🔴 MESLEKİ VE İNSAN HAKLARI DAYANIŞMA ÇAĞRISI
İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve İzmir Barosu üyesi Meslektaşlarımız Av. GÜLDEN SÖNMEZ (@Gulden_Sonmez) , Av. DUYGU İNEGÖLLÜ (@dygingl) ve Av. BURCU ERTAŞ hakkında İzmir Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinde haksız ve hukuka aykırı bir dava açılmıştır.
Şöyle ki; 24.06.2022 tarihinde haklarında dava açılan üç meslektaşımız ve aynı duruma maruz kalan başkaca birçok meslektaşımız İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’ne avukatlık görevlerini yapmak üzere ulaşmışlardır. İşlemlerini yapmak ve müvekkillerini ziyaret etmek isterken Göç İdaresi görevlileri tarafından gerekçesiz ve sözlü̈ beyanlarla Geri Gönderme Merkezine giriş yapmaları engellenmiştir. Başkaca birçok meslektaşımızın da aynı gün nizamiyede bekletilerek işlem yapmaları müvekkil görüşmeleri tamamen engellendiği için İzmir Valiliği’ne, İzmir İl Göç̧ İdaresi Müdürlüğü’ne ve İzmir Barosu Başkanına durum bildirildiği halde çözüm üretilmemiştir. Bu durum avukatlar tarafından iki ayrı tutanakla imza altına alınmıştır. Olay günü hiçbir avukat görevini yapamamıştır.
O dönemde özellikle yoğun insan hakları ihlalleri ile anılan ve raporlara konu olan Harmandalı Geri Gönderme Merkezi, olay günü çok sayıda ambulans ve resmi sivil güvenlik araçlarının olağanüstü şekilde giriş çıkışlarının olduğu bir vaziyettedir. Avukatlar müvekkilleri ile görüşme beklerken ve izin verilmezken içeri alınan çok sayıda otobüslere, içerde tutulan kişiler zorla bindirilerek adeta kaçırılır gibi açıklama yapılmadan götürülmüştür. Avukatlar bu duruma şahit olarak ısrarla bu otobüslerde Müvekkillerinin zorla götürülüp götürülmediği hakkında bilgi talep etmişlerdir. Ancak bilgi alamadan, işlem yapamadan tüm avukatlar mesai bitimiyle orayı terk etmek zorunda kalmışlardır.
Hal böyleyken, aradan bir süre geçtikten sonra İzmir İl Göç̧ İdaresi Müdürlüğü tarafından, üç meslektaşımız hakkında şikâyetçi olunduğu ve buna binaen Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığında soruşturma açıldığı öğrenilmiştir. Adalet Bakanlığı’nın soruşturma izni vermesi ile üç meslektaşımız hakkında “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme”, bir meslektaş için ayrıca “Özel Hayata İlişkin Görüntü ve Sesleri İfşa Etmek” suçlamasıyla dava açılmıştır.
Davanın ilk duruşması 24.06.2026 günü saat 13:40’ta gerçekleşecektir. Türkiye Barolar Birliği (@barolar) başta olmak üzere, İstanbul (@istbarosu), Ankara (@ankarabarosu) ve İzmir Barosunu (@izmir_barosu), hukukçu kuruluşlarını, insan hakları kuruluşlarını ve tüm meslektaşlarımızı duruşmaya ve dayanışmaya davet ediyoruz.
BAĞIMSIZ AVUKATLAR
Dönem Sözcüsü
Av. Arife Gökkaya Dinç
📘 Manuel de droit européen en matière d'asile, de frontières et d'immigration
✔️ La version mise à jour de cette publication conjointe de la Cour, du Conseil de l’Europe et de l’Agence des droits fondamentaux de l’Union européenne est désormais disponible en anglais.
13 bin avukatla yapılan çalışmaya göre avukatların;
- %28'inde depresyon
- %19'unda anksiyete
- %21'inde alkol kullanım sorunları
- %11'inde de madde kullanım sorunları var.
- Genel nüfusa göre intihar etmeyi düşünme ihtimalleri 2-3 kat kadar.
“Yapay Zekadan Avukat Olur Mu?”
Son dönemde hepimizin karşısına çıkan bir soru var: Yapay zeka hukuk mesleğini nasıl etkileyecek?
Dilekçe yazan, sözleşme hazırlayan, araştırma yapan yapay zeka sistemleri karşısında avukatlığın geleceği nereye evriliyor?
Mesleğimizin merkezinde yer alan muhakeme, vicdan ve insan unsuru ne kadar vazgeçilmez?
Bu soruları birlikte düşünmek, farklı bakış açılarını dinlemek ve samimi bir ortamda sohbet etmek için siz değerli meslektaşlarımızı Bağımsız Konuşmalar etkinliğimize davet ediyoruz. ⚖️
🗓️ 19 Haziran 2026 Cuma
⏰ 19.30
📍 Neslişah Sultan Kültür Merkezi
2013'te açtığımız manevi tazminat davası 2026'da sonuçlandı. Yargıtay 2 defa manevi tazminat rakamını (30 bin ve 25 bin TL) yüksek bulup kararı bozdu. En son 20 bin TL'ye hükmedildi.
Tazminat konusu yalan haberi yapan muhabir, "iftira" suçundan mahkum oldu (ayrıca Fetö'den de mahkum).
Davalı gazete Turkuaz Medya'da olmasaydı, Yargıtay bu kadar düşük rakamda ısrar eder miydi? sanmıyorum!
2013 yılındaki 20 bin TL, yasal faizle bugün yaklaşık 49 bin TL ediyor.
2013'te 20 bin TL para 25 adet asgari ücret; 260 gr altın; 11.400 $ ediyordu.
Bugün 20 bin TL faiziyle hesaplandığında 1,5 asgari ücret, 8 gr altın, 1100 $ ediyor. Yani hükmedilen para, hüküm tarihinde değerinin 10'da birinin altında kalıyor.
Yaptığımız masraf ve ödeyeceğimiz karşı vekalet ücreti de cabası.
Bir meslektaşım "Türkiyede yargı sistemi, vatandaşın hakkını piç etmenin adıdır" demişti. Söz kaba, ama hakikat bu (işini hakkıyla yapanlar bir tarafa, genel durumu ifade ediyor).
2016 yılında açtığım bir iş davası 10 sene sonra yani bugün sonuçlandı.
Mahkeme müvekkilim lehine yaklaşık 60.000 TL tazminata hükmetti. Dava açıldığında bu tutar yaklaşık 10 maaşa denk geliyordu. Bugün ise yarım maaş bile etmiyor.
Libyada tutuklu kara konvoyu katılımcıları ile yapılan görüşmelere binaen GSF avukatları olarak notlarımız şöyle:
· Grubun sağlık durumu, Pazartesi günü başlattıkları mutlak açlık grevi (susuz-yemeksiz) nedeniyle kötüleşiyor, özellikle kadınların durumu daha kötü, dün bayılma vakaları yaşandı.
· Resmi sağlık uzmanları onları ziyaret etmediği için tıbbi gözetim yok; tutuklu doktorlar, kendileri bitkin olmalarına rağmen arkadaşlarının muayenesini üstleniyor.
· Katılımcıların psikolojik durumu kötü; dış dünyadan izole edilerek, çelişkili bilgilerle boğularak ve her iki günde bir kendilerine serbest bırakılacaklarına dair sahte umut verilerek psikolojik manipülasyona maruz kalıyorlar.
· Katılımcılar yoğun sorgulamaya tabi tutuluyor ve tüm sorular Siyonist rejimin sorularına benziyor: Hamas ile ilişkin nedir? Konvoyu kim organize etti? Dünyanın her yerinden insanlar bu harekette nasıl bir araya geldi?
· Kendilerine önümüzdeki Salı günü mahkemeye çıkarılacakları söylendi, ancak bunun doğru olmadığını ve her zamanki gibi onlarla oynadıklarını düşünüyorlar.
· Katılımcılar, Doğu Libya İçişleri Bakanlığı'na ait "kara site" adı verilen, izole, sivil olmayan bir hapishanede tutuluyor.
· Medya kampanyasının ve diplomatik baskının yoğunlaşmasını istiyorlar; grevi sürdüreceklerini söylüyorlar.
Nabiev, 5 çocuklu; çocukları hem okullarında hem de sporda çok başarılı.
6 ay önce "Papa geldi" diye alındı, 2 ay sonra mahkeme kararıyla serbest bırakıldı. Üzerinden bir ay geçmeden, Göç idaresine imza vermek için gittiğinde, bu sefer de "G-87 belası"ndan tekrar alındı.
Şimdiye kadar yapılan idari işlemler için;
-Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusunda "hak ihlali" tespiti,
-Idare Mahkemesinde 4 defa "sınırdışı kararı iptali" kararı ve
-2 defa uluslarası koruma başvurusunun reddine ilişkin davada iptal kararı,
-2 defa savcılıkça KYOK kararı
- 3 defa Sulh ceza hakimliğince, idari gözetimin sonlandırılması kararı verildi.
Hepsinde, "ülkesine gönderilmesinde hayati risk" olduğu, aile ve ikamet sahibi olduğu belirtiliyor.
Beşinci defadır (yaklaşık 4 aydır) geri gönderme merkezinde.
Sınırdışı edilmesi mümkün değilse (yargı kararları da bunu söylüyorsa);
Bir suça karışmadıysa,
Yasal oturumu varsa,
Düzenli olarak imza veriyorsa,
Çağrıldığında göç idaresine geliyorsa,
Niye aylarca idari gözetimde tutulur, çoluk çocuğu, hayatı perişan edilir?
@TC_icisleri@mustafaciftcitr@mselamiyazici@Gocidaresi@kocaelivaliligi
🔴 3 aydır Kocaeli Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan Kafkas Türkü Magomednabi Nabiev’in serbest bırakılması için kampanya başlatıldı.
5 çocuk babası Nabiev, 11 yıldır Türkiye’de 'uluslararası koruma başvuru sahibi' statüsüyle ikamet ediyordu.
"Me han bloqueado todas las tarjetas por emitir la orden de arresto contra Netanyahu, no puede comprar ni tomar un avión ni alquilar una habitación de hotel".
Nicolas Gouyou, juez francés de la Corte Penal Internacional, quien emitió una orden de arresto contra Netanyahu, afirma que "Israel" y EEUU han bloqueado todas sus cuentas y están hundiéndole la vida solo por intentar que el sionismo rinda cuenta.
Esta es su "justicia internacional" donde los pocos jueces que intenten hacer rendir cuentas a "Israel" son perseguidos y hundidos por el sionismo, todo esto de los tribunales internacionales es una farsa que solo sirve para perseguir a países enemigos de EEUU.
"Israel envió a mi casa a 2 tipos para ofrecerme un sobre con 500 dólares para que dejase de investigar sus crímenes en Palestina. Después el jefe del Mossad, Yossi Cohen, me amenazó a mi y a mi familia para que dejase de investigar a Israel"
Fatou Bensouda, ex fiscal jefe de la Corte Penal Internacional, denuncia las amenazas y el intento de soborno que "Israel" le hizo para que parase de investigar sus crímenes en Palestina.
En esta entrevista, Fatou cuenta cómo los sionistas controlan a los jueces internacionales, a través de las amenazas y los sobornos, al igual que el imperio de EEUU, que bloqueó sus cuentas bancarias y le hizo la vida imposible por intentar juzgar sus crímenes.
Así funciona el mundo capitalista, los poderosos controlan a los jueces para que no les juzguen y solo persigan a sus enemigos, todo es corrupción y mafia.
Kurban bayramınız mübarek olsun.
Heyecanla gelen Bayramın arifesinde mezarlıkta ölmüşleri ziyaret etmek; sevdiklerimizle toplandığımız Bayram gününde hayvan kesimi ile ölüme şahit olmak ve ölümü derinden hissetmek; hayatın olağan akışında bizi sarsan, normal akışın dışında düşünmeye zorlayan bir olay.
Hem düğün hem cenaze kıvamında.
Her gün TV'lerde izlediğimiz ve normalleştirilen ölümlerden, katliamlardan, savaşlardan bizi ayıltan ve sorgulatan bir bayram...
Sevdiklerinizle nice güzel bayramlar dilerim.
🇮🇱🇵🇸 Un profesor israelí de Estudios del Holocausto, con casi 30 años de experiencia investigando genocidios y violencia estatal, rompió el silencio.
“Mi nombre es Amos Goldberg. Soy profesor israelí. He dedicado casi tres décadas a estudiar el Holocausto, el genocidio y la violencia masiva.
Después de todo lo que he investigado y enseñado… lo que Israel está haciendo en Gaza es un genocidio.”
Amos Goldberg no es un activista cualquiera. Es un académico reconocido dentro de Israel, especialista en uno de los temas más sensibles para la sociedad israelí.
Su declaración tiene un peso enorme porque no viene desde la izquierda radical ni desde el activismo palestino, sino desde alguien que ha pasado su vida estudiando cómo se construyen y justifican los genocidios.
Cuando un experto israelí en Holocausto usa esa palabra con conocimiento de causa, está rompiendo uno de los tabúes más fuertes dentro de su propia sociedad: comparar las acciones del Estado de Israel con los patrones históricos que él mismo ha estudiado.
Esto demuestra que la acusación de genocidio no es solo una posición política, sino que también está siendo reconocida por voces académicas serias dentro de Israel.
¿Por qué crees que declaraciones como las de Amos Goldberg son tan importantes para romper la narrativa dominante?
¿Crees que más académicos e intelectuales israelíes se atreverán a hablar con esta claridad?
Göç idaresi uygulamalarını eleştirenler Alman Vakıfları değil, Akparti'nin en kemik tabanı veya en "yerli ve milli" kuruluşlar!
Eleştirinin temelinde, Türkiyede hukuki koruma altında olan ve korunması gereken, siyasi-dini nedenlerle sığınmış kişilerin Rus, Çin veya diğer baskıcı ülkelerden gelen istihbari bilgi esas alınarak sakıncalı sayılmaları, kod ve deportla hayatlarının çekilmez hale getirilmesi.
Türkiyeyle tarihsel bağları olan bölgelerden gelen bu dini-siyasi sığınmacılar, Türkiyede sırf menşe ülkesinin istihbari bilgisi üzerinden, şiddet, savaş veya çatışma ile bir ilgisi olmadığı halde, "Yabancı Terörist Savaşçı" YTS kodu konularak kriminalize ediliyor, terörist muamelesi ediliyor. İdarede ve yargıda bu karalamayı temizlemek imkansız gibi, başarsanız bile yaklaşık 10 seneyi alıyor.
Buna karşılık Ukrayna'da savaşan paralı askerler veya Gazze'de soykırıma katılan, sivilleri katleden kişiler hakkında böyle bir kod konulduğuna henüz denk gelmedim, duymadım.
Sadece dindar ve müslüman sığınmacılar için yapılan bu ayrımcı politikilar başka bir ülkede olsa, "islamofobi" veya "Turkofobi" olarak adlandırılırdı.
Konunun esasının, Bin Ladin'le veya koruması ile ilgisi yok; Alman vakıfları ile hiç yok. Konu, ülkesinde dini ve siyasi baskı nedeniyle Türkiyeye sığınmış kişilere insanca davranmak, Türkiyenin hukukuna, sosyolojisine ve tarihine yaraşır bir göç politikası uygulamak...
Biz de, kamu güvenliği iddiasıyla verilen sınırdışı kararını ve özellikle de güvenlik tahdit kodunu denetleyen mahkeme, "sadece istihbari bilgi varsa sınırdışı edilmesi için yeterlidir" der. Asla sorgulamaz, işlemi denetlemez, yani muhakeme yapmaz.
(Ankara'da göç davalarına bakan göç ihtisas mahkemesinin son yıllardaki bu duruşu nedeniyle, "teknik olarak mahkeme vasfında olmadığı" ifade edilir. Güvenlik tahdit kodlarına dava açmak teorik olarak mümkünse de, pratikte neredeyse bütün davalar reddediliyor).
Sağolsun Göç idaresinin hukuk müşaviri, ilgili hakimlere eğitim-brifing verir, birebir ziyaret yapar, olmadı heyet değiştirilir.
Rusyadan, Çinden, daha önce Esad'dan gelen bilgiler, istihbarat tarafından doğrulanmadan, "analiz edilmeden" tahdit veri girişi yapılır.
İstihbarat ANALİZ yapmazsa, yargı MUHAKEME yapmazsa göç hukukunda adaleti, doğruyu bulmak; kuruyu yaştan ayırmak mümkün olmaz, göç politikası zulüm çarkına döner.
Geri gönderme yasağı, sadece yasada, makalelerde kalırsa, insanlar sosyal medya üzerinden ADALETİ arar hale gelir.
Not: Biz de, bir dava da Usame Bin Ladin'in ismi geçiyorsa, (davacı, Bin Ladin'den nefret bile ediyorsa) mahkemenin olumlu karar vermesinin "ihtimali olmaz".
🔴 Arap bir yorumcunun paylaşımı:
Usame bin Ladin’in eski koruması olan Tunus asıllı Sami el-Aydudi, Bin Ladin’in ölümünden sonra Almanya’ya taşındı.
Oturum izni aldı ve camilerde imamlık yapıp dini dersler vermeye başladı.
Alman hükümeti onun varlığından son derece rahatsız oldu.
İstihbarat servisleri, aleyhinde hiçbir delil bulunamaması nedeniyle defalarca ona suç isnat etmeye çalıştıysa da başaramadı.
Temmuz 2018'de polis, küçük bir taşra mahkemesindeki hakimden onun sınır dışı edilmesi için karar çıkarmasını talep etti.
Ancak hakim bu talebi kesin bir dille reddederek şöyle dedi:
"Şu iki şart yerine getirilmediği sürece bunu yapamam: Teröre teşvik ettiğine dair kesin deliller ve Tunus hükümetinden ona işkence yapılmayacağına veya öldürülmeyeceğine dair kesin bir taahhüt."
Buna rağmen İçişleri Bakanlığı hakimin kararını görmezden geldi ve 13 Temmuz 2018'de adamı tutuklayıp Tunus'a sınır dışı etti.
Hakim durumu öğrendiğinde davayı en üst mercilere taşıdı. Bu durum, emniyet teşkilatındaki 7 üst düzey yönetici üzerinde büyük bir baskı oluşturdu.
Hatta hakim, İçişleri Bakanı'nı, adamı derhal geri getirmemesi halinde dokunulmazlığını kaldırmak ve hapse attırmakla tehdit etti.
Sonunda Bakanlık boyun eğdi. Şahsı özel bir uçakla, çok yüksek bir maliyetle Tunus'tan Almanya'ya geri getirdi, kendisinden resmen özür diledi ve maddi tazminat ödedi.
İşte kanun her şeyin üzerinde tutulduğunda böyle olur.
Yüksek lisans öğrencisi olmak ve Turgut Tarhanlı'dan ders almaktan onur duyduğum, insan hakları ve göç hukuku konusunda şahsen çok şey öğrendiğim Bilgi Üniversitesi'nin kapatılması "Türkiye için büyük bir kayıp" olmaktan başka bir şey olmazdı.
Vakfa kayyım atanması, köklü ve önemli bir eğitim bir kurumunun kapatılmasının sebebi olmamalı.
Buruk da olsa sevinçli bir haber oldu, kapatılmaması.
Umarım farklı ve özgürlükçü çizgisi ile, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri olarak yüzyıllarca devam etsin.
@BiLGiOfficial