Çevre ve Şehircilik Bakanı sayın Murat Kurum ve İzmir Belediyesi Başkanı sayın Lâl Denizli.
Size kendi çektiğim görüntülerle İFŞA EDİYORUM. SAHİL MİLLETİNDİR VE KAPATILAMAZ.
BUNLAR GİRİŞTE VATANDAŞA HARCAMA KOTASI BELİRLİYOR. BU ÜLKE BUNLARIN BABASININ ÇİFTLİĞİ Mİ?
BU İŞLETMELER TÜM SAHİLİ KAPATIP İNSANLARDAN PARA TALEP EDİYOR. BURAYA MÜDAHALE EDECEK MİSİNİZ? YOKSA İZLEYECEK MİSİNİZ? TÜM SAHİLLERİ BÖYLE TEK TEK İFŞA EDECEĞİM.
ADAMINA GÖRE Mİ İŞ YAPIYORSUNUZ YOKSA BU MİLLETE Mİ HERKES GÖRSÜN. @murat_kurum@laldenizlicesme@ticaret@memetsimsek
İnsanın duyguları sonsuz bir rezerve sahip değildir; onlarca kişiye aynı derinlikle paylaştırılamaz. Hayatımıza giren her insan, duygularımızdan ve masumiyetimizden bir parça tüketerek bizi eksiltir, dönüştürür.
Birine saf ve içten bir bağla bağlanabilmek için "duygusal diyetler" yapmak bir mecburiyettir. Rastgele ilişkiler yaşamak ve sürekli yeni arayışlar içinde olmak, zamanla ciddi bir ruhsal yozlaşmaya yol açar. Bir noktadan sonra insan kimseye karşı bir şey hissedemez hale gelir; sadakat duygusu körelir ve birini gerçekten ciddiye alıp ona sımsıkı tutunmak imkansızlaşır.
Bu tükenmişlik hali, kişinin hayata karşı hevesini de kırar. Artık hiçbir şeyden eskisi gibi keyif alamaz ve hayatındaki insanlara da huzur veremez olur.
Bu nedenle insanın kendisine sınırlar çizmesi ve belli kriterler koyması, aslında en başta kendisine yapacağı büyük bir iyiliktir. Hayatındaki kişiyi eksiğiyle, fazlasıyla içselleştirmek ve kolayca vazgeçmemek; hayattan yüksek tatmin almak ve gerçek bir amaç edinmek için şarttır.
Aksi halde, masumiyet yanlış ellerde tüketildiğinde, doğru kişi karşınıza çıksa bile ona bağlanamazsınız. Bir amaç bulamamanın getirdiği huzursuzlukla, bir oradan bir buraya savrulur ve ulaştığınız her yere beraberinizde yalnızca soğuk rüzgarlar taşırsınız.
Duygusal yozlaşmalar insanı ahlaki yozlaşmalardan bile daha hızlı tüketir. Çünkü duygu kaybının telafisi yoktur, insanın tüm nitelikli yönlerini yok eder...
Kimsenin haberi olmadan büyük sıkıntılar yaşadığınızda, çektiğiniz derin acılar, utandıran ahlaksızlara da sizi sürükler. Her şeyi atlatıp eski hayatınıza geri döndüğünüzde, sizin dışınızda her şey aynı bile olsa, siz hiçbir zaman aynı olamazsınız.
İçinizde yenemediğiniz savaşlar verirken bir de sizi anlamayan en yakınlarınızın sizi bir tehdit görmesiyle imtihan olursunuz. Aldığınız nefes solunum yapmanıza yetmez ve boğuluyormuş gibi hissedersiniz. Kalbiniz duygu yükünü taşıyamaz ve kendi içinizde kendinizi kaybedersiniz...
BROTHERS (2009) - Jim Sheridan
İlişkilerde devamlı erkeğin yetersiz olduğu, mutluluğun sadece erkeğin çabasıyla gerçekleşebileceği, iyi söz ve güzel davranışı önce erkeğin başlatması gerektiği, kavgada ve tartışmada hep erkeğin alttan alması gerektiği, kadının mutsuzluğunu ve huysuzluğunu sürekli sezip ona göre davranması gerektiği ile ilgili sosyal medya içerikleri (özellikle de instagram) bütün ilişkilerin katilidir.
Kardeşim, siz bu ülkenin yakın tarihi hakkında hiç mi bir şey bilmiyorsunuz ya? Bu ruh hastası megalomanın nasıl bir şizofren olduğunu hiç mi takip etmediniz de iki gündür şaşırıyorsunuz sitede?
Bu piç, güçlü olduǧunda pkk'nın ilahıyım, Kürtlerin peygamberiyim der işler ters gittiğinde de kendini soyutlar üçüncü bir aktör gibi sayar, savaş var dizginlemeye durdurmaya çalışıyorum katliamları zart zurt arkadaş yapmış diye ağlar.
Fatih Altaylı niye sarkastik şekilde soruyor biliyor musun? Ben sana diyeyim; 1990-1994 arası her Allahın günü Türkiye'de katliamlarını övgüyle anlatan meydan okuyan, 95-96 arası her gün Türk milletini tehdit eden bu eleman, o '97 gününde Lübnan'da Suriye Muhaberat yetkilisinin tasmalı köpeği gibi Altaylının önüne çıkarılıyor, takımlar giyilmiş siyasetçi gibi konuşmaya çalışıyor. Belli ki TRT'den Mesut Yılmaz'ın meclis konuşmaları dinlenmiş (kendisi dinledim diyor), Susurluk hakkında duyduklarını papağan gibi tekrarlıyor, buradaki cahil itler de "vay be analiz" diye inliyor. Güler misin aǧlar mısın?
Peki neden süt dökmüş kedi gibi? Çünkü '93 sonrası aşama aşama yok edilmiş, Irak'a itilmiş. Bu röportaj esnasında Çekiç Harekatı var! Irak'a girmiş TSK, içinden geçiyorlar, örgütü dağılıyor! Hatta Şemdin Sakık'ın bundan bir yıl sonra teslim olması da bundandır!
Yahu el insaf! Bundan bir yıl önce PKK resmen canlı bomba kullanmaya başladı! Haziran '96 Tunceli'de başlayarak; Adana, Sivas, İstanbul'da canlı bombalarla onlarca polis, asker, sivil çocuk şehit oldu! TSK Irak'a girince barış meleği yine ağlamaya başladı. Ankara'da bira içmek isteyen yarrak bu sözünden 6 ay önce oraya canlı bomba gönderiyor. Altaylı'nın "vay gözlerim yaşardı" diye takılması bundandır. Bu piçin de meşru olma, hatta siyaset yapayım meclise gireyim Kürdistan istemiyoruz dönüşü de bundandır!
Öyle ki Altaylı Türkiye'ye dönünce İstanbul'da MIT tarafından ağırlandı. Düşünceleri sorulduğunda; "Bıkmış, umutsuz. Bölge Valiliği verseniz koşa koşa gelir, ama korkarım ki bölge halkına zulmeder. Köyüne muhtar olsa bile ona yeter." diyor. Ve yayınlanmayan bu röportajı MİT'e teslim ediyor. Ne hikmetse, Altaylının teslim ettiği kaset, tıpkı bu sene çıkan Imralı Notları gibi, Ruşen Çakır/Medyascope tarafından yayınlanıyor :D
Şimdi anladın mı bu soruyu ve bu eziğin durumunu? Daha da önemlisi şu; Barış diye inleyen bu köpek, TSK Irak'tan çekilir çekilmez 1998'de Canlı Bomba saldırılarına devam etti. İstanbul, Yüksekova, Lice, Taksim Meydanı, Bingöl, Başkale, Seyhan vs.
Bunu alttan alta savunan bütün gazetecilerin sesini kesmiştir o yıl. Bu kabus ne zaman mı bitti? Ensesinden tutulup it gibi mahkemeye çıkarılana kadar. O mahkemede "Pişmanım devletimin yanındayım!" dedi ve "Bakın geçen sene Altaylıyla yaptığım Röportaj var, Altaylı tanık olsun!" dedi. Ancak elbette 1984-1997 arası 13 yıllık azılı terörizm, yakalanmadan bir yıl önce verdiği bir röportajla aklanmadı. Son pişmanlık neye yarar? Değil mi?
Sırrı Süreya Önder: “Chp bizden kendilerini desteklememizi istedi, bunu da gizlice yapmamızı istediler.”
Öcalan: “Sırrı, sinema konusunda benden faydalanabilirsin politikasız sanat olmaz. Politika olursa hepsi olur”