doğu Çin Denizi'ne gidelim.
Japonya bir Çinli balıkçı teknesinin kaptanını tutukladı. Kriz büyüdü ve herkes askeri bir karşılık bekledi.
Karşılık geldi ama beklenen yerden gelmedi.
Çin donanma göndermek yerine, Japonya'ya giden nadir element sevkiyatını durdurdu.
O yıllarda Japon sanayisinin kalbi bu metallerle atıyordu. Japonya bu metallerin yüzde 90'ını Çin'den alıyordu.
Sevkiyat durunca ne oldu?
İlk haftalarda kimse inanmak istemedi. Resmi bir ambargo ilanı yoktu. Gümrüklerdeki gemiler evrak eksikliği gerekçesiyle bekletiliyordu. Ama limanlardan tek bir yük çıkmıyordu.
Sonra piyasa gerçeği gördü. Bazı elementlerin fiyatı birkaç ay içinde on katına çıktı.
Dünyanın en gelişmiş sanayilerinden biri, gözle görülmeyen birkaç gram metal yüzünden durma noktasına gelmişti.
Kesinti yaklaşık iki ay sürdü.
Japonya'nın çıkardığı sonuç netti.
Bu metaller her büyük gerilimde yeniden masaya sürülecekti. O halde bu kozun işlemeyeceği bir düzen kurmak gerekiyordu.
Devlet fonları Avustralya'daki maden şirketi Lynas'a ortak oldu ve Çin dışındaki ilk büyük üretim hattını finanse etti. Eski elektronik cihazlardan metal geri kazanan tesisler kuruldu, Japonlar buna şehir madenciliği adını verdi.
Ulusal stoklar büyütüldü. Japon mühendisler daha az nadir elementle çalışan tasarımlar geliştirdi.
Sonuç yıllar içinde ortaya çıktı.
2010'da dünya üretiminin yüzde 97'sini kontrol eden Çin'in payı, on yıl içinde yüzde 60'lara indi.
Burada tarihin sessiz kurallarından biri işliyor.
Tekel, kullanılmadığı sürece silahtır. Kullanıldığı an karşı taraf tek bir şey öğrenir: sensiz yaşamayı.
Peki bu, Çin'in kaybettiği anlamına mı geliyor?
Hayır.
Burası hikayenin en çok atlanan yeri.
Çin madencilikte pay kaybetti ama asıl kaleyi korudu. Madeni topraktan çıkarmak işin görünen yüzü.
Asıl güç, çıkan madeni kullanılabilir metale çeviren ayrıştırma tesislerinde. Bu iş pahalı ve kirli. Batı bu yükü yıllar önce Çin'e devretti.
Bugün dünyadaki her 10 ayrıştırma tesisinden 9'u Çin'de. Avustralya'da çıkan madenin yolu bile çoğu zaman oradan geçiyor.
Yani 2010'un dersi iki taraf için de farklıydı.
Japonya kaynağı çeşitlendirmeyi öğrendi. Çin ise şunu öğrendi: maden her yerde bulunur ama tesis her yerde kurulamaz.
Bu dengeyle 16 yıl geçti.
Birkaç ay önce denge yeniden bozuldu.
Japonya'nın başbakanı Takaichi parlamentoda şu cümleyi kurdu: "Tayvan'a bir saldırı Japonya'nın varlığını tehdit eder. Gerekirse askeri cevap veririz."
Bu cümle Japonya'da sıradan bir gündem maddesi olarak kaldı. Çin için ise kırmızı çizgiydi. Çünkü Çin, Tayvan'ı iç mesele sayıyor ve yabancı bir liderin Tayvan için asker kelimesini kullanmasını kabul etmiyor.
Cevap gecikmedi. Yine donanma değil, yine füze değil.
Nadir elementler.
Ama bu kez karşıda aynı filmi daha önce izlemiş bir Japonya vardı.
Tokyo üç hamleyle yanıt verdi. Üçü de aynı haritanın parçası.
Birinci hamle: Hindistan.
Takaichi bu hamle için Yeni Delhi'deydi. Modi ile yapılan zirveden kritik mineraller, savunma işbirliği ve enerji güvenliği anlaşmaları çıktı.
Neden Hindistan?
Hindistan, yaklaşık 7 milyon tonla dünyanın en büyük nadir element rezervlerinden birinin üstünde oturuyor. Ama üretimi dünya toplamının yüzde 1'i bile değil. Madeni işleyecek sermayesi ve teknolojisi yok.
Japonya'nın durumu bunun tam tersi. Sermayesi var, teknolojisi var, madeni yok.
İki eksik parça birbirini tamamlıyor.
İkinci hamle: Grönland.
Japonya ayrıca Grönland'a resmi heyet gönderme kararı aldı. Adanın altında, dünyanın el değmemiş en büyük nadir element yataklarından bazıları duruyor.
Üçüncü hamle: savunma.
İki ülke ortak tatbikat, teknoloji paylaşımı ve ortak askeri üretimi hedefleyen yeni bir savunma çerçevesi kurdu.
Seksen yıllık kural işte tam burada bozuldu. Savunmasını hep başkasına emanet eden ülke, ilk kez silahını bir ortakla birlikte üretmeye hazırlanıyor.
Üç hamle alt alta okunduğunda ortaya bir alışveriş listesi değil, bir harita çıkıyor.
Avustralya 2010'un cevabıydı. Hindistan ve Grönland bu seferin cevabı.
Üstelik hedef bu kez sadece maden değil. Japonya, ayrıştırmayı da Çin'in dışına taşıyacak bir zincir kurmaya çalışıyor. Yani doğrudan kaleye oynuyor.
İşte dünkü uyarı tam bu noktada geldi.
"İşbirliğiniz üçüncü bir tarafı hedef almasın."
Şimdi baştaki detaya dönebiliriz. Çin bu cümlede adını neden koymadı?
Çünkü zirveden çıkan anlaşmalarda itiraz edilecek askeri bir madde yok. Mineral, enerji, ekonomi.
"Bu anlaşmalar beni hedef alıyor" demek, o anlaşmaların gerçek ağırlığını herkese ilan etmek olurdu.
Bir tekel, hangi noktadan zorlanabileceğini kendi ağzıyla duyurmaz.
Peki tablo kime avantaj gösteriyor?
Tablo bir kazanan değil, bir saat yarışı gösteriyor.
Bir tarafta Japonya'nın haritası var. Kağıt üzerinde güçlü ama zamana muhtaç.
Bir ayrıştırma tesisi kurmak 5 ila 10 yıl istiyor. Grönland'da buzun altındaki madene ulaşmak daha da uzun. Hindistan'ın rezervi bugün hâlâ toprağın altında.
Diğer tarafta Çin'in kozu var ve bugün hâlâ çok güçlü. Ama 2010 bir şeyi gösterdi: her kullanım, karşı tarafın hazırlığını hızlandırıyor.
İlk seferinde bu hazırlık madencilikte yaşanmıştı. Bu kez sıra ayrıştırmada.
İki taraf da aynı takvime bakıyor: Tayvan.
Çin bu kozu en çok o masada isteyecek. Japonya ise o masa kurulmadan haritayı bitirmek istiyor.
Önümüzdeki aylarda iki habere dikkat edin.
Hindistan'da Japon ortaklı ilk ayrıştırma tesisi ve Grönland'da maden ruhsatı.
Bu ikisi, yarışın hızını gösterecek.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.