Bazı sözler vardır; sahibini anlatır, niyetini ele verir. “100 yıllık narkoz” ifadesi de tam olarak böyle bir itiraftır. Bu sözler; aklın değil önyargının, muhakemenin değil ideolojik körlüğün dışavurumudur. Çünkü küçümsenmeye çalışılan şey, gerçekte hâlâ hazmedilemeyen büyük bir uyanıştır.
Onlar, cehaletin karanlığından kurtulup fikri hür nesiller yetiştirmeyi “narkoz” sanıyor; biz buna uyanış diyoruz. Onlar, kul olmayı fıtrat, biat etmeyi meziyet sayan bir düzeni özlüyor. Biz ise aklın ve bilimin rehberliğinde ayağa kalkmış bir milletin iradesini savunuyoruz.
“Narkoz” diye karalanan şey; bu toprakların makûs talihini yenen, tebaayı yurttaş yapan devrimci ruhtur. Sizin rüyanız bu ülkenin kâbusudur; bizim uyanışımız ise Cumhuriyet’in en güçlü teminatıdır.
Bu söz, bir zihniyetin maskesinin düştüğü andır. Cumhuriyet karşıtlığının açık ilanı, ideolojik husumetin inkâr edilemez belgesidir. Bu yüzden hedef aldıkları o uyanışı doğru tanımlamak gerekir.
O uyanış; kulluktan yurttaşlığa geçilen, biatin yerini aklın aldığı tarihsel bir kırılma anıdır. “Diriliş” diye sunulan hayal ise yeni değildir; sorgulamayan, itiraz etmeyen, verilenle yetinen bir toplum özleminin güncellenmiş hâlidir. Emek yerine itaati, hak yerine sadakati esas alan bir düzen anlayışıdır.
Emekçi hakları gasp edilirken susanlardan, makam ve paye peşinde koşanlardan, saray kapılarında el pençe duranlardan, üyesi yoksulken yöneticileri zenginleşenlerden, sefalet zamlarına alkış tutanlardan sendikacı olmaz; olsa olsa figüran olur.
“100 yıllık narkoz” dedikleri şey; eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin adıdır. Haksızlığa karşı hakkın, hukuksuzluğa karşı adaletin adıdır. Çünkü o dönüşüm, itaati değil özgürlüğü; biatı değil aklı büyütmüştür.
Açıkça söylemek gerekir ki; içinde zerre kadar Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sevgi, saygı ve bağlılık taşıyan hiç kimse bu anlayışın olduğu zeminde duramaz. Bu zemin, “sarı sendika” denildiğinde herkesin aklına gelen o malum çizgidir. Cumhuriyet’e bağlı olanların yeri orası değildir; ne orada kalınır ne de oraya üye olunur.
Bizim yolumuz nettir:
Eğitim, Cumhuriyet’in temelidir.
Emek mücadelesiyle Cumhuriyet ve aydınlanma mücadelesi ayrılmaz bir bütündür.
Biz talimatı saraydan değil,
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten alıyoruz.
O nedenle;
Biz asla susmayız.
Asla boyun eğmeyiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’ten asla vazgeçmeyiz.
Siz, tarihin işbirlikçileri gibi geçicisiniz.
Cumhuriyet kalıcıdır.
İlelebet Cumhuriyet!
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, Cumhuriyet devrimlerimizin ışığında; kadınları yok sayan gerici zihniyete karşı okulda, sokakta, iş yerlerinde sesimizi yükseltiyoruz.
Eğitim-İş olarak; verdiğimiz laik, bilimsel, çağdaş ve karma eğitim mücadelemizle kız çocuklarımızın üzerindeki karanlığı aydınlatacak, eşit ve özgür bir geleceği inşa edeceğiz.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!
Cumhuriyeti, emeği ve laikliği savunan bir sendikayı susturmak isteyenler bilsin:
Bu mücadele sansürle durmaz.
Eğitim-İş susmaz, susturulamaz!
#EgitimisSusmayacak
Öncülük ettiği en önemli eylemlerden biri Samsun’dan Ankara’ya düzenlenen “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” olan darbe hukuku ile asılan Deniz Gezmiş’i anmak suç değildir.
Suç olan, ifade özgürlüğünü yasaklamaktır.
#EgitimisSusmayacak
Sendikamız Eğitim-İş’in resmi X hesabına yönelik hukuki olmayan, açıkça siyasi nitelik taşıyan erişim engeline ilişkin yaptığımız açıklama:
“Öncülük ettiği en önemli eylemlerden biri Samsun’dan Ankara’ya düzenlenen, elinde Türk bayrağıyla ‘Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü’ olan; kısacık ömrüne bir antiemperyalist mücadele destanı sığdıran ve dimdik gittiği darağacında bile ‘Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye’ diye haykıran Deniz Gezmiş mi teröristtir?
Terörist görmek isteyenler; Deniz Gezmiş’e değil, bu ülkede elini kolunu sallayarak dolaşan IŞİD artıklarıyla, ‘ne istedilerse verildiği’ için palazlanıp darbeye kalkışan FETÖ yapılanmalarıyla, anayasal düzeni hedef alarak şeriat devleti kurma hayaliyle örgütlenen tarikat ve cemaatlerle yüzleşmelidir.”
Sendikal mücadele engellenemez!
Eğitim-İş susmaz, susturulamaz!
Bu süreçte yeni hesabımız @egitimisorg
Şanlıurfa / Eyyübiye’de öğretmenler ve eğitim çalışanları açıkça mağdur edilmiştir.
Ek ders ödemeleri neden yapılmıyor?
Yetkililerden acil açıklama ve ödeme talep ediyoruz.
Şanlıurfa milletvekillerine sesleniyoruz: Eyyübiye'deki ek ders ödemeleri gerçekleştirilmedi.
Konunun çözümü için takipçi olmanızı bekliyoruz.
@herkesicinCHP@Akparti@DEMGenelMerkezi@iyiparti@rprefahpartisi@MHP_Bilgi@anahtarparti
Türkiye’nin ekonomik gerçekliği ile uyuşmadığı bilenen asgari ücret zam oranı resmi kurumların açıkladığı rakamlarla da çelişmektedir. TCMB son enflasyon raporunda 2025 yıl sonu enflasyon beklentisini %30’un üstünde belirlemiş, TÜİK’in sene boyu açıkladığı aylık enflasyon oranlarına göre asgari ücret 11 ayda %29,74 erimiştir.
Açıkladığı düşük enflasyon oranları ile halkı yanıltan TÜİK’e göre bile zam yapılsaydı sadece 11 aylık erimeyi telafi etmek için dahi olsa oran %29,74 olacaktı. Asgari ücret tespit komisyonu belli ki halkı yanıltan TÜİK’i bile masada görmezden gelmiş ve Türkiye gerçekliği ile uyuşmayan bir asgari ücret zammı yapmayı uygun görmüştür.
Ülke çalışanlarının yaklaşık yarısını oluşturan işçilerin emeklerinin değersizleştirilmesi, geçim sıkıntısının son bulması gerekirken her yıl daha katlanılmaz bir hal alması toplumun enflasyona ezdirilmesinin ötesinde adeta gözden çıkarıldığının kanıtıdır.
#enflasyon #asgariücret #Türkiye
Mersin Anamur’da bir ortaokulda 7. sınıf öğrencisinin okul müdürünü silahla vurması, eğitim kurumlarında yaşanan güvenlik krizinin ciddi boyutlara ulaştığını açıkça göstermektedir.
En güvenli olması gereken yerler olan okullar, Millî Eğitim Bakanlığı’nın güvenlik, önleme ve sosyal destek alanlarındaki ihmali nedeniyle korunmasız hâle getirilmiştir. Okullarda güvenlik personeli bulunmamakta; önleyici tedbirler alınmamakta, sosyal destek mekanizmaları işletilmemektedir. Eğitim emekçileri hedef hâline getirilmiş, okullar sahipsiz bırakılmıştır.
Yaralanan okul müdürümüze geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, acil şifalar diliyoruz. Bu tür olayların bir daha yaşanmamasını temenni ediyoruz.
Ancak bu temenninin gerçeğe dönüşmesi için siyasi iktidarı ve Millî Eğitim Bakanlığı’nı bir kez daha uyarıyoruz:
Eğitimcilerin mesleki ve ekonomik haklarını tüketmekten vazgeçin! Sorumlu davranın, görevinizi yapın!
Eğitim-İş olarak, 18 Aralık 2002’de uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Necip Hablemitoğlu’nu, vefatının 23. yılında sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Gericiliğe ve karanlığa karşı mücadele verirken yaşamını yitiren aydınlarımızın mirasını; laik ve bilimsel eğitim mücadelemizle aydınlık yarınlara taşımakta kararlıyız.
#neciphablemitoğlu
İŞ BIRAKMA HAKTIR, CEZAİ İŞLEM UYGULANAMAZ!
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’na bağlı sendikalar olarak; AKP iktidarının emekçiyi yoksullaştıran, sermayeyi koruyan ekonomi politikalarına karşı insanca yaşam, adil ücret ve hakça paylaşım talebiyle 19 Aralık’ta üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, iş bırakıyoruz.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız;
https://t.co/wbQYVtcGs6
Milli Eğitim Bakanlığı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Haftası’nı ara tatile denk getirmiş olsa da, bizler, Atatürk’ün aydınlık yarınları emanet ettiği eğitim emekçileri olarak, Büyük Önderimizi takvim dışına itmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini bir kez daha göstereceğiz.
7 Kasım Cuma günü, ilk ders saatinde yakalarımızda Atatürk rozetlerimizle sınıflarda olacağız.
O gün, “Dersimiz: Atatürk” diyeceğiz.
Atatürk’ün bilime, özgürlüğe, laikliğe ve halk egemenliğine adanmış fikirlerini öğrencilerimize bir kez daha anlatacak, aydınlık Türkiye’nin ancak bu değerlere sahip çıkan nesillerle var olacağını vurgulayacağız.
Eylem Kararlarına Erişmek İçin Tıklayınız
https://t.co/cNZGGzUMMX
#10Kasım #Atatürk #MustafaKemalAtatürk
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyetimizin 102. yılını aydınlanma ve çağdaşlaşma ilkelerine olan inancımız, ilk ve tek Başöğretmenimiz Atatürk’e duyduğumuz derin saygıyla kutluyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti; 102 yıl önce emperyalizme karşı verdiğimiz ‘tam bağımsızlık’ mücadelesiyle kurulmuş, aklın ve bilimin rehberliğinde toplumsal ilerlemeyi hedeflemiş insanlık tarihinin en büyük devrimlerinden biridir. Cumhuriyetin temeli yalnızca siyasi bağımsızlık değil; üreten, sorgulayan, özgür yurttaşların yaratılmasıdır. Bugün mücadelesini verdiğimiz laik ve bilimsel eğitim, bu devrimin hem teminatı hem de geleceğidir.
Açıklamamızın tamamını okumak için tıklayınız;
https://t.co/YoTUw4hb4B
#29Ekim #29ekimcumhuriyetbayramı #29ekimcumhuriyetbayramımızkutluolsun #Atatürk #türkiye
İsmailağa Cemaati’ne bağlı Erenler Vakfı’nın, “medrese öğrencileri icazet aldı” gerekçesiyle İstanbul Fatih’te binlerce kişilik yürüyüş düzenlemesi, Cumhuriyet’in temel ilkelerine ve yürürlükteki yasalara açık bir meydan okumadır.
Bu yürüyüşe alan açılması, hiçbir işlem yapılmaması ve devletin tüm kademelerinin sessizliği; bu tablonun rastlantı değil, organize bir tercihin sonucu olduğunu göstermektedir.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1924’te tüm eğitim kurumlarını Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlayarak eğitimde birliği sağlamıştır.
Buna rağmen bugün “medrese” adıyla sürdürülen faaliyetler, vakıf ve dernek kisvesi altında yürütülen yasadışı paralel eğitim yapılanmalarıdır.
Tarikatlar bu yolla “Kur’an kursu”, “hafızlık merkezi” gibi adlar kullanarak varlıklarını sürdürmekte; MEB protokolleriyle okullara kadar girebilmektedir.
Meclis kürsüsünden cemaatlere teşekkür eden bakanlar, cemaat liderlerinin önünde eğilen devlet erkânı, okullarda cirit atan vakıflar…
Bu tablo bir ihmal değil, örgütlü bir tercihtir.
Laik ve bilimsel eğitimin sarsıldığı yerde, Cumhuriyet’in temelleri çatlar.
Ama biz biliyoruz: Cumhuriyet, o temelleri yeniden sağlamlaştıracak iradeyi içinde taşır.
Öğretmene şiddet bitmiyor, bu anlayış sürdükçe de maalesef bitmeyecek!Şanlıurfa’da bir öğretmenimiz, öğrencilerinin gözü önünde saldırıya uğradı. Yıllarını verdiği okulundan “çok sevdiğim görevimi bırakıyorum” diyerek ayrılmak zorunda kaldı.
Bu utanç, yalnızca saldırganın değil, öğretmenini koruyamayan sistemin eseridir.
Öğretmenine sahip çıkmayan, emeğini değersizleştiren bu anlayış şiddeti besleyen. Sorumlular; sessiz kalan yöneticiler, caydırıcı önlem almayan Bakanlık ve öğretmeni yalnızlaştıran politikalardır.
Öğretmene şiddet bu düzenin ürünüdür! Bu düzen değişmeden, hiçbir öğretmen güvende; hiçbir okul güvenli değildir!Eğitim-İş olarak tüm eğitim çalışanlarımızın ve öğrencilerimizin yanındayız. Tüm kötülükleri ifşa edeceğiz ve gelecekte bunların yaşanmaması için mücadele etmeye devam edeceğiz. @tcmeb@Yusuf__Tekin