Eray Güçlüer:
▪️KAAN motorunun 10-15 yıllık geçmişi var. Devlet o dönem 1,5 milyar dolarlık bütçe ayırıyor.
▪️Bu parayla çok sayıda motor yapıyorlar. (Test sırasında) O kadar çok yükleniyorlar ki motorlar parçalanıyor.
▪️8-10 motor sonrasında tüm gerilimlere dayanacak bir motor geliştirip nihaî halini veriyorlar.
▪️Hatırlarsanız YILDIRIMHAN'ın yanında 42 bin librelik GÜÇHAN adlı motor vardı.
▪️Tıpkı onun gibi TF35000 de yapıldı, laboratuvar testleri bitti. En son gittiğimde bu motoru gördüm.
▪️TF35000, F110'dan daha büyük. Millî motorun KAAN'a takılması için ekipler uçakta ne gibi modifikasyonlar yapılacağını çalışıyor.
Taha Hüseyin Karagöz Ahbap'ın İçinden Tb2 Bayraktar Gibi Geçmiş
“Dün Devlet yok,AHBAP var diyorlardı"
"Çocukların ayakkabısı yok ayakkabı alıyor,evleri olmayana çadır alıyor diyorlardı"
"Bugün devletin deprem bölgesine yaptıkları ortada,peki AHBAP’a giden,7 milyar nerede?”
Bu iki alçağın analarından emdiği süt burunlarından fitil fitil getirilmezse yuh olsun bize.
Nasıl böylesine acımasız ve vicdansız oldu bu insan suretindeki yaratıklar?
📌Bahçelievler ve Madımak Oteli olaylarından bahsediyor ama..
*
Başbağlar'da intikam için bir köyün yakıldığını ve bütün erkeklerinin katledildiğini muhtemelen gizliyor.
*
Recai Kutan'dan bile haberi var ama sürekli Tayyip Erdoğan'ın gitmekte olduğunu söylüyor.
*
Uyuşturucu kullanamadığı için hayıflanıyor ama dindar ailelerin seküler çocuklarını içki ve fuhuş batağında lanse ediyor.
*
Emin olun Tayyip Erdoğan'a "diktatör" dediği kısım, gösterinin en masum olan yeri.
*
Buram buram psikolojik harp kokan bu stand up'ın tekstini Fatih Altaylı ile Celal Şengör yazsa ancak bu kadar olurdu‼️
*
Dehşetle izledim...
CHP'nin en büyük skandallarından biridir bu anlatacağım olay!
Hani şu “Seyfi Dede” diye bilinen, mezhepçi Seyfi Oktay var ya… Onun 5000 hâkim-savcı ataması bile bunun yanında hafif kalır. Bu var ya, ondan da beter bir kadrolaşma hikâyesi!
Sene 1978… Başbakan Ecevit sahnede! “Muhteşem” bir hamle yapıyor sözde… İdeolojik kadro kuracağız diye tam 76 bin lise mezununu alıp, sadece 45 günde “eğittik” deyip öğretmen yapıyorlar. İyi de kardeşim, ne eğitimi? Milletin çoğu o 45 günü bile doğru düzgün görmemiş. Sınava başkasını sokup geçen var! O dönemi yaşayan biri anlatıyor, “felaketti” diyor… Adam haklı!
Bak şimdi iyi dinle… Bu 76 bin kişi var ya, az buz değil. O zamanın öğretmen sayısının üçte birinden fazlası! Bunların yetiştirdiği öğrencileri düşün… Resmen tarlayı sürmüşler! 1978’de giren 2010’a kadar sistemde kalmış. Yetiştirdikleri kim olmuş? Öğretmen, doktor, asker, polis… Yani olay tek seferlik değil, nesilden nesile giden zincir!
Hatta Süleyman Demirel bile dayanamamış, patlatmış lafı: “45 günde hıyar bile yetişmez!” diye. Vallahi cuk oturmuş!
İşte sana eğitimde “hızlı yetiştirme” mucizesi!
CHP varsa her şey mümkün kardeşim! Ne diyelim… İroninin böylesi!
📌Kaçırılan belediye bürokratı ve İstanbul'un kayıp altınları!
▪️Adını tam koyamadığınız, sebebini anlayamadığımız, argo tabiriyle karışık-kuruşuk işleri anlatırken "Film gibi" klişesini kullanmayı severiz.
▪️İBB iştiraklerinden Kültür A.Ş.‘nin Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın evinin önünden çocuklarının gözleri önünde kaçırılması ve sonrasında yaşananlar da tam bir film senaryosunu andırıyor.
▪️Karaal'ın ifadesinden öğreniyoruz ki; kaçıranlar kendisine “Kültür A.Ş.‘nin başındaki sensin, sende çok para vardır” diyerek önce 300, ardından 500 kilogram altının yerini soruyor!!
▪️Sıfatı "Genel Müdür Yardımcısı" da olsa, bir belediye bürokratından 500 kilo altın istenmesi, altınların yerinin sorulması enteresan.
▪️Demek ki, doğru olmasa bile böyle bir şehir efsanesi belediye koridorlarında kulaktan kulağa fısıldanıyor!
▪️İBB davasında yargılanan bir belediye bürokratına bu soruyu soranların istihbaratı nereden ve kimden acaba? Belli ki, bir yerlerde saklanan altınlar ve yüklü paralar olduğuna dair bir duyum-kanaate sahipler!
▪️Bu arada...3739 sayfalık İBB iddianamesinin 300 sayfası Kültür A.Ş'deki ihale yolsuzluğu iddialarından oluşuyor! Kaçırılan bürokrat da bu kurumun başındaki isim!
▪️Yani 17 Haziran akşamı yaşanan olayın ayrıntıları, sıradan bir fidye vakasının çok ötesine işaret ediyor.
▪️Çünkü Erhan Karaal sıradan bir bürokrat değil. Aynı zamanda Ekrem İmamoğlu’nun da sanıkları arasında bulunduğu İBB davasında yargılanan isimlerden biri.
▪️Avukatının “olayın Kültür A.Ş.’deki ihale süreçleriyle bağlantılı olabileceği şüphesi üzerinde durdukları " açıklaması ise soruşturmaya bambaşka bir pencere açıyor.
▪️Bütün bu detaylar ışığında iki ihtimal öne çıkıyor!
▪️Ya Karaal'ın konuşması ve bildiklerini anlatması istenmiyor..Kendisine "Konuşursan yanarsın" uyarısı verildi.
▪️Ya da birileri İstanbul'da bir yerlerde saklandığına inandıkları yüklü miktardaki para ve altının peşinde...
▪️Şimdi soru şu: İstanbul'da bir nevi "Para-altın deposu" olarak kullanılan yerler varsa..Ve gaspçılar, mafyatik yapılar bu para-altının peşine düştüyse..
. O paraları istifleyen kim? O paralar nasıl ve hangi yöntemlerle ve ne için depolandı?
▪️Bu filmin finali çok renkli olacak gibi..
#URGENTE Representante de la Cámara de EE.UU. Thomas Massie:
“Anoche recibí una memoria USB que contiene la lista completa de archivos pertenecientes a Jeffrey Epstein. Todo está ahí: cada multimillonario, cada donante de campañas, cada persona.
Ahora déjeme explicar por qué no han oído nada sobre esto en los medios.
Porque todos están ahí dentro. Harán todo lo posible para evitar que estos documentos se hagan públicos.
Epstein fue mucho más que solo un pedófilo; era un activo de inteligencia. Formaba parte de una operación de chantaje utilizada para controlar a multimillonarios, políticos y líderes mundiales.
Si esta lista alguna vez ve la luz del día, el sistema tal como lo conocemos colapsará. El público tiene derecho a saber la verdad, y no tengo miedo de compartirla.”
Parece que un terremoto político podría estar por llegar. Trump tendra que ser detenido.
Munzur Üniversitesi’nde skandal gösteri: Başkan Erdoğan, Bahçeli ve dini değerler hedef alındı
Tunceli Munzur Üniversitesi’nde oyuncu Bülent Emrah Parlak ve eski TİP milletvekili Barış Atay tarafından sahnelenen "Sabotaj" adlı gösteri, devlet büyüklerini, milli ve dini değerleri hedef alan büyük bir skandala dönüştü.
Karaman Valiliği’nin daha önce izin vermediği ancak Munzur Üniversitesi çatısı altında sahne bulan oyunda, Başkan Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik ağır ifadelerin yanı sıra Rabia işareti ve dini değerlerle alay edildi, Sivas ve Erzurum halkı ise potansiyel suçlu gibi gösterildi.
Üniversite çatısı altında imza atılan skandal büyük tepki çekti.
Gazeteci Nuray Başaran, eski Fetöcü Enis Uludemir'le çarpıcı bir röportaj yaptı:
“Manisa'da 2008'de siyasete sokulacak isimlerin listesini ben hazırladım.
Özgür Özel'e 'eczacı' kod adını ben verdim.
Özgür Özel' i o zamana kadar Manisa'da kimse tanımazdı.
Eşi Didem Hanım'ın Fetöcü ablalarla arası iyiydi.
Hâlâ tüm Fetöcüler, onun eczanesinden ilaç alır.
Biz Özgür Özel'i CHP'ye yerleştirmeyi uygun gördük.
CHP yerine MHP de olabilirdi.
Nevşin Mengü'nün babası Şahin Mengü, Bülent Arınç nedeniyle Özgür Özel'in elinden tutup CHP'ye götürdü.”
⚫️CHP'li Berhan Şimşek TV 100 kanalında 4 tane gazeteci karşısında yüzde 60'ı doğru yüzde 40'ı yanlış bilgilerle tek kale siyasi maç oynuyor, bir gazeteci de çıkıp ''o öyle değil, aslında doğrusu bu'' diyemiyor iyi mi?
⚫️YÜZ'ÜK
CHP'li Berhan Şimşek, Erdoğan'ın siyasete girdiğindeki tek mal varlığının parmağındaki yüzük olduğunu söylediğini iddia etti ama bu söylem tamamen yalan, yanlış ve iftiradan ibaretti.
Berhan Şimşek'in karşısındaki 4 gazeteciden biri de çıkıp ''BU İFTİRADIR'' diyemedi!
Kılıçdaroğlu'na oy verdiniz!
Sonra dönüp "hain, kandırıldık" dediniz.
Haluk Levent'e yardım paraları verdiniz!
Haluk birkaç gün önce 70 Milyon TL'lik karşılıksız çek verdiği için mahkeme tarafından ceza aldı.
Aynı şeyleri düşünmesek de size yazık kardeşim!
İlk Namazım
İslam'ı kabul ettiğim gün caminin imamı bana namazın nasıl kılınacağını anlatan küçük bir kitapçık verdi. Ancak Müslüman öğrencilerin bana sürekli, "Kendini zorlama, yavaş yavaş başla, acele etme" demelerine şaşırdım. İçimden, "Namaz bu kadar zor mu?" diye düşündüm. Onların tavsiyelerine aldırmadan beş vakit namazı hemen kılmaya karar verdim.
O gece loş ışıklı küçük odamda uzun süre oturup namazın hareketlerini, okuyacağım ayetleri ve duaları tekrar ettim. Okuyacaklarımın çoğu Arapça olduğu için hem Arapça telaffuzlarını hem de İngilizce anlamlarını ezberlemem gerekiyordu. Saatlerce çalıştıktan sonra ilk namazımı kılacak cesareti kendimde buldum.
Gece yarısına yaklaşmıştı. Yatsı namazını kılmaya karar verdim. Abdest tarifinin olduğu sayfayı lavabonun kenarına açıp adım adım uyguladım. Abdestimi bitirince, kitapçıkta tavsiye edildiği gibi kurulanmadan odama döndüm. Ortada durup kıble olduğunu düşündüğüm yöne yöneldim.
Önce kapının kilitli olduğundan emin oldum. Derin bir nefes aldım, ellerimi kaldırıp sessizce, "Allahu Ekber" dedim. Kimsenin beni duymasını istemiyordum. Hatta birinin beni gözetlediği endişesini taşıyordum.
Birden perdelerin açık olduğunu fark ettim. "Ya komşular beni görürse?" diye düşündüm. Hemen pencereye gidip dışarı baktım. Kimseyi göremeyince perdeleri kapattım ve tekrar yerime geçtim.
Yeniden tekbir aldım. Fatiha'yı yavaş ve kekeleye kekeleye okudum. Ardından kısa bir sure okudum. O geceki okuyuşumu bir Arap duysaydı muhtemelen hiçbir şey anlamazdı. Sonra rükûya eğildim. Hayatımda hiç kimsenin önünde eğilmemiştim. Bu yüzden odada yalnız olmama sevindim. Rükûda birkaç kez "Sübhâne Rabbiye'l-Azîm" dedim. Ayağa kalkıp "Semiallâhü limen hamideh, Rabbena lekel hamd" dedim.
Kalbim hızla çarpıyordu. Ardından secde vakti geldi.
Olduğum yerde donup kaldım.
Yüzümü yere koymaya kendimi bir türlü ikna edemiyordum. Burnumu yere koyup Rabbimin huzurunda kul olarak secde etmek nefsime çok ağır geliyordu. Bacaklarım sanki kilitlenmişti. Büyük bir utanç hissediyordum. Arkadaşlarımın benimle alay ettiğini hayal ediyordum. Sanki, "Yazık Jeffrey'e... San Francisco'da Araplar onu değiştirmiş." dediklerini duyuyordum.
İçimden, "Allah'ım, lütfen bana yardım et." diye dua ettim.
Derin bir nefes aldım ve kendimi secdeye zorladım.
Dört uzvumun üzerine indim. Birkaç saniye duraksadıktan sonra alnımı halıya koydum. Zihnimi boşaltıp üç kez "Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ" dedim. Sonra tekbir getirerek oturdum, tekrar secdeye vardım ve aynı zikri tekrarladım. O an tek düşüncem namazı tamamlamaktı.
Ayağa kalktığımda kendi kendime, "Daha önünde üç rekât var." dedim. Namazın geri kalanında nefsim ve gururumla mücadele ettim.
Fakat her rekât bir öncekinden daha kolay geçti. Son secdeye vardığımda ise içimde tarif edilemez bir huzur vardı. Son oturuşta tahiyyatı okudum, ardından sağıma ve soluma selam verdim.
Yorgunluktan bitkin düşmüş halde yerde oturmaya devam ettim ve biraz önce yaşadığım o büyük iç mücadeleyi düşünmeye başladım.
Matematik profesörü kardeşimiz Jeffrey Lang...
Allah onu dininde sabit kılsın, imanını kuvvetlendirsin ve hayır üzere daim eylesin. Âmin. 🤲
@inpic0