"Bu Partiyi yani Yüce Diriliş Partisi’ni benim şahsi partim olarak düşünmeyin. Bu sizin Partinizdir. Partiyi sadece parti olarak düşünmeyin, bu, İslâm hareketidir, Diriliş hareketidir, İslâmın Dirilişi hareketidir." Sezai Karakoç
#DirilişIşığıSezaiKarakoç
BİR HATIRLATMA
Kurucu Genel Başkanımız Sezai Karakoç’un 9 Kasım 2007 tarihli “Batı Saldırısına Karşı” başlıklı basın açıklamasını önemine binaen yeniden yayımlıyoruz.
BATI SALDIRILARINA KARŞI
Yüzyıllar boyu Haçlı Seferlerini düzenleyerek İslâm ülkelerini işgal ve yağma eden, insanlarını öldüren, sayısız, hesapsız kıyım ve zarara sebep olan, sonunda medeniyetimizden hisseler kapıp giden Batı, Batı Hint Adaları inancıyla istilâya gittiği Amerika’yı keşfedince bir an için aradığını buldu sandı. Aradığı neydi? Aradığı, dünyayı zaptetmek için yüzyıllar içinde rahatça hazırlanabileceği tenha ve erişilmez bir yer bulmaktı.
Ancak, Amerika, insansız ve boş bir kıta değildi. Orada da her yerde olduğu gibi insanlar yaşıyordu ve bunların da kendilerine özgü medeniyetleri vardı. Olsun. Ne beis vardı, kendisini hak din hıristiyanlığı (!) nı yayan “fatihler” olarak adlandıran Batılılar, bu insanları soykırımına uğratıp soylarını soplarını yok ettiler. Kalan kılıç artıklarını da köleleştirdiler. Böylece, tarihin kaydettiği dikkate değer kültür ve medeniyetlerden olan İnka, Maya ve Aztek kültür ve medeniyetlerini yıktılar, tarihin karanlığına ve çöplüğüne gömdüler. Altınlarını, hazinelerini de mülkiyetlerine geçirdiler. Bu şekilde, Kader ve Tarih tarafından, kıyamete kadar sürecek “soy katili” yazısı damgası vuruldu alınlarına.
Bati, Roma İmparatorluğu devrinden beri hegemonya hastasıdır. Dünyaya hakim olmak, kendisinin dışındaki bütün insanları köle yapmak ister. Ona göre bu onun en doğal hakkıdır. O, b e y a z dır. “insanlar” derken kendilerini kasdederler. Avrupa dışındaki kıtalarda yaşayanlar, açıkça söylemeseler de, bir tür hayvan olarak görürler. Onları, sarı, siyah, kızıl gibi, ten renklerine göre isimlendirirler. Onları, köleleri, ülkelerini de, kendi malları mülkleri saymayı en tabii hakları olarak kabul ederler.
Önce, Afrika’ya yöneldiler. Oranın insanlarını hayvan avlar gibi yakalayıp Avrupaya, Amerikaya götürüp köle olarak en zalimane şekilde çalıştırdılar. Sonra Doğu’ya, Çin’e, Hindistan’a, Hindi Çini’ye, Avustralya’ya saldırdılar. Çin’i ve Hindistan’ı işgal, Afrika’yı istilâ ettiler. Birinci Dünya Savaşı’nda da, yeni keşfedilmiş enerji kaynağı petrolü de gözönünde tutan bir hırsla, İslâm ülkelerine, bilhassa Batıya karşı İslâm, suru, kalesi olan Osmanlı Devleti’ne saldırdılar. Ve onu yıktılar. Ve artık bütün dünya ellerine düştü sandılar.
Ama, herkesin bir hesabı var, Allah’ın da bir hesabı var. İlahi Kudretin tecelli aynası olan kaderin ve tarihin hesabi var. Ve bu hesap gelmekte gecikmedi. Hırslarından dünyayı paylaşamadıkları için birbirlerine düştüler ve İkinci Dünya Savaşı patladı. Az kalsın birbirlerini yok edeceklerdi. Bundan yararlanarak bir çok ülke bağımsızlığına kavuştu.
Sonraki elli yıl içinde kendilerini toparlayan Batılılar, bir parça kendilerine gelmeye, rahat nefes almaya çalışan İslâm ülkelerine saldırıya geçtiler. Uzun vadeli planla İslâm Dünyasını paramparça edip, devletleri yıkıp yerine ufak ufak bağımsız yerel yönetimler kurmak, onları köleleştirmek, soykırımına uğratmak, soylarını soplarını yeryüzünden kaldırmak, medeniyetlerini yok etmek, İslâm inancını saptırıp yozlaştırmak, camilerini, şehirlerini yıkmak, su, petrol, tarihi eser ve topraklarını ele geçirmek için topyekûn bir saldırıdır bu. Böylece korkunç bir Haçlı amacıyla tekrar geldiler. Eldeki yazma eserleri yaktılar. Müzeleri yağmaladılar. İnsanlarımızı öldürüp duruyorlar. Terör bahanesiyle, ruhlarında silinmez bir şekilde yerleşmiş bulunan öldürme, yok etme komplekslerini, islâma karşı olan aşağılık komplekslerini tatmin etmek istiyorlar.
https://t.co/odn3aW5jty
KURBAN BAYRAMI MESAJI
İstanbul, 28 Mayıs 2026
Millet kurucusu ve ilahi buyruğa teslim oluşun simgesi Hz. İbrahim’in hatırasını çağlar ötesinden bugüne taşıyan Kurban Bayramı hepimize kutlu olsun!
Dileriz, bu Kurban Bayramı birkaç yüzyıldan beri enerjimizi, maddi ve manevi varlıklarımızı, oğullarımızı, kızlarımızı tüketen Doğu ile Batı arasındaki nafile gidiş-gelişlere bir son vererek, İslam Medeniyeti’nin merkezi ve dengeleyici vazifesini tekrar üstlenmesine, böylelikle aydınlarımızın ve peşi sıra sürüklediği halkımızın gerçek kurtuluş kaynağına erişmesine vesile olur.
Duamız, Hz. Hacer’in hayat kaynağı suya kavuşması gibi, milletimizin de kendini diriltecek özsuyuna kavuşmasıdır.
İslam Birliğinin bir zorunluluk olduğunu açık-seçik ortaya koyan onca kanıtı bir an için ihmal etsek bile, tek başına “hac ibadeti” her yıl, en güzel, en somut bir şekilde Büyük Birliğimizi kurma ödevini bize hatırlatmıyor mu?
Kur’anın çağırdığı birlik idealinin artık bir ideal olmanın ötesine geçerek bir hayat-memat meselesi olduğunu halâ anlamıyor muyuz?
Tarihin sûru, bütün gücüyle bunu haykırmıyor mu?
Akşam karanlığı bastırdı, bizi paramparça etmek isteyenlerden kurtulmanın yolunun onlarla anlaşmak olduğuna inanmaya devam mı edeceğiz?
Tarihi realite, antik çağlardan beri Ortadoğu’nun büyük ve birleşik bir yapıda olduğunu bize söylediği halde, Ortadoğu’yu da aşan Büyük İslam Birliğinin boş bir hayal olduğu safsatasını arsızca tekrarlayanları ciddiye mi alacağız?
Asıl hayalcilerin ve milletimizi aldatanların onlar olduğunu ne zaman yüzlerine vuracağız?
“Kâbe, birleşmenin sembolü olarak kara fon içinde mücevherin parladığı gibi parlıyor ve her sene göğsüne topladığı bin bir demetli çiçeklere benzeyen her ırktan ve her dilden Müslümana kendi öz haliyle diyor ki: <İşte burada benim kucağımda birleştiğiniz gibi dünyanın her bucağında da bu birliği gerçekleştirin…
Hepimizi bir araya toplayan hac farzı, Müslümanların bir birlik olmasını gerektiriyor. Yoksa Allah’ın Evine gidip alnını secdeye koyan insanların dışarı çıkar çıkmaz birbirine düşman veya en azından yabancı kesilmeleri ne haccın ruhuyla, ne bizzat genel olarak Müslümanlıkla bağdaşır.” *
En büyük övüncümüz İslam Milletinin bir üyesi olmaktır.
En büyük sevincimiz İslam Milletine olan bağlılığımızdır.
Milletimizin, Büyük İslam Milletinin Kurban Bayramı kutlu olsun!
*Sezai Karakoç, Sûr, Birliğin Sembolü
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
GENEL BAŞKANI
LÜTFÜ YILMAZ
BAYRAMLAŞMA DUYURUSU
Kurban Bayramının ikinci günü (28.05.2026 Perşembe) Haseki’de bulunan İstanbul İl Başkanlığımızda, saat 17:00 – 19:00 arasında bayramlaşma yapılacaktır.
https://t.co/ktBLx7IMmv
PARTİMİZ MENSUPLARINA VE BÜYÜK MİLLETİMİZE
İstanbul, 4 Nisan 2024
Partimiz üyesi ve geçmişte de partimizin çeşitli kademelerinde görev yapmış ve birçok gencin Diriliş Dünya Görüşü ile tanışmasına vesile olmuş olan Ömer Aydın bugün Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Cenaze namazı yarın (5 Nisan Pazar) Şehzadebaşı Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınacak olup, Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi Haziresinde toprağa verilecektir.
Allah’tan, kendisine rahmet, âilesine, partimiz mensuplarına, sevenlerine ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Bu vesileyle, daha önce âhiret yurduna göç etmiş büyüklerimizi ve arkadaşlarımızı da rahmetle anıyoruz.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
GENEL BAŞKANI
Lütfü Yılmaz
RAMAZAN KUTLAMASI VE DOLAYISIYLA :
21 Mart 2026
Yeter ki umudumuzu yitirmeyelim; çünkü umutsuz olmak şeytanın ve yeryüzündeki hizmetkârlarının nasibi ve kaderidir, bizim değil…
İslâm dünyası 1447. Ramazan ayı ve bayramını idrak ediyor Allah’ın lütfu ve keremiyle.
Tarihimiz, Ramazan’ın bereketiyle donanmış sayısız fetih ve zaferle İslâm medeniyetinin açılımlarına şahit oldu. Ve yine bu ayda birçok acı hatıra da kaydetti.
Bir Ramazan ayında Peygamber Efendimiz ve kutlu ashabı, küfürle ilk hesaplaşmanın meydan savaşını Bedir’de kazandı. Mekke bir Ramazan günü fethedildi; Ayn Calut’ta ve Kadisiye’de İslâm orduları istilacı orduları yok etti ve İslâm diyarına esenlik getirdi.
Geçmişimiz bunun misalleriyle dolu. Ancak son iki yüz elli – üç yüz yıldır giderek çoğalan bir sayı ve şiddetle İslâm âleminin birçok beldesinde yaşanan istila, kıyım, katliam, sürgün ve yok etme faaliyetleri; çok farklı model ve bahanelerle görünse de gittikçe artarak medeniyetimizi, belki tarihte hiç olmadığı kadar ağır bir krize sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakmayı hedefliyor.
Son yüzyılda haberleşme ve dokümantasyon tekniklerinin gelişmesi; İslâm medeniyetinin insanı, coğrafyası ve imkânlarının yağmalanmasıyla birlikte, gözden çok bilinçli bir şekilde saklanmaya çalışılan bir büyük kaybımızı da belgeliyor maalesef…
İslâm medeniyetinin ve yaşantısının elle tutulur, gözle görülür en parlak nişanesi olan kadim şehirlerimiz ve tarihi anıt eserlerimiz; iflah olmaz bir hınç, kin ve kıskançlıkla, yok edilmeye ve yağmalanmaya maruz kalıyor hiç şaşmaz bir bilinç ve kararlılıkla.
Son yarım yüzyılda hiç sapmaz bir tesadüfle (!) Ramazan ayında Batılı güçlerin en ağır bombardımanıyla tahrip edilen Kabil, Bağdat, Şam, nihayetinde de Tebriz, Şiraz ve İsfahan’da gerçekleştirilen saldırıların altında, medeniyetimizin ve kimliğimizin yer yüzünde var olduğunu gösterir en aziz miras ve anıtlarını yok etme hedefi vardır şüphesiz.
On dört asırdır üç kıtada birçok açılımını göstermiş olan İslam Medeniyeti, her neşvünema bulduğu coğrafyaya abide eserler, kentler kurmuştur.
1,5 Milyar nüfuslu Hindistan’ın tek büyük tanıtım, turizm envanteri Tac Mahal’dir, Kızıl Kale’dir, Jaipur’dur; kısaca Babür Devleti’nin mirasıdır. İspanya’nın en gözde turizm beldeleri, 700 sene önce kıskançlık ve kinle yok edilip yağmalanan Endülüs Devleti’nden arta kalanlardır. Binbir Gece Masalları’nın Batı kültüründe karşılığı Bağdat’tır, Semerkant’tır…
Bugün İslam coğrafyasında Yemen, Filistin, Suriye, Irak, Libya, Lübnan ve son olarak da İran’da sürdürülen hayasız ve insani sınır tanımaz saldırılarda hedeflenen sadece Müslüman kardeşlerimiz değil; Bağdat’ta, Şam’da, İsfahan’da, Şiraz’da, Tebriz’de, Sana’da canlı yaşayan hafızamızdır, kimliğimizdir, benliğimizdir…
Kıbrıs’taki kardeşlerimize yardım niyeti ile elli küsur yıl önce gerçekleştirdiğimiz müdahale esnasında bile Batılılar bizi Sultanahmet Camii’ni bombalamakla tehdit etmişlerdi, içlerindeki hasedi ifşa edercesine.
Kültürel olarak, özellikle çocuklar ve genç nesillerde hedeflenen yıkımın yanı sıra İslam ülkelerindeki sosyal doku, altyapı ve zengin doğal kaynaklara yönelik saldırı ve gasp faaliyetlerinin; Haçlı Seferleri esnasında -görünüşte dinî ama gerçekte İslam beldelerinin zenginliğine el koyma amaçlı- sergilenen yağmadan hiçbir farkı yoktur.
Bütün bu olumsuz tablo ve şartlara rağmen; İslâm dışında hiçbir düşünce ve inanç sisteminin insanlığa teklif edilebileceği bir medeniyet tasavvuru yoktur. Batı ve Doğu toplumlarının varisi olduklarını iddia ettikleri Mısır, Yunan, Roma vb. medeniyetleri, antik ve arkaik olma kaderini yaşamak durumundadırlar.
İnsanlık için İslâm dışında hiçbir yeni atılım, diriliş potansiyeline sahip bir düşünce veya inanç oluşumu yoktur. Çünkü sadece İslâm -dolayısıyla Müslümanlar- hakikatin sancaktarlığını yapma imtiyazına sahiptir.
Milletimiz İSLÂM MİLLETİ’nin Ramazan Bayramı’nı kutlarken, ülkemiz tüm İSLÂM ÜLKESİ’ni, her türlü istila, işgal ve sömürülüşten kurtarmamız ve onu korumamız için gereken güç, irâde, cesaret, akıl ve imkânı vermesini ve ona yeniden eski kudret ve ihtişamını bağışlamasını, Cenab-ı Haktan niyaz ederiz.
BAYRAMLAŞMA DUYURUSU
Ramazan Bayramının ikinci günü (21.03.2026 Cumartesi) Haseki’de bulunan İstanbul İl Başkanlığımızda, Genel Başkanımız Sayın Lütfü Yılmaz’ın katılımıyla saat 17:30 – 19:30 arasında bayramlaşma yapılacaktır.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
BAYRAMLAŞMA DUYURUSU
Ramazan Bayramının ikinci günü (21.03.2026 Cumartesi) Haseki’de bulunan İstanbul İl Başkanlığımızda, Genel Başkanımız Sayın Lütfü Yılmaz’ın katılımıyla saat 17:30 – 19:30 arasında bayramlaşma yapılacaktır.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
Pakistan, İran, Türkiye
Dağıttılar birliklerini
En düşman ülkeler
Paktlar kurarken
Seni başbaşa koydular kaderinle
Ey İslâm ülkeleri
Birlik sizin ana ilkenizken
Paramparça oldunuz
Niçin ve neden
Her gün biriniz bir ziyafet konusu
Kurda kuşa
Kalanlarınız da giriyor sıraya
Bekliyorlar
Kurban edilme nöbetini
Sezai Karakoç / Alınyazısı Saati / 1988
BATININ DEĞİŞMEYEN AMACI TÜM İSLAM ÜLKESİNİ İSTİLA VE İŞGAL ETMEKTİR
İstanbul, 5 Mart 2026
İran’a yapılan saldırı sadece bu ülkeye yönelik değil, esasta İslam’a karşı bir saldırıdır. Ve bu saldırı, her zaman olduğu gibi, yalnız Batı’nın değil, Kuzey ve Doğu’nundur da.
Bu saldırının anlamı şudur: Batı (Amerika ve Avrupa), nükleer silâh sahibi olabilir, Rusya olabilir, Çin ve Hindistan olabilir, fakat herhangi bir İslâm ülkesi nükleer silâh sahibi olamaz.
Oysa, İnsanlık için büyük tehlike, Batı, Doğu ve Kuzey’dedir. Merkezde olan İslâm, Dünya Barışı için insanlığın tek garantisi, tek şansıdır. İslâm Dünyası uyanıp, bir an önce bir araya gelip, ABD, AB, Rusya ve Çin gibi büyük bir devlet veya Birlik kurmazlar ve nükleer silâh üretecek bir güce erişmezlerse, yakın bir zamanda, Doğu ile Batı arasında çıkacak büyük ve Topyekûn Savaş yüzünden İnsanlık, yok olma, Medeniyet de, taş devrine geri dönme durumuna düşecektir.
Kendilerinde, insanlığı yok edecek korkunç silahların sahibi olmaya hak görenler, sırf caydırıcı amaçla bu silâha sahip olmak isteme hakkını müslümanların ellerinden alamazlar. Hiçbir güç, müslümanlara, ikinci sınıf insan muamelesi yapamaz.
“Bölgemizde nükleer silâh istemiyoruz” diyen hayalperestler daldıkları hülyadan uyanıp, gerçekleri görsünler: bölgemizi ve hatta her tarafımızı, Batılılar, çevremizi de Doğulular ve Kuzeyliler nükleer silâhla doldurmuş ve donatmışlardır.
Batının amacı İslam dünyasına yönelik nihai işgali yapmak ve son darbeyi vurmaktır. Öyle bir işgal ki, bir daha İslam’ın dirilişi vaki olmasın, İslam haritadan silinsin. Tehdit hatta tehditten de öte içinde yaşadığımız gerçek budur.
Bugünün dünyasında büyük Osmanlı Devleti sonrası ortaya çıkan irili ufaklı devletçiklerin büyük devletler karşısında bir başına ayakta duracağını düşünmek ütopyadır. İslam ülkelerinin Batı’ya, Çin’e ya da Rusya’ya dayanarak onlarla sözde iyi ilişkiler kurarak, tavizler vererek varlıklarını sürdürmesi mümkün değildir.
Müslümanların geçmişteki gibi ayrılmalarının ve birbirleri ile kavgalarının mazeretleri yoktur. İslam Âlemi’nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur. İslam Âlemi ya topyekûn birleşecek ya da topyekûn esarete düşecektir.
Rahmetli Genel Başkanımız Üstad Sezai Karakoç’un Ramazan münasebeti ile 15 Mayıs 2021 de yayınladığı basın bildirisinde ifade ettiği somut öneriler bugün de geçerliliğini korumaktadır:
•“Müslümanlar uyanmalı, ortak değerlerde buluşmalı, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra yeri boş kalan Büyük İslâm Devleti’ni kurmalıdır.
•Bu mümkün olmazsa, İslâm Devletleri Birliği’ni kurup etkili bir şekilde karşı koymalıdır.
•İslâm İşbirliği Teşkilatı’nı BM’nin karşısında İslâm Milleti’nin kalesi yapmak lâzımdır.
•ECO gibi geçmişi olan bir kuruluşun da BM Güvenlik Konseyi’nin karşısında İslâm’ın gücünü ve yaptırım kudretini temsil etmesi gerekir.
•ECO’da Türkiye, İran, Pâkistan gibi önemli islâm devletleri yanında türkî cumhuriyetler vardır, arap kesimi zayıftır. Mısır ve Suudi Arabistan’ı da ECO’ya katabilmek mümkün olsa İslâm Güvenlik Kuruluşu gerçekleşir.
•Bunu daha önceleri 5 İslâm devletinin Merkezî İslâm Federasyonu’nu kurması, arkasından da Endonezya, Malezya, Bengaldeş gibi devletlerle Doğu İslâm Federasyonu’nu, Fas, Cezayir, Nijerya, Tunus gibi afrika İslâm ülkeleri ve Arnavutluk, Bosna, Kosova gibi balkan ülkeleri ile Batı İslâm Federasyonu ve tümüyle de İslâm Konfederasyonu kurulmasını çok kez yazdık.
•Şimdi federasyon yerine birlik kurulması önceliklidir. Tek kurtuluş yolu budur.
•En gerekli, en güncel, en hayatî olan budur. Bunun dışındakiler ikinci plandadır. Bir aylık orucun lisan-ı hâl ile söylediği sanırım budur.”
Son olarak 170 kız çocuğumuz başta olmak üzere saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, dost ve kardeş İran halkına sabırlar diliyoruz.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
GENEL BAŞKANI
LÜTFÜ YILMAZ
https://t.co/SljnFjV1r3
PARTİMİZ MENSUPLARINA VE BÜYÜK MİLLETİMİZE
İstanbul, 16 Kasım 2025
İslâm Milletinin uzun gecesinde, karanlığın koyu saatinde, her anının mazlumların kanlarıyla yıkandığına şahit olduğumuz bu utanç çağında; perdelenen hakikat ve kurtuluş yolunu bir kez daha açan merhum Üstadımız Sezai Karakoç’u rahmetle anıyoruz.
Üstadın 18 yıl önce bugün kaleme aldığı açıklamayı vefat yıldönümü vesilesi ile hatırlatıyoruz.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
GENEL BAŞKANI
LÜTFÜ YILMAZ
GÜNEŞ YENİDEN PARLAYACAKTIR
İstanbul, 16 Kasım 2007
Batılıların Ortadoğu dedikleri, İslâm Dünyasının merkez ülkeleri olan bölge, yaklaşık yüzyıldır tarihi bir şoku yaşıyor. Osmanlı devletinin, kendi öz adıyla Devlet-i Âliyenin (Yüce Devlet) yıkılmasının, ortadan kalkmasının şokunu.
Eski dünyanın ortası, merkezi olan bu bölge, tarih boyunca büyük devlet gücüyle ayakta durmuş, bir taraftan doğuyla batı arasında sağlıklı bir ilişkiyi, diğer taraftan doğu, batı ve orta dengesini kurmuş, böylece insanlığın mümkün olduğu ölçüde birarada bir bölgenin öbürünü ezmediği bir düzen sağlamıştır.
Kur’an-ı Kerim’de anlatılan, Doğu’ya ve Batı’ya dikilmiş Zülkarneyn setleri, İslâmın, bu, Doğu’yu da, Batı’yı da “yer”lerinde tutan gücünü sembolize etmektedir.
Abbasiler bunun ne güzel bir örneğidir.
Son büyük islâm devleti olan Devlet-i Aliye (Osmanlı Devleti), islâm ruhuna erişi ve yüzyılların birikimi ile bu bölgedeki çeşitli ırklara, mezheplere, hatta dinlere sahip toplulukları, antik dünyadan kalanlar dahil, adetleri, gelenekleri, inançları, medeniyetleriyle, farklı coğrafyalarıyla geniş bir alandaki insanları, mümkün olan bir sulh, sükûnet ve refah içinde yaşatmıştı. Bunu yaparken, Batı’nın ve Kuzey’in hiç durmayan saldırılarını karşılamayı da sürdürmekten geri kalmamıştı.
Ne yazık ki, yüzyıllar süren bu saldırılar sonunda bu kutlu devleti yıkmayı başardı Batı. Bunu da temelde teknoloji sayesinde yaptı.
Tarihe gömülen bu eşsiz devlet, yerinde, büyük, doldurulmaz derin bir boşluk bıraktı.
Kendisine üstünden güneş batmayan imparatorluk adını veren İngiliz İmparatorluğu, bu boşluğu doldurmak istedi. Ama bu mümkün değildi. Çünkü: o, ne kadar uyum sağlamağa çalışırsa çalışsın, sonuç itibariyle “yabancı”ydı. Dertleri bilemezdi. Çıkarı için gelmişti ve derdin kaynağı kendisiydi. Merkez İslâm bölgesini olduğu gibi, Doğu ve Batı İslâm Bölgelerini de Batılılar (Ruslar dahil) işgal, istilâ etmişlerdi.
İslâm için ne karanlık günlerdi, Yüce Devletin (Osmanlı Devleti’nin) yıkılış günleri.
Yerine bir çok sun’i, köksüz devletçikler türetilmişti. Bunlar da İngiltere’ye, Fransa’ya bağlı devletçiklerdi.
Sanki, islâmın son günleriydi.
Ama, en karanlık zamanlarda dahi, umudu kesmemek gerekir.
Çok zaman geçmedi, dünyayı paylaşamayan avrupalı devletler birbirine düştü. İkinci Dünya Savaşı dedikleri bu savaş, İslâm Âlemi için bir kurtuluş ümidini doğurdu. Bir çoğu bağımsızlığını ilan etti. İngilizler, Fransızlar, en sonunda Ruslar, İslâm ülkesinden kovuldular.
Ama ne yazık ki, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan sun’i devletçikler, ekonomi, askerlik, bilim ve teknoloji alanında gerekli güce ulaşamadıkları için kendini toparlayan Batı geri geldi.
Onları koruyacak, İslâm Âleminde düzeni sağlayacak, Batıya ve Doğuya haddini bildirecek, onları durduracak, Yüce Devlet (Devlet-i Aliye – Osmanlı Devleti) gibi bir devlet yok.
Sözde bize demokrasi, özgürlük, zulümlerden kurtuluş getiriyorlar. Oysa getirdikleri, ölüm, aşağılanma, sefalet, esaret ve köleliktir.
“YAKILIP YIKILAN İSLÂM ÜLKELERİNİN KURTULUŞU İÇİN ASIL ADIMLARI ATMA*
Müslümanlar uyanmalı, ortak değerlerde buluşmalı, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra yeri boş kalan Büyük İslâm Devleti’ni kurmalıdır. Bu mümkün olmazsa, İslâm Devletleri Birliği’ni kurup etkili bir şekilde karşı koymalıdır. İslâm İşbirliği Teşkilatı’nı BM’nin karşısında İslâm Milleti’nin kalesi yapmak lâzımdır. ECO gibi geçmişi olan bir kuruluşun da BM Güvenlik Konseyi’nin karşısında İslâm’ın gücünü ve yaptırım kudretini temsil etmesi gerekir. ECO için daha önce kendi çapımızda onu geliştirmek, etkin hale getirmek için çok teşebbüsümüz oldu; ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi. Oysa ECO’da Türkiye, İran, Pâkistan gibi önemli islâm devletleri yanında türkî cumhuriyetler vardır, arap kesimi zayıftı. Mısır ve Suudi Arabistan’ı da ECO’ya katabilmek mümkün olsa dediğimiz İslâm Güvenlik Kuruluşu gerçekleşir. Bunu daha önceleri 5 islâm devletinin Merkezî İslâm Federasyonu’nu kurması, arkasından da Endonezya, Malezya, Bengaldeş gibi devletlerle Doğu İslâm Federasyonu’nu, Fas, Cezayir, Nijerya, Tunus gibi afrika islâm ülkeleri ve Arnavutluk, Bosna, Kosova gibi balkan ülkeleri ile Batı İslâm Federasyonu ve tümüyle de İslâm Konfederasyonu kurulmasını çok kez yazdık. Şimdi federasyon yerine birlik kurulması önceliklidir. Tek kurtuluş yolu budur.
En gerekli, en güncel, en hayatî olan budur. Bunun dışındakiler ikinci plandadır...
Sadece kınamayla veya sert konuşmalarla, bağırıp çağırmakla bir yere varılmaz. “
*Üstad Sezai Karakoç , 15 Mayıs 2021
KURBAN BAYRAMI VE ESKİMEYEN HAKİKAT
İstanbul, 7 Haziran 2025
“Her şey eskir şu dünyada, Eskimeyen hakikattir. Dünyada sanki eskime, biricik kuraldır. O kurala karşı koyma da yaşamanın şartı. Canlı bir özle karşı konulur, eskimeye karşı durulur. Dağ, taş, ağaç, yıldız ve gök eskir. Eskimeyen hakikattir. Eskitmeyen, eskimeye karşı koyan canlı öz, ruhtan doğmadır. Ruh da İlahi bir kaynaktan. Ay, güneş, su, ateş, zaman ve saat eskir. Eskimeyen hakikattir…İnsan ne için yaratıldı? İnsan eskimeyen bir hakikat için yaratıldı. Eskimeyen, eskitilmeyen bir hakikat için. Gün gelir, kıyamet bile eskir. Eskimeyen hakikattir.”
“Ana ilkemiz hakikattir” şiarıyla yola çıkan partimizin kurucu Genel Başkanı Sezai Karakoç (rahmetle anıyoruz), hakikatin zaman üstü gerçekliğini böyle tarif etmişti. Yine Kurban Bayramı’nın değerini şu satırlarla gönüllere nakşetmiş idi:
“Bayramdır ve yine bayram. Haccın ve Kurbanın Bayramı. Hac, Kâbe ve Kurban Bayramı. Müslümanlardan başka kimsenin sırrını anlayamayacağı bayramdır bu bayram. Nimetlerin ve nimetlere ilişkin kudretlerin bayramı. “Lebbeyk” sesinin bayramı. Müslüman pazusunun gerildiği bayram. Şeytanın taşa boğulduğu ve gömüldüğü bayram. Taşın bile şeytanı ezme şuurunu kazandığı bayram.
Müslümanların kalbi yavaş yavaş Kâbe’ye yönelir. Kâbe inanmış ak kalplerin toplayıcısı olur. Teker teker çeker Müslümanları. Ve bayram günü, Müslümanların kalbi, ihramlara girerek dünyadan soyunmuş, tavaflarla dünyadan arınmış Müslümanların kalbi, Kâbe’de toplanarak, oradan Allah’a yükselir. Kâbe, ruhların kutsal bacası.
Müslümanlar kutlu yolculuğa çıkarlar. Peygamberlerin, sahabenin, velilerin, imamların, şehitlerin toprağa armağan bıraktıkları hatıraları ziyaret ede ede Mekke’ye ayak basarlar. Arafat’ı görür görmez ruhların yurdunu hatırlarlar. Kâbe’yi, bu şehadet anıtını, putların kırıldığına şahit anıtı, Hz. İbrahim’in elleriyle temel yapıya konmuş Hacer-i Esved’i görünce dünyayı aşarlar. Böylece her hac yolcusu, İslam tarihini, peygamberler tarihini, Peygamber devrini yaşamış olur. Dinin özü tarihle birleşir. Tarih, İslam içinde yerini alır her hac yolcusunun kalbinde.
Tarih ve ibadet birleşmiş, bir araya gelmiştir. Mekân, Kâbe’den başlayarak, çizgi çizgi hac yollarıyla, göğe, kutlu cihana açılır olmuştur. Her hacı, dönüşünde kasabasına ve şehrine Kâbe’den bir anlam taşıyacaktır. Allah’ın katına, Kâbe’den bir kurban gibi yükselmiş kalbini taşıyacaktır. Hintli, Afrikalı, Asyalı, Avrupalı ayrılmaksızın birbirine örülmüş kardeşlik ipliğinden bir kıvrım taşıyacaktır ülkesine. Müslümanların kanında bir kardeşlik kanı gibi dolaşacak olan zemzem taşıyacaktır.
Ramazan Bayramı yılın bayramıdır, Kurban Bayramı tarihin bayramı. Oruçta, Müslüman, tabiatla hesaplaşmasını yapar. Ramazan Bayramı da tabiatı yenişin bayramıdır. Kurban Bayramı ise, tarihi yaşamanın yemişi. Ve bu iki bayramla Müslüman, tarihi yüklenmiş ve tabiatı yenmiş olarak Yaratıcının karşısına çıkmış olacaktır. İnsan karşısında tabiatla tarih nasıl birbirini tamamlarsa, bu iki bayram da birbirlerini tamamlar, bütünler. İnsan, oruç ayı boyunca, içinde görünmeyen tabiatı yavaş yavaş kurban eder. Hac boyunca da İslâm tarihinin şuuruna vararak nefsini kurban etmeyi öğrenir. Kurban işte bu iç kurbanın sembolüdür.
Kurban, din fedakarlıklarının tarihini insanın varoluşuna katar. Hacılar, Kâbe’den üstlerine düşmüş bir ışıkla geri dönerler. Mekke ve Medine, İslâm ülkelerinin her tarafına, bütün kasaba ve şehirlere görünüş görünüş taşınır. Kimse bu hayatı değiştiremez. Bu hayatı Müslümanlara bağışlayan Allah’tır. Bayram, onun bayramıdır.”
“Allah’tan bir bağış gibi, Peygamberden bir armağan gibi, Kur’an’dan bir nefes gibi, sahabeden bir ses gibi, şehitlerden bir hatıra gibi, imamlardan bir ilim gibi” gelen bayramlar son yıllarda “adeta kendi genel varoluş ödevlerinin dışında bir misyon daha yüklenmiş bulunuyorlar.” Bu misyon, eskimeyen hakikati tamamen aşikâr hale getirerek, Müslümanları kaderin karşı karşıya bıraktığı karar ve seçim vaktinin idrakine vardırmaktır.
BAYRAMLAŞMA DUYURUSU
Kurban Bayramının ikinci günü (7.06.2025 Cumartesi ) Haseki’de bulunan İstanbul İl Başkanlığımızda, Genel Başkanımız Sayın Lütfü Yılmaz’ın katılımıyla saat 17:00 – 19:00 arasında bayramlaşma yapılacaktır.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
https://t.co/5JLJewVWWq
RAMAZAN BAYRAMI İSLÂM MİLLETİ’NE KUTLU OLSUN!
30 Mart 2025
ORUÇLARIMIZLA, İBADETLERİMİZLE, TÖVBELERİMİZLE DİRİLME, YAKILIP YIKILAN İSLÂM ÜLKELERİNİN KURTULUŞU İÇİN ASIL ADIMLARI ATMA
Allah’ın bize lütfettiği, her yıl imdâdımıza gönderdiği kutlu ay, Ramazan ayı, bin dört yüz kırk altıncı kez yine geldi. Bu geliş, onun ulvî vazifesidir. Kıyamet kopuncaya kadar da bu görevine devam edecek. Ne mutlu ona! Ne mutlu bize!
Oruç ki, insanı düşündürür. Geçmişine döndürerek ona olup bitenin muhasebesini yaptırır. Ömrün yanlış ve doğrularını insanın önüne serer. Bayrama çıkarken, insan daha bilinçli, daha güçlü ve daha umutludur.
Ramazan ayında hissettiğimiz yüce ve ulvi duyguların yanısıra, milletimizin dağınıklığının, İslâm ülkesinin sahipsizliğinin acısını da en yoğun şekilde yaşadık. Bu dağınıklık ve sahipsizlik yüzünden Gazze’de kısa bir zaman içerisinde yüzbine yakın kardeşimizi kaybederken elimizden hiçbir şey gelmedi. Uçaklar, füzeler ve bombalar halen şehrin üzerine ölüm kusmakta.
Bir yandan Gazze’de büyük bir katliam yaşanır ve hayatta kalabilen Müslümanlar tehcir edilirken, diğer yandan Batı Şeria’da Müslümanların mülklerine cebren el koyulmaktadır. Suriye ve Lübnan’da işgal genişleyip derinleşmekte, Yemen bombalanmakta, Sudan ve Libya yıkıcı bir iç savaşın pençesinde eritilmektedir. Doğu Türkistan, Keşmir ve Kudüs kendi haline terk edilmiştir. Batılı işgalcilerin planlarının bir parçası olarak Kıbrıs Batı’nın askeri üssü yapılmaktadır. İslam Milletinin tekrar birleşmemesi için her türlü gayret sinsice gösterilmekte, yeni işgal ve sömürü dönemine direnç göstereceği varsayılan İslam ülkeleri yalnızlaştırılarak birbirleriyle bağlantıları kesilmeye çalışılmaktadır.
Hal böyle iken, İslâm dünyasındaki yöneticiler çıkardıkları cılız sesler ile övünmekte. Saldırıların durması için Batı’dan medet ummakta, ABD’nin insafını ve yardımını beklemekte. Bu çağrıları yapanlar daima hüsrana ve hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Çünkü yapılan bu saldırılar, sadece, sözüm ona bir devletin kendi başına tertipleyip gerçekleştirdiği eylemler değildir. Batı’nın, Kuzey’in ve Doğu’nun; kendi aralarındaki Soğuk Savaş’ı sona erdirdikten sonra, düşman ilân ettikleri İslâm’a karşı açtığı “topyekûn savaşın” devamıdır.
İslâm Dünyasının yöneticileri ve aydınları, gerçek gündemi bir yana bırakıp sun’i gündemlerle uğraşıyor ve halkı meşgul ediyorlar. İslâm Milleti kendisini bulmasın diye dış güçler tarafından doğrudan ya da dolaylı yoldan telkin edilen gündemlere takılıp kalan yönetimler, aydınlar, siyasî partiler ve medya, gerçek diriliş yolunu keserek halkın dayanma gücünü tüketiyorlar.
Oysa bu kutlu ay bizi, fert olarak da toplum olarak da UYANMA’ya çağırıyor. “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Bölünmeyin, parçalanmayın” diyor. “Donanın!” diyor. Bilgiyle, yüce İslâm’ın inancı ve ahlâkıyla, feraseti ve öngörüsüyle donanın diyor.
Çağrısı, duruşu ve gelişiyle, sulh, sükûn, dayanışma ve kaynaşma ayı olan Ramazan bizlere: Kendi aranızdaki sorunları; görüşerek, anlaşarak, uzlaşarak, birbirinize karşı fedakârlık ve diğerkâmlıkla çözün, halledin diyor.
Ve bu kutlu ay İslam Milleti’ni; Hz. Peygamberin saadet dolu asrında olduğu gibi, medeniyetimizin parıldadığı çağlarda olduğu gibi BİR olmaya çağırıyor. Batı’dan, Doğu’dan ve Kuzey’den gelecek bölünme, parçalanma ve çatışma kışkırtmalarına kapılmayın diye sesleniyor bize.
Ümidimiz odur ki Milletimiz diriliş düşünce ve hareketinin sancaktârı olan YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ’nde, genç-yaşlı, kadın-erkek hiçbir ayırım olmaksızın her taraftan fevç fevç gelip görev alsın. Ülkemizin her tarafında il ve ilçe merkezlerimiz, temsilciliklerimiz açılsın. Ve böylece yüzyıllardır Milletimize kapalı olan kurtuluş ve yeniden kuruluş kapısı açılmış olsun.
İslam Milletinin 1446. Ramazan Bayramı kutlu olsun.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
https://t.co/Lj9mPJjsda
“…Aslında bizim hayatımız da yaratılışı itibari ile bir Miraçtır. Bizi Allah bir insan olarak yarattı, biz bir yolculuğa çıkıyoruz bu Allah'a gitme yolculuğudur… Toplumlar da insanların topluluğu olduğuna göre toplumun da amacı yine toplu olarak bir medeniyet olarak bir millet olarak Allah'a varmaktır…”
Mensubu olmaktan büyük onur duyduğumuz İSLAM MİLLETİ’nin Miraç kandilini kutlarız.
Partimiz Mensuplarına ve Büyük Milletimize
Kurucu Genel Başkanımız, Büyük Diriliş Hareketinin Piri, eserleriyle ve tertemiz yaşantısıyla, aydınlarımıza, kutlu milletimize, hepimize örnek olmuş, yol göstermiş, milletçe içine düştüğümüz birçok felakete gebe bu korkunç çağda, İslâm idealini, İslâm Milletinin Dirilişi, Büyük Devletimizin ve İslam Medeniyetinin Dirilişi idealini apaçık ortaya koymuş, bu ideali gerçekleştirecek neslin, Diriliş Neslinin yetişmesi için çalışmış, can emanetini Allah’a ve Diriliş Davası emanetini, Diriliş Nesline teslim etmiş çok sevgili Üstadımız başta olmak üzere ebediyete kavuşan büyüklerimizi, ağabeylerimizi ve yol arkadaşlarımızı rahmetle ve minnetle anıyoruz.
Üstad Sezai Karakoç'un 29 Haziran 2016 tarihinde Yüce Diriliş Partisi' nin 3. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmayı vefat yıl dönümü vesilesi ile hatırlatıyoruz.
"Kardeşlerim,
Partimizin 3. Olağan Büyük Kongresi vesilesiyle bir araya gelme mutluluğunu tattığımız şu anda yüce topluluğunuzu can ve gönülden selâmlıyor, bu bir araya gelmenin paha biçilmez değerini ta kalbimin derinliğinde yaşıyorum. Çünkü: Allah’ın izniyle, hiçbir karşılık beklemeden, bir ödev veya görevi yerine getirmek için ve bir sorumluluk gereği, bu durduğumuz yerde duruyoruz. Fazla ilerlemiş görünmesek de, asla gerilemediğimizi ve bir adım bile geri adım atmadığımızı duruşumuzla anlatmaktayız sanırım. Ülkemizin ve milletimizin karşı karşıya bulunduğu dış ve iç şartların en ağır baskısı altında olunan bir tarihî dönemde, bir çekirdek halinde de olsa, geleceğimizi güven altına almak, kalıcı kurtuluş ve diriliş atılımını gerçekleştirmek amacına, proğramına ve planına sahip bir hareketin topluluğu olma şuurunu taşıyor, bu sebeple varlığımızı sürdürmenin ne denli lüzumlu olduğunu, tarihin meşhur ifadesindeki, “Uyvar önündeki bir türk gibi” direnişimizi tarihin ve çağın bağrına yazıyoruz. Yıllar geçer, devirler değişir, bizim bu şanlı varoluş direnişimiz devam eder ve bir gün ve belki de hiç de beklenmeyen bir gün, muhteşem dirilişini, eşsiz dirilişimizi doğurur. Onun içindir ki, bu umutladır ki, sabırla yerimizde duruyoruz, duracağız. Bunun çilesini çekiyoruz, çekeceğiz. Ve sonunda, doğacak fecrin, bütün bu sabır ve çilelere değdiğini göreceğiz. İşte, şimdi, bu selâmlaşmamız, bu anlamla yüklü olduğu için bizim nazarımızda değer biçilmez bir kutluluktadır. Kendi inancımızda, kendi düşünce ve görüşümüzde, kendi yerimizde bulunduğumuz ve ayağımız kaymadığı için Allah’a ne kadar hamd ve şükürde bulunsak azdır.
Bize, bu kutlu ülkeyi, insanlık içinde en sahih kimlik olan kimliğimizi ve toplumumuzu diğer toplumlardan farklı kılan tüm değerleri, milletimiz İslâm Milletine bağışlamış olan Allah’a sonsuz kulluğumuzu arzederken; ve bu değerleri bize getirmiş bulunan başımız, baş tacımız Peygamber Efendimizi ve bu değerleri tam bir medeniyet bütünü halinde ebedî bir anıt gibi bize hediye eden ve miras bırakan büyüklerimizi sevgiyle, saygıyla ve rahmetle anıyoruz.
Büyük Kongremizi yapıp ruhumuzu ve enerjimizi tazeleyerek sağlıklı ve güvenli adımlarla yolumuza devam edecek ve gelecekte milletimizin yeniden ayağa kalkışı, toparlanışı ve çağın dirilişini gerçekleştirmesini sağlaması amacıyla, bize düşen görevi bütünüyle yerine getirmek için, olanca güç ve çabamızı sarfetmek onurunu taşıma şerefine ereceğiz.
... Ülkenin fiilen iki partiye dayanan siyasî yapısı devam ettiği için daha fazla genişlemek imkânını bulamadık. Partimizin İstanbul İl Merkezinde yaptığım çok sayıdaki konuşmada, Başkanlık Sistemi ve Yeni Anayasa konularından önce, Siyasî Partiler Kanunu’nun değiştirilerek, her türlü fikir partisinin kurulmasına imkân verilmesinin gerekliliği üzerinde ısrarla durmuştum. Ama ne yazık ki, bu konuda bir ilerleme kaydetmek mümkün olamamıştır.
PARTİMİZ MENSUPLARINA VE BÜYÜK MİLLETİMİZE
İstanbul, 30 Eylül 2024
Partimizin kurucularından, Merkez Disiplin Kurulu üyesi, yazar ve eğitimci değerli büyüğümüz Recep KIRIKÇI bugün Allah’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenaze namazı öğle namazını müteakip, Pendik Mehmet Ali Tunga Camii’nde kılınmış olup, Düzce İli Gümüşova İlçesi Selamlar Köyü’nde toprağa verilmiştir.
Diriliş Hareketine gönül vermiş, en kritik dönemlerde dâvamız için bütün gücüyle çalışmış ve şimdi vazifesini tamamlamış bir mensubumuz olarak, öte dünya hayatına başlamıştır. Kuşkusuz unutulmaz hizmetleriyle hareketimiz içinde yaşamaya ve anılmaya devam edecektir.
Değerli büyüğümüz merhum Recep KIRIKÇI, Yüce Diriliş Parti’mizin kurulduğu 2007 yılında MKYK üyesi olduğu gibi, Kurucu Genel başkanımız Üstad Sezai Karakoç’un vefatı sonrası yaptığımız kongreye de ileri yaşına ve hastalığına rağmen katılmış, en yaşlı üye sıfatı ile divan başkanlığını yaparak adeta son görevini deruhte etmiştir. Daha önce de 1990 yılında kurulup 1997 yılında kapatılan Diriliş Partisi’nin kurucuları arasında yer almış, o zorlu dönemde değerli hizmetlerde bulunmuş idi.
Milletimiz ve Ülkemiz, İslâm Milleti ve Ülkesinin yeniden diriliş hareketi bir gün hedefine vardığı zaman, bizlerle birlikte eminiz ki onun da ruhu şâd olacaktır.
Allah’tan, kendisine rahmet, âilesine, partimiz mensuplarına, eğitim camiasına ve milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Bu vesileyle, daha önce âhiret âlemine kavuşmuş büyüklerimizi ve arkadaşlarımızı da rahmetle anıyoruz.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ
GENEL BAŞKANI
Lütfü Yılmaz
https://t.co/nt6DyfvrDc