Yine ülkemize bir nevi ithal edilip çokça cilanan başka bir mütefekkirin (!) baltayı taşa vuruşunu görüyoruz.
Bu ülkenin ve gençlerinin ithal mütefekkirlere ihtiyacı yok! Kendi hazinelerimiz, kıymetlerimiz önümüzdeyken başka coğrafyalardan kahramanlar ithal ediyoruz.
Yazık!
🔴 Faslı düşünür Taha Abdurrahman:
İbn Teymiyye onu (Gazali'yi) aşmıştır. İbn Teymiyye, Aristo mantığını çürütmeyi başarmış; Kur'an'da ve İslam kültüründe var olan 'kıyas-ı evla' (evleviyetle kıyas) ve 'kıyas-ı temsil' (örnekleyerek kıyas) gibi istidlal (akıl yürütme) yöntemlerini ortaya koymak için çaba sarf etmiştir.
Gazali ise Aristo mantığını almış ve Kur'an'da bu mantıksal çıkarımlarla, bu mevcut akıl yürütme yöntemleriyle uyuşabilecek ayetleri aramaya başlamıştır. Bunlara 'mizanlar' (ölçüler) adını vermiştir; oysa bu mizanlar aslında Aristo’nun mantıksal kıyaslarından ibarettir. 'el-Kıstasü’l-Müstakim' adlı bir kitap yazarak bu mizanları yerleştirmiştir ki bu ölçüler aslında Aristo mantığıdır.
İbn Teymiyye gelmiş, mantığı gerçekten isabetli bir şekilde eleştirmiştir. Onun bu eleştirileri modern teorilerle de örtüşüyor. Ancak beni en çok üzen durum; İbn Teymiyye düşüncesi üzerine çalışanların, modern mantık araçlarına tam manasıyla vakıf olamamalarıdır. Bu yetersizlik nedeniyle, İbn Teymiyye’nin ortaya koyduğu fikirleri hakkıyla değerlendiremediler.
Ömr bir cûy-ı âbdır gûyâ
Hâne-i ten habâbdır gûyâ
Bağdatlı Rûhî
Su-akarsu (âb-cûy) çalkanarak hava kabarcığı (habâb) oluşturur.
Ömür, akarsu; insan da bu akarsuyun üstündeki hava kabarcığı gibidir.
Habâb (hava kabarcığı) parlak olsa da çabucak sönüvermesiyle bilinir!
ANNE VE ERKEK EVLATLAR
İnsan psikolojisiyle ilgili rehberlik vazifesi üstlenen uzmanlar olarak bıktırırcasına anneliğin önemini vurgulayıp duruyoruz. Kadınlar, iyi “ama niye tüm yükü bizim sırtımıza yüklüyorsunuz?” diye itiraz ederken hiç de haksız değiller. Evet, bu yük çok fazla ama bizim hele hele biz erkek evlatların da annemizden başka gideceğimiz kimimiz var? “Ağlarsa anam ağlar/ Gerisi yalan ağlar” sözünü tarih boyunca o kadar çok doğruladı ki tecrübelerimiz… Başımıza gelen dertler, bizi yolumuzdan alıkoymaya çalışan zorluklar, mihnetler karşısında o kadar çok annemizin karnındaki saadet günlerimize dönmeyi arzuladık ki…
Cahit Sıtkı Tarancı, “Anne Ne yaptın?” şiirinde bu en derin hislerimizi dile getirdi: “Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?/ Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?/ Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı/ Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim./ Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?/ Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?/ Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün./ Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?/ Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat?/ Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi?/ El aç yalvar gündüze geceye boyun uzat/ Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?/ Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim/ Anne istemiyordum ne tacı ne sarayı/ Anne karnında fazla yaramazlık mı ettim?/ Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?”…
Biz hep senin emin kucağına dönmeyi arzuladık, “sen artık yeter gelmeyin” deseydin belki her seferinde sana koşup gelmezdik. Ama öyle yapmak yerine, Arif Nihat Asya’nın “Anne” şiirinde anlattığı gibi davrandın: “İlk kundağın/ Ben oldum, yavrum;/ İlk oyuncağın/ Ben oldum./ Acı nedir/ Tatlı nedir… bilmezdin/ Dilin damağın/ Ben oldum./ Elinin ermediği/ Dilinin dönmediği/ Çağlarda, yavrum/ Kolun kanadın/ Ben oldum/ Dilin dudağın/ Ben oldum./ Belki kıskanırlar diye/ Gördüklerini/ Sakladım gözlerden/ Gülücüklerini…/ Tülün duvağın/ Ben oldum!/ Artık isterlerse adımı/ Söylemesinler bana/ ‘Onun Annesi’ diyorlar…/ Bu yeter sevgilim bu yeter bana!/ Bir dediğini iki/ Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki/ Ve seni öyle sevdim sana/ O kadar ısındım ki/ Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim/ Gün oldu kırdın…/ İncinmedim;/ İlk oyuncağın/ Ben oldum…/ Yavrum/ Son oyuncağın/ Ben oldum…/ Layık değildim/ Layık gördüler/ Annen oldum yavrum/ Annen oldum!” Sen böyle hissedip bunları söyleyince bize de her darlığımızda sana koşup gelmeyi arzulamak düştü…
..,,,,,,,,,
Türkçemizde hayrı şerden ayırt ettiren, hikmetle meşgul olan akıl olan “ög”, hem öğrenmeye kaynaklık eder hem “anne” manası taşır. O yüzden “annesiz” kalana, “ög-süz” deriz.
Attığımız her adımda senden biraz daha uzaklaşır, uzaklaştığımızı fark ettikçe seni daha çok özleriz anne. O yüzden hep döner geliriz kapına, hep sen orada ol, bizi hiç bırakma isteriz. O yüzden Üstat Necip Fazıl’ın “Anneme Mektup”u, hepimizin mektubudur: “Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,/ Her gün biraz daha süzülmekteyim./ Her gece, içinde mermer döşeli,/ Bir soğuk yatakta büzülmekteyim./ Böylece bir lâhza kaldığım zaman,/ Geceyi koynuma aldığım zaman,/ Gözlerim kapanıp daldığım zaman,/ Yeniden yollara düzülmekteyim./ Son günüm yaklaştı görünesiye,/ Kalmadı bir adım yol ileriye;/ Yüzünü görmeden ölürsem diye,/ Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.” (https://t.co/Q6YHa7sZpc ten alınmıştır)
"...Mecnûn Leylâ'yı sevmedi, Mecnûn Mevlâ'yı sevdi fakat Leylâ'da gördü. Sonra bir zaman geldi, Leylâ perdesi ref' olunca, "Leylâ Leylâ" derken Mevlâ'yı buldu. İnsan, aşk-ı mecâzîde kalmazsa, aşk-ı mecâzî, insanı aşk-ı hakîkîye götürür..."
"İlla görünmek isteyenler, görenlerin görmesine esir olurlar. Bu hal öyle çoğalır ki nihayet görenlerin görmesi olmasa, görünmez olup kaybolduklarını zannederler. Görünme isteği benliğin illetlerindendir."
Alıntı
Allah'ın çizdiği rotada yaşanan bir hayat;
- İnsanın kendisini gerçekleştirdiği,
- Yoksunluk değil tatminkârlığın olduğu,
- Varoluşsal can sıkıntısının değil huzurun olduğu,
- Hayata yetişememişlik hissinin değil her şeyin yerinde ve zamanında olduğu
bir hayattır.
Geçmişten bugüne devam eden ve hepimizin kulağında çınlayan bir geliş ve gidiş nağmesidir bu. Keder daima maddi lezzet nağmesinin bitiş noktasında insanı beklemektedir.
Zehebin kârı zehâb oldu zerin hâli keder
Ezelî ezgi budur geldi gider geldi gider
Nev'î
Altın dâhil maddi her şeyin nihayeti bir vesileyle elden kayıp gitmesidir. Bundan dolayı altın bir sürur vesilesi gözükse de aslında kederdir ve keder maddi olan her şeyin sonucudur.
‘Şafağın ne zaman geleceğini bilmeden
Her kapıyı açıyorum’
Emily Dickinson
Kapıları açık tut, şafak gelir. İyileşme, sevinç, taze başlangıçlar, yeni ilhamlar için dünyaya açık ol.
Karanlığı delen bir ışık hep vardır.
‘Gözü olana gün ışımıştır’.
Hz. Ali
Hep çalışıyoruz, ne için? Çabamızın çoğu dünya için olduğundan yetemiyor olabiliriz bir şeylere.
Düzeltmelerle geçiyor vaktimiz, peki ya içimiz ne hâlde? İtminana olan iştiyakımız bununla ilgili olabilir.
Allah'la irtibatımız, sosyal ilişkilerimiz kadar gündemimizde mi?
Hud/115 tefsirinde İsmail Hakkı Hz. "bir hayır ehlinden" aktarıyor:
"Kim ahireti için çalışırsa Allah da onun dünya işine yeter. Kim içini düzeltirse Allah da onun dışını düzeltir. Kim Allah'la kendi arasındaki şeyleri düzeltirse Allah da onun kullarla olan işlerini düzeltir."
Beni affeder misin
Huzurunda bir sabah
Dilimde ismin Allah
Ve yarım kalmış bir ah
İle gözyaşı döksem
Saatlerce diz çöksem
Yansam yakınsam dursam
Hadi kulum der misin
Beni affeder misin?
Yedilerle kırklarla
Bir gün hıçkırıklarla
Yoluna düşeceğim
Bir gün hıçkırıklarla
Y.B.Bakiler
Modern değil ama klasik Taşlıcalı da bu minvalde şöyle demiş:
Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa
Şâdmânım gam-ı yâr ile sevinmez yoktur
Bir gedâ cümle cihân mülküne sultân olsa
:)
İnsanların eli hep bir kapı kolunda. Gitmeye çok meraklılar. Sevdiklerini geride bırakmayı göze alabiliyorlar. Modern dünya, sevdiklerimizle mutsuzluğu tercih etmek yerine sevmediklerimizle sahte mutluluğu pompalıyor. Ben onlardan olmayacağım. Sevdiklerimle mutsuzluğa da varım
Kierkegaard şöyle der:
"Hayatını saklayan kişi, güzel yaşamıştır."
İlla böyle garip videolara gerek yok, ortada bir gösteriş veya arzıendam merakı varsa orada samimiyetin ve güzelliğin olmadığını pekâlâ bilmemiz gerekiyor.
Hep can atıyor halk fenâ mülküne amma
Bir hârice çıkmaz ki ne hâlet var içinde
Şeyh Gâlib
Bir şeyin tam olarak neler barındırdığı ancak dışarıdan nazarla görülebilir. Halkta ise fenaya hariçten bakacak istidat yoktur. Bu yüzden gam her zaman halk-ı cihânındır.
Hayata, daima çözülmesi gereken problemler yumağı gibi yaklaşan ve bu nedenle ondan âdeta hiçbir keyif alamayan; hayatın neşe ve zevkinden hissesi yalnızca sözden ibaret olan nice insan var. Bu durum, çoğunlukla farkında olunmayan, büyük bir mutsuzluk sebebi. Hayat yalnızca sorunlardan ibaret değil. Her insan ondan keyif almayı ve huzur duymayı da öğrenmeli.
Kaynağı din olmayan “dini” hassasiyetler, insanı yorar ve kaynağı din olan hassasiyetleri eritir. Gereksiz şeylere tahammül, gerekli şeyleri ihmal ettirir.
Çocukken mahallemizin cami imamı bayram namazı için şöyle bir formül vermişti:
İki salla bir bağla
Üç salla bir yallah
Zannediyorum 10 yaşındaydım ve hâlâ hatırımda. O gün bugündür bayram namazlarında sadece secdeye bakıyorum. :) Merhum hocamıza rahmet, dostlara kolaylık olsun.
Yine firkat nârına yandı cihân
Hasretâ gitti mübarek Ramazan
Nur ile bulmuştu âlem yeni cân
Firkatâ gitti mübârek Ramazan
N.Mısrî
Ramazan gidişiyle ne kadar mahzun ediyorsa bayram da gelişiyle o kadar mesrur kılıyor. Her günümüz Ramazan kadar bereketli bayram kadar güzel olsun.