Para piyasası fon sahipleri eksiksiz ve tam ödeme bekliyor
En risksiz fonda devlet guvencesine ve Türk lirasına güvenen vatandaşların güvenini kırmayın #ppftamödensin
Kıymetli büyüklerim;
Bu satırları, fon sürecini başından beri yakından takip eden bir hukukçu olarak, kişisel kanaatimi paylaşmak için yazıyorum.
Önce şunu söylemeliyim: PPF ve PPK yatırımcısı, bu ülkede en temkinli, en az risk alan kesimdi. Devletin kendi düzenleyici kurumunun "düşük riskli" diye sınıflandırdığı bir ürüne güvendi. Bugün bu güvenin bedelini ödüyor olmaları, hepimizin üzerinde durması gereken bir meseledir.
Kanaatimce beş konuda netlik gerekiyor, gerekçeleriyle birlikte paylaşıyorum:
1) Yatırımcı Tazmin Merkezi (YTM) meselesi
SPKn m.84/2, yatırımcının "piyasadaki fiyat hareketlerinden kaynaklanan zararlarını" kapsam dışı bırakıyor. Doktrinde baskın görüş, manipülasyon kaynaklı zararların da bu istisna içinde kaldığı yönünde; bunu biliyorum ve saygı duyuyorum. Ama kanaatimce bu olayda ayırt edilmesi gereken bir nokta var: PPF ve PPK yatırımcısına satılan ürün, baştan Risk Değeri 2, sermaye koruma amaçlı bir ürün olarak tanımlandı. Yatırımcının kabul ettiği risk, bu beyan edilen risk profiliydi. ilişkili taraf repo zincirlerinin, manipülasyon soruşturmasına konu hisselerin teminat gösterildiği bir yapı değil. Burada tartışmak istediğim, m.84/2'nin "fiyat hareketi" kavramının, kurucunun ilan ettiği yatırım politikasından sapmayı da kapsayıp kapsamadığıdır. SPKn m.1'in amacı gözetilerek yapılacak amaca uygun (teleolojik) bir yorumun, en azından bu özel durum için, farklı bir sonuca götürebileceğini düşünüyorum. Bunun nihai cevabını elbette Kurul'un ve yargının vereceğini biliyorum; ama bu sorunun sorulmadan geçilmemesi gerektiği kanaatindeyim.
2) Stopaj meselesi
Yıllardır bu fonlarda kesilen %17,5 stopaj, oluşan "kâr" üzerinden alındı. Bugün geldiğimiz noktada, bu kârın bir kısmının manipülasyonla şişirilmiş, gerçek karşılığı olmayan bir değer olduğu anlaşılıyor. Vergi hukukunun temel ilkelerinden biri, verginin gerçek bir iktisadi kazanç üzerinden alınmasıdır (VUK'un ekonomik yaklaşım ilkesi de bu temele dayanır). Gerçekleşmemiş bir kazanç üzerinden alınan verginin, bu ilke çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu fonlardan bugüne kadar elde edilen stopaj geliri; fonlarda oluşan mağduriyetlerin giderilmesi adına bir kaynak olarak değerlendirilmelidir.
3) Şeffaflık
Kanaatimce bir lütuf değil, SPK mevzuatının zaten öngördüğü bir yükümlülüktür. Yatırımcının elindeki fonun gerçek içeriğini, varlıkların vade ve tahsil durumunu bilme hakkı olduğunu düşünüyorum. Bu bilginin gecikmeli ve parça parça paylaşılması, kamuyu aydınlatma ilkesiyle bence bağdaşmıyor.
4) Denetim sorumluluğu
Şahsi kanaatim, bu zincirin tek halkası fon kurucuları değildir. Bu sürecin aylar öncesinden sinyallerinin var olduğu, kamuoyuna yansıyan bilgilerden anlaşılıyor. Denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunan kurumların bu süreçteki rolünün de ayrıca, bağımsız şekilde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, kimseyi önceden suçlu ilan etmek değil, sorumluluk zincirinin incelenmesini istemektir.
5) Ödeme takvimi
Benim için en öncelikli mesele budur. 1 milyon TL sınırı altındaki küçük yatırımcı için atılan adımı takdir ederek ancak temkinli karşılıyorum. Ama bu sınırın üzerinde kalan yatırımcı için de en azından belirli, kamuya açıklanmış bir takvimin verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Anayasa m.35 (mülkiyet hakkı) ve m.10 (eşitlik ilkesi) çerçevesinde, süresiz bir belirsizliğin uzun vadede idari yargıda tartışma konusu olabileceği kanaatindeyim. Gedik Yatırım'ın yayımladığı raporun işaret ettiği %68'lik likit varlık oranı, kanaatimce en azından kademeli, oransal bir ödemenin teknik olarak mümkün olduğunu gösteriyor.
Bu beş başlığı birbirinin alternatifi olarak değil, bir bütünün parçaları olarak görüyorum. Hiçbiri diğerini bahane ederek ertelenmemeli.
Yanıldığım noktalar varsa düzeltilmeye her zaman açığım; ama bu soruların sorulması gerektiğine inanıyorum.
Saygılarımla
@_cevdetyilmaz@memetsimsek@Akif_Hamzacebi@ifarukaksu@bdalgin@oktay_saral@ZeybekciNihat
#ppfileoynamatamöde #ppftamödensin
Burak Bey, Tüm Para Piyasası Fonları Mağdurları olarak konuşmanızı izledik. Talep ve beklentilerimizi dile getirdiğiniz ve mağduriyetimizin giderilmesi konusunda çabalarınız için teşekkür ederiz.
PPF’LER
Bir gerçeği tekrar hatırlatalım:
𝙋𝙖𝙧𝙖𝙨ı𝙣ı 𝙋𝙖𝙧𝙖 𝙋𝙞𝙮𝙖𝙨𝙖𝙨ı 𝙁𝙤𝙣𝙡𝙖𝙧ı𝙣𝙖 (𝙋𝙋𝙁) 𝙮𝙖𝙩ı𝙧𝙖𝙣𝙡𝙖𝙧, 𝙮𝙪̈𝙠𝙨𝙚𝙠 𝙜𝙚𝙩𝙞𝙧𝙞 𝙥𝙚𝙨̧𝙞𝙣𝙙𝙚 𝙠𝙤𝙨̧𝙖𝙣 𝙮𝙖𝙩ı𝙧ı𝙢𝙘ı𝙡𝙖𝙧 𝙙𝙚𝙜̆𝙞𝙡𝙙𝙞𝙧.
Yüksek risk alarak yüksek getiri arayan yatırımcıların tercihi ağırlıklı olarak diğer fonlar, özellikle de hisse senedi ağırlıklı fonlar olmuştur.
𝙋𝙋𝙁’𝙡𝙚𝙧𝙞 𝙩𝙚𝙧𝙘𝙞𝙝 𝙚𝙙𝙚𝙣 𝙮𝙖𝙩ı𝙧ı𝙢𝙘ı𝙡𝙖𝙧, 𝙜𝙪̈𝙣𝙡𝙪̈𝙠 𝙤𝙡𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙠𝙪𝙡𝙡𝙖𝙣𝙖𝙘𝙖𝙠𝙡𝙖𝙧ı 𝙥𝙖𝙧𝙖𝙡𝙖𝙧ı𝙣ı 𝙠ı𝙨𝙖 𝙫𝙖𝙙𝙚𝙙𝙚 𝙙𝙚𝙜̆𝙚𝙧𝙡𝙚𝙣𝙙𝙞𝙧𝙢𝙚𝙠, 𝙣𝙖𝙠𝙞𝙩𝙡𝙚𝙧𝙞𝙣𝙞 𝙡𝙞𝙠𝙞𝙩 𝙩𝙪𝙩𝙢𝙖𝙠 𝙫𝙚 𝙞𝙝𝙩𝙞𝙮𝙖𝙘̧ 𝙝𝙖𝙡𝙞𝙣𝙙𝙚 𝙝ı𝙯𝙡ı𝙘𝙖 𝙚𝙧𝙞𝙨̧𝙚𝙗𝙞𝙡𝙢𝙚𝙠 𝙖𝙢𝙖𝙘ı𝙮𝙡𝙖 𝙗𝙪 𝙛𝙤𝙣𝙡𝙖𝙧𝙖 𝙮𝙤̈𝙣𝙚𝙡𝙢𝙞𝙨̧𝙡𝙚𝙧𝙙𝙞𝙧.
Elde ettikleri getiri de bankaların sunduğu faizden yalnızca birkaç puan daha yüksektir. Hatta bazı büyük bankaların sunduğu getirilerle aynı düzeydedir.
Bu nedenle başlangıçtan beri PPF’lerde parası kalan yatırımcıları, yatırdıkları tutara bakmaksızın mağdur olarak değerlendiriyor ve hak ettikleri tutarın eksiksiz olarak ödenmesi gerektiğini savunuyorum.
Bakış açımızı bu şekilde ortaya koyarsak, ancak o zaman doğru ve adil bir sonuca ulaşabiliriz.
Bu gerçeği bir kenara bırakarak PPF yatırımcılarının siyasi kimliğine göre farklı bir değerlendirme yapılmasını doğru bulmuyorum. Daha önce Ekonomi Bakanı olarak görev yapmış bir siyasetçinin parasını PPF’lerde tutmuş olması, onun bu fonlara yüksek getiri elde etmek amacıyla yöneldiğini göstermez.
PPF tercihi, yatırımcının siyasi kimliğine göre değil yukarıda belirttiğim çerçevede değerlendirilmelidir. Yüksek risk alarak yüksek risk arayan yatırımcıların farklı yatırım araçlarını ve fonları tercih ettiği açıktır.
CEVDET YILMAZ’IN AÇIKLAMALARI
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’ın fon krizinde PPF’lere öncelik verilmesi ve yatırımcıların risk profillerine göre ayrıştırılması gerektiğini vurgulaması, finansal istikrar ve güvenin yeniden tesisi açısından olumlu bir adımdır.
Ancak güvenin tam tesisi için PPF yatırımcılarının tamamının eksiksiz ve mümkün olan en hızlı şekilde korunması büyük önem taşıyor.
Sayın Cevdet Yılmaz’ın tasfiye sürecinin 5-6 ay sürebileceğine ilişkin değerlendirmesi de dikkate alındığında, PPF yatırımcılarının paralarına uzun süre erişememesinin yaratacağı mağduriyet ayrıca ele alınmalıdır. PPF, kısa vadeli ve likit bir yatırım aracı olarak tercih edilmişken, yatırımcının aylarca parasına erişememesi başlı başına dikkate alınması gereken bir mağduriyettir.
Bu nedenle 1 milyon TL sınırının üzerinde kalan PPF mağdurlarının göz ardı edilmemesi gerekir. Yalnızca tutar üzerinden yapılacak bir ayrım, PPF yatırımcısının bu fonu tercih etme amacını ve taşıdığı risk profilini tek başına değiştirmez.
Eğer amaç küçük yatırımcıyı korumaksa, 1 milyon TL sınırı yeniden değerlendirilmeli; gerekirse nitelikli yatırımcı eşiği esas alınmalı veya
1 milyon TL üzerindeki PPF mağdurları için oransal bir ödeme modeli uygulanarak daha adil ve kapsayıcı bir koruma sağlanmalıdır.
Bunun yanında parası tasfiye sürecinde aylarca kalan yatırımcıların alacağının zaman içinde değer kaybetmemesi için, zaman ve alım gücü kaybının telafi edilmesi adil bir çözüm açısından önem taşımaktadır.
Bir de;
Mevzuatın uygulanmasından ve daha önce ortaya konulan öncelikli alacaklı yaklaşımından vazgeçilmemeli; özellikle alacaklı konumundaki ve tasfiye sürecine giren PPF yatırımcılarının hakları korunarak süreç tamamlanmalıdır.
SON SÖZ
𝙋𝙋𝙁 𝙮𝙖𝙩ı𝙧ı𝙢𝙘ı𝙨ı𝙣ı𝙣 𝙠𝙤𝙧𝙪𝙣𝙢𝙖𝙨ı 𝙮𝙖𝙡𝙣ı𝙯𝙘𝙖 𝙗𝙞𝙧 𝙤̈𝙙𝙚𝙢𝙚 𝙢𝙚𝙨𝙚𝙡𝙚𝙨𝙞 𝙙𝙚𝙜̆𝙞𝙡𝙙𝙞𝙧. 𝘽𝙪, 𝙛𝙞𝙣𝙖𝙣𝙨𝙖𝙡 𝙨𝙞𝙨𝙩𝙚𝙢𝙚 𝙙𝙪𝙮𝙪𝙡𝙖𝙣 𝙜𝙪̈𝙫𝙚𝙣𝙞𝙣 𝙮𝙚𝙣𝙞𝙙𝙚𝙣 𝙩𝙚𝙨𝙞𝙨 𝙚𝙙𝙞𝙡𝙢𝙚𝙨𝙞 𝙢𝙚𝙨𝙚𝙡𝙚𝙨𝙞𝙙𝙞𝙧.
#ppf #tp2 #spk #pse
@hell_others Beyin jimnastigi olarak soruyorum. Deseler ki biz bu ppf leri devrettik x kuruma, işlemeye devam edecek ama 1 yil dokunamazsın, kaç kişi kabul eder?