Gördüğümüz şuan ki yapılan bezdirici niteliğe sahip havaların aşırı derecede ısınması vidaların gevşemesine sebeb oluyor psikolojik olarak bu zamanlarda atılan adımlar yanlış olma olasılığı %50 üzerine çıkıyor mide bulandırıcı ve baş döndürücü hamleler geliyor. Yavaş yavaş 2. Bilanço dönemine giriyoruz yolun tam ortası 3 bilanço dönemine yaklaşıktikca daha tırtılın kelebeğe dönüşümünü göreceğiz. 👋🥶
ATEİSTLERİN 100 HURAFECİ DÜŞÜNCESİ – #15
"Dinler Sadece Korkudan Doğmuştur"
Bu iddia yıllardır tekrar ediliyor:
"İnsan şimşekten korktu, ölümden korktu, bilinmezden korktu ve Tanrı'yı icat etti."
Peki gerçekten öyle mi?
Eğer dinler sadece korkunun ürünü olsaydı, peygamberler neden korkuya teslim olmadılar?
Hz. İbrahim putları kırarken korkmadı.
Hz. Musa Firavun'un sarayına giderken korkuya boyun eğmedi.
Hz. Muhammed, Mekke'nin en güçlü aristokratlarına karşı tek başına mücadele etti.
Korku insanı genellikle düzene boyun eğmeye iter.
Peygamberler ise mevcut düzeni sorguladılar.
Çünkü dinlerin temelinde sadece korku yoktur.
İnsan;
yalnızca korkan değil,
aynı zamanda anlam arayan,
adalet isteyen,
hakikati sorgulayan,
ölümü düşünen,
sonsuzluğu merak eden bir varlıktır.
İnsanlık tarihindeki en büyük sanat eserleri,
en büyük fedakârlıklar,
en büyük ahlak mücadeleleri,
çoğu zaman aşkın bir anlam arayışından doğmuştur.
Kur'an'ın çağrısı da korkuya değil, düşünceye yöneliktir:
"Onlar göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler."
(Âl-i İmrân 3:191)
ve
"De ki: Yeryüzünde dolaşın da bakın..."
(Ankebût 29:20)
Kur'an'ın dili şudur:
Bak.
Düşün.
Sorgula.
Aklet.
Çünkü hakikat, korkudan değil; sorgulamadan doğar.
Hurafe #15
"Dinler sadece korkudan doğmuştur."
Bu iddia insanı eksik tanımlar.
İnsan sadece korkan bir canlı değildir.
İnsan, aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır.
———————
Özet
Korku insanı dine yöneltebilir.
Ama dinleri yalnızca korkuyla açıklamak;
bir senfoniyi sadece ses titreşimleriyle açıklamaya benzer.
Eksik açıklama, açıklama değildir.
Yarın: Hurafe #16
"Ahlak İçin Tanrı'ya Gerek Yoktur"
#Allah #ateizm #felsefe #varoluş #düşünce #teizm #din #inanç #ahlak #hakikat #Ankebut29 #AliImran191 #metafizik #mantık #epistemoloji
Bir de bu ChatGPT ile sohbetinin konusu olan unsurları @AhmedHulusi nin uzun yıllardır yaptığı açıklamalarla değerlendirelim… Yapay Zekanın verdiği cevaplardan çok daha ötesi söylenmiş ve söylenmekte…🧠💫✨
-Beyin Nasıl Düşünür ve Yaratır?
Olay tamamen beyinde başlar ve beyinde biter; insan dediğimiz varlık aslında beyinden ibarettir. Beynin aslı, bildiğimiz et ve kemikten ibaret olan maddi yapı değildir; orijini itibarıyla kuantum beyindir.
Beyin, tamamen datadan ve bilgilerden oluşmuş bir yapıdır.Her şeyin aslı ve orijini frekanslardır; beyin adıyla işaret ettiğimiz mekanizma ise aslında bir frekans decoderi (çözücüsü) olarak işlev görür.
Beyin adını verdiğimiz, hücrelerden och moleküler bir yapıdan oluşmuş, bilincimizi ortaya çıkaran yapı; esas itibarıyla sonsuz titreşimlerden ibarettir ve holografik bir yapıdır.
Beyinler, tüm varlıkta dalga dönüştürücüsü olarak var olmuş mekanizmalardır.
Beynin çalışma sistemi; input (girdi) - proses (işlem) - output (çıktı) şeklindedir.
Her şey, dışarıdan gelen verinin beynin değerlendirmesi sonucu otomatik olarak ortaya çıkar ve her şey, bir diğer oluşumu tetikler.Beyne gelen her bilgi iki yoldan iki merkeze ulaşır: Birincisi Amigdala, ikincisi ise Prefrontal Korteks (PFC).
Amigdalaya ulaşan bilgi, PFC'ye ulaşan bilginin neredeyse yarı zamanında gerçekleşir; bu nedenle bir tehlike anında, amigdalanın tetiklemesiyle daha düşünmeden otomatik bir reaksiyon açığa çıkar.
Evren, gerçeği itibarıyla holografik tümel yapıdır.Bu holografik gerçeklik gereği, evrendeki her zerrede, parçacıkta ve dalgada evrenin bütünü tümüyle mevcuttur.
Birimlerin çok boyutlu holografik dünyaları bu dönüştürücüler tarafından oluşturulur; her birimiz beynimizin oluşturduğu kendine özgü hologram dünyamızda yaşarız. Birimler dışsallıkta yaşadığını sanarak aslında kendi iç dünyasındadır.
-Kilitlenmiş Beyin, Şartlanmalar ve Amigdalanın Koruma Mekanizması
Dışarıdan size gelen bütün bilgileri; daha önce oluşmuş veritabanınızdaki değerlere, kabullere ve şartlanmalara göre değerlendirirsiniz.
Her beynin veritabanının, sonuçta neye ulaşacağı ve neyi açığa çıkaracağı mekanik bir sistem olarak bellidir.
Her an sizden otomatik olarak açığa çıkan bir davranışlar dizilimi vardır; bunu etkileyecek, genelde anlaşılan manada müdahale edecek bir "ben" yoktur.
Kişi kapıldığı zihinsel/otomatik girdabı fark edemez; bu durum insanın önündeki en büyük handikaptır.
Amigdala gerçekte hücresel bir organ değil, bir software (yazılım) dir. Günümüz bilimi bunun yalnızca ilk işlevini (tehlikeden korunmak için anlık tepkiyi aktive etmeyi) tespit edebilmiştir.
Amigdalanın henüz bilimce tespit edilememiş ikinci işlevi ise "an içinde, bilgi tabanını muhafaza etmek ve korumak" tır.
Amigdala, veri tabanındaki mevcut bilgilere göre, gelen yeni bilgiyi kabullenme veya reddetme filtresi uygular. Eğer kabullenilemeyen yeni bir bilgi varsa, mevcut bilgi alanını korumak üzere yeni bilgiyi reddetme hali otomatik olarak açığa çıkar.
+++
Daha iyi uyku.
Daha fazla hareket.
Daha fazla güneş.
Daha az ekran.
Daha az bahane.
Ve her gün 2 kapsül Brutal-T.
Güçlü olmak genetik piyangosu değil, her gün verdiğin küçük kararların sonucudur.
Testosteronunu, enerjini, performansını ve zihnini destekle.
#PEAKR seninle 🫡
Bilim dünyasında yayınlanan çarpıcı bir çalışma (PMC: 4470810), TB-500 adlı peptitin farelerde daha fazla folikül uyararak çok daha hızlı ve kalın saç çıkardığını kanıtladı.
Aynı kafeste yaşayan ve aynı yemi yiyen farelerden sadece ekstra TB-500 alanlarda bu muazzam saç büyümesi görülürken, peptit almayan grupta saçlar zar zor uzadı.
Her şeyleri aynıyken aradaki tek fark sadece bu peptitti.
Aslında saçlarınız sadece kötü genetiğiniz yüzünden dökülüp ölmüyor; kelimenin tam anlamıyla aç kalıyor. Saç derisindeki kan akışını ve o hayati büyüme sinyalini kaybediyor. İşte TB-500 tam bu noktada devreye girerek büyümeyi durduran o uyku halindeki folikülleri adeta zorla uyandırıyor. Saç derisinde yepyeni kan damarları oluşturarak o bölgeye hücum eden kan sayesinde foliküllerin tekrar tam kapasite çalışmasını sağlıyor.
Piyasadaki standart çözümlere bir bakın. Finasteride gibi ilaçlar cinsel isteğinizi ve enerjinizi yerle bir ederken, Minoxidil gibi spreyler kullanmayı bıraktığınız an tüm etkisini sıfırlıyor.
Saç ekimine binlerce dolar harcasanız bile dökülmenin asıl hücresel sebebini çözmediğiniz için o sorun içeride kalmaya devam ediyor. Oysa TB-500, sadece sonuçları maskelemek yerine saçın neden döküldüğünü hedef alarak o asıl kök nedene saldırıyor.
Dürüst olmak gerekirse elimizdeki bu muazzam sonuçlar şimdilik sadece fare verilerine dayanıyor. Henüz insanlarda yapılmış resmi bir saç denemesi yok ve kesinlikle FDA onaylı değil. Açlıktan ölmek üzere olan folikülleri yeni kan damarlarıyla beslemek, bugün dünyadaki her saç bilim insanının laboratuvarda başarmaya çalıştığı o nihai hedeftir.
Görünüşe göre bu peptit, o işi çoktan başardı.
Ağrı ve uyuşma, beyinde biriken stres enerjisinin bedende “his”edilme halidir. Kafa akupunkturu ile stres enerjisi boşaltılarak bedende hissedilen yakınmalar son bulur.
Güneş enerjisi sektörünün dünya çapındaki en prestijli buluşmalarından biri olan Intersolar Europe, bugün Münih’te kapılarını açtı. Biz de Europower Enerji olarak bu büyük organizasyonda yerimizi aldık! Fuarın ilk gününde küresel ölçekte yoğun bir ilgiyle karşılanmanın ve standımızda değerli konukları ağırlamanın heyecanını yaşıyoruz. Üç gün sürecek olan fuarda faaliyetlerimiz ve ürünlerimiz hakkında bilgi almak isteyen tüm ziyaretçileri A4 370 numaralı standımıza bekliyoruz.
Enerjiye ihtiyacınız olan her yerde biz varız.
-
The Intersolar Europe, one of the world's most prestigious gatherings in the solar energy sector, opened its doors in Munich today. We, as Europower Enerji, have taken our place in this major organization! We are excited to be met with intense global interest on the first day of the fair and to host our valued guests at our booth. We look forward to welcoming all visitors who wish to learn about our operations and products to our booth, number A4 370, during the three-day event.
Wherever you need energy, we are there.
#Europowerenerji #intersolar #fair
Son yillarda froto lehine gelisen surec stellantis bayilik anlasmasi yeni model verilmesi uretim kapasite artisi gibi nedenlerle toaso lehine ilerliyor.
yanlis bir ifade kullanmak istemiyorum ama 80 alti 94 ustu ucuz ve uzun vadeede tarihi...
80 alti froto
NoFap yapıp, frekanslar dinleyip, ağırlık kaldırıp, güneşlenip, işine gücüne bakıp, günün hakkını veren , iyi giyinen, kendini sevmek için nedenleri olan biri olduğunuzda auranız ve enerjiniz yükseliyor.
Fiziksel ve ruhsal değişip, bolluğa, berekete, başarıya ulaşmak için şansınız oluyor.
Gerçek bu,
Bütün günü nasıl geçirdiğinizi, nasıl biri olduğunuzu, hangi düşünce ve inançlara sahip olduğunuzu düşünün.
Gerçekliğiniz o kadar.
Ve iyi olan şu, değişebilirsiniz.
İstediğiniz taktirde.
En çok kas kazandığım ve estetik göründüğüm rutinde haftada 2 bacak antrenmanı, günde 10k adım, haftada 2 sprint ve ip atlama var.
Ara sıra boks ve tenis ek olarak.
Çiğ süt (güvenilir) , jelatin, maral, brutal-t, bol güneş ışığıyla birlikte.
Tek başına ağırlık kaldırma yapmak en büyük hata.
Konu kas kazanmak, yağ yakmak ve androjen üretimini artırmak olduğunda bile.
Adem ve Nuh'un inişleri arasındaki fark
Kelimelerin coğrafyası içerisinde hubut kavramı
Bir insanın, bir topluluğun ya da bir fikrin aşağıya inmesi ne anlama gelir? Bu dikey hareket her zaman bir kayıp, bir sürgün ya da bir ceza mıdır? Kuran'ın satır aralarında gezinirken bazı kelimelerin varoluşsal bir paradigmanın koordinatlarını çizdiğini fark ederiz. İşte o kelimelerden biri hubut'tur.
Aynı kelimenin insanlık tarihinin iki büyük kurucu figürü olan Adem ve Nuh için kullanılması sıradan bir tesadüf mü? Neden biri zıtlıkların ve düşmanlıkların tam ortasına bir kırılmayla indirilirken diğeri aynı kelimeyle ama yanında farklı zırhlarla iner? Bu iki iniş arasındaki uçurum bize insan bilincinin ve yaşam alanlarımızın niteliği hakkında ne söyler?
Kelimenin semantik damarlarına inelim ve bu iniş farkının kodlarını keşfetmeye çalışalım.
...Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak inin...
Bakara 36
'inin' olarak çevrilen kelime Arapça HBT kökünden gelir fonosemantik yani kelimenin telaffuzundaki inceliklerle anlamı arasıdaki bağı açıdan incelendiğinde bile sanki inişin dilsel bir simülasyonu gibi çalışır. Göğsün en derininden görünmez bir yerden sızarak çıkan he harfi sürecin korunmuş ve latif bir düzlemde başladığına işaret ediyor olabilir. Hemen ardından gelen be harfi dudakların sertçe kapanıp açılmasıyla oluşan tutunumlu bir sestir, korunmuş varlığın aniden bir sınıra veya bir bariyere çarptığını haber veriyor olabilir. Kelimenin sonundaki sert ve güçlü tı harfi ise Arap alfabesinin en kalın ve kaba seslerindendir. Hareketin nihayete erdiğini, ağırlaşarak zemine çakıldığını ve orada sabitlendiğini ilan ediyor olabilir mi? Tabi bunlar fonosemantik teoriler. Ama kelimenin anlam haritasıyla da uyum içerisinde.
Arap dilinde bu kök fiyatların düşmesi ile iniş, hayvanın zayıflayıp formdan düşmesi ile zayıflığa yönelme veya bir dağ patikasından aşağı zorunlu iniş için kullanılır.
Ancak daha derine indiğimizde hubut'un en kritik nüansını görürüz. Bu kök bir kuş sürüsünün bir araziye konup yayılmasını, bir topluluğun bir vadiye dağılarak yerleşmesini de anlatır. Hubut aynı zamanda bir zemine yayılarak tutunma hareketidir.
Hubut her zaman içinde bir rütbe düşüşü, sınırlandırılma ve madde ile veya ard ile temas riski taşır.
Kökün anlam sabitini şu şekilde tanımlayabiliriz: Varlığın sahip olduğu korunaklı, daha sınırları geniş olan ve yüksek statüyü kaybetmesiyle daha alt, sınırlı, ağır ve zahmetli bir boyuta oraya yayılıp yerleşmek üzere kaçınılmaz dikey geçişidir.
Adem'in hubut'u
Adem başlangıçta korunaklı bir konumdadır. Ona şecereye yaklaşmama emri verilmiştir. Burada şecereyi insanlığa yasaklanan her şeyin total sembolü olarak okuyabiliriz ve bir sınırdır. Takva ise sınırlara riayet ederek kendini korumak ve tehlikelere karşı bir kalkan edinmektir. Adem'den beklenen bu sınırı tanıması ve ona yaklaşmayarak takvalı kalmasıydı. Fakat o yasağa yaklaştı ve sınırı aştı.
Adem'in inişi takva zırhının zedelendiği bir anın doğrudan sonucudur. Bu inişte lütuf yoktur, rahmet sıfatı ön planda değildir. Emir sert ve çıplaktır: İnin! Yanında koruyucu unsur bulunmaz. Çünkü hubut takvasız bir bilincin kaçınılmaz olarak öteleneceği ve sınırlanacağı bir duruma dönüşecektir. Takvanın kalktığı yerde korunak da ortadan kalkar, insan hem iblisle, hem kendi türüyle hem de kendi benliğiyle çatışmanın tam ortasına savrulur. Sınır ihlal edilmiştir, dolayısıyla iniş de sınırlandırmalar ve mücadelelerle dolu olacaktır.
Adem'e verilen hidayet vaadi takvanın yeniden inşa edilebilmesi için bir fırsat olacaktır ancak bu vaat hubut anının sonrasına aittir. Hubut anı Adem için salt bir zorunluluk, bir alan daralması ve bir rütbe düşüşüdür. Takvasızlığın sonucudur.
Tuğyanın suyu ve takvanın gemisi
Şimdi Nuh anlatısına yöneldiğimizde fiziki tufan ve gemi anlayışının ötesine geçerek konuyu farklı bir düzlemde okuyacağız. Kendi taşkınlığında boğulanlar ve o taşkınlıktan korunmak için takva sığınağına tutunarak kurtulanlar. Gemi Nuh'un Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda inşa ettiği takva barınağıdır. Taşkınlık ve azgınlık onu üretenleri dahi boğacak seviyeye geldiğinde korunmanın tek yolu takva olacaktır.
İnsanlık Nuh dönemi sürecinde tuğyan yani sınırları aşarak taşkınlık yapma aşırılığına sürüklenerek kendi taşkınlıklarının boğucu sınırlarında yaşıyordu. Kuran'da bir kavmin ahlaki taşkınlığı için kullanılan tuğyan kelimesinin tufan anlatısı içinde de aynen kullanıldığına rastlarız.
Su taştığında, sizi o akıp gidende Biz taşıdık.
Hakka 11
Suyun taşması için kullanılan tağa fiili tuğyan ile aynı köktendir. Yani insanlık kendi türettiği soyut taşkınlığın fiziksel formunda boğulacaktır. Burada filolojik bir kesişme daha vardır: Tuğyan sınırı aşmak demektir, tufan kelimesinin türediği tavf ise çepeçevre kuşatmak anlamına gelir. Her iki kök kuşatıcı bir taşkınlık fikrinde birleşir.
Peki Nuh bu azgın tuğyan denizinin ortasında neyi inşa etti? Dilbilimsel olarak takva tehlikelere karşı kendini koruma altına almak ve bir zırh edinmektir. Nuh'un gemisi aslında soyut bir kavram olan takvanın maddesel dünyaya yansımış ve görselleştirilmiş halidir. O gemi kibrin, azgınlığın ve taşkınlığın dışarıda bırakıldığı, sadece ilahi iradeye teslim olmuş ve selamet bulmuş olanların sığındığı korunaklı bir mikro alandır.
Nuh'un hubut'u
Nuh'un durumu Adem'inkinden oldukça farklıdır. O tufan öncesinde ve tufan sırasında takvayı eksiksiz kuşanmış, sınırları muhafaza etmiş, tuğyana bulaşmamış ve hatta hayatı ve sevdikleri pahasına tuğyana düşenleri uyarmıştır. Gemi bu takvanın cisimleşmiş halidir ve içindekileri tuğyanın tehlikelerinden koruyan bir barınaktır. Nuh Adem'in düştüğü yerden düşmemiş, yasaklara yaklaşmamış, bilakis yasaklardan sakınarak kendini ve beraberindekileri muhafaza etmiştir.
Tufan bittiğinde yeryüzü azgınların kendi kendini yıkıma uğratması sonucu tuğyandan arınmıştır. Artık iniş emri gelir fakat bu sefer emrin yanında iki önemli ilave daha vardır: Güvenlik ve bereket.
Hud 48'de Nuh'un inişine iki önemli kavram eşlik eder. Hubut aynı hubut'tur ancak takva kuşanmış bir özneye arınmış bir zemine yapılan bu iniş, artık bir rütbe düşmesi olarak kodlanamaz. Çünkü hubut'un içindeki ceza ve sınırlandırılmışlık boyutu takva sayesinde yanında iki kavramı daha getirir ve sınırlar bu iki anahtar ile açılır. Bunlardan birincisi selamet yani güvenliktir, ikinisi ise bereket yani bir yere sabitlenerek orada Allah'tan gelen rahmetle doğurganca çoğalmaktır. Bu doğurganlık hem fikirsel, hem ürünsel hem de çoğalış alanlarına açılır. Hubut'un yayılarak tutunma boyutuyla mükemmel bir uyum içindedir. Selamet inişi bir güvenlik çemberine alır, bereket ise inişin kalıcı ve doğurgan olmasını sağlar.
Adem'e vaat edilen geçici geçimlik yani metaa Nuh'ta yerini bereket'e bırakır. Mataa uzanıp alınan şey, fanilik ve tüketim çağrışımı yaparken, bereket, sabitlenmeyi, kök salmayı ve çoğalarak doğurganca kalıcılaşmayı ifade eder.
Nuh'a rahmet hubut emriyle birlikte ve hubut'un içine gömülü olarak gelir. Adem'in hubut'u takvasızlığın sonucuyken Nuh'un hubut'u takvasının mükafatıdır. Biri sınırlandırma ve rütbe düşmesidir diğeri rahmetle kuşatılmış bir yayılmadır. Farkı belirleyen tek unsur takvadır.
Adem ve Nuh'un hubut sahneleri aynı zamanda sürekli tekrarlanan döngülerdir. İki hubut arasındaki akış insanlık bilincinin takvasızlıktan takvaya, sınırlanıp daraltılmaktan genişletilip rahmete evrilmesinin kıssasıdır.
Adem'in hubut'unda hidayet takvanın yeniden inşası için gerekli olan pusuladır. Nuh'un hubut'unda ise pusula yerini selamete bırakır. Çünkü Nuh verilen hidayeti tufan boyunca gemisinde taşımış, sınanmış ve hedefe varmıştır. Hidayet selamete evrilmiştir. Artık inişe eşlik eden şey bilfiil kazanılmış bir güvenlik halidir.
Eğer kendi yaşam alanlarımızı, zihinlerimizi ve ilişkilerimizi egonun, bozgunculuğun, kibrin ve hırsın tuğyanı ile kirletirsek hayatımızın dikey kırılmaları bizi Adem gibi çatışmalı, yorucu ve fani bir mücadele zeminine fırlatacaktır. Kendimizi sürekli bir şeylerle savaşırken bulmamız tesadüf olmaz.
Ancak ne zaman ki o taşkınlığın karşısına takvayı, yani korunaklı bir bilinci ve kolektif salatı koyabilir, kendi iç dünyamızı ve toplumumuzu kirlerinden arındırabilirsek işte o zaman hayatın kaçınılmaz inişleri ve krizleri bizde bir değer kaybı yaratmaz. Aksine ayak bastığımız her yeni zemine bereketi, barışı ve güveni tesis edici bir Nuh bilinciyle selametle ineriz.
Bakara 74 ise hubut kavramının yine mükemmel bir tefsiridir. Bunu da size bırakıyorum.
Evrende yasa değişmez: Hayatın krizleri, sarsıntıları ve kaçınılmaz düşüşleri karşısında hiç kimse zirvede kalamaz, herkes bir gün kendi hubut'unu yaşar. Sınırları aşanlar kendi azgınlarında boğulurlar. Farkı yaratan kalbimizin kuşandığı zırhtır. Kibrin taşkınlığıyla ağırlaşanlar yeryüzüne Adem gibi çıplak, çatışmalı ve fani bir kavganın ortasına yuvarlanırlar. Oysa bilincini takvayla arındıranlar aşağıya Nuh'un gemisinden adımlarını atar gibi selametle ve bereketle ayak basarlar. Yoksa Nuh'un kavmi Bakara 38'de Adem'in indirilişi sonrası ona vaadedilen hidayeti bulan nesil miydi?
Ancak arınmış olanlar Allah'ın yardımıyla vahye tabi olarak selamet yurdunu inşa edip orada bereketle yaşayabilirler.
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
Bu öneriyi dikkate alın.
Eğer sürekli kaygı, aşırı düşünme, kronik yorgunluk, depresif belirtiler, migren, anksiyete, odaklanma sorunları ya da alerjiler yaşıyorsanız kullanmanız gereken 3 takviye var:
-Metillenmiş B vitaminleri
-Folinik asit (dikkat bu form çok önemli)
-TMG (Trimetilglisin)
Diğer takviyeleri denemeden önce bu 3'üne şans verin.
Metilasyon, COMT, MTHFR bunları size anlatacağım, çoğu insanın temel sorunları burda gizli.
Yıllardır beyninize kazınan o büyük yalanı unutun: Nikotin ve sigara aynı şey değildir.
Endüstri, dünyanın en güçlü ve en eski nootropiklerinden birini, içindeki binlerce zehirli kimyasalla yanan tütün yaprağıyla aynı kefeye koyarak sizi devasa bir biohacking aracından mahrum bıraktı.
Saf nikotin, akciğerleri katleden bir katil değil; hücrenin çekirdeğine kadar inip biyokimyasal şalterleri açan, beyin kimyasını optimize eden ve nörolojik potansiyelinizi zirveye taşıyan kusursuz bir uyarıcı moleküldür.
Nikotinik asetilkolin reseptörlerine bağlandığı an, sizi harekete geçiren o ateşleyici dopamini serbest bırakır; odaklanmayı keskinleştirir, hafızayı adeta çelik gibi bir koda dönüştürür ve öğrenme kapasitesini katlar.
Sadece anlık bir uyarılma sağlamakla kalmaz, aynı zamanda Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara zemin hazırlayan amiloid plak birikimini baskılayarak beyninizin uzun vadeli savunma hattını inşa eder.
Sistemsel ve hücresel boyuta indiğimizde ise karşımıza çok daha şaşırtıcı bir tablo çıkıyor.
Saf nikotin, mitokondrilerinizdeki hücresel yaşlanmayı geciktiren o ünlü "SIRT1" genini aktive ederek metabolik motorunuzun ömrünü uzatır ve oksidatif stresi aşağı çeker.
Dahası, vücuttaki kronik yangıyı söndüren güçlü bir antienflamatuar ajandır; öyle ki, araştırmalar onun İnflamatuar Bağırsak Hastalıklarında (İBH), otoimmün krizlerde ve hatta miyokardit vakalarında koruyucu bir kalkan görevi görebildiğini kanıtlıyor.
Buradaki kritik çizgiyi asla kaçırmamalısınız: Bu molekül herkesin eline verilebilecek basit bir oyuncak değil, saygı duyulması gereken keskin bir kılıçtır.
Eğer saf nikotini doğru ve döngüsel bir stratejiyle kullanmazsanız, o çok övündüğünüz dopamin reseptörlerinizi kızartıp sizi ucuz bir bağımlıya dönüştürebilir.
Doğru biyolojide, saygılı bir dozajda ve kesinlikle yanıcı olmayan formlarda (sakız veya bant) kullanıldığında ise, sıradan bir bedeni kelimenin tam anlamıyla durdurulamaz bir güç merkezine çevirecek anahtardır.
İSLAM EKONOMİSİ SERİSİ — 5/15
İnfak Ekonomisi: Zekâtın Ötesinde Ne Var?
İnfak, sadece fakire para vermek değildir; malı kenz olmaktan çıkarıp hayatın damarlarına akıtmaktır.
———————
1. Zekât Kapıdır, İnfak Ufuktur
Bir önceki bölümde zekâtı anlattık.
Zekât, fakire atılan bozuk para değildir.
Zekât, servetin toplum içinde dolaşmasını sağlayan ahlaki ve ekonomik bir dengedir.
Fakat Kur’an burada durmaz.
Kur’an insanı sadece “ne kadar vermek zorundayım?” sorusuna hapsetmez.
Daha derin bir soru sorar:
Sahip olduğun imkân, hayata mı akıyor; yoksa kasada mı çürüyor?
İşte zekât ile infak arasındaki fark burada başlar.
Zekât, malın asgarî ahlakıdır.
İnfak ise malın hayata katılmasıdır.
Zekât, servetin donmasını engeller.
İnfak, serveti üretime, emeğe, insana ve geleceğe yönlendirir.
Bu yüzden infak sadece yardım değildir.
İnfak, ekonominin insanileşmesidir.
———————
2. İnfak, Artanı Vermek Değil; Malı Emanet Bilmektir
Bugün infak çoğu zaman dar bir anlamla anlatılır:
Fakire para vermek.
Birine yardım etmek.
Camiye, derneğe, ihtiyaç sahibine bağış yapmak.
Bunlar infakın içindedir.
Ama infak sadece bunlar değildir.
Çünkü Kur’an’da mesele yalnızca paranın el değiştirmesi değildir.
Mesele, malın hangi bilinçle kullanıldığıdır.
Bir insan para verebilir ama sistemi sömürmeye devam edebilir.
Bir zengin bağış yapabilir ama işçisinin hakkını çiğneyebilir.
Bir şirket yardım kampanyası düzenleyebilir ama piyasayı ezebilir.
Bu, Kur’an’ın infak ruhu değildir.
İnfak, malı Allah, hak, emek, toplum ve adalet bilinciyle kullanmaktır.
Bazen doğrudan yardım olur.
Bazen iş alanı kurmak olur.
Bazen üretime yatırım olur.
Bazen bir gence meslek kapısı açmak olur.
Bazen borçluyu faizsiz rahatlatmak olur.
Bazen küçük esnafı ayağa kaldırmak olur.
Bazen toprağı, bilgiyi, emeği ve sanatı desteklemek olur.
İnfak, eldeki imkânı hayra, üretime ve toplumsal dirilişe dönüştürmektir.
———————
3. Kenz Malı Dondurur, İnfak Malı Dolaştırır
Kur’an’ın sert biçimde uyardığı konulardan biri de kenz meselesidir.
Kenz, servetin toplumdan koparılarak yığılmasıdır.
Yani mal vardır ama hayat yoktur.
Para vardır ama üretim yoktur.
Servet vardır ama istihdam yoktur.
Birikim vardır ama toplumsal fayda yoktur.
İşte burada infak devreye girer.
İnfak, malı saklandığı yerden çıkarıp hayatın içine sokmaktır.
Para kasada ölü duruyorsa kenz olur.
Para üretime giriyorsa imkân olur.
Para iş alanı açıyorsa rahmet olur.
Para emeği ayağa kaldırıyorsa infak ahlakına yaklaşır.
Bir toplumda para sadece belli ellerde birikirse, ekonomi büyüyor gibi görünür ama toplum zayıflar.
Çünkü para dolaşmazsa emek kurur.
Emek kurursa aile çöker.
Aile çökerse toplum dağılır.
İnfak, işte bu damar tıkanıklığına Kur’anî müdahaledir.
———————
4. Her Yatırım İnfak Değildir
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Her para harcamak infak değildir.
Her yatırım infak değildir.
Her iş kurmak da otomatik olarak infak değildir.
Bir yatırım insanı eziyorsa, infak değildir.
İşçiyi sömürüyorsa, infak değildir.
Piyasayı tekelleştiriyorsa, infak değildir.
Faiz, baskı, hile ve haksız kazanç üzerine kuruluyorsa, infak değildir.
Sadece daha çok kâr hırsıyla yapılıyorsa, infak ruhundan uzaktır.
İnfak ahlakında yatırımın ölçüsü şudur:
İnsana fayda sağlıyor mu?
Emeği koruyor mu?
Adaleti güçlendiriyor mu?
Topluma nefes aldırıyor mu?
Serveti tek elde toplamadan dolaşıma katıyor mu?
Eğer bir sermaye, insanı ve toplumu ayağa kaldırıyorsa;
üretimi, emeği, istihdamı ve adaleti besliyorsa;
o zaman bu yatırım infak ahlakının içine girer.
Çünkü Kur’an’ın derdi sadece “vermek” değildir.
Kur’an’ın derdi, malın insanı esir almamasıdır.+++👇