İki kez beraat ettiği davadan üçüncü kez yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda bulunma hakkı, akıllara durgunluk verecek bir "arıza" bahanesiyle engelleniyor: Silivri’den Kartal’a 60 kilometre yol gittikten sonra arızalandığı söylenen bir araçla, aynı mesafeyi geri dönerek cezaevine ulaşmak...
Üstelik en temel insani ihtiyaçların bile "beklesin" denilerek reddedildiği bu kabul edilemez süreci, Ekrem İmamoğlu duruşma hakimine bizzat SEGBİS ekranından aktarmak zorunda kalıyor. Aylardır Silivri’de tutulan bir insanın adaletin huzurunda, mahkeme salonunda fiziken bulunmasından bu kadar mı çekiniyorsunuz; neyden korkuyorsunuz?
Bu yollardan vazgeçin.
Hukuk, kişiye özel tasarlanan ve mantık sınırlarını zorlayan bu tarz senaryolarla yürütülemez. Adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanması anayasal bir zorunluluktur.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel:
Ferdi Zeyrek'in canıyla uğraştığı o gün, 'çarpıldı' diye karikatür çizen kadın, baba evinde çikolata dağıtıyor şu an.
Evladımız Gülşah'a ölüm döşeğinde namusuna iftira atanlar şimdi gidiyor o partide göbek atıyor yavşaklar.
Utanç verici!
Bugün diplomamı iptal eden zihniyet, yarın sizin malınıza, mülkünüze, paranıza, işinize el koyar demiştim.
Asırlardır şehr-i emanete, İBB’ye ait olan; İBB Miras’ın olağanüstü restorasyonu ile 16 milyon’a ait Yerebatan Sarnıcı’na da göz koydular, el koydular.
İşte gelinen nokta budur.
Yazıklar olsun!
Tuncer Bakırhan mutlak butlan kriziyle ilgili konuştu:
"Türkiye, tarihinin en uzun ekonomik krizini yaşarken bir yandan da en sert siyasi krizlerinden birini yaşıyor.
Ana muhalefet partisi CHP’ye karşı istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararı ve genel merkezin kolluk şiddetiyle basılması, bu krizin en çıplak yüzü oldu.
Butlan kararı, salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar, demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Kimse bize başka hikâye anlatmasın. Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir.
Öte yandan kimse, “Bu bir yargı kararıdır” diyerek 86 milyona cambaza bak oyunu oynamasın. Türkiye’de bu rejimin en yakın tanığı da sanığı da şahidi de biziz. Hiçbir zaman cambaza bakmadık, bundan böyle de bakmayacağız."
CHP Genel Merkezi'nde polis ablukası sürüyor
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir: "CHP'li olmakla alakası olmayan insanlarla, meydan okurcasına ve zorbalıkla girmeye çalışıyorlar. Püskürttük, yine denemeye çalışırlarsa yine püskürtürüz. Türk demokrasisine uygun bir sonuç almaya çalışıyoruz"
📽️ @ozgecanozgenc
Gelişmeler canlı aktarım sayfamızda ➡️ https://t.co/nRxEQ4g8cD
2013 yılından bu yana onurla üstlendiğim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez Avukatlığından, bu sabah saatlerinde aldığım bir tebligatla, meslektaşlarım Av. Mehmet Can Keysan ve Av. Hazar Kardaş ile birlikte azledildiğimizi öğrendim.
13 yıl boyunca, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucu değerlerine duyduğum inançla; partimize yönelik her türlü hukuksuzluğa, baskılara, siyasi operasyonlara ve yargının araçsallaştırılmasına karşı meslektaşlarımla birlikte hukuki mücadele vermeyi görev saydım.
Mutlak butlan kararı, siyasi iradeyi ve parti hafızasını hukuk dışı yöntemlerle yeniden dizayn etmek için verilmiştir. Demokratik meşruiyetin yerine fiili dayatmayı koymaya çalışan hiçbir anlayışın ve hukuk dışı yöntemlerle tesis edilen hiçbir tasarrufun benim nezdimde meşruiyeti yoktur.
Bu süreçte atılan ilk adımlardan birinin, yıllardır partinin hukuk mücadelesini yürüten avukatların görevden alınması olması tesadüf değildir. Bu müdahalenin amacı Cumhuriyet Halk Partisi’nin hukuksuzluğa karşı yürüttüğü hukuk mücadelesini etkisizleştirmek, savunma iradesini zayıflatmak ve itiraz yollarını susturmaktır.
Bu nedenle şahsıma yönelik bu müdahaleyi bir mesleki kayıp ya da kişisel bir hüsran olarak algılamıyorum. Aksine, hukuksuzluğa boyun eğmemenin bedeli olarak bir onur nişanı olarak görüyorum. Ömrüm boyunca da bunu aynı kararlılıkla ve gururla taşıyacağım.
Çünkü bizim mücadelemiz ve avukatlık makamlarla, unvanlarla ya da resmi sıfatlarla sınırlı değildir. Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi’ni demokrasi mücadelesinin, halk iradesinin ve Cumhuriyet değerlerinin baba ocağı olarak kabul eden insanlarız.
Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da hukukun üstünlüğünü, demokratik meşruiyeti, halkın iradesini savunmaya devam edeceğim. Bunun için herhangi bir vekâlet ilişkisine, resmi sıfata ya da görevlendirmeye ihtiyaç duymadım, bundan sonra da duymayacağım.
Bu hukuksuzluğun parçası olan, imza atan, görev alan, sessiz kalan, meşrulaştırmaya çalışan herkese açık çağrıda bulunuyorum: Hiçbir makam, hiçbir geçici güç ilişkisi, hukukun ve vicdanın üstünde değildir. Tarih, hukuksuzluk karşısında direnenleri de bu sürece ortak olanları da ayrı ayrı kaydedecektir. Bugün verilen her kararın, atılan her imzanın ve alınan her tutumun yarın hem hukuk hem de toplum vicdanı önünde bir karşılığı olacaktır.
Başta partimizin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel olmak üzere, demokrasi ve hukuk mücadelesinden geri adım atmayan tüm yol arkadaşlarımla hukuksuzluğa karşı dayanışma içinde olmaya devam edeceğimi de beyan ediyorum.
İnanıyorum ki, sonunda mutlaka halkın iradesi kazanacaktır.
"Dün de tarihin doğru yerindeydim bugün de öyleyim. Ben suç işlemedim, sadece gazetecilik yaptım. Beni bıraktığınızda döneceğim ve sizin de beni bulabileceğiniz yer Adliye'deki basın ofisidir. Kaçma şüphem yoktur. Tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum. Yaşasın Mustafa Kemal'in kurduğu cumhuriyet, yaşasın gazetecilik!"
#AlicanUludağ 'ın savunmasından...
MUTLAK BUTLAN KARARI SİVİL SİYASETE YAPILMIŞ BİR DARBEDİR !
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen “mutlak butlan” kararı; sivil siyasete, seçme ve seçilme hakkına ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaledir.
Bu kararla birlikte Genel Başkan Özgür Özel, Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, Parti Meclisi üyeleri ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirildiğinin belirtilmesi; ayrıca 38. Kurultay öncesi görevde bulunan eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na görevin iadesi yönünde hüküm kurulması, doğrudan halk iradesine yönelik bir tasarruf niteliği taşımaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik özellikle belediyeler üzerinden yürütülen yargı süreçlerinin antidemokratik yönüne ilişkin daha önce de defalarca açıklamalar yaptık. Gözaltılar ve tutuklamaların ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü üzerinde ciddi baskılar yarattığını, demokratik toplum düzenini zedelediğini vurguladık.
Bugün verilen bu karar ise yalnızca bir parti içi mesele değil, açık biçimde sivil siyasete yönelik yargısal müdahaledir. Halkın iradesiyle seçilmiş yöneticilerin mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılması, seçme ve seçilme hakkına vurulmuş ağır bir darbedir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu bu karar, aynı zamanda seçim hukukunun temel güvencelerini de tartışmalı hâle getirmektedir. Zira bu karar, kurultay süreçlerine ilişkin denetim ve yetki çerçevesinde verilmiş, kesin ve itiraz edilemez nitelikte kabul edilen Yüksek Seçim Kurulu kararlarını fiilen yok sayan bir sonuç doğurmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesini zedeleyen bu yaklaşım, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişini değil; seçim süreçlerine ilişkin kurumsal güvencelere duyulan toplumsal güveni de ortadan kaldırma riski taşımaktadır.
Önümüzdeki siyasal süreç açısından değerlendirildiğinde bu karar açıkça göstermektedir ki otoriter yönetim artık yargı eliyle siyasal partileri dizayn etmeye yönelmiştir. Bu karar, siyasi partilerden, derneklere, meslek odalarından sendikalara kadar seçilmiş her iradenin mutlak tehdit altında olduğunu göstermektedir. İfade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü, seçme seçilme hakkı tehdit altındadır.
İnsan hakları savunucuları olarak; Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerinin görevden el çektirilmesi sonucunu doğuran bu “mutlak butlan” kararını insan hakları, demokrasi ve hukuk güvenliği ilkelerine tamamen aykırı bulduğumuzu ifade ediyor, Türkiye yargısını bu büyük yanlıştan dönmeye çağırıyoruz.
Yaklaşık 1 milyon metrekarelik alan orman statüsünü kaybetti. Şirketlerin lehine ormanları bir bir ranta kurban edecekler. Her karar, her adım nasıl daha çok şirketlere fayda sağlayabilir üzerinden ilerliyor. Ormanı sadece ekonomik girdi, rant, sözde karbon yutak alanı olarak gören bu anlayış ve kâr baskısı ormanları yok ediyor.
Bugün 45 yaşıma giriyorum ve bu, Silivri’de geçirdiğim 5. doğum günüm.
İnsan gençliğinde her şeyi düşünüyormuş da hayatının en orta yerindeki yılları bir hücrede, yapayalnız geçireceğini hiç düşünmüyormuş.
Beş yıl bir tohuma verildiğinde kök salar, toprağı değiştirir. Beş yıl bir çocuğa verildiğinde aklı, hayalleri büyür. Beş yılda ben de değiştim; sabrı, özlemi, umudu daha derinden öğrendim.
Ve bugün hâlâ tüm öğrendiklerimle beraber, bir gün yeniden sevdiklerimle yan yana olacağıma inanıyorum.
Adalete olan inancımla, destek ve dayanışmasını eksik etmeyen herkese sevgilerimle...
✍️ Çiğdem Toker yazdı:
🔴 Akbelen olayı: Bir sistem fotoğrafı
📌 Akbelen konusu, sadece orada yaşayan köylüleri değil, hepimizi ilgilendiriyor. Ormanların, zeytinliklerinin, köy yaşamının daha fazla yıkıma uğratılmamasına ihtiyacımız var. Bunun için de içinde vicdan olan bir hukuka...
https://t.co/7uRSJwx1IL
@cigdemtoker
Sevgili yoldaşımız Pınar Yıldırım Monologlar Müzesi ‘Pavyon’ adlı oyunundaki performansıyla 28. Afife Jale Ödülleri gecesinde “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncu” ödülünü kazandı. Ödülünü Soma’nın, Gezi’nin avukatı, Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay’a adadı.
Kadınların sahnede, sokakta, hayatta görünmez kılınmasına karşı emeğiyle, sözüyle ve sanatıyla yer açan Pınar’ı dayanışmayla selamlıyoruz. Kadınların sanat üretiminin değersizleştirildiği, güvencesizliğin olağanlaştırıldığı bu düzende; üreten, direnen ve sözünü kuran kadınların yanında olmaya devam edeceğiz.
Sevgili Pınar Yıldırım’ı kutluyoruz.
Asla yalnız yürümeyeceksin
Nerede dur derseniz orada arkadaşlar. Nerede dur derseniz orada! “Önde dur” derseniz önde dururuz, “ortada dur” derseniz ortada dururuz. “Geç en arkaya” derseniz orada duruz. Hiç fark etmez, siz neye karar verirseniz.
Erkan Abi dün böyle seslenmişti Kurtuluş’ta madencilere. Bugün madenciler dedi ki “yanımıza gelin, gelin ama poz vermeye gelmeyin, açlığımıza ortak olacaksanız gelin.”
Bugün kalktı, çoluğunu çocuğunu bırakıp İstanbul’dan geldi, “madenci kardeşlerimin, eşlerinin, çocuklarının karnı doyana kadar açlıklarını paylaşacağım” dedi. Poza gelenler, onlar yelkenleri toplayıp gitti.
Erkan Baş’la aynı partinin sıra neferi olmaktan onur duyuyoruz ama Erkan Abi’yle yan yana yürümeyi tarif etmek gerçekten zor.
Velhasılı… “TİP’e verilen oylar boşa gider” diyenler cukkayı indirdi, dünyalığını yaptı, kenara çekildi ama TİP’e verilen 1 milyon oy dimdik ayakta, hangi dağ efkarlıysa tam boy orada.
Bugün, Kurtuluş Parkı’nda.
Madenci çocuklarını dinleyin:
"Okulda gösterim vardı ama ben babamın yanına geldim. Babam burada bayıldı, hastalığı var. Kaç gündür yürüyor, açlık grevinde."
#HakkımıVerDorukMadencilik