Son günlerde yurt dışında anti-Türkizm olaylarının ve Atatürk’e karşı yapılan saldırıların arttığını görüyoruz. En son olay, Discord’da Atatürk PP’li bir oyuncunun at��lmasıydı. Ancak bu olayların zirvesi, Almanya’nın Stuttgart kentinde düzenlenecek olan Atatürk Operası’dır. Buna özellikle dikkat çekmek isterim. Atatürk hakkında bir opera yapılacak, ancak operada Şeyh Sait ve Dersim olayları kurgulanacak ayrıca Talat Paşa ve onun katili de sahnelenecek. Bariz bir şekilde sözde D*rsim Katliamı’nı ve E*meni Soykırımı’nı Atatürk üzerinden sahneye taşıyacaklar. Tanıtımda Atatürk, baskıcı, diktatör ve şiddet yanlısı biri olarak tanıtıldı. Operanın başkanı, Türklerin tepkisi üzerine şöyle bir savunma yaptı: “Atatürk'ün yalnızca iyi şeyler yapmadığı, aksine birçok vahşet eylemine gerçekten karıştığı gerçeğinin kabul edilmesi gerekiyor.” Bütün dernekler, hatta Konsolosluk bile olanlardan haberdar. Fakat yetersiz kalıyor. Ne yapılması gerekiyor bilmiyoruz bu yüzden böyle bir paylaşım yapmak istedim. TG
10 Ekim 1956 doğumlu Mehmet Kaymakçı, Türkiye’den Almanya’ya gelerek kendisine ve ailesine bir hayat kurmaya çalışıyordu.
24 Temmuz 1985 tarihinde, Hamburg-Langenhorn’da bulunan “Bei Ronnie” adlı lokalde Neonazilerle yaşanan bir tartışmanın ardından dışarı çıktı.
Ardından takip edilen Kaymakçı, sokakta birden fazla saldırgan tarafından ağır şekilde darbedildi ve başına beton blokla vurulması sonucu hayatını kaybetti.
29 yaşındaki Mehmet Kaymakçı’nın, üç Neonazi tarafından öldürüldü.
Saldırganların “Türkü bitirelim” şeklinde ırkçı ifadeler kullandıkları ve olay sonrasında suçlarını itiraf etti.
27 Haziran 2001 tarihinde Almanya'nın Hamburg-Bahrenfeld kentinde 31 yaşındaki Süleyman Taşköprü, babasının manavında iki ayrı silahla üç kurşunla öldürüldü.
Afyonkarahisarlıydı. Üç yaşında bir kızı vardı.
1970 doğumlu. 11 yaşında Hamburg’a gelmiş bir gurbetçi çocuğu.
Altona’da büyüdü, okudu, ailenin dükkânında çalıştı. 28’inde baba oldu. Futbol, karate, hızlı araba hayali. Sıradan bir hayat.
Babası dükkândan çıkan iki “Alman görünümlü” adamı gördü, polise söyledi. Polis dinlemedi.
Onun yerine Aileyi soruşturdular: çete, genelevler bölgesi, intikam.
On yıl “döner cinayeti” dediler.
NSU olduğu 2011’de ortaya çıktı. Neden özellikle o, h��lâ net değil.
Aile yıllarca lekelendi.
2018’de Hamburg özür diledi.
2013’te bir sokağa Taşköprüstraße adı kondu.
Almanya’da bir NSU kurbanına sokak verilen ilk yer.
Meclis soruşturması yok; bilimsel inceleme ile geçiştirildi.
Gurbette manav işleten, kızı olan bir Türk, Türkleri sevmeyenler tarafından öldürüldü.
Devlet önce aileyi suçladı.
Unutmadık. Unutmayacağız.
Almanya/Stuttgart Devlet Operası'nın 10 Nisan 2027'de sahnelemeyi planladığı "Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi" operası sıradan bir sanat etkinliği değil.
Bunu bizzat operanın resmî tanıtım metni ortaya koyuyor. Tanıtımda Atatürk'ün "otoriter güç iddiası", milliyetçilik, sürgün, şiddet ve tarihsel suçlar ekseninde ele alınacağı, Almanca, Türkçe, Ermenice, Kürtçe, Fransızca, Yunanca ve İngilizce bir anlatı kurulacağı açıkça belirtiliyor.
Almanya'nın böyle bir operayı sahneye koyması iyi niyetli değildir.
İki ayrı dünya savaşına ve milyonlarca masum insanın ölümüne neden olmuş; 1945'ten sonra ABD tarafından işgal edilmiş, bugün dahi dış politikada tam bağımsız hareket etmekte zorlanan, Kuzey Akım sabotajının hesabını bile soramayan Almanya'nın sözde sanatçıları çökmüş bir imparatorluğun enkazından emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vererek bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, kulu vatandaş, ümmeti millet yapan uçurumun kenarında Orta Asya'ya sürülmeyi bekleyen ülkeyi laik ve çağdaş bir devlete dönüştüren Mustafa Kemal Atatürk'ü hangi tarihî ve ahlaki üstünlükle bir operada yargılamaya kalkmaktadır?
Üstelik bu girişim tesadüf değildir. Son yirmi yılda Atatürk, Türkiye'de özellikle genç kuşaklar tarafından yeniden keşfedilmiş, milletin Atasına bağlılığı her ortamda görünürlüğünü artırmış ve aynı ilgi Avrupa'daki Türk gençliği arasında da hızla güçlenmiştir.
Tam da bu dönemde Atatürk'ün tarihsel mirasını "otoriterlik" ve benzeri kavramlarla yeniden tanımlamaya çalışan bir opera sahneye konulmak istenmektedir.
Almanya'nın uzun yıllardır Türkiye'yi etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden değerlendiren, PKK'ya yönelik yaklaşımı ve geçmişte "Anadolu Federal İslam Cumhuriyeti" gibi Türkiye'nin bütünlüğünü tartışmaya açan projelerin dolaşıma girdiği siyasi atmosfer de hatırlandığında, bu opera yalnızca sanatsal bir çalışma olarak g��rülmemelidir.
Aşağıda gösterilen tanıtım afişi bile operanın librettosunun ip uçlarını şimdiden veriyor. Mustafa Kemal Atatürk'ü temsil etmek yerine, tarihî gerçeklikle hiçbir bağı olmayan anonim ve kimliksiz bir figür tercih edilmiş. Bu bir estetik seçimden öte, tarihî şahsiyeti bilinçli biçimde sembolleştirip yeniden kurgulama girişimidir. Aynı anlayış, tanıtım metninde Atatürk'ü "otoriter güç iddiası" üzerinden okumaya çalışan sakat yaklaşımın görsel yansımasıdır. Kısacası eser sahnelenmeden verilen mesaj belli. Amaç tarih anlatmak değil, tarihi yeniden yorumlamaktır.
Türk kamuoyu bugüne kadar Ermeni, Pontus ve benzeri iddialar üzerinden üretilen film, belgesel ve kültürel kampanyalara tepki göstermiştir.
Bu konuda da sosyal medyada ve Almanya'da yaşayan vatandaşlarımız tarafından gereken tepki süreci başlatılmıştır. Ancak bu devam ettirilmelidir.
Sosyal medyada güçlü ve demokratik bir kamuoyu oluşturulmalı, Stuttgart Operasının bu eseri sahnelememesi için meşru ve hukuki zeminde her vatandaş sorumluluk almalıdır.