Matematik profesörü Ali Nesin’in, köşe yazarı Abbas Güçlü’ye yazdığı mektup ...
Sayın Abbas Güçlü ...
Bugünkü yazınızda şöyle bir pasaj vardı: Gelelim hemen her öğrencinin belalısı durumundaki Matematik dersine İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar Matematik ile aram hiç iyi olmadı. İkmale bile kalmadan hep geçer not aldım ama her defasında öğretmenlerime şu soruyu sordum ...
Matematik’in bana ne yararı var ..
Onlar da ısrarla, her defasında, büyüğünce anlarsın dediler. Yaşımız kemale erdi ama ben hâlâ onca matematik dersini, sınıf geçmenin ötesinde niye aldığımı hala anlayabilmiş değilim...
Abbas Bey, çok haklısınız, matematik bir şeye yaramaz, çünkü matematik çok şeye yarar..
O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkânsızdır.
Marangozluk, masa, iskemle, dolap yapmaya yarar, ama matematik her şeye yarar! İnsanoğlu, bu dünyayı, bu doğayı, bu evreni anlamanın mantık ve matematikten başka bir yolunu bulamadı bugüne kadar.
Doğarken kendimizi içinde bulduğumuz dünya da, daha sonra kendi yarattığımız dünya da matematikle anlaşılır. İçinde belli bir düzen olan, belli bir denge olan her yapı matematikle anlaşılır. Bunun başka bir yolu yok ...
Matematiğin yetmediği yerde felsefeye, inanca, ilkelere başvurulur. Ama matematiğin yettiği yerde başka bir şeye başvurana yobaz denir. Matematik, içinde yaşadığımız evrenin zihinsel bir modeli olma iddiasındadır.
Örneğin bir binanın Richter ölçeğinde kaç derece depreme dayanıklı olacağını binayı sallayarak değil, bir iki alan çalışması yaptıktan sonra, masa başında, kalem kâğıtla, hesap kitapla, yani matematikle anlarız ...
Teknolojiyi, sanayiyi geçtim, ticarette, siyasette, insan ilişkilerinde, sporda ve hatta sanatta, kısaca muhakemenin ve dengenin olabileceği her yerde mantık ve matematikle karar veririz.
Sanat ve felsefe de, aynen matematik gibi, tek bir şeye değil, her şeye yarar. O kadar her şeye yararlar ki, yararları o kadar geniş bir alana yayılır ki, “hah işte şu işe yaradı” diyemezsiniz.
Mesela sanattan anlamak, Picasso’yu, Klee’yi bilmek, Dostoyevski’yi okumuş olmak, Brahms’ı dinlemek bugüne kadar ne işinize yaradı..
Hiçbir işinize yaramadı tabii, ama her şeye yaradı, bu sayede bambaşka bir insan oldunuz. Zaten aksi halde o köşede biraz zor kalem oynatırdınız...
Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde, eğer bir uğraş dalının doğrudan ve anında bir yararı yoksa, o uğraş dalı hor görülür, küçümsenir, aşağılanır. Bu yüzden hiçbir şeye yaramayan sanatın, felsefenin ve matematiğin köylerini kurduk.
Oysa içine saplandığımız orta gelir tuzağının yegâne çıkış yolu, daha fazla matematikle, daha fazla bilimle mümkündür.
Matematikte tek bir doğru vardır. Bu sayede matematikte kavga döğüş olmaz, tartışma olur, fikir teatisi olur, ikna çabası olur.
Siz hiç karşısındakinin bacağını ısıran, rakibine uçan tekme atan matematikçi gördünüz mü?
Ben de görmedim. Peki ya siyasetçi gördünüz mü ...
Emin olun ki o siyasetçi matematik bilmiyordu...
Matematik hiçbir işe yaramasa doğruyu bulmanın ne demek olduğunu öğretir, doğruya nasıl ulaşılacağını gösterir, doğruya ulaşmanın zorluğunu fark ettirir.
Zihinsel olan matematiği gerçek hayatla karşılaştırınca, hayatta doğrunun ne kadar muğlak olduğunu, hayatta doğruya ulaşmanın ne kadar zor olduğunu, hatta bazen mutlak doğrunun olmadığını anlarız. Böylece karşı düşüncelere daha açık oluruz, ikna etmenin ve diğerini dinlemenin önemini anlarız.
Abbas Bey, matematik sadece hesap kitap değildir, doğru öğretildiğinde bir demokrasi dersidir de...
❝Asıl yükselen eğilim ateizm ya da deizm değil, hedonizm❞
❝Yani hayatın amacı haz almak olarak görülüyor: Yemek, eğlence, cinsellik, film izlemek… Popüler kültür de bunu pazarlıyor❞
🗣️ Doç. Dr. Enis Doko, hedonizmi ve buna bağlı olarak yaygınlık kazanan anlam krizini anlattı
https://t.co/VbEOXx7zFW
Hanımefendinin kendisini tebrik ederim.
Emek vermiş, çabalamış, boş durmamış. Aile desteği ve kolej gibi ekonomik artılarını da avantaja çevirmiş.
Ancak bu yazıyı bu imkanları da olmayan kişiler için yazıyorum.
Devlet okulunda büyümüş, etüt ve ek ders alacak parası olmamış, ayrıca akranları gibi yeterli şekilde beslenememiş, istediği giyimleri alamamış, bu yüzden sosyalleşme sorunları yaşamış milyonlarca öğrenci var.
Hatta, çoğunuz bu durumdaydınız. Bu sebeple ne duygularınızla temasa geçebildiniz, ne de karakterinizi tanıdınız.
İnsanların ergenlikte çözdüğü sorunları sağlıklı çözemediğiniz için 20’li hatta 30’lu yaşlarda anlamsız depresyonlara girmeye başlayarak içsel çağrınıza kulak vermeye çalıştınız.
Ayrıca bu acınızı kiminiz alkolle, kiminiz uyuşturucuyla, kiminiz belirli siyasi ve inançsal ortamlarla gidermeye çalıştınız. Akranlarınız yazlarını Harvard’da geçirirken siz o kompleksli ideolojik amcayı anlamak için saatlerinizi verdiniz.
Siz ülkenin - hatta dünyanın çoğunluğusunuz. Bu durumda, yapılacak en iyi şey, “mevcut imkanlarla” en iyisini yapmaya çalışmaktır.
Terapi alamıyorsanız, uygun bütçelerle self-help psikoloji kitapları okumak; 50 bin tl’lere ulaşmış dil kurslarına gidemiyorsanız bunları daha uygun online kaynaklarla sağlamak, pahalı ortamlarda sosyalleşemiyorsanız sizinle benzer dertleri ve sorunları yaşayan insanlarla bir araya gelmelisiniz.
Yoksa dünya sizi/bizi yer. Zira yaşıtlarınız hayata bebekken en iyi eğitimlerle başlarken, birçoğunuz “ben kimim” sorusunu 18 yaşında sormaya başladı.
Hatırlıyorum 5 yaşındaydım. Sokakta duvarları çiçekli bir matematik okulu gördüm. “Anne buraya gitmek istiyorum” dediğimde “kızım, şimdi gönderemeyiz” dedi bana. Sebebinin ne olduğunu o an anlamamıştım. Ama şimdi biliyorum.
Geriden geliyoruz, geriden geliyorsunuz. Bu sebeple içsel çaba ve endişelerinizi asla suçlamayın.
Size tepeden bakan, elitizm oynayan, en iyi imkanlara sahip olmuş tek bir kimsenin bile yüzünü size bir an dahi ekşitmesine izin vermeyin.
Bu videodaki genç kadın gibi birçok insan var dünyada. Ben onları da takdir ediyorum, yani insanın boş zaman geçirmek yerine eğitimine dönmesi de erdemdir.
Fakat kişisel perspektiften baktığınızda, koşullarınızı daima bilmelisiniz. Benim bu sitede insanlara yardımcı olmaya çalışma sebebim de bu. İnsani acı ve zorluklarımız ortak.
Konuşulmayan tüm bu şeyler, kaderimizi belirliyor.
Kendinize alan tanıyın, yeterli.
Uzunca süredir sorduğum bir sorunun yanıtını buldum ve sizinle de paylaşmak istedim. Önce soruyu söyleyeyim.
“Okumuş insanlar neden iş hayatında daha az başarılı olurlar?” Diğer bir deyişle “Okumuş insanlarda girişimcilik ruhu neden daha azdır?”
İşadamı ve girişimci Robert Kiyosaki şöyle bir tespit yapıyor:
“Okullar hiç hata yapmayanları ödüllendirir, hayat ise daha fazla hata yapanları”
Bu sözü düşününce hak verdim. Çocuklarımızı evde ve okulda hata yapmamak üzerine eğittiğimizde; risk almaktan çekinen, girişim özelliği körelmiş ve mükemmelin peşinde koşan bireyler yetiştiriyoruz.
Oysa hayat bir deneme yanılma. Hata yapmak, düşmek, yeniden başlamak hayatın doğasında! O nedenle hata yapmayı da, başarısızlığı da, eğitimin bir parçası olarak görmek lazım!
İngilizce artık bir zorunluluk.
Ancak çoğunluk A1 seviyesinde takılı kalmış halde.
İşte sizi A1 seviyesinden üst seviyelere taşıyacak çok faydalı kaynaklar: ++
Hakkınızı aramak istiyorsanız;
Yerel Mahkemeler var.
Orada hakkınızı alamazsanız;
Üzülmeyin…
İstinaf Mahkemeleri var.
Orada da hakkınızı alamazsanız;
Üzülmeyin…
Yargıtay (Danıştay) var.
Orada da hakkınızı alamazsanız;
Üzülmeyin…
Anayasa Mahkemesi var.
Orada da hakkınızı alamazsanız;
Üzülmeyin…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var.
Orada hakkınızı alırsanız;
İşte o zaman üzülün…
Çünkü burada AİHM kararlarının uygulayacak, uygulanmasını sağlayacak, uygulanması için mücadele edecek ne bir yargı ne bir iktidar ne bir muhalefet var…
Yazılım öğrenmek istiyorum ama ...
1. Hangi programlama dilini öğrenmeliyim?
2. Bilgisayar veya yazılım mühendisliği mezunu değilim, bende öğrenebilir miyim?
3. İngilizce bilmek şart mı?
4. Bu yaştan sonra öğrenebilir miyim?
5. Ne öğrenmem lazım, her şey çok karışık. 👇