Bahçeli ne kadar Türkleri seviyor,
Turancı ayağını ayaklarının altına alıp geziyor ve buna rağmen baş tacı gibi göstererek takiye yapıyor seçmenini kandırıyorsa,
DEM partisi de bahçeli kafası ayarlarıyla Kürtleri seviyor.
Ve ne yazık ki, Selahattin Demirtaş'ı zerre önemsemiyor.
Siyonistlerin ayağına giydiği en rahat papuçlardan biri,'KÜRT MESELESİ'' ve Terörist başı Öcalan'dır.
@PervinBuldan@dbdevletbahceli@hdpdemirtas@ozgurcelikchp@DEMGenelMerkezi
Son dönemde özellikle mevcut sisteme muhallif gözükenler,halk tabiriyle 'On düyor 30 diyor..'
CHP üzerinden bazı tartışmaları ve yorumları dikkatle, ama bir o kadar da zaman zaman endişeyle takip ediyorum. Ortada iddia ettildiği gibi CHP içerisinde basit bir "koltuk kavgası" değil. Bazılarının ısrarla göremek istememeleri ya da görmezden gelmelerinin sebei şu: CHP’nin içinde, partinin genetiğine sızmış bir "Kripto CHP" yapısı var. Sarayın adamları, bu köklü partide TEPE SEVİYESİNE kadar yükselmiş durumdalar. Ve ne yazık ki, karşılarında iyi niyet kurbanı olmuş koca bir seçmen kitlesi,vekiller ile gazeteciler ordusu var. Unutmayın ki; kötü niyetin en sevdiği sığınak, kurbanının iyi niyetidir.
Bazıları '' Kılıçdaroğlu kabul etmeseydi,filan gelir,o olmadı falan gelir diyor.
Keşke öyle olsa Ama değil,O kadar ya da bu kadar şeref-ahlak fukarası adam bulmak kolay değil. Buna rağmen,analizlerini Özgür Özel’in şahsı üzerine basarak veya magazinel aktörler üzerinden sığlaştırmaktalar. Sarayın,hukuku rezil rüsva ederek çiğnediği, memleketin varoluşsal bir krizden geçtiği bu ortamda, zaman zaman sadece "konuşmuş olmak için" konuşanlar izlenimi doğuyor. Ekranlarda %90 oranında doğruları söylüyorsunuz; buna şüphe yok. Ancak geriye kalan o %10'luk kısımda öyle şeyler söylüyorlar ki, o %90'lık doğruyu tamamen çürütüyorlar.''Kaş yapıp göz oyuyor,göze sürme çekerken,kaşı siliyorlar''
Taze bir bilimsel veriden hareketle, kendi retoriğinizi tartmanız için bir örnek vereyim: Gelişen genom teknolojileriyle primatların haritası çıkarıldığında, orangutanlar ile insanların DNA dizilimlerinin yaklaşık %98 oranında aynı olduğu görüldü. Eğer bir orangutanın DNA’sındaki o %2’lik fark moleküler düzeyde değiştirilse, o canlı biyolojik olarak bir insan olurdu. Tersten bakarsak; %98 oranında doğruyu konuşup, o kritik %2’de yanlış yaptığı takdirde veya fire verdiği zaman, bütün o entelektüel birikim gibi gözüken düşünceler ve konuşmalar, totalde "orangutan" seviyesinde kalıyor, insanı ve toplumu dönüştürecek o olgunluğa ulaşamıyor. Önemli olan, %2 bile fire vermeden, memleket meselesini o omurgalı bütünlükle konuşabilmektir. "Olay olmadan öngörmek ve tavır belirlemek'' elbette doğru bir yaklaşımdır ancak bunu somut veriler yerine soyut argümanlarla yaptığınızda, iş analizden çıkıp "niyet okumaya" giriyor. Somut gerçekler ortadayken, soyut teorilerle her defasında sorun çözülmez; aksine sorun ancak kriz anında somut müdahalelerle çözülür. Eğer derseniz ki, "CHP'nin acilen bu operasyonlara karşı kriz yöneten profesyonel bir masası her daim olmalı", bunu anlar ve sonuna kadar seçmenler olarak destekleriz. Fakat''Muhallif yorumcular''meseleyi çözmek yerine, her tıkanıklıkta sözü "Yeni parti kurun",'Özgür Özel bunu,şunu,berikini,ötekini yapmamalı'' sığlığına getirmek,bir yerden sonra havanda su döğmekle eşdeğer. Bu ülkenin kurtuluşu yeni tabelalarda değil, mevcut kalelerin içindeki o %2'lik Kripto virüsleri temizlemekten ve somut kriz masaları kurmaktan geçiyor. Lütfen o %2'lik fireyle, %98'lik doğrularınızı heba etmeyin.@BinnurAdaAslan@binnur_Ada
'GAZETECİ ve YORUMCULARIN DİKKATİNE''
Şunu net olarak iddia ediyorum,
Mutlak Butlan tartışmalarının başladığı ilk günden beri bu dava, hukuku tamamen ayaklar altına alarak yürütülmektedir. Bu süreç, en başından itibaren CHP içerisine sızmış mezhepçi, koltuk sevdalısı ve AK Parti/RTE iktidarının devamlılığına hizmet eden kripto unsurların bir operasyonudur. Temel amaç, Tom Barack’ın Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma planlarına hizmet eden bu kripto güruhun eliyle CHP'yi içeriden çökertmektir....Bu kripto elemanlar, Epstein davasının baş aktörlerinden Tom Barack ve onların tetikçileri (handyman) asla kazanamayacaklar! Bu topraklar; Irak, Suriye ya da Libya gibi değildir. Her bir karışı kan dökülerek, can verilerek kurulan bu devlette; resmi çetelerin, terör odaklarının ve onların arkasındaki egemen güçlerin asla galip gelemeyeceğinden adımız gibi eminiz.@istanbulbld@ozgurozeliletsm@istanbulorgutu@HukukCHP@mustafabalbay@BinnurAdaAslan@binnur_Ada
📢 ''Kemal Bey beni aradı ve yaşananlar hakkında kendisine sorular yönelttim. Benim oradan çıkardığım sonuç:
Kemal Kılıçdaroğlu bu sürecin tam merkezinde, hem belediye başkanlarının tutuklanması hem de mutlak butlan meselesinin bizzat içinde."
Prof. Dr. @orsanoymen1965
Bu kesitin tamamını izleyin:👇
📹https://t.co/d1YOa6Udj6
Barış Yarkadaş:
Sanki Kemal Bey hayatında utanılacak bir şey yapmış da sokağa çıkamayacakmış.
Sen sokağa çıktın da ne yaptın? 2 bin kişi götürdüğün mitingde 2 oy aldın.
TBMM kapısında çıkan arbedeler, statükonun iki tarafına da hizmet eder. Bir yandan mevcut iktidar muhalefetin bu darmadağınık, kavgalı ve aciz görüntüsünü kendi tabanını konsolide etmek için kullanır; diğer yandan KK takımı bu yapay kavga üzerinden "Bakın, saray bizi hâlâ tehdit görüyor" imajı çizmeye çalışır. Oysa tam bağımsızlık idealinden, sokaktaki açlıktan ve ülkenin kurumsal çöküşünden kopuk bu kavga, tamamen mühür üzerine kurulu bir tiyatrodur.
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Sarayın verdiği kararı yazıya döken Hukuk sayesinde CHP ikiye bölündü.Sarayın CHP'lileri ve Yüzseksen derece zıttında yer alan Cumhuiyetin Kurucusu M.K.Atatürk'ün CHP'si.
labirentlerin arkasına saklanarak genel kurulu ve sandığı kaçıran KK, tabana ve delegeye sunabilecek hiçbir siyasi vizyona sahip değiller. Bu arbede, sığ siyasi tartışmayı fikirsel boyuttan çıkarıp fiziksel bir çatışma zeminine çekmeye yaradı. Böylece, "Biz aslında mücadele ediyoruz ama Meclis'e bile sokulmuyoruz" diyerek kurultay taleplerini bastırmak, süreci bulandırmak ve koltuğu koruma süresini uzatmak istediler
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Sarayın CHP'lilerini temsil etmesi için Genel Müdür olarak atanan Kılıçdaroğlu, Partinin mühür ve anahtarını delege iradesiyle değil, iktidar güdümlü Ankara BAM kararlarıyla, yani yargı eliyle gasp etti. Bu durum, toplumda ve tabanda muazzam bir ahlaki meşruiyet krizi yarattı. "Kayyum" ya da "saray aparatı" damgasından kurtulmanın tek yolu, kendilerini de "devletin şiddetine ve engellemesine maruz kalan mağdurlar" olarak pazarlamaktı. Dikmen Kapısı’ndaki o barikatlar ve itiş kakış, bu "sahte muhalif" maskesini takabilmek için bilinçli olarak kışkırtıldı
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Mevcut siyasi kırılmaları, adliye koridorlarına sıkışmış parti içi kavgaları ve derinleşen ekonomik-toplumsal yapıyı bütün boyutlarıyla masaya yatırıp bakınca,
yaklaşan genel seçimler ve Türkiye'nin geleceği için karşımıza üç temel sacayağı çıkıyor.
Bu gidişat,önümüzdeki seçimlerin bir "sağ-sol" yarışından ziyade bir "meşruiyet, sistem ve kurumsal çöküş" seçimi olacağını gösteriyor.
Siyasetten,halk mevcut iktidardan ne kadar memnuniyetsiz olursa olsun, karşısında ülkeyi yönetebilecek kurumsal bir ciddiyet ve güven görmediği sürece radikal bir değişime gitmekte tereddüt eder.
CHP'nin mahkeme kararları, kayyum tartışmaları ve adliye koridorlarındaki "mutlak butlan" krizleriyle kendi içine gömülmesi, iktidar için bulunmaz bir nimet. Halk sokakta ekonomik hayatta kalma mücadelesi verirken, ana muhalefetin Dikmen Kapısı'nda koltuk ve mühür kavgası vermesi, seçmende muazzam bir "siyasetsizlik ve alternatifsizlik" hissi yaratıyor.
KK'nın kurgulanması sayesinde siyasetçilerin bu dik duruştan uzak, tamamen koltuk ve mühür odaklı hallerini gören vatandaş artık canından bezdi. Halk partilere o kadar kızgın ki, şu an her 10 kişiden en az 3’ü "Asla bunlara oy vermem, kararsızım" ya da "Sandığa gitsem de protesto oy atacağım" diyor. Bu oran Türkiye tarihinde görülmemiş bir seviye.
Eğer muhalefet seçime kadar bu darmadağınık, kavgalı ve halktan kopuk görüntüye devam ederse, gelecekte bizi şunlar bekliyor:
Halk, "Nasıl olsa kimse bizim derdimizi çözmüyor, hepsi aynı" diyerek sandığa gitmek istemeyecek. En büyük tehlike bu inançsızlık.
Büyük partilere kızan seçmen, tepki olarak yeni ve alternatif küçük partilere yönelecek. Meclis iyice parçalanacak ve seçimden sonra ülkeyi yönetmek, kararları almak çok daha zor hale gelecek.
Muhalefet kendi içinde bu kadar zayıf ve güvensiz bir görüntü verdikçe, mevcut iktidar ülkeyi kötü yönetse bile bir şekilde yerini korumaya devam edecek.
Yani,Atatürk'ün kurduğu o tam bağımsız, omurgalı ve halkçı çizgi; bugün hem mevcut düzenin hem de bu koltuk sevdalılarının eliyle tasfiye edilmek isteniyor. Halk bu yapay tiyatroyu bizzat görüyor. Eğer taban kendi sesini çıkarıp meşruiyeti mahkemelerde değil, doğrudan halkın içinde arayan dürüst bir iradeyi ortaya koyamazsa, seçimler sadece koltuktaki isimlerin değiştiği, ama sömürü çarkının aynen döndüğü bir oyuna dönüşecek @BinnurAdaAslan@binnur_Ada@binnuraslan
Dikmen Kapısı'nda çıkarılan arbede, delege karşısına çıkacak cesareti ve omurgası olmayan bir yapının, kendini siyaseten var etme konusundaki son çırpınışıdır.
Gerçek bir kurucu irade ve tam bağımsızlık inancı, Meclis kapılarında kontrollü arbedelerden medet ummaz;
meşruiyetini adliye saraylarından veya yapay sokak itişmelerinden değil, doğrudan halkın ve örgütün iradesinden alır.@BinnurAdaAslan@binnur_Ada@binnuraslan
TBMM kapısında çıkan arbedeler, statükonun iki tarafına da hizmet eder.
Bir yandan mevcut iktidar muhalefetin bu darmadağınık, kavgalı ve aciz görüntüsünü kendi tabanını konsolide etmek için kullanır;
diğer yandan KK takımı bu yapay kavga üzerinden "Bakın, saray bizi hâlâ tehdit görüyor" imajı çizmeye çalışır.
Oysa tam bağımsızlık idealinden, sokaktaki açlıktan ve ülkenin kurumsal çöküşünden kopuk bu kavga, tamamen mühür üzerine kurulu bir tiyatrodur.
@BinnurAdaAslan@binnur_Ada@binnuraslan
Sarayın verdiği kararı yazıya döken Hukuk sayesinde CHP ikiye bölündü,
Sarayın CHP'lileri ve Yüzseksen derece zıttında yer alan
Cumhuiyetin Kurucusu M.K.Atatürk'ün CHP'si.
labirentlerin arkasına saklanarak genel kurulu ve sandığı kaçıran KK, tabana ve delegeye sunabilecek hiçbir siyasi vizyona sahip değiller.
Bu arbede, sığ siyasi tartışmayı fikirsel boyuttan çıkarıp fiziksel bir çatışma zeminine çekmeye yaradı. Böylece, "Biz aslında mücadele ediyoruz ama Meclis'e bile sokulmuyoruz" diyerek kurultay taleplerini bastırmak, süreci bulandırmak ve koltuğu koruma süresini uzatmak istediler.@BinnurAdaAslan@binnuraslan
@kilicdarogluk,
Sarayın CHP'lilerini temsil etmesi için Genel Müdür olarak atanan Kılıçdaroğlu,
Partinin mühür ve anahtarını delege iradesiyle değil, iktidar güdümlü Ankara BAM kararlarıyla, yani yargı eliyle gasp etti.
Bu durum, toplumda ve tabanda muazzam bir ahlaki meşruiyet krizi yarattı.
"Kayyum" ya da "saray aparatı" damgasından kurtulmanın tek yolu, kendilerini de "devletin şiddetine ve engellemesine maruz kalan mağdurlar" olarak pazarlamaktı. Dikmen Kapısı’ndaki o barikatlar ve itiş kakış, bu "sahte muhalif" maskesini takabilmek için bilinçli olarak kışkırtıldı.@binnur_Ada@binnuraslan@BinnurAdaAslan
'HAİN KEMAL' sesleri Meclis Kapısını inletiyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün CHP’si, tam bağımsızlık ideali, anti-emperyalist duruş ve devletin omurgasını oluşturma misyonu üzerine inşa edilmiş radikal bir modernleşme projesiydi.
Bugün "Sarayın CHP takımı" olarak nitelendirilen ve sokakta protesto edilen yapı ise, mevcut sistemin (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) dayattığı %50+1 dengeleri içinde hayatta kalmaya çalışan, pragmatik ve sistem içi bir muhalefet dilini benimsemiş durumda.
Kurucu ideoloji ile güncel siyasetin bu pragmatizmi karşı karşıya geldiğinde, tabanda ve kamusal alanda bu tür şiddetli kırılmalar elbette kaçınılmaz.