📌Süreç kapsamında çıkarılacak ‘çerçeve yasa’da son durum ne?
📌Düzenleme neleri kapsayacak?
📌Yasada infaz düzenlemesi yer alacak mı?
📌Yasal düzenleme gerektirmeyen talepler ne olacak?
📌Meclise ne zaman gelecek?
📌Kapsama ilişkin tartışmalarda ne öne çıkıyor?
🎙️Evrensel Editörü @dilntmiz , Emek Partisi İstanbul Milletvekili @iskenderbayhn ile değerlendiriyor
https://t.co/5eJbpDFswC
Ajans sahibi CHP etkinliğine figüran gönderdiğini doğruladı
💬"CHP'ye gönül veren bir birey olarak, dostum ve arkadaşım Samet Özkaş'a destek olmak amacıyla ajansımın tüm imkanlarını kendi irademle seferber ettim"
https://t.co/Kp1yVFneMf
Süreç’te ‘çerçeve yasa’ aşaması ve bir eleştiri
"Yine İmralı Heyeti’nin açıklamasından öğreniyoruz; “Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz hakikati” demiş PKK lideri Öcalan. Başka bağlamlarından yalıtamayız ama Öcalan’ın ‘hakikat’ diye nitelediği bu argümanı sanırım Bahçeli’den de duymuştuk grup konuşmalarından birinde. Öcalan burada iyi niyetini dillendiriyor olsa gerek. Oysa bu, aslında Türk milliyetçiliğinin ideolojik hegemonyasının kullandığı bir maskeden ibarettir. Biliyoruz ki, Türk milliyetçiliği dersinde, Türk’e Kürt’ü eklediğinde sonuç değişmiyor: ‘Türk Milleti’!"
✒️ Vedat İlbeyoğlu yazdı
https://t.co/r77b5V0vIb
Kamu hastanesinde yeni öncelik: Döviz Getiren Öne Geçsin!
Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği kliniklere gönderdiği yazı ile sağlık turizmi kapsamında gelen hastalara öncelik verilmesini istedi.
Buna göre döviz getiren hastalar; saç ektirecek dahi olsalar kanser hastalarının, diyaliz hastalarının, engellilerin, 65 yaş üstü yurttaşların ve diğer öncelikli hasta gruplarının önüne geçirilecek.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na (@drmemisoglu) sorduk:
Kamu hastanelerinde öncelik artık tıbbi gerekliliğe göre değil, döviz getirisine göre mi belirlenecek? Kamu hastaneleri ticarethane midir?
Dilovası davasının bugünkü duruşmasını izleyen Genel Başkanımız Seyit Aslan duruşma sonrası adalet çağrısında bulundu.
📌Dilovası davasında ailelerin anlattıkları karşısında boğazımız düğümlendi. Çocuklarını adeta kömürleşmiş halde teslim alan aileler nasıl bir yaşam mücadelesi verdiklerini anlattılar.
📌Başta Adalet Bakanı Akın Gürlek olmak üzere devlet ve hükümet yetkilileri ailelerin adalet taleplerini duymuyorsa, adalet için adım atmıyorlarsa katliamın sorumlularını koruyorlardır.
📌Duruşmaya 100 kilometrelik yoldan gelen aileler var. Çocuğunu kaybeden ailelerden biri kanser hastası. Bu salona tekerlekli sandalye ile gelmek zorunda. Bu aile her seferinde bu salona nasıl gelecek? Yetkililer bunları görmezden geliyor.
📌Katliamdan önce CİMER’e yapılan şikayetlere rağmen Dilovası Belediye Başkanı ve diğer yetkililer hiçbir denetim yapmadığı için bu katliam gerçekleşti. Şimdi de sorumlu kamu görevlilerini ve belediye yetkililerini koruyorlar.
📌Aileler ve hukukçular buradaki yargılamadan çıkacak karar konusunda kaygılılar. Çünkü burada yaşananlar bugüne kadar cezasızlıkla sonuçlanan iş cinayeti davalarında yaşanan hukuksuzluklarla benzer.
📌İş cinayetlerinin son bulması, sorumluların gerçek anlamda yargılanması için görev ve sorumluluklar yerine getirilsin.
📌Dilovası davası, bir an önce duruşmaları herkesin izleyebileceği Gebze kent merkezindeki uygun bir salona alınsın.
📌Dilovası için adalet, herkes için adalet istiyoruz.
Sanatçılardan Deniz Göktaş için ortak çağrı: "Mizah suç değildir"
Hazırlanan metne 16 kurum ile 59 sanatçı ve sanat emekçisi imza verdi
https://t.co/TQjTWDRSGg
15 Temmuz’un siyasi ayağına dokunmayanlar, darbe girişimini demokratik hakları budamanın bahanesine çevirdi.
Dün “Darbenin arkasında ABD ve NATO var” diyenler, bugün Trump’a ve NATO’ya güzelleme yapıyor. Emekliye, işçiye “Kaynak yok” derken savaş baronlarına milyarlar aktarıyor; NATO karşıtlarını gözaltına alıp tutukluyorlar.
Sarayın “yerli ve millî” siyasetinin derinliklerine bakın; dibinde ABD emperyalizminin ve NATO’nun kablolarını göreceksiniz.
Bu sömürücü, sömürgeci ve çürümüş saray egemenliğinden ülkemizi kurtaralım.
BUNU İŞÇİLERİN, EMEKÇİLERİN VE GENÇLERİN BİRLEŞİK, ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİYLE BAŞARABİLİRİZ!
EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, NATO Zirvesi öncesi ve sonrasında düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınanlara yönelik kötü muamele ve hak ihlallerini TBMM gündemine taşıdı
https://t.co/eLKxKP3p0n
Erdoğan-Şimşek Programının Yeni Sürümü: NATO 3.0!
Halka daha çok kemer sıkmaya devam,
Milyarlar silah tekellerine!
Acı reçeteci @memetsimsek'e sorduk:
NATO Zirvesi'nde hangi anlaşmalar imzalandı?
Hangi silah tekellerine hangi teşvikler verildi?
Türkiye kaç milyarlarca liralık mali yükümlülüğün altına sokuldu?
Ve en önemlisi...Bu faturayı kim ödeyecek?
İşçiye, emekçiye, emekliye, üretici köylüye, kadınlara, gençlere "tasarruf" ve "mali disiplin" dayatanlar; savaşa, silahlanmaya ve silah tekellerine gelince kamu kaynaklarının kapılarını sonuna kadar açıyor.
Halktan gizlenen NATO anlaşmalarını ve tutarlarını açıklayın!
‘Darbe’ bahanesiyle faşizmin inşasına karşı mücadelemiz sürecek!
10’uncu yıl dönümünde hâlâ aydınlatılmaya muhtaç yanları bulunan 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarıyla, devleti bir süre birlikte yönettiği Fethullah Gülen liderliğindeki Cemaat’in, bir süredir giriştikleri iktidar mücadelesinin doruk noktasıydı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Allah'ın lütfu” olarak tarif ettiği bu darbe girişimi, onu bertaraf etme bahanesiyle başvurulan yöntemlerin, AKP’nin muhalefeti baskı altına almak ve dizayn etmek için OHAL yöntemleri ile KHK’ların devreye sokulduğu bir dönemin önünü açtı. Kürt sorununda masanın devrilmesinin ardından kentlere taşınan çatışma sürecinin çok sayıda can kaybı ve yıkıma yol açtığı bir dönemde ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bir bildiriye imza atarak, iktidarı barış tesisine yönelik sorumluluk almaya çağıran akademisyenler, darbe ile mücadele bahanesiyle çıkarılan KHK’lara dayanılarak üniversitelerden ihraç edilmeye başlandı.
Gülen Cemaati ile hiçbir bağı olmayan barış akademisyenlerinin, bu cemaat ile uzun süre ortak hareket eden ve ardından girdiği çatışma sonucu onunla yollarını ayıran iktidar tarafından hedef alınarak tasfiye edildiği bir dönemi yaşadık. İntihar eden, ülkesinden sürgün edilen akademisyenlerin olduğu büyük bir akademik kırım süreciydi bu.
Öte yandan Hayatın Sesi Televizyonu ve İMC’nin de aralarında olduğu, Cemaat ile hiçbir ilişkisi olmayan televizyon kanallarının kapatılmasından, aralarında çeyrek asırlık tarihe sahip sosyalist kültür dergisi Evrensel Kültür’ün de olduğu dergilerin ve yayınevlerinin kapatılmasına uzanan bir süreci yaşadık. İlk OHAL KHK'sı (668 sayılı KHK, 27 Temmuz 2016) ile 16 televizyon kanalı, 45 gazete, 15 dergi, 23 radyo, 3 haber ajansı, 29 yayınevi ve dağıtım şirketi kapatıldı.
Türkiye'de 2017 referandumuyla kabul edilip 2018'de fiilen uygulamaya konulan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ‘tek adam’ yöntemine dayalı yeni bir rejim inşasının da önünü açtı. Kürt siyasi hareketinin yönetiminde olduğu belediyelerden başlayıp ‘kent uzlaşısı’ formülüyle CHP’li Esenyurt Belediyesine uzanan kayyım atamaları ve 19 Mart 2025’te, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu il, ilçe belediye başkan ve yöneticilerinin gözaltına alınıp tutuklanmasıyla devam eden sürece böyle gelindi.
‘Darbe ile mücadele’ adı altında yeni rejimini meşrulaştırmaya girişen Erdoğan, kaybettiği kitle desteğini, bu darbe sürecinin sağladığı atmosfere dayalı adımlarla pekiştirmeye girişti. Bugün, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden önce siyasetin yargı baskısıyla dizayn edilmeye girişildiği 28 Şubat 1997 tarihli ‘Postmodern Darbe’ sürecini de aşan yöntemlerle, muhalefet iktidarın emrindeki yargı eliyle tasfiye edilmeye çalışıyor. Türkiye’nin, son yerel seçimlerde birinci parti durumuna gelen ana muhalefet partisine, yargı eliyle kayyım atanmasına kadar varan sürece, on yıl önceki darbe girişiminin ardından iktidarın uyguladığı yeni rejimin yönetme teknikleriyle gelindi.
Erdoğan’ın liderliğindeki AKP iktidarının seçimleri göstermelik hale getirdiği, kendisini zayıflatan sandık sonuçlarını yargı eliyle aşamalı olarak ilga ettiği bu süreç, aynı zamanda grevlerin ‘milli güvenliği tehdit ettiği’ gibi bahanelerde yasaklandığı, işçi ve emekçilerin sefalet ücretlerine mahkum edildiği, evsiz olduğu için otogarlarda sabahlayan emeklilerin sayısının arttığı bir ‘Yeni Türkiye’dir.
‘Darbe ile mücadele’ bahanesiyle Türkiye’yi vahşi bir sömürüye dayalı, işbirlikçi sermaye diktasına mahkum etmeye çalışan, saltanatını da ancak böyle koruyabileceğine inan Saray iktidarı bilmelidir ki, bu ülkenin işçi ve emekçileri, örgütlü güçleri, bu gericiliği mutlaka yenecektir.
Hakların özgür yaşadığı, bağımsız ve demokratik bir ülkenin inşası işçi ve emekçilerin mücadelesi ile mümkün olacaktır.
Emek Partisi Genel Merkezi
NATO operasyonları kapsamında tutuklanan insanlar hâlâ cezaevinde.
Bir de işkence iddiaları var.
İktidar, iki günlük zirveyi; düşünceyi, örgütlenmeyi ve itirazı cezalandırmanın kalıcı bahanesine çevirmiş durumda.
NATO Zirvesi için kurdukları hukuksuzluğun, şiddetin ve baskının bu ülkenin yeni olağanı olmasını istiyorlar.
Buna alışmayacağız.
NATO operasyonları kapsamında tutuklanan herkes derhal serbest bırakılmalı, işkence iddiaları açığa çıkarılmalı, sorumlular hesap vermeli.
💬15 Temmuz'un 10. yılında İskender Bayhan (@iskenderbayhn) anlattı: Düzlüğe çıkış işçi ve emekçilerin mücadelesiyle mümkün
"Darbeler sermaye kliklerinin, kapitalistlerin iktidar kavgalarının bir yansıması olarak ortaya çıkar.Bundan en büyük zararı da bütün milliyetlerden ve inançlardan işçiler, emekçiler, gençler, kadınlar, emek, barış ve demokrasiden yana güçler görmektedir. Memleketi gerçek anlamda düzlüğe çıkaracak olan da bu güçlerin acil ekonomik ve politik talepler etrafında birleşmesi ve genel eylem, genel direniş hattında mücadeleyi yükseltmesidir"
https://t.co/3Jy8Wwasmn