Gediz konuşuyor!
Zehirlenen sularıyla, kuruyan yataklarıyla, yok edilen yaşamıyla bekliyor.
Sanayi atıkları ve kimyasallar yalnızca bir nehri kirletmiyor. Gediz Havzası'ndan İzmir Körfezi'ne kadar bütün bir ekosistem tehdit altında!
Bir avuç sermaye çevresi daha fazla kâr etsin diye doğa talan ediliyor. Oysa nehirler şirketlerin değil, halkındır. Su yaşamdır, metalaştırılamaz, kapitalizmin yaşamı tahrip eden sisteminin insafına terk edilemez!
Doğayı savunmak, yaşamı savunmaktır. Ekolojik yıkıma karşı çıkmak, talan düzenine karşı çıkmaktır.
Tüm doğa ve yaşam savunucularını 6 Haziran Cumartesi günü saat 16.00'da Manisa'daki Büyük Gediz Buluşması'na katılmaya davet ediyoruz.
Gediz için, Körfez için, yaşam için...
Nehirler konuşuyor.
Biz de susmayacağız.
#Gediz #GedizNehri #NehirlerinKardeşliği
5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ AÇIKLAMAMIZ
Doğayı ve Yaşamı Savunmak, Talan Düzenine Karşı Çıkmaktır.
Bir yanda iklim zirvelerine ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir ülke, diğer yanda her gün biraz daha küçülen ormanlar, kuruyan dereler, maden sahalarına dönüştürülen dağlar ve şirketlere tahsis edilen yaşam alanları...
Türkiye, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nü tam da böyle bir çelişkinin ortasında karşılıyor. Son yıllarda yaşanan seller, kuraklıklar, orman yangınları, fırtınalar ve mevsim normallerini altüst eden hava olayları iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün sorunu olduğunu gösteriyor. Ancak iktidar, bu gerçeği kabul etmek yerine ekolojik yıkımı derinleştiren politikaları sürdürmekte ısrar ediyor. İklim krizine karşı önlem almak yerine, krizi büyüten sermaye düzenine yeni alanlar açılıyor.
Özellikle son bir yıl içerisinde çıkarılan ya da gündeme getirilen yasal düzenlemeler bunun en açık göstergesidir. Madencilik ve enerji şirketlerinin taleplerine göre şekillendirilen mevzuat değişiklikleri, aynı şirketler için kolaylaştırılan izin süreçleri, çevresel denetim mekanizmalarının etkisizleştirilmesi ve koruma statülerinin zayıflatılması, doğayı koruma politikalarının değil, sermaye birikim rejiminin ihtiyaçlarının ürünüdür.
Bugün iktidarın kalkınma olarak sunduğu şey, gerçekte yeni bir yağma dalgasıdır. Altın madenciliğinden kömür projelerine, taş ocaklarından enerji yatırımlarına kadar doğanın her parçası piyasaya sürülebilecek bir meta olarak görülmektedir. Dağlar cevher rezervine, ormanlar yatırım alanına, akarsular enerji kaynağına, tarım alanları ise inşaat ve rant projelerinin hammaddesine dönüştürülmüş durumdadır.
Bu süreç hem ekolojik bir yıkım yaratıyor, hem de demokratik hakları hedef alıyor. Toprağını savunan köylüler, deresine sahip çıkan yurttaşlar, yaşam alanlarını korumak isteyen ekoloji örgütleri ve bilim insanları giderek daha fazla baskıyla karşılaşıyor. Şirketlerin projelerine itiraz edenler soruşturmalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla ve kolluk müdahaleleriyle susturulmaya çalışılıyor. Kolluk kuvvetleri kamusal yararı koruyan kurumlar olmaktan uzaklaştırılarak, çoğu zaman şirketlerin yatırım sahalarında onların güvenliğini sağlayan bir özel güvenlik örgütü gibi çalıştırılıyor.
Bu nedenle bugün ekoloji mücadelesi yalnızca ağaçları, dereleri ya da ormanları koruma mücadelesi değildir. Aynı zamanda demokrasi ve yaşam hakkı mücadelesidir.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 de bu tablo içerisinde değerlendirilmelidir. İktidar, COP31'i iklim krizinin nedenlerini tartışacak ve çözüm üretecek uluslararası bir platformdan çok, küresel sermayeye yönelik bir vitrin olacak şekilde kurgulamaktadır. Ülke içinde madencilik ve fosil yakıt projeleri teşvik edilirken, çevresel koruma mekanizmaları zayıflatılırken ve ekolojik mücadeleler baskı altına alınırken yapılacak iklim zirvesi, kaçınılmaz olarak ciddi bir meşruiyet sorunu yaşayacaktır.
Dahası, COP31 hazırlıkları kapsamında gündeme gelen düzenlemeler iklim adaletini değil, karbon piyasalarını, yeşil finans araçlarını ve yeni yatırım alanlarını öne çıkarmaktadır. Böylece iklim krizi, çözülmesi gereken bir yaşam sorunu olmaktan çıkarılıp uluslararası ticaretin yeni başlıklarından biri haline getirilmektedir. Zirvelerin etrafında oluşan devasa ekonomik ağ, iklim politikasını giderek bir tür küresel fuar organizasyonuna dönüştürmektedir.
Oysa iklim krizini karbon sertifikaları değil, fosil yakıtlardan çıkış çözer. Doğanın metalaştırılmasını sürdüren politikalar değil, doğal yaşam alanlarını koruyan politikalar çözer. Şirketlerin kâr hesapları değil, halkların ve doğanın ortak çıkarları çözer.
Bu nedenle Halkların İklim Zirvesi ve dünyanın dört bir yanında yükselen ekolojik direnişler her zamankinden daha büyük bir anlam taşımaktadır. Çünkü iklim adaleti mücadelesi, hem doğanın metalaştırılmasının, hem de sınıfsal eşitsizliklerin, sömürgeci kaynak politikalarının, sermaye tahakkümünün ve doğanın talanının da karşısında durmayı gerektirir.
Bugün Dünya Çevre Günü'nde yapılması gereken şey, doğayı koruduğunu söyleyenlerin sözlerine değil, uyguladıkları politikalara bakmaktır.
Eğer ormanlar madenciliğe açılıyorsa, dereler şirketlere tahsis ediliyorsa, zeytinlikler enerji projelerinin tehdidi altındaysa ve yaşam alanlarını savunan insanlar suçlu ilan ediliyorsa ortada bir çevre politikası değil, ekolojik yıkım programı vardır.
Bizler bu programa karşı yaşamı, doğayı ve geleceği savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü iklim adaleti olmadan toplumsal adalet, ekolojik demokrasi olmadan gerçek demokrasi mümkün değildir.
Yaşamı savunmak, geleceği savunmaktır.
#5hazirandünyaçevregünü #5Haziran #ÇevreGünü
Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi:
SÜRESİZ NAFAKA HAKTIR VAZGEÇMİYORUZ!
Yeşil Sol Parti olarak kadınların kazanılmış haklarının hedef alınmasına sessiz kalmayacağız. Eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Haklarımızdan da hayatlarımızdan da vazgeçmiyoruz.
SÜRESİZ NAFAKA HAKTIR, VAZGEÇMİYORUZ!
Anayasa Mahkemesi'nin süresiz nafakaya ilişkin düzenlemeyi iptal etmesi, kadınların ekonomik güvencesine yönelik ciddi bir saldırıdır.
Türkiye'de milyonlarca kadın eşitsizlik, güvencesiz çalışma ve ücretsiz bakım emeği nedeniyle yoksulluk riski altında yaşamaktadır. Nafaka bir ayrıcalık değil, boşanma sonrasında derinleşen ekonomik eşitsizliğe karşı bir haktır.
Bu karar, kadınları yoksulluğa ve ekonomik şiddete daha açık hale getirecek, birçok kadının şiddet içeren evliliklerden ayrılmasını zorlaştıracaktır.
Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi olarak kadınların kazanılmış haklarının hedef alınmasına sessiz kalmayacağız. Eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Haklarımızdan da hayatlarımızdan da vazgeçmiyoruz.
#DünyaBizeEmanet diyor Bakanınız,
O halde soralım Adalet ve Kalkınma Partisi Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e, GİRESUN DAHİL Mİ SAYIN VEKİL?
@canturkalagoz
Iğdır milletvekili @canturkalagoz ait
Alagöz Madencilik Giresun’da Harşit vadisini yıllardır katlediyor, hem de gözlerinizin önünde.
Talan politikalarıyla ülkeyi darmadağın ederken, doğa sevgisinden bahseden bir bakanlığın düştüğü durum içler acısıdır.
#DünyaBizeEmanet ??
30 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirdiğimiz Parti Meclisi Toplantısı Sonuç Bildirgesi:
Demokrasi Koalisyonunu Kurmak, Sol Odağı Büyütmek.
Yeşil Sol Parti Parti Meclisi, Türkiye’nin içinden geçtiği olağanüstü siyasal süreci değerlendirmek üzere 30 Mayıs 2026 tarihinde yaptığı olağanüstü toplantıda, iktidarın yargı eliyle yürüttüğü siyasal darbenin yeni bir eşiğe ulaştığını tespit etmiştir.
CHP’ye dönük mutlak butlan hamlesi, yalnızca bir partiye yönelik hukuki bir müdahale değil; seçme ve seçilme hakkına, demokratik siyaset zeminine, toplumsal muhalefetin birikimine ve Türkiye halklarının ortak geleceğine yönelmiş açık bir saldırıdır. Kayyum rejimiyle Kürt halkının iradesini gasp eden, üniversitelere, belediyelere, emek örgütlerine, kadın ve gençlik mücadelelerine baskı uygulayan iktidar, bugün aynı tasfiye siyasetini muhalefetin bütününe yaymaktadır.
Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreç, yalnızca savunma refleksiyle karşılanamaz. Bugün ihtiyaç duyulan şey, dağınık tepkilerin ortak bir siyasal hatta dönüştürülmesi; toplumsal muhalefetin aynı masa, aynı sokak ve aynı mücadele programı etrafında buluşturulmasıdır.
Parti Meclisimiz, bu tarihsel sorumlulukla, Demokrasi Koalisyonu çağrısını soyut bir birlik önerisi olmaktan çıkarıp somut bir siyasal seferberlik hattına dönüştürmeyi öncelikli görev olarak belirlemiştir.
Demokrasi Koalisyonu Neden Zorunludur?
Türkiye’de rejim krizi derinleşirken iktidar, toplumsal muhalefeti parçalayarak, birbirinden yalıtarak ve her kesimi ayrı ayrı hedef alarak yol almaya çalışmaktadır. CHP’ye dönük yargı müdahalesi darbesi, Kürt illerindeki kayyum politikaları, kadın ve gençlik hareketlerine baskılar, emek mücadelelerinin kriminalize edilmesi ve ekoloji direnişlerinin engellenmesi aynı otoriter siyasal aklın ürünüdür.
Bu saldırılar karşısında parçalı direnişler yeterli değildir. Demokrasi mücadelesi, barış talebi, emek mücadelesi, kadın özgürlük mücadelesi, gençliğin gelecek arayışı, ekoloji mücadelesi ve yerel demokrasi savunusu ortak bir politik hatta bağlanmak zorundadır.
Demokrasi Koalisyonu, bu ortak hattın adıdır. Bu koalisyon, seçim dönemlerine sıkışmış geçici bir ittifak değil, toplumsal muhalefetin bütün güçlerini bir araya getirecek kalıcı, örgütlü ve mücadeleci bir zemin olarak kurulmalıdır.
Sol Odak Bu Sürecin Kurucu Gücü Olmalıdır!
Parti Meclisimiz, geniş bir Demokrasi Koalisyonu’nun ancak güçlü, bağımsız ve kurucu bir Sol Odak ile gerçek bir siyasal anlam kazanabileceğini vurgular.
Sol Odak, Demokrasi Koalisyonu’nun alternatifi değil, onun mücadeleci omurgasıdır. Görevi, toplumsal muhalefetin enerjisini yalnızca seçim hesaplarına, parlamento aritmetiğine ya da dar parti çıkarlarına sıkıştırmadan; barış, demokrasi, eşitlik, kamuculuk, ekolojik yaşam ve toplumsal adalet ekseninde ortaklaştırmaktır.
Bu nedenle Yeşil Sol Parti, sosyalist yapılarla, emek örgütleriyle, kadın hareketiyle, gençlik örgütleriyle, ekoloji mücadeleleriyle, meslek odalarıyla, demokratik kitle örgütleriyle ve yerel inisiyatiflerle yürüttüğü görüşmeleri sistematikleştirecek ve Sol Odak’ın siyasal ve örgütsel inşası için daha kararlı adımlar atacaktır.
Kürt Sorununun Çözümü İle Demokrasi Mücadelesi Ayrılamaz!
Parti Meclisimiz, Kürt sorununun demokratik çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi arasındaki bağın daha güçlü biçimde kurulması gerektiğini değerlendirmektedir.
Kürt sorununun çözümü elbette müzakere süreçlerini gerektirir. Ancak çözümün gerçek güvencesi, iktidarın taktik manevraları değil, Türkiye toplumunun demokrasi güçlerinin ortak mücadelesidir. Süreç toplumsallaşmadığı; emekçiler, kadınlar, gençler, sosyalistler, ekoloji hareketleri ve demokratik kitle örgütleri tarafından sahiplenilmediği sürece kalıcı ve güvence altına alınmış bir demokratik çözümden söz edilemez.
Bu nedenle Yeşil Sol Parti, DEM Parti bileşenleriyle, Kürt siyasetiyle ve Türkiye demokrasi güçleriyle ilişkilerini daha stratejik, daha bütünlüklü ve daha kurucu bir hatta taşıyacaktır.
Parti Meclisimizin Karara Bağladığı Somut Görevler:
Parti Meclisimiz, önümüzdeki dönemde aşağıdaki adımların hızla hayata geçirilmesini kararlaştırmıştır:
Demokrasi Koalisyonu Çağrı Kampanyası başlatılacaktır: Kampanyanın siyasal metni, kısa çağrı bildirisi, sosyal medya dili, görsel materyalleri, basın planı ve yerel toplantı formatı hızla hazırlanacaktır.
Sol Odak görüşmeleri sıklaştırılacak ve sistematik hale getirilecektir: Bugüne kadar çağrıya yanıt veren ya da yanıt verme potansiyeli taşıyan sosyalist yapılar, emek örgütleri, kadın hareketi, gençlik örgütleri, ekoloji mücadeleleri, meslek odaları ve demokratik kitle örgütleriyle düzenli görüşme takvimi oluşturulacaktır.
Yerellerde demokrasi güçleri le temaslar gerçekleştirilecektir: Her ilde CHP, DEM Parti, sol-sosyalist yapılar, sendikalar, kadın örgütleri, gençlik örgütleri, ekoloji mücadeleleri, meslek odaları ve yerel demokrasi inisiyatifleriyle temas planı çıkarılacaktır.
“Demokrasi İçin Birlikte Mücadele” başlıklı yerel toplantılar örgütlenecektir: Büyükşehirler ve kritik iller başta olmak üzere açık toplantılar, halk forumları, basın buluşmaları ve ortak eylem zeminleri oluşturulacaktır.
Hukuk dayanışması ve hızlı tepki mekanizması kurulacaktır: Gözaltılar, yasaklar, kayyum uygulamaları, yargı müdahaleleri ve siyasal baskılar karşısında ortak açıklama, ortak savunma ve hızlı dayanışma mekanizmaları geliştirilecektir.
Seçim güvenliği ve demokratik hakların savunusu ortak çalışma başlığı yapılacaktır: Seçme ve seçilme hakkının gaspına, kayyum rejimine ve yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesine karşı geniş bir demokratik mücadele programı hazırlanacaktır.
Sonuç:
Yeşil Sol Parti, gelişmelere yalnızca tepki veren bir pozisyonda kalmayacaktır. Görevimiz, toplumun farklı alanlarında açığa çıkan demokratik itirazları birleştirmek, ortaklaştırmak ve siyasal bir hatta dönüştürmektir.
Bugün Demokrasi Koalisyonu bir seçenek değil, tarihsel bir zorunluluktur. Sol Odak ise bu zorunluluğu mücadeleci, eşitlikçi ve kurucu bir hatta taşıyacak siyasal iradedir.
Parti Meclisimiz, önümüzdeki dönemde bütün örgütlerimizi, üyelerimizi ve dost güçleri bu doğrultuda sorumluluk almaya; demokrasi, barış ve toplumsal adalet mücadelesini büyütmeye çağırır.
Türkiye’nin demokratik geleceği, bekleyerek değil; birleşerek, örgütlenerek ve birlikte mücadele ederek kurulacaktır.
Arhavi maden istemiyor!
Önce HES’lerle kuşatıldı dereleri, şimdi madenlerle yok edilmek üzere yaşam alanları.
Karadeniz, yerli milli maskesiyle tarihinde görülmemiş bir yıkımla karşı karşıya.
Talan iktidarına karşı yaşaşın kolektif mücadele🌻
"Alın kimyasallarınızı, gidin buradan!" diyen o dik duruş, doğayı ve yaşamı savunan milyonların direnişinde yankılanmaya devam ediyor.
Hopa'da deresini, vadisini savunurken kolluk saldırısı ile aramızdan koparılan Metin Lokumcu'nun haklılığını, bugün dağlarımızı, ormanlarımızı ve köylerimizi tehdit eden maden talanıyla çok daha iyi anlıyoruz. Onun ranta karşı yükselttiği yaşam savunusu bayrağı bugün ellerimizde.
Saygı, özlem ve minnetle...
🌳⛏️🚫
#MetinLokumcu #MadenTalanınaHayır #MetinLokumcuÖlümsüzdür
Bir ağacın gölgesinde başlayan, milyonların adalet, özgürlük ve demokrasi çığlığına dönüşen #GeziDirenişi 13 yaşında! 🌳✊
Doğayı, yaşamı ve geleceğimizi savunan o eşsiz direniş ve dayanışma ruhu bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Rant ve talan düzenine karşı omuz omuza yürümeye, Gezi'nin umudunu büyütmeye devam edeceğiz.
Gezi’de yitirdiğimiz tüm canlarımızı saygıyla ve özlemle anıyoruz. ✨
Gezi, bu ülkenin onurlu geçmişi ve özgür geleceğidir; hapsedilemez!
Uydurma cezalarla tutsak edilen dostlarımız; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Mine Özerden’e bin selam! Sözümüz olsun; sizler özgür kalana, adaleti bu topraklara getirene kadar mücadelemiz sürecek. 🕊️💜
#GeziyeÖzgürlük #GeziYargılanamaz #Gezi13Yaşında
Yeşil Sol Parti olarak, demokrasi, barış ve adalet mücadelesinde dayanışmayı büyütmeye, halkın ortak geleceği için kolektif direnişi güçlendirmeye devam edeceğiz.
Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz!#BirleşikMücadele#ButlanaHayır
Çorum katliamı, bu coğrafyanın hafızasında derin bir yara olarak duruyor. Alevilere ve demokratik kesimlere yönelik organize saldırılarda onlarca insan katledildi, yüzlerce insan yaralandı, evler ve işyerleri yakılıp talan edildi.
Geçmişle yüzleşmeyen toplumlarda acılar yeniden büyür. Halkların eşit, özgür ve barış içinde yaşayacağı bir ülke mücadelesi, katledilenlerin anısına sahip çıkmanın da en güçlü yoludur.
Katledilen canları saygıyla anıyoruz.
#ÇorumKatliamı
Gümüşhacıköy halkı maden talanına karşı ayakta.
Ormanları, toprakları ve su varlıklarının yıkımına dur demek için haykırıyorlar.
İki şirket para kazanacak diye coğrafyamızı talan ettirmeyeceğiz.
İnegöl Dağı’nda #MadeneHAYIR!
📹Gümüşhacıköy Havadisler
Gezi, bu ülkenin milyonlarca insanının baskıya, adaletsizliğe ve dayatılan düzene karşı birlikte yükselttiği halk iradesidir.
O meydanlarda yalnızca bir park değil, özgürlük, eşitlik ve onurlu yaşam da savunuldu. Doğanın ve kentlerin sermaye talanına teslim edilmesine karşı yaşam hakkı savunuldu.
Gezi’nin hafızasından korkmalarının nedeni halkların, gençlerin, kadınların ve emekçilerin yan yana geldiğinde nasıl büyük bir güç olduğunu göstermesidir.
Bugün derinleşen baskı, otoriterleşme ve demokrasi karşıtı hamleler karşısında Gezi’nin dayanışmacı ve mücadeleci ruhu yol göstermeye devam ediyor.
Çünkü Gezi, halkın birlikte mücadele ettiğinde umudu ve değişimi büyütebileceğinin en güçlü hafızalarından biridir.
Karanlığı büyütenler değil, demokrasi için dayanışmayı büyütenler kazanacak.
#Gezi13Yaşında #GeziDirenişi
'Mutlak Butlan' kararı sonrası, bugün Yeşil Sol Parti Mersin İl örgütü olarak, Chp Mersin İl Örgütünü ziyaret ettik.
Sürece ilişkin değerlendirmemizi ileterek, dayanışma ve önümüzdeki döneme ilişkin mücadele perspektifimizi ve kararlılığımızı paylaştık.
#ButlanaHayır
Darbeye karşı her yerde dayanışma!
CHP Adana İl Başkanlığında konuşan MYK üyemiz Münir Korkmaz: “Yaşananlar yalnızca CHP’yi ilgilendiren bir durum değildir. Bu, demokratik siyaseti hedef alan bir süreçtir. Geçmişte DEM Partiye yönelik müdahalelerde dayanışma gösterdiğimiz gibi bugün de CHP’nin yanındayız.”
CHP Genel Merkezi’ne yönelik saldırı, yalnızca CHP’ye değil, demokratik siyasetin bütününe yönelmiş açık bir baskıdır.
Siyasi partilerin genel merkezleri, demokratik yaşamın meşru alanlarıdır. Bu alanlara saldırı yapılması, hukuk devletiyle, halk iradesiyle ve demokrasiyle bağdaşmaz.
Türkiye’nin ihtiyacı muhalefeti bastıran, yargı ve polis eliyle siyaseti dizayn eden bir anlayış değil; demokratikleşmeyi, hukuku, barışı ve halk iradesini esas alan bir siyasal iklimdir.
CHP Genel Merkezi’ne yönelik saldırıyı kınıyoruz. Tüm demokrasi güçlerini, baskı ve zor siyasetinin karşısında demokratikleşme için ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
#ButlanKararı #ButlanaHayır
Yaşasın Demokratik Dayanışma!
İktidarın yargı eliyle siyasete yaptığı darbeye karşı dayanışmamız sürüyor.
MYK üyemiz @lutfigolpunar ve PM üyelerimizden oluşan bir heyetle @CHPankarailbsk’na dayanışma ziyaretinde bulunduk.
#ButlanaHayır#ButlanKararı
Darbeye Karşı Demokratik Dayanışma!
Eş sözcümüz @dgocer ve MYK üyemiz @sonmeznaci’in aralarında bulunduğu bir heyetle @CHP_istanbulil örgütüne dayanışma ziyaretinde bulunduk.
Ziyaretimizde, siyasetin bugün öncelikli görevinin, demokrasi mücadelesini büyütmek için ortak ve birleşik bir hat inşa etmek olduğunu vurguladık.
@istyesilsol